Rahman ve Rahim Olan Allah’ın Adıyla

Birinci Bölüm:
Hamd Allah’a mahsustur. O’na hamd eder, O’ndan yardım diler, O’nun bize yol göstermesini isteriz. Nefislerimizin ve kötü amellerimizin şerrinden Allah’a sığınırız. Allah’ın hidayet ettiğini, kimse saptıramaz. Allah’ın saptırdığına da ne bir dost ne de bir yol gösterici yoktur. Ben şehadet ederim ki Allah’tan başka ilah yoktur, O’nun asla bir ortağı olamaz. Rububiyyetini ikrar eder, inkâr edenlerin zelil olacağına şahitlik ederim. Yine şehadet ederim ki, Peygamber Efendimiz (s.a.v.) emanetini yerine getiren, risaleti taşıyan, ümmeti irşad eden, hakkıyla Allah yolunda cihad eden Efendimizdir. Allahım Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed (s.a.v.)’e, ailesine ve ashabına, O’nun zürriyetinden olan ve ahiret gününe kadar O’na tabi olanlara salat ve selam buyur. Allahım senin öğrettiğinden başka ilmimiz yoktur. Her şeyi hakkıyla bilen ve hikmetine uygun yaratan sensin. Allahım bize faydalı ilim öğret, öğrendiklerimizden faydalanabilmeyi nasip et. İlmimizi arttır. Bize hakkı hak olarak göster, ona uymakla rızıklandır, batılı da batıl olarak göster, bizi ondan sakınmakla rızıklandır. Bizi sözü işitip de ona en güzel şekilde tabi olanlardan eyle. Bizleri salih kullarınla beraber cennetine ulaştır.

Hicret, tarihimizde Rasulullah (s.a.v.)’in Peygamberliğinden Sonra En Önemli Hadisedir

Değerli kardeşlerim,

Şu anda hicri yılbaşı arefesindeyiz. Bu gibi dini gün ve gecelere ayrıca değinmeliyiz. Çünkü onlar büyük önem ve anlam taşırlar. Zira buna çok ihtiyacımız var.

Arap milleti için en önemli olay Rasulullah (s.a.v.)’in gönderilişi ve peygamberliğidir. Zira biz Araplar O’nunla insanlar arasındaki en hayırlı ümmet olduk.

﴾ كُنْتُمْ خَيْرَ أُمَّةٍ أُخْرِجَتْ لِلنَّاسِ ﴿

[ سورة آل عمران: الآية 110]

“Siz, insanlar için çıkarılmış en hayırlı ümmetsiniz.”

(Al-i İmran Suresi: 110)

Yani insanlar arasındaki en hayırlı ümmetsiniz.

﴾ تَأْمُرُونَ بِالْمَعْرُوفِ وَتَنْهَوْنَ عَنِ الْمُنْكَرِ وَتُؤْمِنُونَ بِاللَّهِ ﴿

[ سورة آل عمران: الآية 110]

“İyiliği emreder, kötülükten men eder ve Allah’a iman edersiniz.”

(Al-i İmran Suresi: 110)

Hayırlı ümmet olmanın sebebi, iman ettikten sonra iyiliği emredip kötülükten sakındırmaktır. Eğer ihtiyaçlarımızı gidermek ile yetinseydik, sadece kendimize önem verseydik, tek hedefimiz menfaatlerimizi gerçekleştirmek olsaydı, o zaman Rabbimizin gönderdiği bu görevin dışına çıkardık ve insanlar arasından seçilmiş en hayırlı ümmet olamazdık. Aksine şu ayetteki millet gibi olurduk:

 

 وَقَالَتِ الْيَهُودُ وَالنَّصَارَى نَحْنُ أَبْنَاءُ اللَّهِ وَأَحِبَّاؤُهُ ﴿
﴾ قُلْ فَلِمَ يُعَذِّبُكُمْ بِذُنُوبِكُمْ بَلْ أَنْتُمْ بَشَرٌ مِمَّنْ خَلَق

[ سورة المائدة: الآية 18]

“(Bir de) Yahudiler ve Hıristiyanlar, “Biz Allah’ın oğulları ve sevgili kullarıyız” dediler. De ki: “Öyleyse (Allah) size neden günahlarınız sebebiyle azap ediyor? Hayır, siz de O’nun yarattıklarından bir beşersiniz.”

(Maide Suresi: 18)

Eğer iyiliği emredip, kötülüğü yasaklamazsak, Doğu ve Batı Âlemlerine bu risaleti ulaştırma görevini yerine getirmezsek, en hayırlı ümmet olmaktan da çıkar, diğer ümmetler gibi oluruz. Allah’ın emirleri bizim için değersizleşir, biz de Allah katında değersizleşiriz. Tarihte bizim tarihimiz gibi bir geçmişe sahip millet yoktur. Dinimize dönmeye, Allah ile uzlaşmaya, evlerimizde, işimizde Allah’ın rızasını kazanmak için en alt düzeyden başlayarak Allah’ın emirlerini yerine getirmeye çok ihtiyacımız vardır. Çünkü Allah Teâlâ buyuruyor ki:

﴾ فَخَلَفَ مِنْ بَعْدِهِمْ خَلْفٌ أَضَاعُوا الصَّلَاةَ وَاتَّبَعُوا الشَّهَوَاتِ فَسَوْفَ يَلْقَوْنَ غَيّاً ﴿

[ سورة مريم: الآية 59]

“Onlardan sonra, namazı zayi eden, şehvet ve dünyevî tutkularının peşine düşen bir nesil geldi. Onlar bu tutumlarından ötürü büyük bir azaba çarptırılacaklardır.”

(Meryem Suresi: 59)

Müslümanlar da cehenneme atılabilirler. Tarihte bu ümmet için Peygamber Efendimizin gelişinden sonra en önemli olay, Rasulullah (s.a.v.)’in hicretidir. Peygamberlik hakikat, hicret harekettir. Öncelikle hakikati bilmek gerekir. Sonra bu hakikate uygun şekilde hareket etmek şarttır:

﴾ وَالَّذِينَ آَمَنُوا وَلَمْ يُهَاجِرُوا مَا لَكُمْ مِنْ وَلَايَتِهِمْ مِنْ شَيْءٍ حَتَّى يُهَاجِرُوا ﴿

[ سورة الأنفال: الآية 72]

“İman edip hicret etmeyenlere gelince, hicret edinceye kadar, onların velayetleri size ait değildir.”

(Enfal Suresi: 72)

Ameli anlamda bir tavır takınmıyorsanız, Allah için terk edip, Allah için kabul etmiyorsanız, Allah için verip O’nun için yasaklamıyor, O’nun için hareket etmiyor, O’nun için yolculuk edemiyorsanız, Allah için kalamıyor, O’nun için öfkelenip, O’nun için razı olmuyorsanız, dininize göre bir tavır takınamıyor, imanınıza göre hareket edemiyorsanız, siz mümin olamazsınız:

﴾ وَالَّذِينَ آَمَنُوا وَلَمْ يُهَاجِرُوا مَا لَكُمْ مِنْ وَلَايَتِهِمْ مِنْ شَيْءٍ حَتَّى يُهَاجِرُوا ﴿

[ سورة الأنفال: الآية 72]

İman edip hicret etmeyenlere gelince, hicret edinceye kadar, onların velayetleri size ait değildir.”

(Enfal Suresi: 72)

Mümin değilsiniz demek, iman sizi kurtaramayacak demektir. Ancak bu evrenin bir yaratıcısı olduğuna iman eden her varlık mümindir. Bu kelimenin daha geniş manaları vardır. Fakat bu şekilde iman, sahibini kurtaramaz.

Peygamberlik Hakikat, Hicret Harekettir:

Değerli kardeşlerim:

İkinci ayet de şöyledir:

﴾ فَلَا تَتَّخِذُوا مِنْهُمْ أَوْلِيَاءَ حَتَّى يُهَاجِرُوا ﴿

[ سورة النساء: الآية 89]

“Bu sebeple, onlar Allah yolunda hicret edinceye kadar içlerinden dost edinmeyin.”

(Nisa Suresi: 89)

Her birimiz kendisine sorsa, Allah’ı tanıdıktan sonra ne yaptın? Neleri terk ettin? Hangi arkadaşın ile ilişkini kestin, hangisini himaye ettin? Nereye yöneldin? Nerelerden uzaklaştın?.. Harekete geçmek kaçınılmazdır. Peygamberlik hakikat, hicret ise harekettir.

 قُلْ إِنَّمَا أَنَا بَشَرٌ مِثْلُكُمْ يُوحَى إِلَيَّ أَنَّمَا إِلَهُكُمْ إِلَهٌ وَاحِدٌ ﴿
﴾ فَمَنْ كَانَ يَرْجُوا لِقَاءَ رَبِّهِ فَلْيَعْمَلْ عَمَلاً صَالِحاً 

[ سورة الكهف: الآية 110]

“De ki: “Ben de ancak sizin gibi bir insanım. (Ne var ki) bana, ‘Sizin ilâh’ınız ancak bir tek ilâhtır” diye vahyolunuyor. Kim Rabbine kavuşmayı umuyorsa yararlı bir iş yapsın ve Rabbine ibadette kimseyi ortak koşmasın.”

Allah’a kavuşmanın bedeli ameldir. Hicretin belirli,dar kapsamlı bir manası vardır, o da bir yerden bir yere, Mekke’den Medine’ye veya Mekke ve Medine’ye benzer herhangi iki şehirden ahir zamana geçmektir. Fakat hicretin geniş ve kapsamlı manası, bir amelden diğer bir amele, bir hareketten diğerine geçmektir. Allah’ın razı olmayacağı bir şeyi yapıyorken, Allah’ın razı olduğu bir ameli işlemeyi tercih edersiniz. Bir çevreden başka bir çevreye, bir arkadaş grubundan diğerine geçiş yaparsınız. Yani bir şeyden diğerine doğru harekete geçmek şarttır. Sıkıntı anında Allah’a kulluk etmek, O’na hicret etmektir. Böylece hicretin manasını genişletmiş olduk. Rasulullah (s.a.v.)’den sahih olarak nakledilen bir kutsi hadiste şöyle buyrulmaktadır:

(( عَنْ مَعْقِلِ بْنِ يَسَارٍ أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ قَالَ: الْعِبَادَةُ فِي الْهَرْجِ كَهِجْرَةٍ إِلَيَّ ))

[ مسلم، الترمذي، ابن ماجه، أحمد ]

Makil b. Yesar Rasulullah (s.a.v.)’den şöyle nakletmektedir: “Sıkıntı ve kargaşa anında ibadet etmek, bana hicret etmektir.”

(Müslim, Tirmizi, İbn Mace ve Ahmed b. Hanbel)

Evinizde, işinizde Allah’ın emirlerini yerine getirdiğinizde, bir bedel ödersiniz, müşterileriniz azalabilir, insanlar imanınız sebebiyle sizden yüz çevirebilirler. İşte bu hicrettir. Hangi şartta olursa olsun Allah’a kulluk etmek, hicrettir.

İki Çeşit Hareket Vardır; Allah’a ve Şeytana Doğru Yapılan Hareket:

Değerli kardeşlerim,

Çünkü insan muhayyerdir, özgürdür, elinde olan her şey de tarafsız ve nötrdür. Doğru olan bir hicret varsa, o da Allah’a doğru yapılan harekettir:

﴾ إِنِّي مُهَاجِرٌ إِلَى رَبِّي ﴿

[ سورة العنكبوت: الآية 26]

“Ben, Rabbime (gitmemi emrettiği yere) hicret edeceğim.”

(Ankebut Suresi: 26)

Bir de şeytana doğru bir hareket vardır. Peki, bunu kim zapt edebilir? Tabi ki niyet. Rasulullah (s.a.v.) mütevatir bir hadiste şöyle buyuruyor:

 عَنْ عُمَرَ بْنِ الْخَطَّابِ قَالَ: قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: إِنَّمَا الأَعْمَالُ ))
بِالنِّيَّةِ وَإِنَّمَا لامْرِئٍ مَا نَوَى، فَمَنْ كَانَتْ هِجْرَتُهُ إِلَى اللَّهِ وَإِلَى رَسُولِهِ فَهِجْرَتُهُ إِلَى اللَّهِ وَإِلَى
(( رَسُولِهِ، وَمَنْ كَانَتْ هِجْرَتُهُ إِلَى دُنْيَا يُصِيبُهَا أَوْ امْرَأَةٍ يَتَزَوَّجُهَا فَهِجْرَتُهُ إِلَى مَا هَاجَرَ إِلَيْهِ 

[ البخاري، مسلم، النسائي، الترمذي، أبو داود، ابن ماجه، أحمد]

“Ömer b. Hattab’dan Rasulullah (s.a.v.)’in şöyle buyurduğu nakledilmektedir: “Ameller (başka değil) ancak niyetlere göredir; herkesin niyeti ne ise eline geçecek odur. Kimin hicreti, Allah ve Resulü (rızası ve hoşnutlukları) için ise, onun hicreti Allah ve Resulü’ne müteveccih sayılır. Kim de nâil olacağı bir dünyalık veya nikâhlanacağı bir kadından ötürü hicret etmişse, onun hicreti de hedeflediği şeye göredir.”

(Buhari, Müslim, Nesai, Tirmizi, Ebu Davud, İbn Mace, Ahmed b. Hanbel)

Rasulullah (s.a.v.) zamanında Ümmü Kays’ın muhaciri diye isimlendirilen bir adam vardı. Çünkü Ümmü Kays onunla evlenmek için Mekke’den Medine’ye hicret etmesini şart koşmuştu. O da bunu yapmıştı.

(( وَمَنْ كَانَتْ هِجْرَتُهُ إِلَى دُنْيَا يُصِيبُهَا أَوْ امْرَأَةٍ يَتَزَوَّجُهَا فَهِجْرَتُهُ إِلَى مَا هَاجَرَ إِلَيْهِ ))

“Kim de nâil olacağı bir dünyalık veya nikâhlanacağı bir kadından ötürü hicret etmişse, onun hicreti de hedeflediği şeye göredir.”

Hicret Çerçevesinde Bazı Hakikatler:

Değerli kardeşlerim,

Hicretten bahsedecek olursak, hicret tarihin gidişatını değiştirmiş, insanlığın ilerleyişini düzenlemiştir. Medine’de İslam daveti yapılmış ve bu davet, bir ümmet inşa etmiştir. İslam çağrısı hem siyaha hem beyaza, hem kızıla, hem sarışına ulaşmıştır. Öyle ki İslam dünyada bir milyar iki yüz elli milyon insanın benimsediği bir din haline gelmiştir. İslam yeryüzünde yayılmış olan en büyük din haline gelmiştir. Binalarının zayıflığına rağmen, büyük devletlerin kucağından sıyrılmış bir devlet inşa etmiştir. Yeryüzünde yüzyıllardır hüküm sürmektedir. Ümmet hicretle birlikte koyun çobanlarından millet komutanlarının eline geçmiştir. İnsanlık kullara kulluk etmekten çıkıp kulların Rabbi olan Allah’a ibadete, dünyanın sıkıntısından ferahlığa ve dünyanın acılarından İslam’ın adaletine yönelmiştir.

İkinci bir hakikat de şudur: Doğduğu yeri sevmek insanın tabiatında vardır. Bu her zaman ve mekânda var olan bir hakikattir. Allah Teâlâ buyuruyor ki:

﴾ وَلَوْ أَنَّا كَتَبْنَا عَلَيْهِمْ أَنِ اقْتُلُوا أَنْفُسَكُمْ أَوِ اخْرُجُوا مِنْ دِيَارِكُمْ مَا فَعَلُوهُ إِلَّا قَلِيلٌ مِنْهُمْ ﴿

[ سورة النساء: الآية 66]

“Eğer biz onlara, “Hayatlarınızı feda edin veya yurtlarınızdan çıkın” diye yazmış olsaydık, içlerinden pek azı hariç, bunu yapmazlardı.”

(Nisa Suresi: 66)

Varlıkların efendisi ve hakkın sevgilisi olan Peygamberimiz (s.a.v.) Mekke’ye şöyle seslenmiştir “Sen benim için şehirlerin en güzelisin. Sen benim için tüm dünyadan değerlisin. Eğer kavmin beni hicret etmeye zorlamasaydı, ben asla seni bırakmazdım.” Bazı sahabiler hicret ettikten sonra Efendimize Mekke’de baharı anlatmışlar ve Efendimizin gözünden yaşlar akmıştı ve şöyle buyurdu: “Ey kökenim, ey özlemim.” Öyleyse insanın doğduğu yere olan muhabbeti fıtrat gereği bir sevgidir. Fakat aynı zamanda Allah’a kulluk edebilecek bir yer arama görevi de bununla beraber gerekmektedir. Orada yüceleceği, çocuklarının ve torunlarının orada selamette olacağı bir yer aramalıdır.

Değerli kardeşlerim,

Az önce dediğimiz gibi hareket ancak Allah yolunda olmalıdır. Allah yolunca hareket, dinin selameti, ilim talebi, hakkı yaymak ve rızık kesildiğinde onu elde etmek için yapılan amellerdir. Şeytan için yapılan hareket ise, malı çoğaltmak, dinin, ailenin, ailenin dininin, çocukların dininin ve neslinin geleceğinin aleyhine olan bir refah düzeyini arttırmak maksatlı yapılan amellerdir.

Değerli kardeşlerim,

Hicret, Rahman’ın yolunda bir harekettir. Ama bu hareket şeytanın yolunda da olabilir. Müslümanların çoğunun hareketi şeytanın yolundadır. Onlar dünyadan bir miktar elde etmek için, dinlerini, eşlerinin, çocuklarının, ailelerinin ve tüm soylarının dinlerini kaybediyorlar. Kıyamet gününde Allah Teâlâ bu konforun üzerinde duracak, malının çokluğunu, hayatının zevklerini sorgulayacak, Allah’ın dini sembollerinin yaşandığı beldeyi neden terk ettiğini, kendi dininin ve çocuklarının dinlerini neden önemsemeyip her şeyi kaybedip hiçbir şey elde edemediğini soracak.

Hicret Peygamberlerin Sünnetidir:

Değerli kardeşlerim,

Öyle görünüyor ki hicret peygamberlerin sünnetidir. İbrahim (a.s.) hicret etmiş, eşini çorak bir vadide bırakmıştır. Yine Lut (a.s.) Allah için hicret etmiştir:

﴾ إِنِّي مُهَاجِرٌ إِلَى رَبِّي ﴿

“Ben Rabbime hicret ediyorum”

Hz. Musa hicret etmiştir. Peygamber Efendimiz de hicret etti. Yine sadık müminler ve ashab da hicret ettiler. Devletlerini, şehirlerini, rızıklarını, makamlarını ve her türlü saygınlığı terk edip gurbetçi olacakları bir yere göç ettiler.

Değerli kardeşlerim,

Hicret hikâyesi şöyleydi; Kureyş peygamber efendimizi yüz üstü bırakıp davetine her türlü düşmanlık, eziyet, işkence ve yalanlama ile engel olunca, Rasulullah (s.a.v.) kabilelere haber yolladı. Onlardan biri “sen öldüğünde senden sonra emir bize geçecek mi? Bunu istiyorsan olur.” diye karşılık verdi. Sonra Efendimiz davetini Medine halkına sundu. İlk yıl onlardan altı kişi daveti kabul etti, onlardan sonra on iki, daha sonra da yetmiş üç erkek iki bayan daha İslam’a girdi. İşte hicret buradan başladı. Bazıları dediler ki: “Bu adama ne üzerine biat ettiğinizi biliyor musunuz? Ona esmer, kızıl tenli herkesle savaşmaya söz veriyorsunuz, herkes karşınızda duracak ve hepsi birden size saldıracaklar.”

 جاء رجل إلى النبي عليه الصلاة و السلام قال: و الله إني لأحبك قال: انظر ما تقول، قال: و الله ))
إني لأحبك، قال: انظر ما تقول، قال: و الله إني لأحبك، قال: إن كنت صادقاً فيما تقول للفقر 
(( أقرب إليك من شرك نعليك

 

“Bir adam Rasulullah (s.a.v.)’e geldi ve şöyle dedi: “Vallahi seni çok seviyorum” Efendimiz “Söylediğine dikkat et” buyurdu. Adam yine “Vallahi seni çok seviyorum” dedi. Rasulullah (s.a.v.) yine “ne söylediğine dikkat et.” buyurdu. Adam yine “Vallahi çok seviyorum” deyince Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: “Eğer bu söylediğinde dürüst ve sadık isen bil ki, fakirlik sana ayakkabının diğer eşinden daha yakındır.”

 

Bu hadisin açıklaması oldukça önemlidir. Burada yoksulluk şeref madalyasından daha değerlidir. Zira harcadığınızı Allah yolunda harcarsınız. Bir de kaderinde fakir olmak olanlar vardır ki onlar mazurdur. Tembellikten dolayı fakir olanlar ise kınanırlar. Yani sonuçta kaderinde fakirlik olanlar, tembel fakirler, bir de sadaka vermek sebebiyle fakir olanlar vardır. Allah’ı hakkıyla tanıyorsanız, pahalı ya da ucuz, az ya da çok O’nun için bir şeyler vermelisiniz.

Hicret Müminler İçin Bir Ayıklama İşlemidir:

Değerli kardeşlerim:

Hicretin diğer bir anlamı da şudur: Hicret müminleri tasnif etmek, ayıklamaktır:

﴾ مَا كَانَ اللَّهُ لِيَذَرَ الْمُؤْمِنِينَ عَلَى مَا أَنْتُمْ عَلَيْهِ حَتَّى يَمِيزَ الْخَبِيثَ مِنَ الطَّيِّبِ ﴿

[ سورة آل عمران: الآية 179]

“Allah, pisi temizden ayırıncaya kadar müminleri içinde bulunduğunuz şu durumda bırakacak değildir.”

(Al-i İmran Suresi: 179)

O müminler az sonra ümmetin çekirdeği, devletin, olgunlaşmış, dayanışmacı, yardımlaşan bir toplumun özü olacaklardı. Ayrıştırılmaları, ayıklanmaları kaçınılmazdı. İncelenmeleri, imtihan edilmeleri kesinlikle gerekliydi. Medine-i Münevvere’ye gurbetçi olarak gitmek için evlerini, mallarını, ticaretlerini, etrafındaki insanlar nazarındaki konum ve makamlarını kurban etmeye hazır olanlar için Allah’tan başka hiçbir şey önemli değildi. Bu imtihanda başarılı olabilirseler her imtihanın da üstesinden geleceklerdi. Bu önderlik sınavında neden imtihan edilen kişi en kötü konuma sevk ediliyordu? Bu önderlikteki en önemli hareket neydi? Eğer bu amelde başarılı olabilirse, onun için her türlü imtihan kolay olacaktı. İşte hicret, müminleri ayıran, ayıklayan bir eylemdi.

Değerli kardeşlerim:

Rasulullah (s.a.v.) Mekke’de Rabbinden haber getiren bir tebliğci olarak davranırken, Medine’de buna ek olarak Müslümanların emiri, velisi olarak hareket etmiştir. O, en büyük imam, hükümlerin komutanı, hâkimi, müftüsü idi. Zira şöyle buyuruyor:

(( عَنْ جَابِرِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ عَنْ النَّبِيِّ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ قَالَ: مَنْ أَحْيَى أَرْضًا مَيِّتَةً فَهِيَ لَهُ ))

[ أحمد، الترمذي، الدارمي ]

“Cabir b. Abdullah (r.a.)’dan rivayet edildiğine göre Efendimiz şöyle buyurmuştur: “Kim ölü bir araziyi ihya ederse, o onundur.”

(Ahmed, Tirmizi, Darimi)

Bu, Müslümanların velisinden bir tebliğdir. Ebu Hanife en-Numan (Allah ona rahmet etsin) diyor ki: “Rasulullah (s.a.v.)’in bu sözü O’nun imamlığı, devlet başkanlığı ile ilgilidir.” Bazı müfessirler Allah Teâlâ’nın şu kelamını tefsir ederler:

﴾ خُذْ مِنْ أَمْوَالِهِمْ صَدَقَةً تُطَهِّرُهُمْ وَتُزَكِّيهِمْ ﴿

[ سورة التوبة: الآية 103]

“Onların mallarından, onları kendisiyle arındıracağın ve temizleyeceğin bir sadaka (zekât) al”

(Tevbe Suresi: 103)

Bazı müfessirler bu ayeti şöyle tefsir ederler: “Burada Rasulullah (s.a.v)’e nebi ve Rasul olarak değil, Müslümanların emiri olarak hitap edilmiştir.” Burada zekât malı alınır, sahibine vermesi emredilmez. Çünkü zekât malı ümmetin maslahatı ile ilgilidir.

Fetihten Sonra Hicret Görevinin Ortadan Kalkmasının Hikmetleri:

Değerli kardeşlerim,

Hicret fetihten önce vacipti, fetihten sonra iptal oldu. Fetihten sonra hicret olmaz. Peki, bunun hikmeti nedir? Şöyle ki, İman eden kişinin müminleri desteklemesi, sayılarını arttırması ve onları güçlendirmesi gerekir. Zira müminlere yardım etmeyen kişi mümin olamaz. Onlara destek vermekten, makamlarını yüceltmekten imtina eden, değerlerini düşüren kişi asla mümin olamaz. Sonra bu kişi eriyip gideceği bir çevrededir, sapkın bir ortam, karşı taraf, günaha çağıran bir çevredir, dünyaya tutunan, arzulara iten bir çevrede sığındıkları ve dünya malı için göç ettikleri ülkelerde Müslümanların hali öyle bir hal alır ki, orada her şey günaha çağırmaktadır.

Mesela bir arabada, yaşadığınız yerde bir parka giden aynı okulun öğrencileri olan genç erkek ve kızlar vardır. Bu gençler arasında yaşananları etraflarında veya evlerinin balkonlarından gören insanlar vardır. Öyle ki onların arasında yaşananlar sadece eşler arasında yaşanabilecek davranışlardır. Kesinlikle kabul edilemeyecek şeylerdir. Eğer birisi bu şekilde bir yerde gurbetçi olarak yaşıyorsa ve çocuğu da onların okuduğu okulun öğrencilerinden biri ise ne olacak? Oğlunun, kızının dinini nasıl koruyacak?

Bu yüce minberde Müslümanların gurbetçi olarak yaşadıkları yerlerde yaşadıkları Allah’ın razı olmayacağı durumları zikrediyorum. Onlar ülkelerini terk ediyorlar. Aralarında Allah’ın dini simgelerini ayakta tutanlar, çocuklarının, torunlarının dinlerini garanti altına alanlar vardır. Ama onlar sadece dünyayı isterler ve bunun için çok bedel öderler. Tabi bu genellenemez, burada genelleme yapmak görmezlikten gelmektir. Fakat bu durum çoğunlu kapsayan bir durumdur.

Değerli kardeşlerim,

Hicret dininizi korumak için vaciptir. Tabi ki Allah ve Rasulüne yapılan hicret vaciptir. Yine çocuklarınızın dinlerini korumak için de şarttır. Rasulullah (s.a.v.) Mekke’den kovularak çıkmış, oraya bir fatih olarak girmiştir, gece çıkmış, gündüz girmiştir. Fetihten, insanlar akın akın İslam’a girdikten ve Rasulullah (s.a.v.) Arap Yarımadasına sahip olduktan sonra şöyle buyurmuştur:

(( عَنْ ابْنِ عَبَّاسٍ رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُمَا قَالَ: قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: لا هِجْرَةَ بَعْدَ الْفَتْحِ....))

[ البخاري، مسلم، الترمذي، النسائي، أبو داود، ابن ماجه، أحمد، الدارمي]

“İbn Abbas (r.a.) Rasulullah (s.a.v.)’in şöyle buyurduğunu naklediyor: “Fetihten sonra hicret yoktur…”

(Buhari, Müslim, Tirmizi, Nesai, Ebu Davud, İbn Mace, Ahmed b. Hanbel ve Darimi)

Yani hicretin niyeti ortadan kalkmış oldu. Yani birimizin Hicaz ülkelerinden yola çıkarak, Mekke’den Medine’ye giderek muhacir sayılması akıl alır bir şey midir? Fakat âlimler diyor ki: Hicret kıyamet gününe kadar bakidir. Yeryüzünde Mekke ve Medine’ye benzeyen iki ülke var olduğu sürece bu böyledir. Zulüm gören her hangi bir şehirde Allah’a itaatten uzaklaştırılmaya çalışıyorsanız ve bir diğerinde de huzur varsa, o ilk şehirde kışkırtmalar sizi Allah’ın dininden uzaklaştırıyorsa, sonuç aynıdır. Baskılar tahammül edilemez hale gelir, sizi Allah’a itaatten alı koyar ve oradan göç etmek zorunda kalırsınız. Yine kışkırtmalar sizi ve çocuklarınızı itaatten uzaklaştırır, oradan ayrılmaya mecbur kalırsınız. Çünkü siz Allah’a kulluk etmek için yaratıldınız ve var oluş sebebiniz sadece Allah’a ibadet etmektir.

Kişinin Allah’a Kulluk Etme Konusunda Kendisine Engel Olan Bir eri Terk Etmesi Kaçınılmazdır:

Değerli kardeşlerim,

Allah Teâlâ buyuruyor ki:

﴾ يَا عِبَادِيَ الَّذِينَ آَمَنُوا إِنَّ أَرْضِي وَاسِعَةٌ فَإِيَّايَ فَاعْبُدُونِ ﴿

[ سورة العنكبوت: الآية 56]

“Ey iman eden kullarım! Şüphesiz ki benim arzım (yeryüzü) geniştir. O hâlde, ancak bana kulluk edin.”

(Ankebut Suresi: 56)

Ayet gayet açık ve net.  Ey iman eden kullarım, bana inananlar, sizin yeryüzünde var oluş sebebiniz bana kulluk etmenizdir. Bana ibadet etmekle aranıza giren şey eğer mekân ise, oradan ayrılmalısınız. Zira yeryüzüm geniştir. Allah yolunca hicret edenlere Allah akıl almaz şeyler vaat etmiştir. Onlara bol rızık vermiştir. Bir kardeşimiz yemin ederek anlatmıştı, kendisi Suriye’nin kuzeyinde kalan bir bölgeden dini için kaçıyor. Çocukları ve kendisinin dinini korumak adına yürüyerek kaçıyor. Şimdi bana diyor ki: “Şu anda Şam’dayım. Otuz beş tane evim var. Allah’a yemin ederek bunu söylüyor.

﴾ وَمَنْ يُهَاجِرْ فِي سَبِيلِ اللَّهِ يَجِدْ فِي الْأَرْضِ مُرَاغَماً كَثِيراً وَسَعَةً ﴿

[ سورة النساء: الآية 100]

“Kim Allah yolunda hicret ederse, yeryüzünde gidecek çok yer de bulur, genişlik de.”

(Nisa Suresi: 100)

Bir kardeşimiz Allah’a itaat ve ibadet edebileceği yerden çok uzakta bir ülkede yaşıyor, bazı dersler dinliyor ve dinini korumak adına oradan ülkesine geri dönme kararı alıyor. Şam’a gidiyor, sonra da bir kazada vefat ediyor. Allah Azze ve Celle buyuruyor ki:

﴾ وَمَنْ يَخْرُجْ مِنْ بَيْتِهِ مُهَاجِراً إِلَى اللَّهِ وَرَسُولِهِ ثُمَّ يُدْرِكْهُ الْمَوْتُ فَقَدْ وَقَعَ أَجْرُهُ عَلَى اللَّهِ ﴿

[ سورة النساء: الآية 100]

“Kim Allah yolunda hicret ederse, yeryüzünde gidecek çok yer de bulur, genişlik de. Kim Allah’a ve Peygamberine hicret etmek amacıyla evinden çıkar da sonra kendisine ölüm yetişirse, şüphesiz onun mükâfatı Allah’a düşer.”

(Nisa Suresi: 100)

İnsan bir eylem gerçekleşmeden karşılığını vermez. Ama Allah Teâlâ sadece niyete bakar. O, ülkesine dönmeye niyet etmiş, orada birkaç gün bile kalamadan vefat etmişti. Ama ecri Allah katında olacaktır.

Değerli kardeşlerim,

İnsanlar akın akın Allah’ın dinine girdiğinde, yeryüzünün her tarafında Müslümanların işleri yoluna konduğunda, fetihten sonra hicret olamaz. Fakat dünyada Mekke ve Medine’ye benzer iki şehir bulunduğu sürece Mekke’ye benzeyen o şehri terk edip, Medine’ye benzeyen şehre göç etmek kaçınılmazdır.

Değerli kardeşlerim,

Müslümanlar fetihten sonra neyi tekrarladılar?

Allah’tan başka ilah yoktur, O tektir, vadinde sadıktır, kuluna yardım eder, askerini izzetli kılar. Nice grupları hezimete uğratan O’dur. O’ndan önce de sonra da hiçbir şey yoktur.

Cihadın Çeşitleri:

Değerli kardeşlerim,

Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyuruyor:

(( من مات و لم يغزو، و لم ينو الغزو مات ميتة جاهلية )) 

“Kim gaza etmeden veya kendini gazaya hazırlamaksızın vefat ederse, cahiliyet ölümü ile ölür.” 

Başka bir hadiste şöyle buyrulmaktadır:

عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ عَنْ النَّبِيِّ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ ))
(( قَالَ: مَنْ مَاتَ وَلَمْ يَغْزُ وَلَمْ يُحَدِّثْ نَفْسَهُ بِالْغَزْوِ مَاتَ عَلَى شُعْبَةٍ مِنْ نِفَاقٍ 

[ مسلم، النسائي، أبو داود]

“Ebu Hureyre Efendimizden şöyle naklediyor: Kim gazve yapmadan (savaşmadan) ve bunu temenni etmeden ölürse, nifaktan bir şube üzerine ölmüş olur.”

(Müslim, Nesai ve Ebu Davud)

Nefis ve heva ile cihad vardır ki o öncelikli yapılması gereken bir cihattır. Size yenilmiş bir çocuğu ikna edemezsiniz. Yani öncelikle nefsinizle, heva ve heveslerinizle mücadele etmeniz gerekir. Sonra hakkı yaymak için cihat başlar. Zira Allah Teâlâ şöyle buyurur:

﴾ وَجَاهِدْهُمْ بِهِ جِهَاداً كَبِيراً ﴿

[ سورة الفرقان: الآية 52]

“onlara karşı bu Kuran’la büyük bir mücadele ver.”

(Furkan Suresi: 52)

Allah Teâlâ dava cihadını emretmiştir. Kuran’ı ve dinin hükümlerini öğretmek büyük bir cihattır. Müslümanlara savaşarak cihat etme zamanında bu bahşedilirse de yine cihat etmelidirler.

Yaşadığı Yerde Torunlarının Dinini Garanti Altına Alamayan Kişi, Orayı Terk Etmelidir:

Değerli kardeşlerim,

İkinci kez ifade ediyorum, sizi Allah’a itaatten alı koyan baskılar, yine sizi itaatten uzaklaştıran kaygılar kötü neticelere varırlar. Tarif edilemez özgürlüklere sahip bir ülkede iseniz, çocuklarınıza Rablerini öğretemiyorsanız, O’na itaati emredemiyorsanız, ümmetlerinin ve dinlerinin tarihinden kopuyorsalar, o zaman o ülkeyi terk etmeniz şarttır. Geçmişte bir konferansta bazı âlimlerden işittiğim bir söz vardı; Çocuklarınızın, torunlarınızın ve onların da çocuklarının dinlerini garanti altına alamıyorsanız, o ülkeyi hemen terk etmelisiniz.

Değerli kardeşlerim,

Allah Azze ve Celle buyuruyor ki:

﴾ إِنَّ الَّذِينَ تَوَفَّاهُمُ الْمَلَائِكَةُ ظَالِمِي أَنْفُسِهِمْ ﴿

[ سورة النساء: الآية 97]

“Kendilerine zulmetmekteler iken meleklerin canlarını aldığı kimseler var ya;”

 (Nisa Suresi: 97)

Vallahi kardeşlerim, şimdi okuyacağım ayet belimizi büken bir ayettir:

وَمَنْ يُهَاجِرْ فِي سَبِيلِ اللَّهِ يَجِدْ فِي الْأَرْضِ مُرَاغَماً كَثِيراً وَسَعَةً وَمَنْ يَخْرُجْ مِنْ بَيْتِهِ مُهَاجِراً ﴿
إِلَى اللَّهِ وَرَسُولِهِ ثُمَّ يُدْرِكْهُ الْمَوْتُ فَقَدْ وَقَعَ أَجْرُهُ عَلَى اللَّهِ وَكَانَ اللَّهُ غَفُوراً رَحِيماً (100) وَإِذَا
ضَرَبْتُمْ فِي الْأَرْضِ فَلَيْسَ عَلَيْكُمْ جُنَاحٌ أَنْ تَقْصُرُوا مِنَ الصَّلَاةِ إِنْ خِفْتُمْ أَنْ يَفْتِنَكُمُ
﴾ الَّذِينَ كَفَرُوا إِنَّ الْكَافِرِينَ كَانُوا لَكُمْ عَدُوّاً مُبِيناً 

[ سورة النساء ]

“Kim Allah yolunda hicret ederse, yeryüzünde gidecek çok yer de bulur, genişlik de. Kim Allah’a ve Peygamberine hicret etmek amacıyla evinden çıkar da sonra kendisine ölüm yetişirse, şüphesiz onun mükâfatı Allah’a düşer. Allah, çok bağışlayıcıdır, çok merhamet edicidir. Yeryüzünde sefere çıktığınız vakit kâfirlerin size saldırmasından korkarsanız, namazı kısaltmanızdan ötürü size bir günah yoktur. Şüphesiz kâfirler sizin apaçık düşmanınızdır.”

(Nisa Suresi: 100-101)

Meşru Bir Sebeple ve Makbul Bir Mazeretle Göç Eden Kişi, İslam Davetine Niyet Etsin:

Başka bir şey daha var kardeşlerim,

Meşru bir sebeple göç ettiyseniz ve Allah katında makbul bir mazeretiniz varsa, âlimler diyor ki: Davet için gitmeye niyet edin, neden? Çünkü İslam’a davet her müslümana farz-ı ayndır. Ve siz Rasulullah’a tabi olarak hicret ediyor değilsiniz. Yine başka bir ayette şöyle buyrulur:

﴾ قُلْ إِنْ كُنْتُمْ تُحِبُّونَ اللَّهَ فَاتَّبِعُونِي ﴿

[ سورة آل عمران: الآية 31]

“De ki: “Eğer Allah’ı seviyorsanız bana uyun”

(Al-i İmran Suresi: 31)

Bunun manası şudur; Farz olan, tebliğ amaçlı davette bulunmayan kişi Rasulullah (s.a.v.)’e tabi olmuş olmaz. O zaman Allah’ı da seviyor kabul edilemez. Ayet şöyledir:

﴾ قُلْ إِنْ كُنْتُمْ تُحِبُّونَ اللَّهَ فَاتَّبِعُونِي يُحْبِبْكُمُ اللَّهُ وَيَغْفِرْ لَكُمْ ﴿

[ سورة آل عمران: الآية 31]

“De ki: “Eğer Allah’ı seviyorsanız bana uyun ki, Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın.”

(Al-i İmran Suresi: 31)

Allah katında makbul sebeplerle hicret eden, Rasulullah’ın razı olacağı sebeplerle göç eden ve göç ettiği ülkede yaşayan kişi, Allah’a davete niyet etmelidir. Neticede en büyük İslam ülkelerinde yaşayan Müslümanlar Endonezya, Malezya, Bangladeş ve Pakistan gibi ülkelere hicret ettiler. Bu ülkelerin hiç birine İslam orduları ulaşmadı, oraya tüccarlar gitti ve oraya yerleştiler, Allah’a davet ettiler, oradaki sapkın milletler için bir ışık oldular.

Hicret Edilen Yerden Geri Dönüş:

Değerli kardeşlerim,

Allah Subhanehu ve Tela’dan dileğim, bir sonraki dersimizde hicret konusuna dalmak ve o konudaki hadisleri incelemeyi nasip etmesidir. Çünkü bu konuya çok ihtiyaç vardır. Aklında seyahat etmek olan bir tüccar, bir genç, orada ne olduğunu bilmiyor. Orada bir saatte acıdan eriyip biteceğini bilemiyor. Vallahi bir okul binasına gittim, orada inanılmaz bir şekilde, yüz milyonlarla, bir şey yok olmuştu. Oradaki çocuklara bir seminer vermek istedim. Hepsi de Müslüman çocuklardı. Çok şaşırdım çünkü bir kelime bile anlamıyorlardı. Bir tercüman geldi. Dedim ki sübhanallah, İslami bir topluluğa ait bir okuldayım, ama bir öğrenci bile beni güzel bir şekilde anlayamıyor. Çünkü Arapça günde sadece bir saat işlenirken, 23 saat İngilizce konuşuluyor. Çocuklar Ümmetlerinden, dinlerinden, Kuran’larından, sünnetten kopuyor. Onlar oradaki en faziletli topluluklar ama nasıl da Allah’tan uzaklaştırılıyorlar. Allah’ın emirlerini uygulamaya kalkarsanız sonuçlarını bir düşünün. Müslüman bir ülkeyi terk etmemek için milyarlar verin ama oraya dönün. En azından orada fesat yok. Ama (yurtdışında) her yer fesat ve fite ile dolu, bizzat gördüm. Fakat orada fitne ve fesat ile mücadele etmek, burada fesat ile mücadele etmekten bir milyon kez daha büyüktür. Hicret konusunu işliyoruz ve bu konu ölüm kalım meselesidir. Bizler Allah’a doğru, O’nun için hareket ediyoruz, Eğer Allah’a doğru hareket edersek, Rabbimize hicret etmiş oluruz. Ama eğer dünyaya, malı çoğaltmak için hareket edersek, o zaman rızkımız tamamen kesilebilir. Müslüman bir ülkede mutedil, münzevi bir hayat yaşayabilirsiniz. Orada Allah’tan başkasının bilmediği sizinde bilmediğiniz özelikler vardır. Ancak orayı terk ederseniz, o meziyetleri de öğrenemezsiniz.

Değerli kardeşlerim,

Hesaba çekilmeden önce kendinizi hesaba çekin, amelleriniz tartılmadan önce siz onları tartın. Bilin ki, ölüm meleği bizden başkaları için bizi es geçti, bir gün de bizim için başkalarını es geçecek. Akıllı olan nefisini alçaltır. Ölümden sonrası için çalışır. Aciz olan ise heva ve heveslerine uyar ve Allah’tan bekler durur…

Alemlerin Rabbi Olan Allah’a Hamdolsun