Rahman ve Rahim Olan Allah’ın Adıyla

Birinci Hutbe:
Alemlerin Rabbi olan Allah’a hamd olsun. Salat ve selam, sadık ve emin  Efendimiz Muhammed’e  (s.a.v.) olsun. Allahım, senin bize öğrettiğinden başka ilmimiz yoktur. Sen her şeyi hakkıyla bilensin, hakimsin. Allahım, bize fayda verecek şeyleri bize öğret. Bizi, öğrettiklerinden nasiplendir, ilmimizi arttır. Hakkı hak olarak görüp ona uymamızı, batılı da batıl olarak görüp ondan sakınmamızı nasip et. Bizi, sözü işitip en güzeline uyanlardan eyle. Rahmetinle bizi salih kulların arasına kat.

Rasul’ün (s.a.v.) Hayatı Bütün Müslümanlara Farz-ı Ayndır:

Değerli kardeşlerim; hiç şüphesiz hepiniz hutbenin konusunu biliyorsunuz. Hicri senenin ilk günündeyiz. Hicret kardeşlerim, Nebi’nin (s.a.v.) hayatından bir parçadır. Şunu sürekli söylerim: varsayalım ki ne Kitap ne de sünnet olsaydı, Nebi’nin (s.a.v.) doğru hayatı tek başına şu insana eksiksiz bir metot olarak yeterdi. Çünkü kainat dilsiz Kur’an, Kur’an da konuşan kainattır. Nebi (s.a.v.) yürüyen, hareket eden, insanlarla iletişim halinde olan ‘Kur’an’ idi. Nitekim Hz. Aişe’ye (r.a.) Rasulullah’ın (s.a.v.) ahlakı sorulduğu zaman, “O’nun ahlakı Kur’an idi” demiştir. Nebi (s.a.v.), akidenin şüphe götürmez hakikatlerinden biri olarak sözlerinde, fiillerinde, onaylarında ve sıfatlarında hatadan uzaktır. Çünkü günahsızdır. Allah Azze ve Celle O’nun verdiklerini almamızı, yasakladığı şeylerden de vazgeçmemizi emretmiştir:

﴾ وَمَا آَتَاكُمُ الرَّسُولُ فَخُذُوهُ وَمَا نَهَاكُمْ عَنْهُ فَانْتَهُوا ﴿  

[ سورة الحشر: 7 ]

( Peygamber size neyi verdiyse onu alın, neyi de size yasak ettiyse ondan vazgeçin )

(Haşr Suresi/7)

Fıkıh usulünde bir kural vardır. Şöyle der: Farzın ancak kendisiyle tamamlandığı şeye farz, sünnetin ancak kendisiyle tamamlandığı şeye sünnet denir. Abdest farzdır. Çünkü farz olan namaz ancak onunla tamamlanır. Allah Azze ve Celle’nin emrini yerine getirmek istiyorsak, ki Allah’ın Kur’an’da yer alan bütün emirleri aksine bir delil yoksa zorunluluk ifade eder ve bu ayeti uygulamak istiyorsak:

 

﴾ وَمَا كَانَ اللَّهُ لِيُعَذِّبَهُمْ وَأَنْتَ فِيهِمْ وَمَا كَانَ اللَّهُ مُعَذِّبَهُمْ وَهُمْ يَسْتَغْفِرُونَ ﴿

[ سورة الأنفال: 33 ]

( Oysa sen onların içinde iken, Allah onlara azap edecek değildi. Bağışlanma dilerlerken de Allah onlara azap edecek değildir )

(Enfal Suresi/33)

Bize verdiklerini nasıl alır ve bize yasakladıklarından nasıl vazgeçeriz? Bu durumda Nebi’nin (s.a.v.) kavli sünnetini bilmek farz-ı ayndır. Bütün Müslümanlara farz-ı ayndır. Farz-ı ayn ne demek biliyorsunuz; yapmazsan helak oldun demektir. Allah Azze ve Celle şöyle buyuruyor:

﴾ لَقَدْ كَانَ لَكُمْ فِي رَسُولِ اللَّهِ أُسْوَةٌ حَسَنَةٌ لِمَنْ كَانَ يَرْجُو اللَّهَ وَالْيَوْمَ الْآَخِرَ ﴿

[ سورة الأحزاب: 21 ]

( Andolsun, Allah’ın Rasülünde sizin için; Allah’a ve ahiret gününe kavuşmayı uman kimseler için güzel bir örnek vardır )

(Ahzap Suresi/21)

Rasulullah (s.a.v.) nasıl bizim için örnek olur? Bu ayeti nasıl uygularız? Nebi’nin (s.a.v.) hayatını öğrenmezsem O’nun ahlakını, ilişkilerini, hareketlerini, tavırlarını nasıl kendime model yaparım? Bu yüzden Rasulullah’ın (s.a.v.) hayatı ile içinde bulunduğumuz ve O’nun hayatından bir parça olan hicreti(ni öğrenmek) bütün Müslümanlara farz-ı ayndır.

Nebi’nin (s.a.v.) Hareketi, Allah’ın Kitabı’nı Anladığını İfade Etmede Sözlerinden Daha Açıktır:

Değerli kardeşlerim; hatta bazı alimler öyle der: Nebi’nin (s.a.v.) hareketi ve davranışları, Allah’ın Kitabı’nı anladığını ifade etmede sözlerinden daha anlaşılırdır. Çünkü fiillerinin yorum olasılığı yokken sözlerinin yorum olasılığı vardır. Dikkati çeken bir şey var ki o da Nebi’nin (s.a.v.) Allah katında iki görevinin olmasıdır. Hepimizin aklına hemen ilk ve son görevi olan tebliğ gelebilir. Ancak en büyük görevi örnek olmaktır. Çünkü tebliği herhangi bir insan; yani dili akıcı, hafızası güçlü ve kuvvetli bir üslubu olan herhangi bir insan da yapabilir. Ancak insanlar kulaklarıyla değil gözleriyle öğrenirler. Peygamberlerin yaptıkları, basit bir sebepten dolayı; söylediklerini yapmalarından dolayı hayal sınırlarını aştı. Allah’a davet edenler ise çokluklarına rağmen basit bir sebepten; konuşup da yapmamalarından dolayı başarısız oldular.

Rasulullah’ın (s.a.v.) Hayatının Yüce Dinimizdeki Yerinden Parıltılar:

Bu yüzden, Rasulullah’ı (s.a.v.) kendimize model almak hayatını öğrenmemizi gerektirir ve hayatının en öne çıkan kısımlarından biri de O’nun (s.a.v.) hicretidir. Çünkü Allah O’nu bizim için bir model, güzel bir örneklik ve en yüce misal  kılmıştır. Öyle ki fakirlere sabrı tavsiye ettiği zaman fakirliği tatmıştı. Bir keresinde evine girdiğinde: “Bir şeyiniz var mı (Evde yiyacek bir şey var mı)?” diye sormuş, “Hayır” cevabını alınca: “Ben oruçluyum” demiştir. Zenginliği tattı. Nitekim kabile reislerinden biri: “Küçükbaş hayvanlardan oluşan bu vadi kimin?” diye sorunca Efendimiz: “Senin.” diye cevap vermiş, kabile reisi: “Benimle alay mı ediyorsun?!” deyince de: “Hayır. Vallahi o senin.” demiş, bunun üzerine kabile reisi: “Allah’ın Rasulü olduğuna şehadet ederim. (Çünkü) fakirlik korkusu olmayan biri gibi mal dağıtıyorsun.” demiştir.
Allah O’na, şimdi Müslümanların çektiği gibi sıkıntı tattırdı. O’na Taif’te sıkıntıyı tattırdı. Bunun üzerine dedi ki: “Ya Rabbi, beni kime bırakıyorsun? Bana kötü muamele eden bir düşmana mı yoksa işimi eline verdiğin bir dosta mı? Eğer bana karşı bir gazap yoksa ben bunların hiçbirine aldırmam. Sen hoşnut oluncaya kadar affını dilerim. Fakat senin af ve merhametin bana bunları göstermeyecek kadar geniştir.”
Allah O’na Mekke’de zaferi tattırdı. (Müşriklere) “Sizin hakkınızda ne yapacağımı sanırsınız” deyince onlar şöyle dediler: “Sen kerem ve iyilik sahibi bir kardeşsin. Kerem ve iyilik sahibi bir kardeş oğlusun.” Bunun üzerine Allah Rasulü (s.a.v.): “Gidiniz. Artık serbestsiniz.” buyurdular. Allah O’na çocuğunun ölümünü tattırdı: “Göz ağlar, kalp hüzünlenir. Biz ise Rabb’imizin razı olacağı sözden başka söz söylemeyiz. Ey İbrahim! Bizler senin ayrılığınla pek mahzun ve kederliyiz.” buyurdular. Kızının boşanmasını O’na tatırdı. Kızlarından biri boşanmıştı. O’nun için insanların en değerlisi olan eşini insanların ağzına dolamasını O’na tattırdı. Bir genç kızın sahip olabileceği en değerli şeyi hakkında gıybeti edildi; ifk hadisinde insanlar, eşinin namusu hakkında konuştu. Her şeyi tattı ve her şeyden en eksiksiz konumu edindi. Böylece bize model ve örnek oldu.
Bir diğer şey de kardeşlerim; Nebi (s.a.v.) döneminde gerçekleşen olaylar bizzat amaçlanmış, tesadüfen gerçekleşmemiştir. Açık bir hikmetin gereği olarak Rasulullah (s.a.v.) bu olaylar yoluyla kanun koyucu olsun, nübüvvetin kemali hayattaki hareketi içinde ortaya çıksın diye bu hadiseler gerçekleşmiştir.
Değerli kardeşlerim; bunlar, Rasulullah’ın (s.a.v.) hayatının yüce dinimizdeki yerinden parıltılar. Bugün yıldönümünde bulunduğumuz hicretin gerçeklerini sizden bilmeyen bir kimsenin olmadığına kuşkum yok. Bütün Müslümanlar hicretteki olayları bilir. Fakat en önemli nokta olayın şeffaflığında ve olaydan günlük hayatında faydalanacağın bir kural çıkarmandadır. – Şimdilerde bazılarının söylediği gibi- hicretin gerçekliğini bugünkü Müslümanların gerçekliğine indirgemek istiyoruz.

Aklın Prensipleriyle Kainatın Nizamı Arasındaki İlginç Uyum: 

Öncelikle: Allah’ın hikmeti sebebiyet kanununu bu evrenin en büyük sünnetlerinden biri kılmayı dilemiştir. Her sebebin bir sonucu ve her sonucun da bir sebebi vardır. Sebebiyet yasası bu evrenin en büyük kanunlarından biridir. Allah niçin sebebiyet kanununu yarattı? Çünkü sen, sonucu gördükçe kainatın düzeninden dolayı sebebini araştırırsın. Latif bir şekilde sebepleri vücuda getirene, Allah’a ulaşıncaya kadar sebep seni önceki sebebe, önceki sebep de kendisinden önceki sebebe götürür. Sebebiyet kanunu sanki Allah’ı tanımaya götüren bir yoldur. Açık bir hikmetin gereği olarak Allah, insan aklını üç prensip üzerine inşa etmiştir. Bu prensiplerden biri sebebiyet prensibidir. Nitekim aklın sebepsiz bir şey kabul etmez. Yeryüzündeki hiçbir akıl amaçsız bir şey ve çelişki kabul etmediği gibi sebepsiz bir şey de kabul etmez. Bunlar aklın prensipleridir. Ya Allah! Aklın prensipleriyle kainatın nizamı arasındaki bu ilginç uyum da ne? Aklın prensiplerinin kainatın nizamıyla olan uyumu yoluyla sebebiyet nizamını koyan ve ikinci saniyede onu bozmaya da kadir olan Allah Azze ve Celle’ye ulaşırsın. Hz. İsa’nın evlilik olmaksızın, anasız ve babasız (dünyaya gelmesi) gibi sebepsiz bir sonuç bulabilirsin. Gençliğinin baharında genç bir erkek ve genç bir kızın çocuk sahibi olamadığını da görebilirsin. Sebep olur ama sonuç olmayabilir. Sonuç olur ama sebep olmayabilir. Niçin? Sebeplere sığınmamamız için. Sebepleri yaratan, sebeplerin müsebbibi, bazen sebepleri bozan ve sebepsiz sonuçları yaratan Allah’a sığınmamız gerekir.

Nebevi Hicret(ten) Alınacak Dersler:

Sebeplere Sarılmak, Sonra Rabblerin Rabbine Tevekkül Etmek:

Bu yüzden değerli kardeşlerim; Rasulullah’ın (s.a.v.) hicrette yaptığı gibi sebeplere sarılman gerekir. Sanki sebepler her şeymiş gibi hiçbir boşluk olmasın ki  Rasulullah (s.a.v.) o boşluğu örtmüş olmasın. Kendisine haber getiren bir adam ve izleri yok eden bir adam ayarladı. Benzerlikten uzak bir plan oluşturdu. Sahil tarafına yönelip aramalar hafifleyinceye kadar Sevr Mağarası’nda üç gün kaldı. Tecrübesinin dostluğuna hakim olduğu bir rehber ayarladı. Hiçbir boşluk görmesin ki onu örtmüş olmasın. Sanki sebepler her şeymiş gibi onlara sarıldı. (Müşrikler) O’na ulaşıp da içlerinden biri birkaç metre uzağına varınca Sıddık (r.a.) Rasulullah’a (s.a.v.): “Bunlardan biri ayağının dibine baksa bizi görürdü.” dedi. Şimdi; çünkü itaatle, boyun eğerek sebeplere sarılmıştı. Batı toplumunun yaptığı gibi sebeplere güvenmedi. Allah Rasulü (s.a.v.) ona dedi ki: “Ya Ebu Bekir! Üçüncüleri Allah olan iki kişi için niye endişe ediyorsun?”
O halde, sanki her şeymiş gibi sebeplere sarıl. Sonra da sanki sebepler hiçbir şey değilmiş gibi Allah’a tevekkül et. Sen, sağında dipsiz bir vadi, solunda dipsiz bir vadi olan bir yolda ilerlerken Batının durumu gibi sebeplere sarılıp buna güvenirsen şirke düşersin. Malına güvenen sapıtır. Etrafına güvenen alçalır. Allah’a tevekkül eden ne sapıtır ne alçalır. Sebeplere güvenmeksizin onlara sarılmalısın. Allah’a güvenmen gerekir. Sebeplere sarılmaksızın Allah’a tevekkül edersen bu, Allah’ın istemediği bir tevekkül olur. Aklını kullan ve tevekkül et. Sebeplere sarılmakla Allah’a tevekkül etmek arasında bir çelişki, bir zıtlık yoktur, bir bütünlük vardır. Basitleştirilmiş şekliyle, (örneğin) oğlum hasta. Onu en iyi doktora götürüp en iyi ilacı alır, doktorun talimatlarını tam bir dikkatle uygular, ondan sonra Allah’a yönelip:  “Ey Rabbim! Senden başka şifa veren yoktur. Ben sebeplere sarıldım, kalanı sana aittir.” derim. Müslümanın yolculuğundaki, ticaretindeki, sanayisindeki, ziraatindeki, evliliğindeki, ailevi ilişkilerindeki, sevinçlerindeki, hüzünlerindeki durumu budur. Rasulullah’ın (s.a.v.) yaptığı gibi sebepler her şeymiş gibi onlara sarılır ve sanki hiçbir şey değillermiş gibi Allah’a tevekkül edersin. Hicret derslerinin ilki budur. Müslümanların düşmanlarıyla imtihanlarında buna öyle çok ihtiyaçları var ki! Çok ihtiyaçları var. Peki nasıl? Allah Teala şöyle buyuruyor:

﴾ وَأَعِدُّوا لَهُمْ مَا اسْتَطَعْتُمْ مِنْ قُوَّةٍ ﴿

[ سورة الأنفال: 60]

( Onlara karşı gücünüz yettiği kadar kuvvet hazırlayın )

(Enfal Suresi/60)

İşte bu, sebeplere sarılıp sonra da rablerin Rabbi olan Allah’a tevekkül etmektir. Allah Teala şöyle buyuruyor:

﴾ وَكَانَ حَقّاً عَلَيْنَا نَصْرُ الْمُؤْمِنِينَ ﴿

[ سورة الروم: 47]

( Müminlere yardım etmek ise üzerimizde bir haktır )

(Rum Suresi/47)

Onlara karşı gücünün yettiğini, sana bahşedileni hazırla. Allah kalanını onarır. Bu, ticaretimizde, sanayimizde, ziraatimizde, düşmanlarımızla ilişkilerimizde, savaşımızda, barışımızda, hayatla ilgili bütün işlerimizde net bir derstir. Rasulullah (s.a.v.) hicrette kanun koyucuydu. Umarım O’nun uygulamalı kanun koyuculuğu bizim için teorik kanun koyuculuğundan daha nettir. Umarım öyledir. (Çünkü) uygulamalı kanun koyuculuğu bizzat gerçekleşen olaylardır.
Değerli kardeşlerim; bazı hadis-i şeriflerde şöyle geçer: “Allah (c.c.) aczi kötüler.” Yani teslim olmamızı; acı gerçeğimize teslim olmamızı, gerçeğimizi düzeltmeye çalışmamamızı, zayıflığımıza, çaresizliğimize teslim olmamızı kötüler:

 النَّبِيّ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ قَضَى بَيْنَ رَجُلَيْنِ فَقَالَ الْمَقْضِيُّ عَلَيْهِ: لَمَّا أَدْبَرَ حَسْبِيَ اللَّهُ وَنِعْمَ ))
الْوَكِيلُ، فَقَالَ النَّبِيُّ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: إِنَّ اللَّهَ يَلُومُ عَلَى الْعَجْزِ وَلَكِنْ
(( عَلَيْكَ بِالْكَيْسِ فَإِذَا غَلَبَكَ أَمْرٌ فَقُلْ حَسْبِيَ اللَّهُ وَنِعْمَ الْوَكِيلُ 

[ أبو داود عَنْ عَوْفِ بْنِ مَالِكٍ]

(( Rasulullah (s.a.v.) iki kişi arasında bir hükümde bulunmuştu. Hasımlar ayrıldıkları zaman, aleyhine hükmedilen kimse: “Allah bana yeter, o ne güzel vekildir” dedi. (Bu sözü işiten) Nebi (s.a.v.): Allah Teala aczi kötülüyor. Fakat sana akıllılık düşer. Ama bir şey sana galebe çalacak olursa o zaman “hasbiyallahu ve ni’mel-vekil (Allah bana yeter, o ne güzel vekildir) de” buyurdular ))

(Ebu Davud Avf bç Malik’ten  rivayet etmiştir)

Yani sebeplere sarılmak. Bu söz ancak sebeplere sarılıp da başarılı olamadığın zaman geçerli olur. Sebeplere sarılmadığın zaman ise başka. (Örneğin) herhangi bir öğrenci ders çalışmayıp başarısız olunca da: “Allah bana yeter, o ne güzel vekildir. Bu Rabbimizin planıdır. Rabbimizin iradesi böyle dilemiştir” dese bu bir yalandır. Ders çalışıp sebeplere sarıldığı ama başarılı olamadığı zaman: “Allah bana yeter, o ne güzel vekildir.” dediği zaman ise (durum farklıdır). Hicret(ten alınacak) derslerin ilki budur. 

İslam Dinamiktir, Durağan Değildir:

Değerli kardeşlerim; ikinci dersimiz şu; imanın durağan olduğuna ne inan ne öyle olduğunu zannet ne de buna güven. Evde otur, banttan bir ders dinle, beğendiğin bir hatibin hutbesini dinle, İslam çok büyük, hak din, Nebi (s.a.v.) hak üzere (de) ve bununla yetin! Müslümanlara bir şey sunmadın. Hiç hareket etmedin. Allah için vermedin, Allah için men etmedin, Allah için razı olmadın, Allah için kızmadın, Allah için görüşüp Allah için ilişkini kesmedin. Ne malından ne vaktinden ne çabandan ve ne de kaslarından bir şey sarf ettin. Bu dini, bu hutbeyi, bu dersi, bu kitabı beğenmekten başka bir şey yapmadın. Oysa İslam dinamiktir. Durağan bir İslam yoktur:

﴾ وَالَّذِينَ آَمَنُوا وَلَمْ يُهَاجِرُوا مَا لَكُمْ مِنْ وَلَايَتِهِمْ مِنْ شَيْءٍ حَتَّى يُهَاجِرُوا ﴿

[ سورة الأنفال: 72]

( İman edip hicret etmeyenlere gelince, hicret edinceye kadar, onların velayetleri size ait değildir )

(Enfal Suresi/72)

﴾ قُلْ إِنَّمَا أَنَا بَشَرٌ مِثْلُكُمْ يُوحَى إِلَيَّ أَنَّمَا إِلَهُكُمْ إِلَهٌ وَاحِدٌ ﴿

[ سورة الكهف: 110 ]

(De ki: “Ben de ancak sizin gibi bir insanım. (Ne var ki) bana, ‘Sizin ilah’ınız ancak bir tek ilahtır’ diye vahyolunuyor)

(Kehf Suresi/110)

Peki ne yapıyoruz? Allah Teala şöyle buyuruyor:

﴾ فَمَنْ كَانَ يَرْجُوا لِقَاءَ رَبِّهِ فَلْيَعْمَلْ عَمَلاً صَالِحاً ﴿

[ سورة الكهف: 110 ]

( Kim Rabbine kavuşmayı umuyorsa yararlı bir iş yapsın )

(Kehf Suresi/110)

﴾ وَقُلِ اعْمَلُوا فَسَيَرَى اللَّهُ عَمَلَكُمْ وَرَسُولُهُ وَالْمُؤْمِنُونَ ﴿

[ سورة التوبة: 105]

( De ki: “Çalışın, yapın. Yaptıklarınızı Allah da, Rasulü de, müminler de göreceklerdir )

(Tevbe Suresi/105)

﴾ وَأَوْصْانِي بِالصّلاةِ والزَّكَاةِ مَا دُمْت حَيّاً ﴿

[ سورة مريم: 31]

( Bana yaşadığım sürece namazı ve zekatı emretti )

(Meryem Suresi/31)

Zekat yaratılmışlara, namaz yaratıcıya yönelik bir harekettir:

﴾ وَأَوْصْانِي بِالصّلاةِ والزَّكَاةِ مَا دُمْت حَيّاً ﴿

[ سورة مريم: 31]

( Bana yaşadığım sürece namazı ve zekatı emretti )

(Meryem Suresi/31)

Kur’an’da imandan bahseden hiçbir ayet yoktur ki Allah Kitab’ındaki iki yüz yerde salih amelle ilişkilendirmiş olmasın:

﴾ الَّذِينَ آَمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ ﴿    

[ سورة البقرة: 25]

( İman edip salih ameller işleyenler )

(Bakara Suresi/25)

Dinde ilim kesinlikle kendisi için amaçlanmamıştır. İlim, kendisiyle amel etmek içindir. İlimle amel edilmezse cehalet daha iyidir.
Değerli kardeşlerim; iman nazarında her türlü hareketten soyutlanmış teorik bir imanın hiçbir kıymeti yoktur. Çokça verdiğim bir örnek var: Cilt hastalığına yakalanan ve tek tedavisi güneş ışınlarına maruz kalmak olan bir insanın küçük, karanlık ve rutubetli bir odaya kapanıp güneşten, güneş ışınlarından, güneşin faydasından, gün ortasındaki güneşten ve ne kadar kuvvetli ışınlar olduğundan bahsetmesi boş sözdür. Bu ışınlara maruz kalmamışsan bütün sözlerin alakasızdır. Nebi’nin (s.a.v.) doğumu kutlamalarına gelirken iki gün önce söylemiştim. – Konuşma yapmakla görevlendirilmiştim ve Rasulullah’a (s.a.v.) yönelik harika bir övgü duymuştum.- Dedim ki: Baba olan bir adamın en yüksek düzeyde ilmi, ahlakı, anlaşıyı ve hikmeti olsa, tam tersi şekilde de cahil, gevşek, tembel bir oğlu olsa. Bu çocuk bütün hayatını babasını överek geçirse baba olduğu gibi, oğlu da olduğu gibi kalır. Övgüden faydalanmaz, peşinden gitmekten faydalanır. İşte bunun gibi hicret de harekettir. Din, iman, İslam harekettir. Harekette bereket vardır. Olumsuz tutum, teorik bir hayranlık, psikolojik empati. Hareket yok, gayret yok, adanmışlık yok. Müslümanların derdini yüklenmemişsin, onların yükünü hafifletmeye, durumlarını yükseltmeye ortak olmamışsın. (Öyleyse) imanının hiçbir kıymeti yok. Çünkü imanın hakikati müminin kalbine yerleştiği zaman özüyle ve varlıklara yönelik bir hareketle kendini ifade eder. Hayır yapmayan bir müminin imanında ve güvenilirliğinde şüphe vardır.

Müslümanın Hicretle İlişkisi:

Değerli kardeşlerim; hicretle ilişkimiz ne? Prensip olarak Mekke ile Medine arasındaki hicret, Nebi’nin (s.a.v.) şu sözüyle kapanmıştır:

((... لَا هِجْرَةَ بَعْدَ الْفَتْح ))

[ متفق عليه عَنْ ابْنِ عَبَّاسٍ ] 

(( Fetihten sonra hicret yoktur ))

(Buhari ve Müslim İbni Abbas’tan rivayet etmiştir.)

Fakat geçmişteki Mekke ve Medine’ye benzeyen her iki şehir arasında hicret kapısı ardına kadar açıktır. Allah’a ibadet edemediğin bir beldede yaşıyorsan orada kalmak sana haramdır ve hicret etmen gerekir. Çünkü ibadet, varlığının sebebidir:

﴾ وَمَا خَلَقْتُ الْجِنَّ وَالْإِنْسَ إِلَّا لِيَعْبُدُونِ ﴿

[ سورة الذاريات: 56 ]

( Ben cinleri ve insanları, ancak bana kulluk etsinler diye yarattım )

(Zariyat Suresi/56)

Hangi insan Allah’a ibadet edemediği bir mekanda kalsa, Nebi (s.a.v.) hicret ettiği gibi onun da hicret etmesi gerekir. Bir batı ülkesindeki konferanslardan birinde önemli bir alimden bir fetva işitmiştim. Fetva harika. Bu alim şöyle dedi: “Oğlunun oğlunun oğlunun Müslüman olmasını garanti etmedikçe bu ülkelerde kalmaman gerekir. Kim müşriklerle birlikte kalırsa Allah’ın koruması ondan uzak olur. Hicretle ilişkim, dünyanın bir yerinde olduğum zaman o yerde genişlik, astronomik bir gelir, refah, lüks ve hürriyetlerin alası varsa, fakat bunlar dinimin, ırzımın, çocuklarımın, eşimin aleyhine ise Allah’a ibadet edebildiğim bir ülkeye hicret etmemdir. Fakir olsam ve o ülkede sayılamayacak kadar çok sorun olsa bile. Bu, Müslümanın mantığıdır, ahiretin mantığıdır. İki ülkeyi karşılaştırma, dünya ile ahireti karşılaştır. Bu nedenle hicret dar anlamıyla, Mekke ve Medine’ye benzeyen her iki ülke arasında göç etmen, geniş anlamda ise: 

((...الْمُهَاجِرُ مَنْ هَجَرَ مَا نَهَى اللَّهُ عَنْهُ )) 

[ متفق عليه عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عَمْرٍو]

(( Muhacir, Allah’ın yasakladığı şeylerden uzak durup kaçan kimsedir ))

( Buhari ve Müslim Abdullah b. Amr’dan rivayet etmiştir.)

Haram malı terk ettin. İçinde şüphe var diye şu anlaşmayı terk ettin. Kadın – erkek karışık diye bu buluşmayı terk ettin. İçinde kötülükler var diye bu daveti terk ettin. İçinde fitne var diye şu yolculuğu terk ettin. Mümin değil diye, seni Allah Azze ve Celle’den uzaklaştırıyor diye bu eşi terk ettin. Allah yolunda her ne terk edersen bu terk ile, hicretin bir manasıyla muhacirsin demektir. Hicretin geniş anlamı budur.

Zor Zamanda Allah’a İbadet Etmek, Allah Rasulü’ne Hicret Etmek Gibidir:

Değerli kardeşlerim; koyun vebası gibi insanların hastalıktan kırıldığı, katilin niçin öldürdüğünü, öldürülenin de niçin öldürüldüğünü bilmediği, etrafımızda gördüğümüz gibi, gördüklerinden dolayı müminin kalbinin ta içinin eridiği ama bir şey değiştiremediği, konuşsa öldürdükleri, sussa zulmettikleri bir zamanda; yalan söyleyene inanılıp da doğru konuşanın yalanlandığı, haine güvenilip güvenilir kimseye hainsin denildiği bir zamanda; fitnelerin dans ettiği, dünyanın göz kamaştırıcı ve çekici olduğu, Allah ile birlikte kadının, insanların ilahı haline geldiği bir zamanda; haram malın çoğalıp da helal malın azaldığı bir zamanda; karanlık geceler gibi fitnelerin çoğaldığı, bir kimsenin mümin olarak sabahlayıp kafir olarak gecelediği, kafir olarak geceleyip mümin olarak sabahladığı ve insanın, az bir dünyalık karşılığında ahiretini ve dünyasını sattığı bir zamanda; işte böyle zor bir zamanda Allah’a ibadet etmek bana (Hz. Peygamber’e) hicret etmek gibidir. Sahih bir kutsi hadiste, Makil b. Yesar, Rasulullah’ın (s.a.v.) şöyle dediğini rivayet etmiştir:

(( الْعِبَادَةُ فِي الْهَرْجِ كَهِجْرَةٍ إِلَيَّ ))

[ مسلم عَنْ مَعْقِلِ بْنِ يَسَارٍ]

(( Kargaşa zamanında ibadet, bana hicret etmek gibidir ))

( Müslim Makil b. Yesar’dan rivayet etmiştir.)

Yani fitne (zamanlarında). Bu yüzden Kehf’e sığındılar. Bizim Kehfimiz mescidimizdir. Bizim Kehfimiz evimizdir. Müminin cenneti evidir.

Şeytan Yolunda Hicret:

Değerli kardeşlerim; başka bir çeşit hicret kaldı. Bahsettiğim hicret Allah yolunda, ahiret yolunda, Rahman’ın yolunda yapılan hicretti. Bugünün hicreti ise çoğunlukla şeytan yolunda yapılan hicrettir. Bir kimse hakkı ve hak ehlini reddedip batıla ve batıl ehline katıldığında o kimsenin hicreti şeytan yolundadır. Bu, sorumluluklarından kaçmak demektir. Bir kimse fani dünyayı baki olan ahirete tercih ettiğinde hicreti şeytan yolundadır. Çıkarlarını prensiplerine, ihtiyaçlarını değerlerine tercih ettiğinde şeytan yolundadır. Dünyayı elde etmek gayesiyle ya da evleneceği kadına olduğunda hicreti, şeytan yolundadır. Nebi’nin (s.a.v.) ashabı ‘Ümmü Kays’ın muhaciri’nden bahsederler. Bu sahabi Ümmü Kays ile evlenmek istemiş, Ümmü Kays da ona hicret etmesini şart koşmuştur. Bunun üzerine Ümmü Kays için hicret etmiş, sahabe de onu Ümmü Kays’ın muhaciri diye isimlendirmişlerdir. Hicret gayrimüslim ülkeler adına enerji ve deneyim sarf etmek için, bütün işin ve uzmanlığın gayrimüslimlerin bu ikisiyle güçlenmesi için olduğu zaman şeytan yolundadır. Hicret Müslümanları zayıflatmak, düşmanları kuvvetlendirmek için olduğunda şeytan yolundadır. Hicret sorumluluk taşımaktan, çaba sarf etmekten ve kendini feda etmekten  kaçmak için olduğunda şeytan yolundadır. Hicret düşmanın toprağı işgal edip doğal kaynakları kullanmasını sağlamak için olduğunda şeytan yolundadır. Hicret Allah’ın şeairinin yerine getirildiği; istersen  camide namaz kıldığın ve ilim dersine geldiğin, eşinin örtündüğü ve kimsenin de itiraz etmediği bir ülkeden yapılıyorsa; namaz kılmana, ilmi bir derse gelmene, evinde özgür olmana, kadınlarının örtünmesinde özgür olmasına izin verildiği (halde) kim Allah’ın şeairinin yerine getirildiği bu ülkeyi terk edip Allah’a ibadet edemeyeceği bir ülkeye gidiyorsa bu, şeytan yolunda yapılan bir hicrettir. Hicret namusunu ve dinini kaybedip dirhem ve dinar kazanmak için olduğunda şeytan yolundadır. 
Değerli kardeşlerim; bir ülkede büyük bir gelirin, büyük bir itibarın olup fakat çocuklarının Müslüman olmayacaklarına, bu yüce din ile gurur duymayacaklarına, nebilerin Efendisi’nin ümmetine bağlı olmayacaklarına dair endişe duyarak bu ayrıcalıkları terk edip üçüncü dünya ülkesi olmasından dolayı birçok sorunu olan ve birtakım güçlükler çekebileceğin ülkene döndüğün zaman bu, Rahman’ın yolunda bir hicrettir. Batı ülkelerinde kalmakta ısrar edenlerse dünyada birtakım yüksek bedeller öderler. 
Değerli kardeşlerim; nebevi hicretin çağdaş gerçekliğimize dair bazı izdüşümleri bunlar. Bu sözlerimi söylüyor ve kendim ve sizler için yüce Allah’tan bağışlanma diliyorum. O’ndan bağışlanma dileyin ki sizi bağışlasın. Bağışlanma dileyenlerin kazancı ne büyük! Allah’tan bağışlanma dilerim.
İkinci Hutbe:
Salihlerin dostu olan Allah’tan başka ilah olmadığına ve yüce ahlak sahibi, Efendimiz Muhammed’in (s.a.v.) O’nun kulu ve elçisi olduğuna şehadet ederim. Allah’ım, Efendimiz Muhammed’e (s.a.v.), yakınlarına ve bütün ashabına salat ve selam et. Onları mübarek kıl.

Kurtuluşun Şartları:

Değerli kardeşlerim; zor bir zamanda olduğumuzu ve Müslümanların hayal sınırlarını aşan bir sıkıntı çektiklerini sizlere bildirmekten başka elimden bir şey gelmez. Belaların da ancak bir suçla meydana geldiğini ve ancak tevbeyle ortadan kalktığını söylemekten başka da elimden bir şey gelmez. Bu yüzden Müslümanlardan kaynaklanan olumsuz bir tutum asla kabul edilemez. Yükümlü olduğun şey Müslüman olmak ve hesapların, ev hayatındaki ve iş hayatındaki düzenin, para kazanma ve harcama usulün, ilişkiler, sevinçler, hüzünler, hareket; hareketin Allah’ın metoduna uygun mu yoksa aranızda dağlar mı var gözden geçirmendir.

Sunulan her şeyden sorumluyken, ne zamana kadar lezzetlerle meşgul olacaksın.

***

Hareket üzerine hutbe vermekte ısrar ettim. Yani ev hayatındaki düzeni değiştir. Allah sana yapabileceğinin üstünde bir şey yüklemedi. Allah ile samimi bir tevbe yap. Her hafta ailenle oturup onlar için hakkı batıldan ayır. Cuma hutbesinde duyduklarını onlara açıkla. Çocuklarını, kızlarını kontrol etmeye, gelirini yazmaya çalış. Bu yapabileceğin bir şey. Yani nefsinle ve nefsani arzularınla mücadele et. Nefisle ve nefsani arzularla cihad, bazı alimlerin dört maddede ifade ettikleri gibi nefsini Allah’ı tanımaya teşvik etmendir. Allah’ı tanımak ve nefsini O’na itaate sevk etmek için vaktinden ayırdın mı? Nefsinle ve nefsani arzularınla mücadele ettin mi? Nefsini, bildiklerinin sınırları dahilinde ve tanıdıklarınla Allah’a davete sevk etmek için mücadele ettin mi? Bunları yaptın mı? Arzulardan sakınman, taatlere, Allah’ın kaza ve kaderine sabretmen; işte bunlar kurtuluşun şartlarıdır. 

﴾ وَالْعَصْرِ * إِنَّ الْإِنسَانَ لَفِي خُسْرٍ * إِلَّا الَّذِينَ آمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ وَتَوَاصَوْا بِالْحَقِّ وَتَوَاصَوْا بِالصَّبْرِ ﴿

[ سورة العصر: 1-3]

( Andolsun zamana ki, insan gerçekten ziyan içindedir. Ancak, iman edip de salih ameller işleyenler, birbirlerine hakkı tavsiye edenler, birbirlerine sabrı tavsiye edenler başka (Onlar ziyanda değillerdir) )

(Asr Suresi/1-3)

Dua:

Allah’ım! Hidayete eriştirdiklerin arasında bize de hidayet et. Kendilerine sağlık ihsan ettiklerinin arasına bizi de kat. Bizi dost edindiklerinin arasına kat. Verdiğin nimetleri bizim için bereketli kıl. Takdir buyurduğun kazaların şerrinden koru. Şüphesiz yalnız sen hükmedersin, kimse sana hükmedemez. Senin dost edindiğin kimse asla zillete düşmez. Rabbimiz, mübarek ve yücesin. Kaza ettiğin şeyler üzerine hamd sana mahsustur. Allah’ım, senden af diliyor ve sana tevbe ediyoruz. Allah’ım, bizlere, bizi sana yaklaştıracak salih bir amel bahşet. Allah’ım, bize (hayırlar) ver, bizleri mahrum etme. Bizleri şereflendir, zayıflatma. Bizi tercih et, başkalarını bize tercih etme. Bizleri (senden) razı kıl ve sen de bizden razı ol. Allah’ım, bütün işlerimizin başı olan dinimizi doğru kıl. Geçimimizi sağladığımız dünyamızı doğru kıl. Dönüp varacağımız ahretimizi de doğru kıl. Hayatımız boyunca daha çok hayır yapmamıza imkan ver. Her türlü kötülükten korunmamızı sağlayacak bir ölüm nasip et. Ey Mevlamız , alemlerin Rabbi (olan Allah’ım). Allah’ım, helal rızkınla yetinip haramdan uzak durmayı, taatinle yetinip sana isyandan uzak durmayı, fazlınla yetinip senden başkasından uzak durmayı bizlere nasip et. Bizi tuzağından emin kıl, örtünü üzerimizden çekip alma. Zikrini bize unutturma ey alemlerin Rabbi olan Allah’ım. Allah’ım, fazlınla ve rahmetinle hak sözü ve dini yücelt. İslam’a ve Müslümanlara zafer nasip et. Şirki ve sana ortak koşanları zelil kıl. Senin ve Müslümanların düşmanlarına karşı Müslümanlara zafer nasip et ey alemlerin Rabbi olan Allah’ım. Yaptıkları planları boz. Başlarına felaket getir ya Rabbe’l alemin. Onları yok etmekteki kudretini göster bizlere ey Allah’ım. Allah’ım, yeryüzünün doğusunda ve batısında Müslümanların yöneticilerini, sevdiğin ve razı olduğun şeylerde muvaffak eyle. Allah’ım, Müslümanları bir araya getir, kelimelerini birleştir. Onlara feraset ve isabet ilham et.

Alemlerin Rabbi Olan Allah’a Hamdolsun