Karanlık Mod
04-06-2026
Logo
Ayrıntılı Tefsir – Nasr Suresi –1-3 Ayetlerin Tefsiri – Rasulullah (s.a.v.)’in vefat haberi
   
 
 
Rahman ve Rahim Olan Allah’ın Adıyla  
 
Hamd Âlemlerin Rabbi olan Allah’a mahsustur. Salât ve selam dürüst ve sözünün eri olan Rasulullah (s.a.v)’e olsun. Allahım senin öğrettiklerin dışında bir bilgimiz yoktur, sen alim ve hakimsin. Bize faydalanacağımız ilmi öğret, öğrendiklerimizden de faydalanmayı nasip et, ilmimizi arttır. Bize hakkı hak olarak göster ve ona itaat etmeyle bizi rızıklandır, batılı da batıl olarak göster, ondan sakınmayı nasip eyle. Bizi sözü işitip en güzel şekilde itaat edenlerden eyle. Ve bizi rahmetinle salih kullarınla beraber cennetine ulaştır.
Bu surede Rasulullah (s.a.v.)’in vefatının haberi vardır:
Mümin kardeşlerim, bugünkü suremiz Nasr Suresi, Allah Teala şöyle buyuruyor:

﴾ إِذَا جَآءَ نَصۡرُ ٱللَّهِ وَٱلۡفَتۡحُ (1)وَرَأَيۡتَ ٱلنَّاسَ يَدۡخُلُونَ فِي دِينِ ٱللَّهِ أَفۡوَاجًا (2)فَسَبِّحۡ بِحَمۡدِ رَبِّكَ وَٱسۡتَغۡفِرۡهُۚ إِنَّهُۥ كَانَ تَوَّابَۢا (3) ﴿ 

[ سورة النصر ]

 “Allah'ın yardımı ve fetih (Mekke fethi) geldiğinde ve insanların bölük bölük Allah'ın dinine girdiğini gördüğünde, Rabbine hamd ederek tespihte bulun ve O'ndan bağışlama dile. Çünkü O tövbeleri çok kabul edendir.” 

[ Nasr Suresi ]

Rivayete göre Hz. Ömer İbn Abbas daha çocukken ona saygı duyardı. Bizim Abdullah b. Abbas’ımız, Abdullah b. Zübeyir’imiz var. Allah onlardan razı olsun. Rasulullah (s.a.v.) İbn Abbas (r.a.)’a dua etmiş ve kendisi şöyle buyurmuştur:

(( وَضَعَ يَدَهُ عَلَى كَتِفِي أَوْ عَلَى مَنْكِبِي شَكَّ سَعِيدٌ ثُمَّ قَالَ: اللَّهُمَّ فَقِّهْهُ فِي الدِّينِ وَعَلِّمْهُ التَّأْوِيلَ ))

[ أحمد عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ ]

“Rasulullah (s.a.v.) omuzuma ya da omuz başıma dokundu (ravi lafızda emin olamadı) ve şöyle dedi: ‘Allahım onu dinde fakih (derin anlayış sahibi) kıl ve ona tevili öğret’” 

[ Ahmed b. Hanbel İbn Abbas’tan nakletmiştir ]

Bir seferinde Hz. Ömer (r.a.) kavminin ileri gelenlerini çağırdı ve onlara bu sureyi sordu. Öyle görünüyor ki müminlerin emirinin İbn Abbas’a küçük bir çocuk olduğu halde saygı göstermesi onları rahatsız etmişti. Hz. Ömer İbn Abbas’a danışıyor, ona huzurunda sorular soruyordu. İnsanlara bu ağır gelmişti.

Nebi (s.a.v)’e bu sure indiğinde ecelinin yaklaştığını hissetmişti:

Rivayet edildiğine göre Ömer b. Abdülaziz’in karşısına bir heyet getirilmişti, bu heyet Hicaz’dan geliyordu ve önlerinde on bir yaşında bir çocuk heyete başkanlık ediyordu. Ömer b. Abdülaziz bu durumdan çok memnun olmadı ve kızdı. Bunu kendisine bir hakaret olarak algıladı -tabi bu çocuk heyetin adına konuşuyordu.- Halife dedi ki: “Otur çocuk, senden daha büyük biri kalksın.” Çocuk ise gülümsedi ve şöyle cevap verdi: “Allah halifeyi ıslah etsin. İnsan en küçük iki parçasıyla vardır; kalbi ve dili. Allah bir kuluna konuşabilen bir dil ve muhafazalı bir kalp verirse o, konuşmayı hak eder. Eğer iş dediğin gibi olsaydı, ümmet içinde senin makamına daha layık başka biri otururdu. Yani mesele kilo, boy ya da yaş ile olsaydı bu mecliste bulunmaya sizden daha layık insanlar bulunurdu.”
Yine rivayet edilir ki, Emevî halifelerinden birine önlerinde başkanlık eden küçük bir çocukla bir heyet gelmişti. O da buna kızdı ve yanındaki sağ koluna şöyle dedi: “Benim yanıma her isteyen giremez çocuklar da dahil.” Bunun üzerine küçük çocuk şöyle cevap verdi: “Allah halifeyi ıslah etsin. Sizin yanınıza gelmem sizin kudretinizi azaltmaz aksine beni onurlandırır. Ey Halife biz üç yıldır kıtlık ve sıkıntı yaşıyoruz. İlk yıl yağlarımız eridi, ikinci yıl etlerimiz tükendi ve diğerinde kemikler de bitti. Elinizde malınız var, onlar eğer Allah’a aitse neden kullarından onu esirgiyorsunuz. Eğer o mal sizinse onu bize sadaka olarak verin. Eğer bizimse o mallar, bizden niye esirgiyorsunuz?” Yani bize aitse onu bize verin, sizinse tasadduk edin, eğer Allah’a aitse de biz Allah’ın kullarıyız. Halife -sanırım İbn Hişam’dı” şöyle dedi: “Bu çocuk bize hiçbir mazeret bırakmadı.”
İbn Abbas zeki ve akıllı biriydi. Hz. Ömer hep ona soru sorar, saygı gösterir ve onu onurlandırırdı. Bir seferinde kavminin büyükleri onu üzdü ve azarladılar. O da onlara dedi ki: “Şu sure hakkında ne dersiniz: “Allah'ın yardımı ve fetih (Mekke fethi) geldiğinde ve insanların bölük bölük Allah'ın dinine girdiğini gördüğünde, Rabbine hamd ederek tespihte bulun ve O'ndan bağışlama dile. Çünkü O tövbeleri çok kabul edendir.” Hepsi birden cevap verdi: “Allah Subhanehu ve Teala peygamberine fetih ve zafer müjdesi veriyor.” Hz. Ömer de şöyle dedi: “Konuş ey ibn Abbas” İbn Abbas şöyle söyledi: “Bu sure Rasulullah (s.a.v.)’in vefatını haber veriyor. Yani Allah’ın yardımı ve fethi geldiğinde insanların bölük bölük dine girdiğini gördüğünde, yani işte o zaman görevin sona ermiştir.” Büyük insanlar bizim gibi yemek için yaşamazlar, büyük bir davet için yaşarlar. Bu gerçekleştiğinde de görevleri sona erer. Rasulullah (s.a.v.) bu sure indiğinde ecelinin yaklaştığını hissetmişti. Bunu Hz. Fatıma’ya söylemiş ve “ölümüm yaklaşıyor” demişti. Hz. Fatıma ağlayınca şöyle buyurmuştu: “Bana ilk kavuşacak olan sensin.” Bunun üzerine Hz. Fatıma gülmüştü.

Rasulullah (s.a.v.) dünyada hiçbir şey bırakmadan vefat etti:

Rasulullah (s.a.v.) bu sureyi şöyle açıklamıştı: Allah Subhanehu ve Teala O’nu taltif etmiş ve O’na ecelinin yaklaştığını bildirmişti. Buluşma vakti yaklaşmıştı. Bu sebeple Rasulullah (s.a.v.) minbere çıkmış ve şöyle buyurmuştu:

(( أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صَلَّى اللَّه عَلَيْهِ وَسَلَّمَ جَلَسَ عَلَى الْمِنْبَرِ فَقَالَ: إِنَّ عَبْداً خَيَّرَهُ اللَّهُ بَيْنَ أَنْ يُؤْتِيَهُ مِنْ زَهْرَةِ الدُّنْيَا مَا شَاءَ وَبَيْنَ مَا عِنْدَهُ فَاخْتَارَ مَا عِنْدَهُ، فَبَكَى أَبُو بَكْرٍ وَقَالَ: فَدَيْنَاكَ بِآبَائِنَا وَأُمَّهَاتِنَا فَعَجِبْنَا لَهُ ))

[ البخاري عَنْ أَبِي سَعِيدٍ الْخُدْرِيِّ رَضِي اللَّهُ عَنْهُ ]

“Rasulullah (s.a.v.) minbere çıktı ve şöyle buyurdu: “Bir kulu, Allah, ona dünya güzelliklerinden dilediklerini vermek ile nezdindekileri seçmek hususunda serbest bıraktı. O da Allah nezdinde olanı seçti. Bunun üzerine Ebu Bekir ağladı, babalarımız, annelerimiz sana feda olsun dedi. Biz ona hayret ettik.” 

[ Buhari ebu Said el-Hudri’den nakletmiştir ]

Hz. Ebu Bekir es-Sıddık Resulullah’ın kendini kastettiğini anlamıştı. (“Bir kulu, Allah, ona dünya güzelliklerinden dilediklerini vermek ile nezdindekileri seçmek hususunda serbest bıraktı. O da Allah nezdinde olanı seçti.)

(( يا أيُّها النَّاسُ إنِّي قد دنا منِّي حقوقٌ من بينِ أظهُرِكم فمَن كُنْتُ جلَدْتُ له ظهرًا فهذا ظهري فليستَقِدْ منه ألا ومَن كُنْتُ شتَمْتُ له عِرْضًا فهذا عِرْضي فليستَقِدْ منه ومَن كُنْتُ أخَذْتُ له مالًا فهذا مالي فليستَقِدْ منه لا يقولَنَّ رجلٌ إنِّي أخشى الشَّحناءَ من قِبَلِ رسولِ اللهِ صلَّى اللَّهُ عليه وسلَّم ألا وإنَّ الشَّحناءَ ليسَتْ من طبيعتي ولا من شأني ))

[ مسند أبي يعلى ]

“Ey insanlar, aranızda üzerimde hakları olanlar olabilir. Sırtına vurduğum kimse varsa işte benim sırtım, hakkını alsın. Şerefine, onuruna hakaret ettiğim varsa işte şerefim hakkını alsın. Malını aldığım biri varsa işte malım hakkı olanı alsın. Hiç kimse Rasulullah (s.a.v.)’den düşmanlık görmekten korkuyorum demesin. Şüphesiz ki düşmanlık benim tabiatımda yoktur, hayat şeklim de öyle değildir.” 

[ Ebu Yal’a, Müsned ]

Eğer zaferi Allah’tan başkasına atfederseniz Allah’a şirk koşmuş olursunuz:
Allah Teala “Allah'ın yardımı ve fetih (Mekke fethi) geldiğinde” buyuruyor. (إذَا) (olduğunda, olduğu zaman) ifadesi şart edatıdır. Olacak olanın kesinlikle gerçekleşeceğini ifade eder. Allah Teala’nın “Allah'ın yardımı ve fetih (Mekke fethi) geldiğinde” buyurması Allah Teala’nın zaferi ve fethinin mutlaka, kaçınılmaz bir şekilde geleceğini gösterir. Ancak Allah Teala şöyle de buyurmaktadır:

﴾ يَٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُوٓاْ إِن جَآءَكُمْ فَاسِقٌۢ بِنَبَإٍۢ فَتَبَيَّنُوٓاْ أَن تُصِيبُواْ قَوْمًۢا بِجَهَٰلَةٍۢ فَتُصْبِحُواْ عَلَىٰ مَا فَعَلْتُمْ نَٰدِمِينَ (6) ﴿

[ سورة الحجرات ]

“Ey iman edenler! Bilmeden birilerine zarar verip de sonra yaptığınıza pişman olmamanız için, yoldan çıkmışın biri size bir haber getirdiğinde doğruluğunu araştırın.”

[ Hucurat Suresi: 6 ]

Mesela burada (إنْ) edatı kullanılmıştır. Yani burada durum gerçekleşebilir de gerçekleşmeyebilir de. Ancak “Allah'ın yardımı ve fetih (Mekke fethi) geldiğinde” ayetinde Allah’ın zaferi ve fetih mutlaka gelecektir anlamı vardır. “Allah’ın zaferi” Eğer zaferi Allah’tan başkasına atfederseniz Allah’a şirk koşmuş olursunuz.

﴾ الم(1) غُلِبَتِ الرُّومُ(2) فِي أَدْنَى الْأَرْضِ وَهُمْ مِنْ بَعْدِ غَلَبِهِمْ سَيَغْلِبُونَ(3) فِى بِضْعِ سِنِينَ ۗ لِلَّهِ ٱلْأَمْرُ مِن قَبْلُ وَمِنۢ بَعْدُ ۚ وَيَوْمَئِذٍۢ يَفْرَحُ ٱلْمُؤْمِنُونَ(4) ﴿

[ سورة الروم ]

“Elif-lâm-mîm. Rumlar yakın bir yerde yenilgiye uğradılar. Fakat onlar bu yenilgilerinden sonra birkaç yıl içinde galip gelecekler. Eninde sonunda Allah’ın dediği olur. O gün müminler Allah’ın yardımı sebebiyle sevinecekler.” 

[ Rum Suresi: 1-4 ]


﴾ وَمَا جَعَلَهُ ٱللَّهُ إِلَّا بُشْرَىٰ لَكُمْ وَلِتَطْمَئِنَّ قُلُوبُكُم بِهِۦ ۗ وَمَا ٱلنَّصْرُ إِلَّا مِنْ عِندِ ٱللَّهِ ٱلْعَزِيزِ ٱلْحَكِيمِ(126) ﴿

[ سورة آل عمران ]

“Allah bunu, sırf size bir müjde olsun ve bununla kalpleriniz yatışsın diye yapmıştır. Zafer, yalnız güçlü ve hikmet sahibi Allah katından gelir.” 

[ Al-i İmran Suresi: 126 ]

Hayatın herhangi bir anında zaferi Allah’tan başkasına atfetmek şirkin, Allah’a ortak koşmanın ta kendisidir. “Allah’ın zaferi geldiğinde” Zafer veren de O’dur, zaferden mahrum bırakan da…

Allah Teala bize kendisine kulluk ve ibadet etmemiz şartıyla yeryüzünde egemenlik, güç ve güven vaat etmiştir:

Allah Teala buyuruyor ki:

﴾ لَهُۥ مُعَقِّبَٰتٌ مِّنۢ بَيْنِ يَدَيْهِ وَمِنْ خَلْفِهِۦ يَحْفَظُونَهُۥ مِنْ أَمْرِ ٱللَّهِ ۗ إِنَّ ٱللَّهَ لَا يُغَيِّرُ مَا بِقَوْمٍ حَتَّىٰ يُغَيِّرُواْ مَا بِأَنفُسِهِمْ ۗ وَإِذَآ أَرَادَ ٱللَّهُ بِقَوْمٍۢ سُوٓءًا فَلَا مَرَدَّ لَهُۥ ۚ وَمَا لَهُم مِّن دُونِهِۦ مِن وَالٍ(11) ﴿

[ سورة الرعد ]

“Kişinin önünde ve arkasında Allah’ın emriyle onu kayıt ve koruma altına alan takipçiler vardır. Bir toplum kendisindekini değiştirmedikçe Allah onlarda bulunanı değiştirmez. Allah herhangi bir toplumun başına bir kötülük gelmesini diledi mi, artık onun geri çevrilmesi mümkün değildir. Onların Allah’tan başka yardımcıları da bulunmaz.” 

[ Rad Suresi: 11 ]

Fakat zaferi rastgele olmaz. Buyuruyor ki:

﴾ يَٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُوٓاْ إِن تَنصُرُواْ ٱللَّهَ يَنصُرْكُمْ وَيُثَبِّتْ أَقْدَامَكُمْ(7) ﴿

[ سورة محمد ]

“Ey iman edenler! Allah’a yardım ederseniz O da size yardım eder ve ayaklarınızı sağlam bastırır.”

[ Muhammed Suresi: 7 ]

Bu şartlı bir olaydır. Eğer Allah’a itaat ederseniz Allah size zafer nasip eder. Gerçek bir zafer elde edersiniz. Allah Teala buyuruyor ki:

﴾ وَعَدَ اللَّهُ الَّذِينَ آمَنُوا مِنْكُمْ وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ لَيَسْتَخْلِفَنَّهُمْ فِي الْأَرْضِ كَمَا اسْتَخْلَفَ الَّذِينَ مِنْ قَبْلِهِمْ وَلَيُمَكِّنَنَّ لَهُمْ دِينَهُمُ الَّذِي ارْتَضَى لَهُمْ وَلَيُبَدِّلَنَّهُمْ مِنْ بَعْدِ خَوْفِهِمْ أَمْناً يَعْبُدُونَنِي لَا يُشْرِكُونَ بِي شَيْئاً وَمَنْ كَفَرَ بَعْدَ ذَلِكَ فَأُولَئِكَ هُمُ الْفَاسِقُونَ(55) ﴿

[ سورة النور ]

“Allah, içinizden iman edip dünya ve âhiret için yararlı işler yapan kimselere vaad etti ki, kendilerinden öncekilere verdiği gibi onlara da yeryüzünde hâkimiyet verecek, onlar için hoşnutluğuna vesile kıldığı dinlerinin yerleşip yayılmasını sağlayacak, şu andaki korkularını güvenliğe çevirecektir; çünkü onlar bana hiçbir şeyi ortak koşmaksızın kulluk etmektedirler. Bütün bunlardan sonra kim inkâra saparsa yoldan çıkmış kimseler işte bunlardır.” 

[ Nur Suresi: 55 ]

Şart şudur: Yeryüzünde halifelik ve hükümranlık, korkudan emin olunması ve güven duygusu, Allah Teala’nın verdiği bu üç vaat ancak ona kulluk ve ibadet edersek mümkün olacaktır. Eğer kulluk etmezsek bu üç vaat de gerçekleşmez. Bu iki grup arasında da bir ittifaktır. Allah Teala bize yeryüzünde halifelik vereceğini, dünyada bizim için seçtiği dini tesis edeceğini, korkumuzu güven duygusuyla tebdil edeceğini vaat etmiştir. Bize düşen de O’na kulluk etmektir. Biz üzerimize düşeni yerine getirmezsek Allah Subhanehu ve Teala da bu vaatlerini yerine getirmez.

Zaferden sonra iman kolay olandır ve ecri de azdır. Ancak zor zamanlarda iman bir kahramanlıktır:

“Allah'ın zaferi ve fetih (Mekke fethi) geldiğinde” Bu Allah’ın yardım ve zaferidir. Fetih konusuna gelince, insan birkaç günlüğüne zafer elde edip sonra yenilgiye uğrayabilir. Ama “Allah’ın zaferi ve fetih” Fetih zaferin istikrarlı bir şekilde devamıdır. Zafer elde edip sonra geri çekilebilirsiniz. Ama ilerlediğinizde ülkeler fethedersiniz. “Fetih” kelimesi Mekke’nin fethini ifade eder ve bu fetih mutlak bir fetihtir. Allah Teala şöyle buyurmuştur:

﴾ وَيَنْصُرَكَ اللَّهُ نَصْراً عَزِيزاً(3) ﴿

[ سورة الفتح ]

“Ve sana şanlı bir zaferle yardım eder.” 

[ Fetih Suresi: 3 ]

Yahudilere gelince onlar insanların ipine tutunmadan zafer kazanamazlar. Her zaman desteğe, yardıma, hava desteğine ihtiyaç duyarlar. Ancak Allah Subhanehu ve Teala’nın zaferi kesindir. İnanılmaz ve büyüktür. Ondan sonra yenilgi olmaz.

Allah Teala buyuruyor ki: “Allah'ın yardımı ve fetih (Mekke fethi) geldiğinde ve insanların bölük bölük Allah'ın dinine girdiğini gördüğünde,” Gerçekten de İslam yeryüzünde yayıldığında iman etmek kolaydır. İslam güçlü olduğunda öyledir. Ama asıl marifet zor zamanlardan iman etmektir. Tüm dünya karşı olduğunda iman etmek, işte bunun ecri ve mükâfatı çok büyüktür. İslam dünyada yayıldığında dinimiz tüm dinlere üstün geldiğinde, İslam güçlü olduğunda, iman çok kolaydır. Bu durumda insanlar akın akın dine girerler. Peki, insanlar ne zaman onlara yönelirler? “Allah'ın yardımı ve fetih (Mekke fethi) geldiğinde” O zaman “insanların bölük bölük Allah'ın dinine girdiğini gördüğünde,” Bu nedenle bazı fikri mezhepler güçsüz olduğu zamanlarda, onlara başlangıçta ve güçsüz hallerinde benimseyenlerin mevkii çok büyüktür. Ama güçlendiklerinde o mezhebe girenlerin bir değeri kalmaz. Çünkü onlar güç varken girmişlerdir. Dolayısıyla bir mezhep ve düşünceyi güçsüz zamanlarında benimsemek, büyük bir iman eylemidir. Bu sebeple Rasulullah (s.a.v.)’e zor zamanlardayken tabi olanlar, mesela Hz. Ebu Bekir es-Sıddık gibi İslam’da mevkileri çok yüksektir. Ebu Süfyan Müslüman olduğunda Hz. Ömer’in kapısında saatlerce beklemiş ama Bilal ve Musab izinsiz içeri girerken o girememişti. Bu duruma epey alınıp şöyle demişti: “Kureyş’in lideri Ebu Süfyan saatlerce kapında bekliyor, Bilal ve Musab izinsiz içeri giriyor!” Hz. Ömer ona tek bir şey söyledi: “Sen onlar gibi misin? Onlar zor zamanlarda peygambere tabi oldular, müşrikler onlara zulmetti, işkence ettiler. Bilal’in göğsüne taş koyarlar ve O sadece “Allah bir” derdi. Hz. Ebu Bekir geldi, onu Ümeyye b. Halef’ten satın aldı. Ümeyye ona “vallahi onun için bir dirhem verseydin de onu sana satardım.” Deyince Hz. Ebu Bekir şöyle cevap verdi: “Vallahi eğer onun için yüz bin dirhem isteseydin de verirdim.” Bedeli ödedi ve elini koltuk altına koydu, bu din kardeşliğinin sembolüydü. Bunun yanında Bilal Habeşli bir köleydi. Ebu Bekir Efendimiz ise Kureyş’in büyüklerindendi. Buna rağmen şöyle dedi: “Bilal benim Allah katında kardeşimdir.” Ashab Hz. Ebu Bekir’den bahsettiğinde “Efendimiz efendimizi satın alıp azat etti.” Derdi. Hz. Ömer Bilal-i Habeşi’yi sefer dönüşünde karşılamak için Medine’nin dışına çıkardı. İşte zaferden sonra iman kolaydır. Ama zorluk zamanlarında bu bir kahramanlıktır.

İyilik kötülük, kötülük de iyilik olduğunda, işte o zaman zor bir zamandır:

Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyuruyor:

(( السلام عليكم دار قوم مؤمنين, وإنا إن شاء الله بكم لاحقون، وددت أني قد رأيت إخواننا، فقالوا: يا رسول الله, ألسنا بإخوانك؟ قال بل أنتم أصحابي، وإخواننا الذين لم يأتوا بعد، وأنا فرطهم على الحوض، فقالوا: يا رسول الله, كيف تعرف من يأتي بعدك من أمتك؟ قال: أرأيت لو كان لرجل خيل غر محجلة في خيل دهم بهم ألا يعرف خيله؟ قالوا: بلى يا رسول الله، قال: فإنهم يأتون يوم القيامة غرًّا محجلين من الوضوء، وأنا فرطهم على الحوض، ألا ليذادن رجال عن حوضي كما يذاد البعير الضال، أناديهم: ألا هلم, ألا هلم, ألا هلم. فيقال: إنهم قد بدلوا بعدك، فأقول: سحقًا سحقًا ))

[ صحيح مسلم ]

“Es-Selamu aleyküm müminler topluluğunun yurdu(nda sakin olanlar} selam sizlere, biz de yüce Allah dilerse size kavuşacağız. Kardeşlerimizi görmeyi çokça arzu ederdim" buyurdu. Ashab: Biz kardeşlerin değil miyiz ey Allah’ın Resulü, deyince, O: "Siz ashabımsınız, kardeşlerimiz henüz gelmemişlerdir" buyurdu. Ashab: Ümmetinden henüz gelmemiş olanları nasıl tanıyacaksın ey Allah'ın Resulü, dediler. O: "Ne dersin sizden bir kimsenin siyah ve yağız atlar arasında parlak atları bulunsa kendi atlarını tanımaz mı?" buyurdu. Ashab: Elbette tanır ey Allah’ın Resulü dediler. Allah Resulü: "İşte onlar da abdestten dolayı parlayarak gelecekler ve ben Havz'ın kenarına sizden önce varmış olacağım. Şunu da bilin ki, yolunu şaşırmış bir devenin alıkonulduğu gibi benim havuzumdan da birtakım kimseler engellenecektir. Ben: Hey buraya gelin, diye onlara sesleneceğim ama: Senden sonra değiştirdiler, denilecek. Ben de: O halde uzak olsunlar, uzak olsunlar, diyeceğim" buyurdu.”

[ Müslim, sahih ]

(( إن من ورائكم أياما الصبر فيهن مثل القبض على الجمر، للعامل فيهن مثل أجر خمسين رجلا يعملون مثل عملكم وفي رواية: قيل يا رسول الله أجر خمسين منا أو منهم؟ قال: بل أجر خمسين منكم ))

[ أخرجه الترمذي ]

“Ondan sonra öyle günler gelecek ki o günlerde dinin emirlerine uyma hususunda gösterilecek sabır, ateş parçasını elde tutmak gibi zor olacaktır. O günlerde Müslüman olarak yaşamaya çalışanlara bu günkü sizin elli kişinin amelini isteyen kimselerin sevabı kadar sevap yazılacaktır.” Bir rivayette denildi ki ‘ya Resulallah bizden mi onlardan mı elli kişinin ecri?’ Efendimiz “sizden elli kişinin ecri’ buyurdu.” 

[ Tirmizi ]

(( كيف بكمْ أيُّها النَّاسُ إذا طَغى نِساؤُكم، وفسَقَ فِتيانُكم؟ قالوا: يا رسولَ اللهِ، إنَّ هذا لَكائنٌ؟ قال: نعمْ، وأشَدُّ منه، كيف بكم إذا تَركتُمُ الأمْرَ بالمعروفِ والنَّهيَ عن المُنكَرِ؟ قالوا: يا رسولَ اللهِ، إنَّ هذا لَكائنٌ؟ قال: نعمْ، وأشَدُّ منه، كيف بكم إذا رأيتُمُ المُنكَرَ مَعروفًا والمعروفَ مُنكَرًا؟ ))

[ الطبراني في الأوسط وفيه ضعف  ]

 “Ey insanlar, kadınlarınız isyankâr, gençleriniz ahlaksız olursa halinize ne olacak? Dediler ki: Ey Allah'ın Resulü, bu gerçekten olacak mı? Buyurdu ki: Evet, hatta daha da kötüsü olacak. İyiliği emretmeyi ve kötülüğü yasaklamayı terk ederseniz halinize ne olacak? Dediler ki: Ey Allah'ın Resulü, bu gerçekten olacak mı? Buyurdu ki: Evet, hatta daha da kötüsü olacak. Kötülüğü iyilik, iyiliği kötülük olarak görürseniz halinize ne olacak?”

[ Taberani, Evsat, zayıflık bulunmaktadır ]

İyi olan şey kötülük, kötü olan şey de iyilik haline geldiğinde haliniz ne olacak? İşte o zaman zor zamanlardır. Allah Teala buyuruyor ki: “Allah'ın yardımı ve fetih (Mekke fethi) geldiğinde ve insanların bölük bölük Allah'ın dinine girdiğini gördüğünde, Rabbine hamd ederek tespihte bulun ve O'ndan bağışlama dile. Çünkü O tövbeleri çok kabul edendir.” Rasulullah (s.a.v.) çok zeki biriydi. Bir adam arkadaşlarıyla birlikte yanına geldi. Sohbet sona erdiğinde “O adam kim?” diye sordu. “Adiy b. Hatem – Şam’daki Gassani Krallarından biri-“ dediler. Böylece onun yanına gitti ve izzeti ikramda bulundu. Yolda güçsüz bir kadın yolunu kesti, uzun bir süre Efendimiz’e ihtiyaçlarını anlattı. Kendi kendime dedim ki (burada konuşan Adiy b. Hatem’dir.) Bu bir kralın işi değil. Ben evine girdim, bana hurma lifinden yapılmış deri bir minder verdi. Evinde zaten ondan başka minder yok gibi görünüyordu. “Buna otur” buyurdu. Ben de “siz oturun” dedim. O (s.a.v.) yine “hayır sen otur” deyince oturdum. O da yere oturdu ve dedi ki “Ey Adiy b. Hatem sen Hıristiyan değil misin?” Ben de “Evet” dedim. “Peki sen halkından ganimetin dörtte birini almadın mı?” dedi ve ben de onayladım. Şöyle buyurdu: “Bu senin dininde sana helal değildi.” Adiy diyor ki: “İşte o zaman O’nun bizim bilmediklerimizi bilen gönderilmiş bir peygamber olduğunu anladım.” Sonra bana dedi ki: “Ey Adiy b. Hatem, belki de bu dine girmeni engelleyen şey krallığın ve otoritenin başkalarının elinde olduğunu görmendir. Allah’a yemin ederim ki, yakında Babil’den bir kadının kendi devesiyle korkusuzca Kabe’ye hac için geldiğini göreceksin. (Yani Babil’den Mekke’ye kadar her yer fethedilmiş olacak).” Sonra şöyle buyurdu: “Belki de senin bu dine girmeni engelleyen şey onların ihtiyaç sahibi olduklarını yani fakir olduklarını görmendir. Allah’a yemin ederim ki, yakında aralarında öyle bir zenginlik olacak ki sadaka verecekleri kimse kalmayacak.” Ki Hz. Ömer zamanında savaş ganimetleri getirilip yere serilmişti. İki uzun boylu atlı (ganimetlerin iki tarafında) mızraklarını eliyle tutuyor, mızraklarını havaya kaldırıyor ve birbirlerinin mızraklarını göremiyorlardı. Tamamı gümüş ve altındı. “Allah’a yemin ederim ki, malları öyle artacak ki verecek kimseyi bulamayacaklar.”
Ömer b. Abdülaziz hükümdarlığı döneminde zekatı topladı ve insanlara şöyle ilan etti: “Fakir olan ihtiyacı olanı almak için öne çıksın.” Ama kimse öne çıkmadı. Sonra dedi ki: “Borcu olan öne çıksın.” Yine kimse çıkmadı. İslam ümmetinin kendine yetebildiği böyle zamanlar olmuştu. Efendimiz Adiy’e “Allah’a yemin ederim ki, öyle zenginliğe kavuşacaklar ki sadaka verecek kimse bulamayacaklar. Belki de seni bu dine girmekten alı koyan şey her yönden gelen düşmanların çokluğudur. Allah’a yemin ederim ki, yakında Babil saraylarının Araplara açıldığını duyacaksın.” Diyorlar ki, Adiy b. Hatem Babil’in Müslümanlar tarafından fethedildiğini, bir kadının devesi üzerinde korkusuzca hacca gelebildiğini, güvenin yayıldığını, zenginliğin çokça arttığını görecek kadar yaşadı.
Allah’a iman ediyorsanız İslam’ı kabul edip benimsiyorsanız ve İslam’ın güçsüz olduğu bir zamanda onu yaşıyorsanız o zaman kahraman olan sizsiniz.
Allah’ın zaferi ve fetih geldiği zaman Allah’a iman çok kolaydır. Ama marifet İslam düşmanlarının çok olduğu, müminlerin ellerinde malın az olduğu, hükümranlık ve otoritenin başkalarının elinde olduğunu gördüğünüz zamanda Allah’a iman etmektir. Eğer Allah’a iman eder, İslam’ı benimser, Allah’a bağlı kalır ve İslam’ın güçsüz olduğu dönemde onu yaşamaya çalışırsanız İşte o zaman kahraman sizsiniz.

Yol kesen değildir kahraman

Asıl kahraman Allah’tan korkandır.

[ İbnu’l-Verdi ]

“Allah'ın yardımı ve fetih (Mekke fethi) geldiğinde ve insanların bölük bölük Allah'ın dinine girdiğini gördüğünde, Rabbine hamd ederek tespihte bulun” Bu ayetten çıkmadan önce Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyuruyor:

(( روى أحمد في المسند عَنْ جَارٍ لِجَابِرِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ قَالَ: قَدِمْتُ مِنْ سَفَرٍ فَجَاءَنِي جَابِرُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ يُسَلِّمُ عَلَيَّ فَجَعَلْتُ أُحَدِّثُهُ عَنِ افْتِرَاقِ النَّاسِ وَمَا أَحْدَثُوا فَجَعَلَ جَابِرٌ يَبْكِي ثُمَّ قَالَ: سَمِعْتُ رَسُولَ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ يَقُولُ: إِنَّ النَّاسَ دَخَلُوا فِي دِينِ اللَّهِ أَفْوَاجاً وَسَيَخْرُجُونَ مِنْهُ أَفْوَاجاً ))

[ أحمد عن جابر رضي الله عنه بسند ضعيف ]

 “Ahmed b. Hanbel, Müsned'inde Cabir b. Abdullah'ın bir komşusundan rivayet ederek şöyle demiştir: "Bir yolculuktan döndüm ve Cabir ibn Abdullah beni karşılamaya geldi. Ona insanların bölünmesinden ve icat ettiklerinden bahsetmeye başladım. Cabir ağlamaya başladı ve sonra şöyle dedi: 'Allah Resulü'nün (s.a.v.) şöyle buyurduğunu işittim: "İnsanlar Allah'ın dinine kalabalıklar halinde girdiler ve kalabalıklar halinde terk edeceklerdir." 

[ Ahmed b. Hanbel Cabir (r.a)’dan zayıf bir senetle nakletmiştir ]

Ramazan’da oruç tutan birini göremiyorsunuz, çoğu yemek yiyor, restoranlar açık, sigara içiyorlar. Kamuya açık alanlarda neredeyse kimse oruç tutmuyor. Kalabalıklar halinde girdikleri gibi öylece çıkıyorlar. Tabi dikkat dağıtıcı etkenler, fitneler, karma ortamlar, haram yemeler, bunların hepsi insanlar arasında çok yaygın. Haram mal ve karma ortamlar yaygınlaştığında dinden geriye ne kalır? Ahlaki çöküş nedir? Haram yollarla para kazanmak, bir ahlaki çöküştür. Bu iki özellik varsa dinden geriye ne kalır? Namaz? Onun da bir değeri kalmaz. Şekilsel bir oruç? Onun da kıymeti kalmaz. Hac ve umre? Onların da içleri boşalır. Öyleyse "İnsanlar Allah'ın dinine kalabalıklar halinde girdiler ve kalabalıklar halinde terk edeceklerdir." 

Hamd alemlerin Rabbi olan Allah’a mahsustur

Tetkik edilmiş metin

Metni indir

نص الدعاة

Mevcut Diller

Resmi Gizle