Karanlık Mod
06-01-2026
Logo
Ayrıntılı Tefsir – Felak Suresi –1-4 Ayetlerin Tefsiri – Şer (Kötülük), Sihir ve Haset
   
 
 
Rahman ve Rahim Olan Allah’ın Adıyla  
 
Hamd Âlemlerin Rabbi olan Allah’a mahsustur. Salât ve selam dürüst ve sözünün eri olan Rasulullah (s.a.v)’e olsun. Allahım senin öğrettiklerin dışında bir bilgimiz yoktur, sen alim ve hakimsin. Bize faydalanacağımız ilmi öğret, öğrendiklerimizden de faydalanmayı nasip et, ilmimizi arttır. Bize hakkı hak olarak göster ve ona itaat etmeyle bizi rızıklandır, batılı da batıl olarak göster, ondan sakınmayı nasip eyle. Bizi sözü işitip en güzel şekilde itaat edenlerden eyle. Ve bizi rahmetinle salih kullarınla beraber cennetine ulaştır.

Bu sure ve ardından gelen Nas Suresinin faziletleri hakkındaki hadis-i şerifler:


Değerli kardeşlerim, Bugünkü suremiz Felak Suresi… Allah Teala buyuruyor ki:

﴾ قُلۡ أَعُوذُ بِرَبِّ ٱلۡفَلَقِ (1) مِن شَرِّ مَا خَلَقَ (2) وَمِن شَرِّ غَاسِقٍ إِذَا وَقَبَ (3) وَمِن شَرِّ ٱلنَّفَّٰثَٰتِ فِي ٱلۡعُقَدِ (4) وَمِن شَرِّ حَاسِدٍ إِذَا حَسَدَ(5) ﴿

[ سورة الفلق ]

“De ki: “Yarattığı şeylerin kötülüğünden, karanlığı çöktüğü zaman gecenin kötülüğünden, düğümlere üfleyenlerin kötülüğünden, haset ettiği zaman hasetçinin kötülüğünden, sabah aydınlığının Rabbine sığınırım.” 

[ Felak Suresi: 1-5 ]

Rasulullah (s.a.v.) ashabından bazılarına şöyle buyurmuştur:

(( أَلَمْ تَرَ آيَاتٍ أُنْزِلَتْ اللَّيْلَةَ لَمْ يُرَ مِثْلُهُنَّ قَطُّ قُلْ أَعُوذُ بِرَبِّ الْفَلَقِ وَقُلْ أَعُوذُ بِرَبِّ النَّاسِ. ))

[ مسلم عن عقبة بن عامر ]

“Görmedin mi, bu gece benzeri asla görülmemiş ayetler indirildi. Kul eûzu bi-Rabbi’l-felak ve Kul eûzu bi-Rabbi’n-nâs.”  

[ Müslim Ukbe b. Amir’den rivayet ermiştir ]

Yine Cabir (r.a)’den şöyle nakledilmektedir: Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyurdu:

(( اقْرَأْ يَا جَابِرُ، قُلْتُ: وَمَاذَا أَقْرَأُ بِأَبِي أَنْتَ وَأُمِّي يَا رَسُولَ اللَّهِ؟ قَالَ اقْرَأْ قُلْ أَعُوذُ بِرَبِّ الْفَلَقِ وَقُلْ أَعُوذُ بِرَبِّ النَّاسِ فَقَرَأْتُهُمَا فَقَالَ اقْرَأْ بِهِمَا وَلَنْ تَقْرَأَ بِمِثْلِهِمَا. ))

[ النسائي عَنْ جَابِرِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ ]

“Oku ey Cabir. ‘Anam babam sana feda olsun Ya Resulallah ne okuyayım?’ dedim. Şöyle buyurdu: ‘Kul eûzu bi-Rabbi’l-felak ve Kul eûzu bi-Rabbi’n-nâs.” Bu iki surenin fazileti ile ilgili çok fazla hadis vardır.  

“De ki, sabah aydınlığının Rabbine sığınırım.” Ayetine gelelim. “De ki” fiilinden daha önce bahsetmiştik. Rasulullah (s.a.v.) bu ayetin metnini okumakla emrolunmuştur. Kuran’ı Kerim harfi harfine, harekesi harekesine, tüm metni ve tertibi ile Allah’tan gelmiştir. Yani Kuran’ı Kerim’deki her şey tam metni ve lafızlarıyla Allah katından indirilmiştir.

“Felak” kelimesi alimler tarafından farklı şekillerde yorumlanmıştır: 

Allah Teala buyuruyor ki: “Felakın (sabah aydınlığının) Rabbine sığınırım.” Bu ayetin ağırlık merkezinde felak kelimesi vardır. Alimler bu kelimeyi farklı yollarla açıklamışlardır. Ancak bu açıklama ve yorumlar içerisinde tercih edilen görüşe göre, felak kâinatın tamamıdır. Hiçbir şey ortada yokken Allah Teala vardı ve Rabbimiz kâinatı yarattı. Yani kâinat ortaya çıktı. İşte kâinat felaktır. (Felak kelimesi yarmak, yarılmak anlamlarına gelmektedir.) Gökyüzü yağmur için yarılır, öyleyse yağmur felaktır. Yeryüzü bitkiler için yarılır öyleyse bitkiler felaktır. Kadın çocuk doğurur, öyleyse çocuk felaktır. Ağaç filiz verir, filiz felaktır. Filiz çiçek verir, çiçek felaktır. Çiçek meyve verir, meyve felaktır. Dişi hayvan doğurur, yavrusu felaktır. Hayata gelen her şey yokken, bizim için gayp iken sonradan ortaya çıkmıştır. Yarılmış ve meydana gelmiştir, onlar felaktır. Ancak bazı müfessirler der ki: Felak Suresi yaratılmış olan tüm kötülüklerden Allah’a sığınmaktır. Nas Suresi ise vesvese veren şeytanın şerrinden Allah’a sığınmaktır. 

﴾ قُلۡ أَعُوذُ بِرَبِّ ٱلنَّاسِ (1)مَلِكِ ٱلنَّاسِ (2)إِلَٰهِ ٱلنَّاسِ (3)مِن شَرِّ ٱلۡوَسۡوَاسِ ٱلۡخَنَّاسِ (4) ﴿

[ سورة الناس ]

“Sinsi vesvesecinin kötülüğünden, insanların Rabbine, insanların Melik’ine, insanların İlâh’ına sığınırım.” 

[ Nas Suresi: 1-4 ]

Engelleyemediğiniz şeyler için Felak Suresi ile Allah’a sığının. Hata ettiğiniz ve bedelini ödediğiniz şeyler için Nas Suresi ile Allah’a sığının. İnsanın başına gelen şeyler vardır, kişi bunları engelleyemez, bunlar kaza ve kader olarak adlandırılır. Bunlardan Felak Suresi ile Rabbinize sığının. Bir de insanın amelleri ve hataları vardır, bunlar kişiye sıkıntı verirler. İşte onlardan da Nas Suresi ile Allah’a sığının. “Eûzü (sığınırım)” kelimesi her anlamda iltica etme, himayesini isteme, yardım talep etme, sığınma isteme gibi anlamlar ifade eder. Bu anlamların hepsi “eûzü” kelimesinin istifadesi dahilindedir. Deriz ki, “çocuk annesine sığındı.” Yani onun himayesine girdi. Ondan korunma istedi, onun yanında barındı, annesinin yanında güven buldu. Düşmanlarına karşı, korkunç, vahşi hayvanlardan sığınıp annesinin himayesine girdi. Allah Subhanehu ve Teala’nın kötü varlıkları vardır, cansız varlıklardan yarattığı şeyler, yıldırımlar, volkanlar, depremler, hastalıklar, insan türünden gelen tehlikeler vardır. Kötü insan eziyet sever, size işkence etmekten hoşlanır. “Felakın (sabah aydınlığının) Rabbine sığınırım.”

Emrimize itaat edin, sizin için örtülerimizi kaldıralım.

Çünkü biz sevenlere rıza ve lütuf bahşettik.

Himayemize sığının ve huzurumuzda korunun ki,

Sizi yarattıklarımızın şerrinden koruyalım.

[ Ali b. Muhammed b. Vefa ]


Allah Teala felak kelimesi ile tüm kainatı zikretmeyi murat etmiştir:


“Felakın (sabah aydınlığının) Rabbine sığınırım.” “Eûzü (sığınırım)” kelimesi himayeni isterim, iltica ederim, yardım ve korunma talep ederim, senden güven ve huzur isterim anlamlarına gelmektedir. Az önce bahsettiğimiz gibi felak kelimesi kâinatın tamamını ifade eder. Evrende ortaya çıkmış olan, var olan her şey felaktır. Gökyüzü yağmur için yarılır, yeryüzü bitkiler için yarılır, kadın doğum yapar, filiz çiçeklenir, çiçek meyveye dönüşür. Gözünüzün gördüğü her şey felak kelimesi kapsamına girer.
Bazıları der ki: Felak sabah demektir. Ama felak kelimesi sabahtan daha geneldir. İstiaze konusuna gelirsek, bir İstiaze eden yani sığınan vardır, bir sığınılan vardır, bir de kendisinden Allah’a sığınılan şey vardır. Mümine sığınması emredilmiştir. Mümin Allah’a karşı mütevazidir. Kalbinde kibir yoktur. Allah’ın azabından ve kudretinden korkar. Allah’a sığınır zira sığınan kuldur. Varlıkların kötülüklerinden kaynaklanan hayattaki tehlikeler kendisinden Allah’a sığınılacak şeylerdir. Allah Subhanehu ve Teala da kendisine sığınılandır. İnsan Allah’tan başkasına sığındığı zaman şirk koşmuş olur. Kendi gücüne veya bir yakınına sığınması şirktir. Malına güvenip “para her şeyi halleder” derse yine şirke girmiş olur. “Felakın (sabah aydınlığının) Rabbine sığınırım.” Tabi  فلق kelimesi فَعَل  kökünden türemiştir. Tıpkı ‘kasas (kıssalar)’ kelimesinde olduğu gibi. Cümlede meful yani nesne konumundadır. Yani kasas kelimesi anlatılan şeyler anlamında gelmiştir. Allah Teala’nın var ettiği her şey felaktır. Sanki Allah Teala felak kelimesi ile tüm kainatı kastetmiştir. Gözlerinizin gördüğü veya görmediği her şey, hissettiğiniz ya da hissetmediğiniz her şey felak kelimesi kapsamında değerlendirilir. O halde Felakın yaratıcısı Felakın Rabbidir. Sadece O kendisine sığınılmaya layık olan varlıktır. Çünkü Allah her şeye gücü yeten, her şeyi var eden ve yaratandır. Korktuğunuz şey ise, Allah’ın elinde, O’nun kudretindedir. Allah Teala buyuruyor ki:

﴾ ذَٰلِكُمُ ٱللَّهُ رَبُّكُمْ ۖ لَآ إِلَٰهَ إِلَّا هُوَ ۖ خَٰلِقُ كُلِّ شَىْءٍۢ فَٱعْبُدُوهُ ۚ وَهُوَ عَلَىٰ كُلِّ شَىْءٍۢ وَكِيلٌ (102) ﴿

[ سورة الأنعام ]

“İşte sizin Rabbiniz Allah. O’ndan başka hiçbir ilâh yoktur. O, her şeyin yaratıcısıdır. Öyle ise O’na kulluk edin. O, her şeye vekil (her şeyi yöneten, görüp gözeten)dir.” 

[ Enam Suresi: 102 ]


Allah Subhanehu ve Teala felakın Rabbidir, sığınılmaya tek başına layık olandır: 


Allah Teala buyuruyor ki:

﴾ إِنَّ رَبَّكُمُ اللَّهُ الَّذِي خَلَقَ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضَ فِي سِتَّةِ أَيَّامٍ ثُمَّ اسْتَوَىٰ عَلَى الْعَرْشِ يُغْشِي اللَّيْلَ النَّهَارَ يَطْلُبُهُ حَثِيثًا وَالشَّمْسَ وَالْقَمَرَ وَالنُّجُومَ مُسَخَّرَاتٍ بِأَمْرِهِ ۗ أَلَالَهُ الْخَلْقُ وَالْأَمْرُ ۗ تَبَارَكَ اللَّهُ رَبُّ الْعَالَمِينَ (54) ﴿

[ سورة الأعراف  ]

“Şüphesiz ki rabbiniz, gökleri ve yeri altı günde yaratan, sonra arşa istivâ eden; geceyi, durmadan kendisini kovalayan gündüze bürüyüp örten; güneşi, ayı ve yıldızları emrine boyun eğmiş durumda yaratan Allah’tır. Bilesiniz ki, halk da emir de (yaratma ve yönetme) yalnız O’na aittir. Âlemlerin rabbi olan Allah yüceler yücesidir.” 

[ Araf Suresi: 54 ]


Yine Allah Teala şöyle buyuruyor:

وَٱللَّهُ يَقْضِى بِٱلْحَقِّ ۖ وَٱلَّذِينَ يَدْعُونَ مِن دُونِهِۦ لَا يَقْضُونَ بِشَىْءٍ ۗ إِنَّ ٱللَّهَ هُوَ ٱلسَّمِيعُ ٱلْبَصِيرُ(20) ﴿

[ سورة غافر ]

 “Ve Allah adaletle hüküm verir; onların Allah’tan başka taptıkları ise hiçbir şeye hükmedemezler. Kuşkusuz Allah her şeyi en iyi işiten ve en iyi görendir.”  

[ Gafir Suresi: 20 ]


Yine Cenab-ı Hak şöyle buyuruyor:

﴾ مِن دُونِهِ ۖ فَكِيدُونِي جَمِيعًا ثُمَّ لَا تُنظِرُونِ (55) ﴿

[ سورة هود ]

 “O'ndan başka (taptıklarınızın hepsinden uzağım).  Haydi hepiniz bana tuzak kurun; sonra da bana mühlet vermeyin!”  

[ Hud Suresi: 55 ]


Ve Allah Teala şöyle buyuruyor:

﴾ إِنِّى تَوَكَّلْتُ عَلَى ٱللَّهِ رَبِّى وَرَبِّكُم ۚ مَّا مِن دَآبَّةٍ إِلَّا هُوَ ءَاخِذٌۢ بِنَاصِيَتِهَآ ۚ إِنَّ رَبِّى عَلَىٰ صِرَٰطٍۢ مُّسْتَقِيمٍۢ(56) ﴿

[ سورة هود ]

 “İşte ben, hem benim, hem sizin Rabbiniz olan Allah’a dayandım. Yeryüzünde bulunan hiçbir canlı yoktur ki, Allah, onun perçeminden tutmuş olmasın. Şüphesiz Rabbim dosdoğru bir yol üzerindedir.” 

[ Hud Suresi: 56 ]


Allah Subhanehu ve Teala felakın Rabbidir. Sığınılmaya layık olan sadece O’dur. Allah dışında herhangi bir şeye sığınırsanız şirke düşersiniz. Yarattığım varlıklar içerisinde bana sığınan, niyetini bilmediğim hiçbir varlık yoktur. Göklerde ve yeryüzünde olanlar ona tuzak kurarlarsa aralarından onlara bir çıkış yolu yaratırım. Yine benim dışımda bir varlığa sığınan herkesin niyetini de bilirim ve yeryüzünü ayaklarının altından kaydırırım. Önlerine gökyüzünün afetlerini koyarım. Şimdi kendinize bir sorun: Size bir musibet uğrarsa kime sığınırsınız? Güçlü ve nüfuz sahibi bir yakınınıza mı, durumu değiştirebilecek bir vasıtaya mı, insanlara önceden verdiğiniz paralarınıza mı yoksa Allah Azze ve Celle’ye mi sığınırsınız? Rasulullah (s.a.v.) bir sıkıntı ile karşılaştığında hemen namaza koşardı. İmanın alametlerinden biri Allah’a sığınmaktır. O’na yönelmek, O’nun himayesine, O’nun gölgesine sığınmaktır. “Felakın (sabah aydınlığının) Rabbine sığınırım.” Bu peygamber Efendimize yönelik bir emirdir. Peki, sen kimsin? Allah Azze ve Celle peygamberlerine emrettiklerini müminlere de emretmiştir. Bunu Allah Teala’nın şu ayetinin tefsiri de doğrulamaktadır: 

إِنَّ اللَّهَ فَالِقُ الْحَبِّ وَالنَّوَى يُخْرِجُ الْحَيَّ مِنْ الْمَيِّتِ وَمُخْرِجُ الْمَيِّتِ مِنْ الْحَيِّ ذَلِكُمْ اللَّهُ فَأَنَّا تُؤْفَكُونَ(95) ﴿

[ سورة الأنعام ]

“Şüphesiz Allah, taneyi ve çekirdeği yarıp filizlendirendir. Ölüden diriyi çıkarır. Diriden de ölüyü çıkarandır. İşte budur Allah! Peki (O’ndan) nasıl çevriliyorsunuz?”  

[ Enam Suresi: 95 ]

Diğer bir ayette Allah Teala şöyle buyuruyor:

فَالِقُ الْإِصْبَاحِ وَجَعَلَ اللَّيْلَ سَكَناً وَالشَّمْسَ وَالْقَمَرَ حُسْبَاناً ذَلِكَ تَقْدِيرُ الْعَزِيزِ الْعَلِيمِ(96) ﴿

[ سورة الأنعام ]

 “O, karanlığı yarıp sabahı çıkarandır. Geceyi dinlenme zamanı, güneşi ve ayı da ince birer hesap ölçüsü kıldı. Bütün bunlar mutlak güç sahibinin, hakkıyla bilenin takdiridir (ölçüp biçmesidir).”  

[ Enam Suresi: 96 ]


Sadece Allah’tan başkasına sığınmak bile şirk koşmaktır:


Allah Subhanehu ve Teala müminseniz sığınmanız gereken tek ilahtır. Eğer O’ndan başkasına sığınırsanız imanınıza halel gelir. İmanınıza şirk karışır. Allah Teala buyuruyor ki:

﴾ وَمَا أَكْثَرُ النَّاسِ وَلَوْ حَرَصْتَ بِمُؤْمِنِينَ(103) ﴿

[ سورة يوسف ]

 “Sen ne kadar inanmalarını istesen de insanların çoğu inanmazlar.”  

[ Yusuf Suresi: 103 ]

Allah Teala buyuruyor ki:

﴾ وَمَا يُؤْمِنُ أَكْثَرُهُمْ بِاللَّهِ إِلَّا وَهُمْ مُشْرِكُونَ(106) ﴿

[ سورة يوسف ]

 “Onların çoğu ortak koşmadan Allah’a iman etmezler.” 

(Yusuf Suresi: 106)
Sadece Allah Teala’dan başkasına sığınmak bile şirk koşmaktır. Bu sebeple bir kimse bir işe koyulduğu zaman yapılan meşhur dua şudur: Allahım, kendi kuvvet ve kudretimi bıraktım, senin güç ve kudretine sığındım. Ey sağlam kuvvet sahibi olan Allahım.”  Size ne zaman ki bir musibet hayaleti belirir de bir insanın kuvvetli olduğunu ve bu güçle size istediğini yapabileceği vehmine kapılırsanız deyin ki: “Felakın (sabah aydınlığının) Rabbine sığınırım.” Rasulullah (s.a.v.) bu konuda sizin için bir örnek değil midir? Müminin alametlerinden biri Allah’a sığınmaktır. Kendilerini büyük görenler, hatta her şeyden büyük görenler vardır. Ama bu kibirdir. Kibirli kimsenin ilacı yoktur. Hiçbir kibirli insan yoktur ki, Allah Teala onun o kibrini kırmış olmasın. 

(( لَا يَدْخُلُ الْجَنَّةَ مَنْ كَانَ فِي قَلْبِهِ مِثْقَالُ ذَرَّةٍ مِنْ كِبْرٍ قَالَ رَجُلٌ إِنَّ الرَّجُلَ يُحِبُّ أَنْ يَكُونَ ثَوْبُهُ حَسَناً وَنَعْلُهُ حَسَنَةً قَالَ إِنَّ اللَّهَ جَمِيلٌ يُحِبُّ الْجَمَالَ الْكِبْرُ بَطَرُ الْحَقِّ وَغَمْطُ النَّاسِ ))

[ مسلم عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ مَسْعُودٍ ]

 “Kalbinde zerre kadar kibir olan kimse cennete giremez.” Sahabinin biri: “İnsan elbise ve ayakkabısının güzel olmasını arzu eder’, deyince şunları söyledi: ‘Allah güzeldir, güzeli sever. Kibir ise hakkı kabul etmemek ve insanları küçümsemektir.”  

[ Müslim Abdullah b. Mesud’dan nakletmiştir ]


Şer ekstra bir durumdur aslolan hayırdır:


Allah Teala şöyle buyuruyor:

﴾ قُلْ أَعُوذُ بِرَبِّ الْفَلَق*مِنْ شَرِّ مَا خَلَقَ ﴿

 “De ki: “Yarattığı şeylerin kötülüğünden, sabah aydınlığının Rabbine sığınırım.” 

Çok önemli bir nokta var. Umarım sizin için de gayet açıktır. Allah Subhanehu ve 
Teala kötülüğü yaratmaz. Peki birisi “kötülüğü kim yarattı?” diye sorarsa, tabi ki doğru inancımıza göre; Biz kadere hayır ve şerrin Allah’tan geldiğine iman ederiz. Fakat şer yani kötülüğün kaynağı nedir? Allah Teala’nın yarattığı her şey bizim için hayırdır. Öyleyse kötülük nerden gelir? İnsan Allah’tan gafil olduğunda, arzularını doyurmak için hareket eder. Bu hareketi Allah Teala’dan gelen bir basiret ve hidayet olmadan yapınca da kötülüğe düşer. Peki, insandan kötülük ne zaman sadır olur? Allah Teala’dan habersiz, gafil olduğunda… Zira Allah Teala insana kendisinden gafil olmamasını emretmiştir. Aktif bir araba yetenekli ve bilge bir sürücüye sahip olduğunda, tüm alet ve edevat elinde, her şey kontrolünde olduğunda ve mesela farı yanıyorsa bu iş hayırdır, sorunsuzdur. Kişiyi gideceği yere götürür. Ama aracın şoförü sarhoşsa, alkolikse, tabi ki trajik bir kaza gerçekleşebilir. Yine mesela farları sönerse de kaza olabilir. İşte kötülük ekstra bir durumdur, aslolan hayırdır. Kişi Allah’a yöneldiğinde iyidir, Allah’tan koptuğunda, Allah ile ilişkisini kopardığı ve O’ndan yüz çevirdiğinde, Allah’ın hidayeti olmaksızın arzularını tatmin edecek şekilde hareket ettiğinde de kötülüğe saplanır. Kötülük ancak bir insan körü körüne hareket ettiğinde meydana gelir. Ama ihtiyaçlarını gidermek için arzularına Allah’ın emirleri doğrultusunda uyarsa ilahi hidayete uygun davranırsa kötülüğe girmez. Evlenir ve hayırlı iyi bir iş yapmış olur. Eşi ile birlikte yaşar ve onunla huzur bulur. İyi evlatlar dünyaya getirir. Onları Allah ve peygamber sevgisi ile yetiştirir. Müslümanlara faydalı olacak işlerle meşgul olur. Dine uygun olduğu, ilahi rehberliğe uyumlu olduğu sürece her tavır ve hareket sadece hayır getirir. Ama burada önemli bir nokta vardır: Kötü insan Yüce Allah’a uzaklığı ile, Allah ile ilişkisi kesilmiş olan kişi, yaptığı işlerin hükmüyle kötü olan insan özgür değildir. Aksine Allah Teala’nın kudretindedir. Allah hak edenlere eziyet ve zarar verir. Zalim Allah’ın intikam almak için kullandığı kırbacıdır, sonra Allah ondan da intikamını alır. Öyleyse bazı tevhid alimleri şöyle derler: Kötülük sadece ruhlarda mevcuttur. Maddi dünyada insanın kötülüğünü Allah insanlığın yararı için kullanır. Bir hırsız çalmayı sever, hırsızlık kötüdür ve Allah’ın hidayeti olmadan para elde etme arzusudur. Bu hırsızlık kötüdür. Ama Allah Teala hırsızı alır, onu haram paraya sevk eder ve soyulan kişiyi de onunla cezalandırır. Bu insandan kaynaklanan bir kötülüktür. 


Şerrin, Kötülüğün Çeşitleri:


Hayvanlardan kaynaklanan kötülüğe gelirsek bu, hayvanın sınırını aşması ile gerçekleşir. Yılan yer altında kaldığı sürece faydalı bir hayvandır. Ama yer altından çıkarsa kötü bir hayvan haline gelir ve onu öldürmemiz emredilir. Akrep de böyledir. İnsan düzeyine gelince, insan Allah’tan gafil olur, onunla ilişkisini keserse kötü olur. Kötülüğü sınırlıdır, kötülüğü sadece Allah’ın dilediği kişilere zarar verebilir.  Bu da insandan kaynaklanan kötülüktür. Hayvandan kaynaklanan kötülük ise sınırları aşıldığında kötülük haline gelir. Rasulullah (s.a.v.) bize fare, akrep ve yılan gibi haşereleri öldürmemizi emretmiştir. Çünkü onlar sınırlarını aşarlar. Ama o hayvanı yuvasına kadar takip edip öldürmeniz yasaktır. Çünkü onlar sürekli bir hizmet sağlarlar. Alimler yeraltında yaşayan bu hayvanların toprağın havalanmasında ve bitkilerin filizlenmesinde önemli rol oynadıklarını keşfettiler. Cansız maddelerden kaynaklanan kötülüğe gelecek olursak, burada kötülük varlıkların yanlış kullanılmasından kaynaklanır. Allah Subhanehu ve Teala tüm varlıkları yaratmıştır. Onları amaçları dışında kullandığınızda zararlı hale gelirler. Bu yemeğe şeker koymak gibidir. O yemek yenmez. Yine çaya tuz koymak gibidir, o çay içilmez. Yemeğe deterjan koymak gibidir. Yine süte yakıt koymak gibidir. Yakıt faydalı bir sıvıdır. Süt de faydalıdır ama kötü kullanım zarara sebeptir. Gördüğünüz gibi kötülük ekstra anormal bir durumdur, olumsuzdur, olumlu bir şey değildir. Allah Teala buyuruyor ki:

قُلِ ٱللَّهُمَّ مَٰلِكَ ٱلْمُلْكِ تُؤْتِى ٱلْمُلْكَ مَن تَشَآءُ وَتَنزِعُ ٱلْمُلْكَ مِمَّن تَشَآءُ وَتُعِزُّ مَن تَشَآءُ وَتُذِلُّ مَن تَشَآءُ ۖ بِيَدِكَ ٱلْخَيْرُ ۖ إِنَّكَ عَلَىٰ كُلِّ شَىْءٍۢ قَدِيرٌ(26) ﴿

[ سورة آل عمران ]

"De ki: “Ey mülkün sahibi olan Allah’ım! Sen mülkü dilediğine verirsin. Dilediğinden de mülkü çeker alırsın. Dilediğini aziz edersin, dilediğini zelil edersin. Hayır senin elindedir. Şüphesiz sen her şeye hakkıyla gücü yetensin.”  

[ Al-i İmran Suresi: 26 ]

Domuz eti yemek haramdır, kötüdür. Fakat Allah Teala onu da bir görev için yaratmıştır. Sırtlanı da öyle, toprağı leşlerden arındırmak için… Çünkü leş öldüğü zaman etrafı pis koku ile doldurur. Bunlar gibi hayvanlar gelir ve bizi bu kötü kokudan kurtarır. Ama onları yeme konusuna gelirsek bu şerdir. Kötü olan her şeyi yemek insanın gafletinden kaynaklanır. Bu da Yüce Allah katında böyle olması emredildiğinden böyledir. Hayvanların sınırlarını aşmalarına ya da amacı dışında kullanılmalarına gelecek olursak, o hayvanı da yediğinde Allah Teala’nın haram kıldığını yemiş ya da Allah’ın tamamen insanların menfaati için yarattığı maddeleri kullanmış veyahut da bir şeyi amacı dışında kullanmış olursunuz. İşte bu da şerdir, kötülüktür.


Mülkiyet ancak evcilleştirmeden sonra gelir:


Rabbimiz buyuruyor ki: “De ki: “Yarattığı şeylerin kötülüğünden, sabah aydınlığının Rabbine sığınırım.” Tabi ki yarattığı şeylerin şerri tabirinin anlamı şudur, yaratılan varlıkların kötüye kullanılması, hayvanların hadlerini aşmaları, insanların da Allah’tan habersiz olmalarıdır. Bunlar gerçekleştiğinde zarar meydana gelir. Felaketler, depremler, volkanlar, seller, salgın ve bulaşıcı hastalıklar, bunların hepsi Allah’ın yarattığı varlıkların şerri sayılırlar. “De ki: “Yarattığı şeylerin kötülüğünden, sabah aydınlığının Rabbine sığınırım.” Hayvanlar ile ilgili küçük bir nokta var. Mesela deve, koyun, inek ve tavuk evcilleştirilmiştir. İnsan onlar ile huzur bulur, rahatlar, onları alır ve onlara sahip olur, mülk edinir. Allah Teala buyuruyor ki:

أَوَلَمْ يَرَوْا أَنَّا خَلَقْنَا لَهُمْ مِمَّا عَمِلَتْ أَيْدِينَا أَنْعَاماً فَهُمْ لَهَا مَالِكُونَ(71) وَذَلَّلْنَٰهَا لَهُمْ فَمِنْهَا رَكُوبُهُمْ وَمِنْهَا يَأْكُلُونَ(72) ﴿

[ سورة يس ]

 “Görmediler mi ki, biz onlar için, ellerimizin (kudretimizin) eseri olan hayvanlar yarattık da onlar bu hayvanlara sahip oluyorlar. Biz, o hayvanları kendilerine boyun eğdirdik. Onlardan bir kısmı binekleridir, bir kısmını da yerler.”  

[ yasin suresi 71-72 ]

Bu ayetin anlamı nedir? İnsanlar onlara ne zaman sahip oluyorlar? Ne zaman onları elde etmek için yarışıyorlar? Çünkü Allah Teala o hayvanları boyun eğdiriyor. Sırtlan, kurt, yılan ve akrep gibi hayvanlar ise evcilleşmezler. Peki onlara sahip olunur mu? Hayır. “Biz, o hayvanları kendilerine boyun eğdirdik.” Allah Teala sanki bazı hayvanları insanlara boyun eğdirmiş, diğerlerini de evcilleştirmeyerek bu nimeti insanların bilmesini istemiştir. Eğer bir hayvanı evcilleştirip diğerini korkulacak bir şekilde bırakmış olmasaydı bu nimetin kıymetini bilemezdiniz. Evcilleştirmenin bereketi evcilleştirilmemiş hayvandan anlaşılır. Dolayısıyla gerçek bir mülkiyet ancak evcilleştirme sonrasında gerçekleşebilir. “De ki: “Yarattığı şeylerin kötülüğünden, sabah aydınlığının Rabbine sığınırım.”

Her ne kadar küçük olursa olsun kötülük insanın içinden gelir:


Evcilleştirilmemiş hayvanlar vardır. Mesela akrep ve yılanın ısırığı bir insanı öldürebilir. Yırtıcı hayvanlar vardır. Su onu boğabilir, bazı ilaçlar hayatına son verebilir, bazı otlar onu felç edebilir. “De ki: “Yarattığı şeylerin kötülüğünden, sabah aydınlığının Rabbine sığınırım.”
Üzerinde durmanızı istediğim başka bir şey daha var. Size Kuran’ı Kerim’den bazı ayetleri okuyacağım. Kuran, alimlerin de dediği gibi sübutu yani varlığı ve delaleti kati, kesin olan bir kitaptır. Subutu kati Kuran’ı Kerim’in kesin olarak Allah’ın kelamı olmasıdır. Delaleti kati ise ayetten çıkarılan manaların kesin ve ispatlanmış hakikatler olmasıdır. Çürütülmesi mümkün değildir. Allah Teala’nın şu ayetini dinleyin:

مَّآ أَصَابَكَ مِنْ حَسَنَةٍۢ فَمِنَ ٱللَّهِ ۖ وَمَآ أَصَابَكَ مِن سَيِّئَةٍۢ فَمِن نَّفْسِكَ ۚ وَأَرْسَلْنَٰكَ لِلنَّاسِ رَسُولًا ۚ وَكَفَىٰ بِٱللَّهِ شَهِيدًا(79) ﴿ 

[ سورة النساء ]

“Sana ne iyilik gelirse Allah’tandır. Sana ne kötülük gelirse kendindendir. (Ey Muhammed!) Seni insanlara bir peygamber olarak gönderdik. Şahit olarak Allah yeter.”  

[ Nisa Suresi: 79 ]

“Kötülük” kelimesi belirsizdir. Kesin olarak küçük büyük her türlü kötülük, doğrudan ya da dolaylı olan, acı verici ya da daha hafif acı veren her türlü kötülük bu kavramın kapsamındadır. “Sana ne iyilik gelirse Allah’tandır. Sana ne kötülük gelirse kendindendir.”

(( فَمَن وجد خيراً فَلْيَحْمَدِ الله، ومن وجد غير ذلك فلا يلومَنَّ إلا نفْسَه. ))

[ صحيح مسلم ]

 “Kim bir hayır bulursa Allah’a hamt etsin. Kim bundan başka bir şey bulursa, nefsinden başkasını kınamasın.”  

[ Müslim ]

Allah’a ve kitabına inanıyorsanız şöyle diyebilir misiniz: “Başınıza bir musibet gelirse ben ne yaptım? Bu insan bunu hak etmiyor.”

Kötülüğün insandan kaynaklandığını doğrulayan ayetler:


Şu ayeti dinleyin: “Sana ne iyilik gelirse Allah’tandır. Sana ne kötülük gelirse kendindendir.” Tek bir cümle… İkinci bir ayette Cenab-ı Hak şöyle buyuruyor:

وَمَآ أَصَٰبَكُم مِّن مُّصِيبَةٍۢ فَبِمَا كَسَبَتْ أَيْدِيكُمْ وَيَعْفُواْ عَن كَثِيرٍۢ(30) ﴿

[ سورة الشورى ]

 “Başınıza gelen her musibet kendi yapıp ettikleriniz yüzündendir; kaldı ki Allah birçoğunu da bağışlar.” 

[ Şura Suresi: 30 ]

Üçüncü bir ayet:

﴾ أَوَلَمَّا أَصَابَتْكُمْ مُصِيبَةٌ قَدْ أَصَبْتُمْ مِثْلَيْهَا قُلْتُمْ أَنَّى هَذَا قُلْ هُوَ مِنْ عِنْدِ أَنْفُسِكُمْ إِنَّ اللَّهَ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ قَدِيرٌ(165) ﴿

[ سورة آل عمران ]

“Düşmanınıza iki mislini verdirdiğiniz kayıp kendi başınıza gelince “Bu nereden başımıza geldi?” mi diyorsunuz? De ki: “O, kendinizdendir.” Doğrusu Allah her şeye kadirdir.”  

[ Al-i İmran Suresi: 165 ]

(( ما مِن عَثْرةٍ أو اخْتِلاج عِرْقٍ ولا خَدْشِ عودٍ إلا بِما قَدَّمَتْ أيديكم، وما يعْفو الله أكثر ))

[ ضعيف الجامع ]

“Hiçbir günah, tökezleme veya bir diken batması yoktur ki, kendi ellerinizle yapmış olmayasınız. Ama Allah çoğunu affeder.” 

[ Cami – zayıf bir hadistir ]

Rasulullah (s.a.v.) dua eder, şöyle buyururdu:

(( اللَّهمَّ إنِّي أعوذُ بِك من شرِّ نفسي ومن شرِّ كلِّ دابَّةٍ أنتَ آخذٌ بناصيتِها إنَّ ربِّي علَى صراطٍ مستقيمٍ ))

[ الألباني بسند ضعيف ]

“Allahım nefsimin şerrinden, tüm varlıkların şerrinden sana sığınırım. Perçemlerini elinde tuttuğun bütün canlıların verebileceği zararlara karşı her zaman bizi koruyup kolla. Yolun Rabbime ait olanı doğrudur.” 

[ Elbani zayıf bir senetle nakletmiştir ]

Peygamber Efendimizin sözlerinde büyük bir incelik vardır. Rasulullah (s.a.v.) “Allahım perçemlerini elinde tuttuğun bütün canlıların şerrinden, nefsimin şerrinden sana sığınırım” buyurmamıştır. “Nefsimin şerrinden” ifadesini “perçeminden yakaladığın her varlığın şerrinden” ifadesinden önce zikretmiş ve tüm varlıkların Yüce Allah’ın kudretinde olduğunu teyit etmiştir. Zira Allah Teala bu yaratıklarından birini insana zarar vermek için serbest bırakırsa, bu insanın kendi nefsindeki kötülükten kaynaklanır. Bu dua bize bir şey öğretir. “Allahım nefsimin şerrinden, tüm varlıkların şerrinden sana sığınırım. Perçemlerini elinde tuttuğun bütün canlıların verebileceği zararlara karşı her zaman bizi koruyup kolla.”

Kul bir tavrı hak ediyorsa Allah Teala ona merhamet etmeyecek birini musallat eder:


Bu nedenle Hz. Ali şöyle buyuruyor: “Kul günahından başka hiçbir şeyden korkmasın. Rabbinden başka da hiçbir şeye umut bağlamasın.” Çünkü Allah Teala’dan umarsanız Allah Teala’dan korkarsanız her şey de sizden korkar. Ama Allah’tan korkmazsanız, O (c.c.) da sizi her şeyden korkutur. Cenab-ı Hak buyuruyor ki:

﴾ يَٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ ٱذْكُرُواْ نِعْمَتَ ٱللَّهِ عَلَيْكُمْ إِذْ هَمَّ قَوْمٌ أَن يَبْسُطُوٓاْ إِلَيْكُمْ أَيْدِيَهُمْ فَكَفَّ أَيْدِيَهُمْ عَنكُمْ ۖ وَٱتَّقُواْ ٱللَّهَ ۚ وَعَلَى ٱللَّهِ فَلْيَتَوَكَّلِ ٱلْمُؤْمِنُونَ(11) ﴿

[ سورة المائدة ]

“Ey iman edenler! Allah’ın üzerinizdeki nimetini hatırlayın; hani bir kavim size el uzatmaya yeltenmişti de Allah onların ellerini sizden çekmişti. Allah’tan korkun! Müminler yalnız Allah’a dayansınlar.” 

[ Maide Suresi: 11 ]

İnsan Allah ile birlikte olduğunda Allah Teala kötülükleri dizginler. Tevhidde Teslit (Yetki verme, hüküm verme) denen bir şey vardır. Bu Allah Teala’dandır. Kul eğer bir tavrı, bir muameleyi hak ediyorsa Allah Teala da ona merhametsiz birini musallat eder. Ama eğer kul bir ikramı hak ediyorsa Allah Teala da tüm kötülükleri ondan uzak tutar. Bu nedenle bazı arifler der ki:

Emrimize itaat et, senin için örtülerimizi kaldıralım

Biz bizi sevenlere rızamızı bahşederiz.

Korumamıza sığın ve huzurumuzda barın ki

Yarattığımız kötülerden sizi koruyalım.

[ Ali b. Muhammed b. Vefa ]

Her zaman şunu hatırlayın: Allah’ın emirlerine uymazsanız, O’na sığınmazsanız, O’na yönelmezseniz, kötülük çoktur. İnsanı korkutan şeyler çok fazladır. Dünyada kaygı ve korku kaynakları sayılamayacak kadar çoktur. Allah Subhanehu ve Teala’yı tanırsanız, O’nun emirlerine uyar, O’na sığınırsanız, güvende olursunuz. Allah Teala buyuruyor ki:

﴾ وَكَيْفَ أَخَافُ مَآ أَشْرَكْتُمْ وَلَا تَخَافُونَ أَنَّكُمْ أَشْرَكْتُم بِٱللَّهِ مَا لَمْ يُنَزِّلْ بِهِۦ عَلَيْكُمْ سُلْطَٰنًا ۚ فَأَىُّ ٱلْفَرِيقَيْنِ أَحَقُّ بِٱلْأَمْنِ ۖ إِن كُنتُمْ تَعْلَمُونَ(81) ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ وَلَمْ يَلْبِسُوٓاْ إِيمَٰنَهُم بِظُلْمٍ أُوْلَٰٓئِكَ لَهُمُ ٱلْأَمْنُ وَهُم مُّهْتَدُونَ (82) ﴿

[ سورة الأنعام ]

 “Siz, Allah’ın size haklarında hiçbir hüküm indirmediği şeyleri O’na ortak koşmaktan korkmazken, ben sizin ortak koştuğunuz şeylerden nasıl korkarım? Şimdi biliyorsanız (söyleyin), iki gruptan hangisi güvende olmaya daha lâyıktır?” İnanıp da imanlarına herhangi bir haksızlık bulaştırmayanlar var ya, işte güven onlarındır ve onlar doğru yolu bulanlardır.” 

[ Enam Suresi: 81-82 ]

“De ki: “Yarattığı şeylerin kötülüğünden, sabah aydınlığının Rabbine sığınırım.” Asıl olan hayırdır, şer yani kötülük ekstra bir durumdur. Hayır olumludur ve yaratıcıya ihtiyaç duyar. Şer ise olumsuzdur, insanın gafleti neticesinde ortaya çıkar. Ya da hayvanların hadlerini aşması veya varlıkların kötüye kullanımları neticesinde oluşur. Şer tedavi amaçlıdır aslında, Allah Teala’nın kudreti iledir. Kadere, hayrın ve şerrin Allah’tan geldiğine inandım.

Yeryüzünde kötülük ve korkunun yaratılmasının ardındaki hikmet:


Başka bir şey daha, “De ki: “Yarattığı şeylerin kötülüğünden, sabah aydınlığının Rabbine sığınırım.” Yüce Allah neden bizi korkutan şeyleri yarattı? Soru, mesela yılan ve akrebi neden yarattı? Korkulan kötü insanları neden yarattı? Tevhid alimleri diyor ki: Allah Teala’nın yeryüzünde korku kaynakları olmasaydı, ona ihtiyaç duymazdınız. Zira bu korkulan şeylere rağmen yine O’na sığınırsınız. O’na sığındığınızda Allah’a yakın olmakla mutlu olursunuz. Sizi mutlu etmek içindir. Çocuk annesinden ayrıldığında mutsuz olur. Bir çocuk için korkunç bir hayvan bir tarafta, diğer tarafta annesi olsa, çocuk annesinin yanında kalır. Allah’ın yeryüzünde yarattığı korkunç şeyler, hayvanlar, cansız varlıklar, kötü insanlar ve korkutucu yönler, bunların hepsi insanı Allah’a yaklaştırır. O’na sığınmaya, O’nun korunmasına sığınmaya, himayesini görmeye teşvik eder. “De ki: “Yarattığı şeylerin kötülüğünden, sabah aydınlığının Rabbine sığınırım.” Bu derin bir hikmettir. Eğer dünyada kötü varlıklar olmasaydı, insan Allah Teala’ya muhtaç hissetmezdi. Biriniz bir çadırda uyusanız, aklınıza akrep ya da yılan tehlikesi gelir. Allah Teala kendisini korusun diye Ayetelkürsiyi okur. Ama eğer öyle bir tehlike olmasaydı, onu okumadan uyurdu. Ama korkutucu olan her şey Allah’a sığınmaya çağırır insanı. Yine ona benzer korkunç şeyler de vardır. Yani korkunç olan her şey insanın hizmetindedir. Öyleyse kötülük, şer göreceli hale gelir. Acaba insan apandisit rahatsızlığı geçirse ve iltihap olsa, sonra da bu kişinin karnı açılsa, dışarı kan akması korkunç bir manzara değil mi? Buna rağmen bu ameliyat kişinin rahatlığı içindir. Dişin dolgu yapılması acı veren bir şey değil midir? Kişinin daha büyük rahatlığı için orada şer göreceli hale gelir.

Hüküm verme ve hükmü kaldırma, yüceltme ve alçaltma, bunların hepsi her şeyden haberdar olan, her şeyi bilen, her şeye kadir olan ve şifa veren Allah katında hayırdır:


“De ki: “Ey mülkün sahibi olan Allah’ım! Sen mülkü dilediğine verirsin.” Ayeti insanların gözünde hayır, “Dilediğinden de mülkü çeker alırsın.” Ayeti de insanların gözünde şer olarak algılanır. Yine “Dilediğini aziz edersin,” ayeti hayır, “dilediğini zelil edersin.” Ayeti de şer olarak görülür. “Her şey senin elindedir.” Hüküm vermek ve hükmü kaldırmak, yüceltmek ve alçaltmak, bunların hepsi Allah Subhanehu ve Teala katında hayırdır. Şifa veren, her şeyi bilen ve her şeye hükmeden, sizi ahiret için yaratan, size hiçbir gözün görmediği, hiçbir kulağın duymadığı, hiçbir kalbin tasavvur edemediği nimetleri veren Allah katında bunların hepsi iyidir. Ve siz O’nun kulları için yaşamayı seçtiniz ve Allah da size kötülüğü tattırdı. Öyleyse ya Allah’a kul olacaksınız ya da alçak bir kulun kulu olacaksınız, seçim sizin! Kulluk kaçınılmazdır. Ya Allah’ın kulu olursunuz ki Allah’ın kulları özgür, izzetli ve asildir. Ya da alçak bir kulun kulu olursunuz. “Allah’a yemin ederim ki, iki kuyuyu iki iğneyle kazmak, Hicaz topraklarını fırtınalı bir günde iki tüyle süpürmek, taşan denizi iki elekle yukarı Mısır diyarına taşımak, iki siyah köleyi beyazlayıncaya kadar yıkamak borç ödemek için alçak birinden iyilik istemekten daha kolaydır.” Ya Allah’a kul olursunuz ya da Allah sizi alçak bir beşerin kulu haline getirir. Ki o iyilik yapsanız da kabul etmez, isteseniz vermez, iyilik görse gömer, görmezden gelir, kötülük görse bunu herkese yayar. “Yarattığı şeylerin kötülüğünden” Hepsinden… Umarım bu konunun epey inceliklerine değindim. Kötülük görecelidir. Sizin gözünüzde kötü olan şey Allah katında hayır olabilir. Tıpkı bir çocuğun ağlaması gibi, doktor ona iğne yapacağında ağlar ama aslında o iğne onun acısını dindirmek içindir. Ya da iltihabını gidermek içindir. Çocuğun gözünde iğne batması kötüdür ama babası için bu hayırlı bir şeydir. Yani kötülük görecelidir.

Musibetler gizli nimetlerdir:


Hayır olumlu, şer ise sonradan ortaya çıkan ekstra bir durumdur. Şer gafletin, sınır aşmanın ve kötüye kullanımın bir sonucudur. Bu sebepler bazıları şu ayet hakkında derler ki:

﴾ أَلَمْ تَرَوْاْ أَنَّ ٱللَّهَ سَخَّرَ لَكُم مَّا فِى ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَمَا فِى ٱلْأَرْضِ وَأَسْبَغَ عَلَيْكُمْ نِعَمَهُۥ ظَٰهِرَةً وَبَاطِنَةً ۗ وَمِنَ ٱلنَّاسِ مَن يُجَٰدِلُ فِى ٱللَّهِ بِغَيْرِ عِلْمٍۢ وَلَا هُدًى وَلَا كِتَٰبٍۢ مُّنِيرٍۢ(20) ﴿

[ سورة لقمان ]

 “Allah’ın, göklerde ve yerde bulunan şeyleri hizmetinize verdiğini, nimetlerini gizli ve açık olarak önünüze bolca serdiğini görmez misiniz? İnsanlardan öyleleri vardır ki bir bilgi, bir rehber ve aydınlatıcı bir kitap olmadan Allah hakkında tartışmaya kalkışırlar.”  

[ Lokman Suresi: 20 ]

Musibetler gizli nimetlerdir. Kızı ölümcül bir hastalığa yakalanmış kişi onu imkânsız olduğu halde tedavi ettirmek için çabalar, evini satar, yıllar sonra bir saat düşünür ve der ki: “belki eşimle birlikte Allah’a tövbe edersek Allah ona şifa verir.” Böylece eşi de kendisi de namaz kılmaya başlarlar. Eşi örtünür. Kötülüklerden uzaklaşır ve Allah Teala kızına şifa verir. Peki, evin satılması, kızının altı ay süren dayanılmaz hastalığının acısını çekmesi ve nihayetinde hidayete erip doğru yola girmesi, tövbe edip Allah’a dönmesi söz konusu olduğunda bu hastalık şer sayılabilir mi? Peki evini satması şer sayılır mı? Vallahi hayır.
Bir tüccarın dükkânı yansa, sonra da faizli işlem yaptığı için Allah’a tövbe etse, birinin dediği gibi: Vallahi iki milyon değerinde malım yandı ama bu olay tövbeme ve faizi terk etmeme sebep oldu, şimdi bu durum şer sayılabilir mi? Hayır vallahi… Fakat Allah Teala bizim kavram dünyamızda bunu şer olarak isimlendirmiştir. “De ki: “Yarattığı şeylerin kötülüğünden, sabah aydınlığının Rabbine sığınırım.”

Yüz çevirmek karanlıktır, yüz çevirenlerin en büyüğü şeytandır:


Sonra Allah Teala şöyle buyurdu:

﴾ وَمِنْ شَرِّ غَاسِقٍ إِذَا وَقَبَ ﴿

 “Karanlığı çöktüğü zaman gecenin kötülüğünden,”  

Bazıları der ki: “gasık” kelimesi gece anlamındadır. Bazıları da şeytan anlamında olduğunu söylerler. Neden “gasik” yani karanlık kelimesi geçmektedir? Çünkü o Allah’tan uzaklaşmış ve bu uzaklığı onu karanlığa düşürmüştür. Eğer Allah Teala’ya yönelirseniz nurlar, aydınlıklar içinde olursunuz. Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyuruyor:

(( الطُّهُورُ شَطْرُ الْإِيمَانِ وَالْحَمْدُ لِلَّهِ تَمْلَأُ الْمِيزَانَ وَسُبْحَانَ اللَّهِ وَالْحَمْدُ لِلَّهِ تَمْلَآنِ أَوْ تَمْلَأُ مَا بَيْنَ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ وَالصَّلَاةُ نُورٌ وَالصَّدَقَةُ بُرْهَانٌ وَالصَّبْرُ ضِيَاءٌ وَالْقُرْآنُ حُجَّةٌ لَكَ أَوْ عَلَيْكَ كُلُّ النَّاسِ يَغْدُو فَبَايِعٌ نَفْسَهُ فَمُعْتِقُهَا أَوْ مُوبِقُهَا ))

[ مسلم عن أبي مالك الأشعري ]

 “Abdest imanın yarısıdır. Elhamdulillah mizanı doldurur. Subhanallah ve'l-hamdulillah da göklerle yer arasını doldururlar -yahut doldurur-, namaz bir nurdur, sadaka bir burhandır, sabır bir ışıktır, Kur'an senin lehine ya da aleyhine bir delildir. Bütün insanlar sabah gider ve nefsini satar. Bu sebeple ya onu hürriyetine kavuşturur (azad eder) yahut onu helake götürür.” 

[ Müslim Ebu Malik el-Eşari’den nakletmiştir ]

Yüz çevirmek karanlıktır ve yüz çevirenlerin en büyüğü şeytandır. O zifiri karanlıktadır, çöken gecenin karanlığındadır. “De ki: “Yarattığı şeylerin kötülüğünden, karanlığı çöktüğü zaman gecenin kötülüğünden, sabah aydınlığının Rabbine sığınırım.” Burada çöken gece şeytan anlamındadır. “Vekabe” kelimesi oyuğa girmek anlamındadır. Oyuk yani küçük pencere, deliktir. İnsanın göğsüne, kalbine kinaye yapılmıştır. Şeytan insanın içine girerse Allah korusun! Birkaç gün önce çok sarhoş halde iki adam bir çocuk ile uygunsuz eylemde bulunmak istediler. İçlerinden biri diğerini tabancayla vurdu ve öldürdü. Yani biri öldü diğeri de hapse girdi. Ben dedim ki: Bu şeytanın işidir. İşte “Karanlığı çöktüğü zaman gecenin kötülüğünden,” her gün ya da iki günde bir meydanda idam edilenler kimlerdir? İçlerine şeytanın girdiği ve onları suç işlemeye, hırsızlık yapmaya, birini öldürmeye ya da bir araba çalmaya ya da bir kıza tecavüz etmeye teşvik ettiği kişilerdir. Onların sonları da öyle olmuştur: “De ki: “Yarattığı şeylerin kötülüğünden, sabah aydınlığının Rabbine sığınırım.”

“Kovulmuş şeytanın şerrinden Allah’a sığınırım” derseniz ondan kurtulursunuz:


Bu kötülüklerin başında karanlık çöktüğünde gece gibi olan şeytan gelir. İnsanın kalbine girdiğinde onu kötü bir insan haline getirir. Başkalarının aleyhine de olsa kendi arzularını düşünür. Bir kadının yıkımına ve hayat kadını olmasına yol açacak bile olsa kendi zevkini düşünerek hareket eder. Çalınmış ya da başkasının hakkı bile olsa para elde etmeyi ister. İnsanların ölmesi pahasına kendi yaşamı için hareket eder. Başkaları açken yemeyi ister. Kendi gücünü başkalarının hayatı ve ölümü üzerine inşa eder. Kendi güvenliğini başkalarının kaygısı ve zilleti üzerine kurar. “De ki: “Yarattığı şeylerin kötülüğünden, karanlığı çöktüğü zaman gecenin kötülüğünden, sabah aydınlığının Rabbine sığınırım.” Ama şeytana karşı çok etkili bir silahınız var. “Kovulmuş şeytanın şerrinden Allah’a sığınırım” dediğinizde ona tehlikeli bir silah doğrultmuş gibi olursunuz. İstiaze ile şeytandan kurtulursunuz. Rabbimiz buyuruyor ki:

﴾ فَإِذَا قَرَأْتَ ٱلْقُرْءَانَ فَٱسْتَعِذْ بِٱللَّهِ مِنَ ٱلشَّيْطَٰنِ ٱلرَّجِيمِ (98) ﴿

[ سورة النحل ]

 “Kur’an okuyacağın vakit, o kovulmuş şeytandan Allah’a sığın.”  

[ Nahl Suresi: 98 ]

Allah Teala şöyle buyuruyor:

﴾ وَقُل رَّبِّ أَعُوذُ بِكَ مِنْ هَمَزَٰتِ ٱلشَّيَٰطِينِ(97) ﴿

[ سورة المؤمنون ]

 “De ki: “Ey Rabbim! Şeytanların vesveselerinden sana sığınırım.”  

[ Müminun Suresi: 97 ]

Yine Cenab-ı Hak buyuruyor ki:

وَإِمَّا يَنزَغَنَّكَ مِنَ ٱلشَّيْطَٰنِ نَزْغٌ فَٱسْتَعِذْ بِٱللَّهِ ۖ إِنَّهُۥ هُوَ ٱلسَّمِيعُ ٱلْعَلِيمُ(200) ﴿

[ سورة الأعراف ]

 “Eğer şeytandan bir kışkırtma seni dürterse, hemen Allah’a sığın. Şüphesiz O, hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir.”  

[ Araf Suresi: 200 ]

Eğer aklınıza kötü bir şey gelirse Allah’ın razı olmayacağı bir şey, mesela size ait olmayan bir şeyi almak, yalan söylemek, hile yapmak, aldatmak ya da dolandırmak, bir malın kusurunu gizlemek, sermayeniz hakkında yalan konuşmak, sahtecilik yapmak gibi, bunlar gibi kötülükler aklınıza geldiğinde kovulmuş şeytanın şerrinden Allah’a sığının. Çünkü şeytanın bu vesveseleri kalbinize fısıldadıklarıdır. Siz de deyin ki: “Kovulmuş şeytanın şerrinden Allah’a sığınırım.” Bir eve girerken nefsiniz içeriye bir bakış atmanızı teşvik etti diyelim ki bu izin verilen bir durum değildir. 

(( لَا يَخْلُوَنَّ رَجُلٌ بِامْرَأَةٍ إِلَّا كَانَ ثَالِثَهُمَا الشَّيْطَانُ ))

[ صحيح الجامع ]

 “Bir adam ve kadın baş başa kalırsa üçüncüleri şeytandır.” 

[ Cami ]

Zira nefis sizi kötülüğe sevk eder.


Kişi şeytana karşı kardeşine yardım etmeli, kardeşine karşı şeytana yardım etmemelidir:


Allah Teala buyuruyor ki: “De ki: “Yarattığı şeylerin kötülüğünden, sabah aydınlığının Rabbine sığınırım.” Bu kötülüklerin başında da şu gelir: “Karanlığı çöktüğü zaman gecenin kötülüğünden,” Bunun iki anlamı vardır: İlki; İnsanın kalbine girdiği zaman şeytandır. İkincisi; başka birinin kalbine girip onu kötülük haline getiren şeytan. Şeytanın kalbinize girip size vesvese vermesinden, başka bir insanın kalbine girip onunla muhatap olup sizin karşınıza onu, kötülük olarak çıkarmasından Allah’a sığının. Allah Teala buyuruyor ki:

﴾ وَدَخَلَ ٱلْمَدِينَةَ عَلَىٰ حِينِ غَفْلَةٍۢ مِّنْ أَهْلِهَا فَوَجَدَ فِيهَا رَجُلَيْنِ يَقْتَتِلَانِ هَٰذَا مِن شِيعَتِهِۦ وَهَٰذَا مِنْ عَدُوِّهِۦ ۖ فَٱسْتَغَٰثَهُ ٱلَّذِى مِن شِيعَتِهِۦ عَلَى ٱلَّذِى مِنْ عَدُوِّهِۦ فَوَكَزَهُۥ مُوسَىٰ فَقَضَىٰ عَلَيْهِ ۖ قَالَ هَٰذَا مِنْ عَمَلِ ٱلشَّيْطَٰنِ ۖ إِنَّهُۥ عَدُوٌّ مُّضِلٌّ مُّبِينٌ(15) ﴿

[ سورة القصص ]

 “Mûsâ, halkın habersiz olduğu bir sırada şehre girdi. Orada biri kendi tarafından, diğeri düşmanı tarafından; kavga eden iki adam gördü. Kendi tarafından olan, düşmanına karşı ondan yardım istedi. Mûsâ da ona bir yumruk indirip onu öldürdü. Mûsâ, “Bu şeytanın işidir. O, gerçekten apaçık bir saptırıcı düşmandır” dedi.” 

[ Kasas Suresi: 15 ]

Bu bir Kıpti ile İsrailli arasında geçen anlaşmazlıktır ve şeytanın işidir. Şeytan aralarına girmiştir. İşte kişinin şeytana karşı kardeşine yardımcı olması gerekir, kardeşinin aleyhine şeytana yardım etmemelidir. Kardeşiniz öfkelenirse susun, ona sert bir sözle karşılık verirseniz şeytana yardım etmiş olursunuz. Ama susarsanız şeytana karşı kardeşinize yardım etmiş olursunuz. Bir adam bir Sahabi hakkında sert sözler sarf etmişti. Bu Sahabi ise “Eğer sen yanlış yaptıysan Allah seni affetsin, ben yanlış yaptıysam Allah beni affetsin” demekten başka bir şey yapmadı. Ve olay orada kapandı. Eşinizle, çocuklarınızla, komşularınızla, arkadaşlarınızla, meslektaşlarınızla ilişkilerinizde şeytana karşı onlara yardımcı olun. Onların aleyhine şeytana yardım etmeyin. Eğer onları kışkırtır, onlara sert davranır, haklarını alırsanız onlara karşı şeytana yardım etmiş olursunuz. Ama onlara yumuşak davranır, güzel geçinirseniz şeytana karşı onlara yardım etmiş olursunuz. “De ki: “Yarattığı şeylerin kötülüğünden, karanlığı çöktüğü zaman gecenin kötülüğünden, sabah aydınlığının Rabbine sığınırım.”


Sihir ve Telepati:


Sonra Allah Teala şöyle buyurmuştur:

﴾ وَمِن شَرِّ ٱلنَّفَّٰثَٰتِ فِي ٱلۡعُقَدِ ﴿

﴾ “düğümlere üfleyenlerin kötülüğünden,” ﴿

“Neffasat” yani üfleyenler büyücülerin ruhlarıdır. Sihir ya da büyü temelde su görünen serap gibi yerdeki ışın yansıması gibi bazı hile ve yanıltmalar yoluyla yapılan bir aldatmadır. Bir çocuğu büyüledim demek onu aldattım demektir. Kök manası gizlemek ve dikkat dağıtmaktır. Bir insanın dikkatini dağıtırsanız onu büyülemiş olursunuz. Yani temelinde ayartma vardır. Derler ki: Muhammed (a.s.) sahabeyi büyüledi yani Ashab ona meyletti. Sihir nazikçe, incelikle kişiyi ele geçirmektir. Bunlar sihrin tanımlarıdır. Büyü bazı İslam mezheplerine göre hiçbir temeli olmayan bir aldatmadır. İmam Şafi (r.a)’ye göre vesvese ve hastalıklardır. Hanefilere göre ise gerçektir ve bir hakikati vardır. Ama şimdiye kadar doğası anlaşılamayan, meçhul kalan şeyler de vardır. Psikolojide telepati denen bir şeyi inceledik. İtalya’da bir kadın evinin mutfağındayken Paris’te bir arabayla ezilen oğlunu görüyor. Çığlık atıyor olayı kendi gözleriyle görüyor. Üç gün sonra oğlunun cesedi eve geliyor. Gelen rapor kadının gördüğü olayı da doğruluyor. Psikologlar buna telepati diyorlar. Irak’ta bir ordu komutanı şöyle diyor: “Müminlerin emirinin sesini duyuyorum, beni uyarıyor. Dağ, dağ diye sesleniyor.” Bu nasıl oldu bilmiyoruz. Bilim, bilim adamlarının telepati olarak adlandırdığı bu olayı açıklamaktan aciz kalıyor. Çünkü Allah Subhanehu ve Teala buyuruyor ki:

﴾ وَيَسْـَٔلُونَكَ عَنِ ٱلرُّوحِ ۖ قُلِ ٱلرُّوحُ مِنْ أَمْرِ رَبِّى وَمَآ أُوتِيتُم مِّنَ ٱلْعِلْمِ إِلَّا قَلِيلًا (85) ﴿

[ سورة الإسراء ]

“Sana ruh hakkında soru sorarlar. De ki: “Ruh rabbimin emrindendir ve size pek az bilgi verilmiştir.”  

[ İsra Suresi: 85 ]

Yine Cenab-ı Hak şöyle buyuruyor:

﴾ ٱللَّهُ لَآ إِلَٰهَ إِلَّا هُوَ ٱلْحَىُّ ٱلْقَيُّومُ ۚ لَا تَأْخُذُهُۥ سِنَةٌ وَلَا نَوْمٌ ۚ لَّهُۥ مَا فِى ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَمَا فِى ٱلْأَرْضِ ۗ مَن ذَا ٱلَّذِى يَشْفَعُ عِندَهُۥٓ إِلَّا بِإِذْنِهِۦ ۚ يَعْلَمُ مَا بَيْنَ أَيْدِيهِمْ وَمَا خَلْفَهُمْ ۖ وَلَا يُحِيطُونَ بِشَىْءٍۢ مِّنْ عِلْمِهِۦٓ إِلَّا بِمَا شَآءَ ۚ وَسِعَ كُرْسِيُّهُ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضَ ۖ وَلَا يَـُٔودُهُۥ حِفْظُهُمَا ۚ وَهُوَ ٱلْعَلِىُّ ٱلْعَظِيمُ(255) ﴿

[ سورة البقرة ]

“Allah, kendisinden başka hiçbir ilâh olmayandır. Diridir, kayyumdur. O’nu ne bir uyuklama tutabilir, ne de bir uyku. Göklerdeki her şey, yerdeki her şey O’nundur. İzni olmaksızın O’nun katında şefaatte bulunacak kimdir? O, kulların önlerindekileri ve arkalarındakileri (yaptıklarını ve yapacaklarını) bilir. Onlar O’nun ilminden, kendisinin dilediği kadarından başka bir şey kavrayamazlar. O’nun kürsüsü, bütün gökleri ve yeri kaplayıp kuşatmıştır. (O, göklere, yere, bütün evrene hükmetmektedir.) Gökleri ve yeri koruyup gözetmek O’na güç gelmez. O, yücedir, büyüktür.” 

[ Bakara Suresi: 255 ]

Telepati hem bilinen hem de bilinmeyen bir şeydir. Gerçekleşmiş bir olaydır. Ancak açıklanamamaktadır. Sihir de böyledir. Hanefiler şöyle derler: O gerçektir ama tabiatı meçhuldür, bilinmez. İmam Şafi ise onun sadece vesveseler ve hastalıklardan ibaret olduğunu söyler. Bazı İslam mezhepleri de der ki: Sihrin aslı yoktur. Ama Rasulullah (s.a.v.) sihir ve büyü yapanlardan Allah’a sığınmıştır. Bu konuda size bahsedeceğim önemli şeyler var.

Büyücü Allah’ın izni olmadan kimseye zarar veremez:


Sahibini yani yapanı kafir eden sihir vardır. Kişi insanların arasını açmak için büyü yaparsa bu küfürdür.  Bazı İslam mezhepleri büyücülerin öldürülmesine izin vermiştir. Çünkü onlar insanları saptırırlar. Onları büyük hakikatlerden uzaklaştırıp kendilerine çekerler. Rabbimiz buyuruyor ki: 

وَٱتَّبَعُواْ مَا تَتْلُواْ ٱلشَّيَٰطِينُ عَلَىٰ مُلْكِ سُلَيْمَٰنَ ۖ وَمَا كَفَرَ سُلَيْمَٰنُ وَلَٰكِنَّ ٱلشَّيَٰطِينَ كَفَرُواْ يُعَلِّمُونَ ٱلنَّاسَ ٱلسِّحْرَ وَمَآ أُنزِلَ عَلَى ٱلْمَلَكَيْنِ بِبَابِلَ هَٰرُوتَ وَمَٰرُوتَ ۚ وَمَا يُعَلِّمَانِ مِنْ أَحَدٍ حَتَّىٰ يَقُولَآ إِنَّمَا نَحْنُ فِتْنَةٌ فَلَا تَكْفُرْ ۖ فَيَتَعَلَّمُونَ مِنْهُمَا مَا يُفَرِّقُونَ بِهِۦ بَيْنَ ٱلْمَرْءِ وَزَوْجِهِۦ ۚ وَمَا هُم بِضَآرِّينَ بِهِۦ مِنْ أَحَدٍ إِلَّا بِإِذْنِ ٱللَّهِ ۚ وَيَتَعَلَّمُونَ مَا يَضُرُّهُمْ وَلَا يَنفَعُهُمْ ۚ وَلَقَدْ عَلِمُواْ لَمَنِ ٱشْتَرَىٰهُ مَا لَهُۥ فِى ٱلْءَاخِرَةِ مِنْ خَلَٰقٍۢ ۚ وَلَبِئْسَ مَا شَرَوْاْ بِهِۦٓ أَنفُسَهُمْ ۚ لَوْ كَانُواْ يَعْلَمُونَ(102) ﴿

[ سورة البقرة ]

“Süleyman’ın hükümranlığı hakkında şeytanların (ve şeytan tıynetli insanların) uydurdukları yalanların ardına düştüler. Oysa Süleyman (büyü yaparak) küfre girmedi. Fakat şeytanlar, insanlara sihri ve (özellikle de) Babil’deki Hârût ve Mârût adlı iki meleğe ilham edilen (sihr)i öğretmek suretiyle küfre girdiler. Hâlbuki o iki melek, “Biz ancak imtihan için gönderilmiş birer meleğiz. (Sihri caiz görüp de) sakın küfre girme” demedikçe, kimseye (sihir) öğretmiyorlardı. Böylece (insanlar) onlardan kişi ile karısını birbirinden ayıracakları sihri öğreniyorlardı. Hâlbuki onlar, Allah’ın izni olmadıkça o sihirle hiç kimseye zarar veremezlerdi. (Onlar böyle yaparak) kendilerine zarar veren, fayda getirmeyen şeyleri öğreniyorlardı. Andolsun, onu satın alanın ahirette bir nasibi olmadığını biliyorlardı. Kendilerini karşılığında sattıkları şey ne kötüdür! Keşke bilselerdi!” 

[ Bakara Suresi: 102 ]

Neden kafir oldular? İnsanlara sihri öğrettikleri için. Yahudilerin anlattığı Allah Teala’nın reddettiği gülünç bir hikaye var. Büyücü Allah’ın izni olmadan kimseye zarar veremez. Kişi ancak Allah’tan gafil olursa büyücünün sihrinden etkilenebilir. 

Büyü güçlü insani ilişkileri zayıflatır, bu nedenle güçlü insan ilişkileri büyüyle koparılır:


İnsan “De ki: “Yarattığı şeylerin kötülüğünden, karanlığı çöktüğü zaman gecenin kötülüğünden, düğümlere üfleyenlerin kötülüğünden, haset ettiği zaman hasetçinin kötülüğünden, sabah aydınlığının Rabbine sığınırım.” Dediği zaman sihir bozulur. “Düğümlere üfleyenler” tabiri güçlü bağlara işaret eder. Evlilik ilişkisi bir düğümdür, kardeşlik ilişkileri, ebeveynlik ilişkileri, ortaklık ilişkileri, komşuluk ilişkileri bir düğümdür. Rabbimiz “düğümlere üfleyenlerin kötülüğünden” buyurmuştur. Bu güçlü insan ilişkileri büyücü tarafından bozulur, çözülür ve kırılır. Evliliklerdeki anlaşmazlıklar eşlerin Allah Teala’dan habersiz, gaflette olmalarından kaynaklanır. Büyücü de gelir ve bağlarını koparır. 

Haset iki çeşittir:


Son ayette Allah Teala şöyle buyuruyor:

﴾ وَمِنْ شَرِّ حَاسِدٍ إِذَا حَسَدَ ﴿

“haset ettiği zaman hasetçinin kötülüğünden, sabah aydınlığının Rabbine sığınırım.”  

1. Kınanan haset:

Alimler diyor ki: Bir kınanan bir de övülen haset vardır. Kınanan haset şöyle olur; Müslüman kardeşinizin elindeki nimetin gitmesini ve size gelmesini istersiniz. İşte kınanan haset budur. 

Bana haset ederek gecesini geçirene de ki

Kime karşı edepsizlik ettiğini biliyor musun? 

Sen Allah’ın fiiline karşı edepsizlik ettin.

Çünkü onun bana verdiğine razı olmadın

[ İmam Şafi ]

Hasetçinin hasedine sabret

Çünkü senin sabrın onu öldürür.

Ateş yakacak bir şey bulamazsa 

Kendi kendini yer bitirir.

[ İbn Mu’tez ]

İşte kınanmış olan haset budur. Neden? Çünkü bu kıskanılan kişinin sahip olduklarını hak etmediğine inanarak ona bu nimeti bahşettiği için Allah’ı küçümsemektir. Bu da Allah’a şirk koşmak olur. Allah’ın güzel isimlerini inkâr etmektir.

2. Övülen Haset:

Övülmüş olan hasede gelince, Abdullah b. Ömer (r.a) şöyle buyuruyor: Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyurdu:

(( لَا حَسَدَ إِلَّا عَلَى اثْنَتَيْنِ رَجُلٌ آتَاهُ اللَّهُ الْكِتَابَ وَقَامَ بِهِ آنَاءَ اللَّيْلِ وَرَجُلٌ أَعْطَاهُ اللَّهُ مَالاً فَهُوَ يَتَصَدَّقُ بِهِ آنَاءَ اللَّيْلِ وَالنَّهَارِ ))

[ متفق عليه عن عَبْدُ اللَّهِ بْنُ عُمَرَ رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُمَا ]

 “Yalnız şu iki kimseye haset (gıpta) edilmelidir; biri, Allah’ın kendisine verdiği malı hak yolunda harcayıp tüketen kimse, diğeri, Allah’ın kendisine verdiği ilimle yerli yerince hükmeden ve onu başkalarına öğreten kimse.” 

[ Buhari ve Müslim Abdullah b. Ömer’den nakletmiştir ]

Eğer o iki kişiyi kıskanıyorsanız bu övülen bir hasettir. Ama alimler onu gıpta olarak isimlendirmiştir. Allah Teala da rekabet tabirini kullanmıştır. Allah Teala buyuruyor ki:

﴾ خِتَٰمُهُۥ مِسْكٌ ۚ وَفِى ذَٰلِكَ فَلْيَتَنَافَسِ ٱلْمُتَنَٰفِسُونَ (26) ﴿

[ سورة المطففين ]

 “Onun (içiminin) sonu bir misktir (ağızda misk gibi koku bırakır). İşte yarışanlar, bunun için yarışsınlar.” 

[ Mutaffifin Suresi: 26 ]

Yine Allah Teala şöyle buyuruyor:

﴾ لِمِثْلِ هَٰذَا فَلْيَعْمَلِ ٱلْعَٰمِلُونَ(61) ﴿

[ سورة الصافات ]

 “Amel sahipleri böylesi bir kazanç için çalışmalıdır.”  

[ Saffat Suresi: 61 ]

Allah Teala buna yarışma adını vermiş, Efendimiz de gıpta olarak isimlendirmiştir. Fudayl b. İyaz’dan nakledilen bir rivayette buyruluyor ki: “Mümin gıpta eder, münafık haset eder.” Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

(( العين تُدخِل الرجلَ القبر والجمل القِدر ))

[ أبو نعيم في الحلية عن جابر بسند ضعيف ]

 “Nazar insanı mezara, deveyi tencereye koyabilir.” 

[ Ebu Naim Hilye’de Cabir’den zayıf bir senetle rivayet etmiştir. ]

Tekrar ediyorum, insan Allah’tan gafil olmadığı sürece büyüden etkilenmez. Sihir ve haset ancak gafilleri etkiler. Şu ayetleri okuduğunuzda “De ki: “Yarattığı şeylerin kötülüğünden, karanlığı çöktüğü zaman gecenin kötülüğünden, düğümlere üfleyenlerin kötülüğünden, haset ettiği zaman hasetçinin kötülüğünden, sabah aydınlığının Rabbine sığınırım.” kötülükler size ulaşamaz. Kalbinize şeytan giremez. Büyücü sizi etkileyemez, haset eden kişi size zarar veremez. İşte sığınma budur.


Kıskanç kişinin durumu:


Sonra hasetçi kimse başkalarına verilen nimetlerden nefret eder. Bu Yüce Allah’ın hikmetinden şüphe duymak demektir. Yine kıskanç kişi Allah Teala’nın verdiği nasibe öfkelenir. Haset eden kimse Allah’ın fiillerine karşı çıkar. Ne kabul eder ne de teslim olur. Kendisinden üstün olan Allah dostlarını terk eder ve onları desteklemek yerine kıskanır, eleştirir. Müslüman kardeşi aleyhine şeytana yardım eder. Ama meclislerde pişmanlıktan başka bir şey elde edemez. Yalnız kaldığında da sadece sıkıntı ve keder sahibi olur. Ahirette hüzün ve pişmanlıktan yanmaktan başka bir şey kazanamayacaktır. Allah katında mesafe ve nefretten başka bir şey elde edemez. Bazıları der ki: Cennete Allah’a karşı işlenen ilk günah hasettir. Allah Teala buyuruyor ki:

﴾ قَالَ مَا مَنَعَكَ أَلَّا تَسْجُدَ إِذْ أَمَرْتُكَ قَالَ أَنَا خَيْرٌ مِنْهُ خَلَقْتَنِي مِنْ نَارٍ وَخَلَقْتَهُ مِنْ طِينٍ (12) ﴿

[ سورة الأعراف ]

 “Allah buyurdu: “Ben sana emretmişken seni secde etmekten alıkoyan nedir?” (İblîs), “Ben ondan daha üstünüm; çünkü beni ateşten yarattın, onu çamurdan yarattın” dedi.” 

[ Araf Suresi: 12 ]

İblisin sözü… Yeryüzünde Allah Teala’ya karşı işlenen ilk günah Kabil’in Habil’i kıskanmasıydı. Haset tehlikeli bir şeydir. Bu sebeple biz hasetten Allah’a sığınır, Allah’tan gıpta ve iyilikte yarışmayı bize nasip etmesini isteriz. Allah’a itaatte yarışmak istenen bir şeydir. Eğer namazlar, Kuran ezberi, Kuran’ı anlama, istikamet üzere yaşama ve güzel amel gibi konularda birine gıpta ediyorsanız bu istenen bir şeydir. Bu sebeple uyumadan önce bu sureyi okuyun. Böylece korkunç rüyalar görmezsiniz. “De ki: “Yarattığı şeylerin kötülüğünden, karanlığı çöktüğü zaman gecenin kötülüğünden, düğümlere üfleyenlerin kötülüğünden, haset ettiği zaman hasetçinin kötülüğünden, sabah aydınlığının Rabbine sığınırım.”

Tetkik edilmiş metin

Hamd alemlerin Rabbi olan Allah’a mahsustur

Metni indir

نص الدعاة

Mevcut Diller

Resmi Gizle