Rahman ve Rahim Olan Allah’ın Adıyla

Alemlerin Rabbi olan Allah’a hamd olsun. Salat ve selam, sadık ve emin  Efendimiz Muhammed’e  (s.a.v.) olsun. Allahım, senin bize öğrettiğinden başka ilmimiz yoktur. Sen her şeyi hakkıyla bilensin, hakimsin. Allahım, bize fayda verecek şeyleri bize öğret. Bizi, öğrettiklerinden nasiplendir, ilmimizi artır. Hakkı hak olarak görüp ona uymamızı, batılı da batıl olarak görüp ondan sakınmamızı nasip et. Bizi, sözü işitip en güzeline uyanlardan eyle. Rahmetinle bizi salih kulların arasına kat. Allahım, bizleri cehalet ve şüphe karanlıklarından ilim ve marifet aydınlıklarına, arzuların bataklığından  cennetlerine çıkart. 
Değerli kardeşlerim, islami terbiye derslerinin yenisiyle (sizlerle) birlikteyiz. Bu dersin ana konusu, birkaç hafta sonra karşılayacağımız ve İslam’da ikinci en büyük ibadet kabul edilen fariza olacak.

İslam’ın Prensipleri:

Fakat her şeyden önce yüce dinimizde ibadetler, İmam Şafi’nin dediği gibi  mahlukatın yararlarıyla ilişkilidir. tabiri caizse bu yüce dinin dört tarafı vardır:
Birinci taraf: İnançlar
İkinci taraf: İbadetler
Üçüncü taraf: Muamelat
Dördüncü taraf: Adab
Din; inanç, ibadet, muamelatla ilgili hükümler ve adabtan oluşur.

1- İnanç:

İnanç, bu kısımların en başında bulunur. İnanç doğru olursa amel de doğru olur. İnanç bozuk olursa amel de bozulur.

 

 

 

 

2- İbadetler:

İkinci kısım ibadetlerdir. İmam Şafii’nin dediği gibi ibadetler, mahlukatın yararlarıyla ilişkilidir. Kur’an’ın ifadesiyle namaz:

﴾ تَنْهَى عَنِ الْفَحْشَاءِ وَالْمُنْكَرِ ﴿

( سورة العنكبوت الآية: 45 ) 

( Namaz, hayasızlıktan ve kötülükten alıkor. )

(Ankebut Suresi/45)

A- Namaz:

Allah Azze ve Celle sultanların sultanı, yerin ve göklerin yaratıcısıdır. (Doğrudan) namazı emredebilirdi ama bize olan merhametinden dolayı namazın gerekçesini de bize vermiştir. Emri veren mükemmelleştikçe emrin muhatabına gerekçeyi verir. Allah Teala şöyle buyuruyor:

﴾ وَأَقِمِ الصَّلَاةَ إِنَّ الصَّلَاةَ تَنْهَى عَنِ الْفَحْشَاءِ وَالْمُنْكَرِ وَلَذِكْرُ اللَّهِ أَكْبَرُ ﴿

( سورة العنكبوت الآية: 45 )

( Namazı da dosdoğru kıl. Çünkü namaz, insanı hayasızlıktan ve kötülükten alıkor. Allah’ı anmak (olan namaz) elbette en büyük ibadettir. )

(Ankebut Suresi/45)

Öyleyse namaz insan yararıyla gerekçelendirilmiştir, onu hayasızlıktan ve kötülükten korur, ki hayasızlık ve kötülük, insanın dünyada ve ahirette helak olma sebebidir.
Bu gerekçenin misyonu gereği namazı, insanı hayasızlık ve kötülükten alıkoymamışsa anlamsız, faydasız, içi boş işlerle uğraşmamak olan namazın meyvesini koparamamış demektir.

﴾ وَأَقِمْ الصَّلَاةَ إِنَّ الصَّلَاةَ تَنْهَى عَنْ الْفَحْشَاءِ وَالْمُنْكَرِ وَلَذِكْرُ اللَّهِ أَكْبَرُ ﴿

( Namazı da dosdoğru kıl. Çünkü namaz, insanı hayasızlıktan ve kötülükten alıkor. Allah’ı anmak (olan namaz) elbette en büyük ibadettir. )

Namaz kılanın kindar olması imkansızdır; çünkü kin, bir hastalıktır. Namaz kılanın zalim olması imkansızdır; çünkü zulüm bir  hastalıktır. Namaz kılanın kibirli olması imkansızdır; çünkü kibir bir hastalıktır.
Bir diğer şey; namaz, sevinç ve mutluluktur:

(( أرحنا بها يا بلال )) 

[ أبو داود]

(( Bizi ezanla rahatlat ey Bilal. ))

(Ebu Davud)

Lisan-ı hal ile şöyle diyor: Bizi namazın meyvesini alamamaktan kurtar. Bizi onunla rahatlat demek ile bizi ondan kurtar demek arasında büyük bir fark vardır.
Namaz aracılığıyla hayrı hayır, şerri şer olarak görürsün. Hayrı hayır olarak görür ve ona uyar, şerri de şer olarak görür ve ondan sakınırsın. Bunun delili:

﴾ يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آَمَنُوا اتَّقُوا اللَّهَ وَآَمِنُوا بِرَسُولِهِ يُؤْتِكُمْ كِفْلَيْنِ مِنْ رَحْمَتِهِ وَيَجْعَلْ لَكُمْ نُوراً تَمْشُونَ بِه ﴿

( سورة الحديد الآية: 28 )

( Ey iman edenler! Allah’tan korkun ve Peygamber’ine inanın ki O, size rahmetini iki kat versin ve size ışığında yürüyeceğiniz bir nur lutfetsin. )

(Hadid Suresi/28)

Namaz nurdur, arınmadır, sevinçtir, dengedir. Bir günah işlesen ya da bir insana, onun malına veya ırzına saldırırsan namaz kılabilir misin? Ayakta durabilir, Fatiha ve ardından bir sure okuyabilir, rükuya gidebilir ve secde edebilirsin ama Allah ile bir bağ kuramazsın. Çünkü günahın seni Allah’tan uzaklaştırır.

﴾ يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آَمَنُوا لَا تَقْرَبُوا الصَّلَاةَ وَأَنْتُمْ سُكَارَى حَتَّى تَعْلَمُوا مَا تَقُولُونَ ﴿

( سورة النساء الآية: 43 ) 

( Ey iman edenler! Sarhoş iken ne söylediğinizi bilinceye kadar namaza yaklaşmayın. )

(Nisa Suresi/43)

Öyleyse, namazda ne dediğini bilmeyen kimse Allah’ın murat ettiği namaza ulaşamamış olur. Nitekim şöyle denmiştir:

(( ليس للمؤمن من صلاته إلا ما عقل منه ))

(( Bir müminin, aklettiğinden başka namazında nasibi yoktur. ))

Kur’an-ı Kerim’de geçtiği gibi namaz, yakınlıktır: 

﴾ وَاسْجُدْ وَاقْتَرِبْ ﴿

( سورة العلق )

( Secde et ve Allah’a yakın ol. )

(Alak Suresi)

Namaz duadır:

﴾ اهْدِنَا الصِّرَاطَ الْمُسْتَقِيمَ (6) صِرَاطَ الَّذِينَ أَنْعَمْتَ عَلَيْهِمْ غَيْرِ الْمَغْضُوبِ عَلَيْهِمْ وَلَا الضَّالِّينَ ﴿ 

( سورة الفاتحة )

( Bizi doğru yola, kendilerine nimet verdiklerinin yoluna ilet; gazaba uğrayanlarınkine ve sapkınlarınkine değil. )

(Fatiha Suresi)

Namaz zikirdir:

﴾ وَأَقِمِ الصَّلَاةَ لِذِكْرِي ﴿

( سورة طه )

( Beni anmak için namaz kıl. )

(Taha Suresi)

Namaz müminin miracı, salih amellerin temeli, ibadetlerin en makbulüdür. Müminin, yerin ve göklerin Rabbine yükselişidir. 
O halde İslam’da ibadetler  mahlukatın yararıyla ilişkilidir. 

B- Oruç:

Oruç, konuşmamızın çıkış noktasıydı.

(( كم من صائم ليس له من صيامه إلا الجوع والعطش )) 

[ أخرجه النسائي وابن ماجه من حديث أبي هريرة ]

(( Nice oruç tutanlar var ki, aç ve susuz kalmaktan başka nasipleri yoktur. ))

(Nesai ve İbni Mace’nin Ebu Hureyre’den rivayeti)

Bu, tek yargılayıcı (olan Allah) a göre oruç şu anlama gelir demektir:

﴾ يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آَمَنُوا كُتِبَ عَلَيْكُمُ الصِّيَامُ كَمَا كُتِبَ عَلَى الَّذِينَ مِنْ قَبْلِكُمْ لَعَلَّكُمْ تَتَّقُونَ ﴿

( سورة البقرة )

( Ey iman edenler! Allah’a karşı gelmekten sakınmanız için oruç, sizden öncekilere farz kılındığı gibi, size de farz kılındı. )

(Bakara Suresi)

Her türlü kötülük ve günahı terk ederek, yargılama yetkisine sahip tek varlığa yönelip orucundan bir nur çıkarabilirsen, umulur ki hakkı hak, batılı batıl olarak görürsün. 

﴾ يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا كُتِبَ عَلَيْكُمْ الصِّيَامُ كَمَا كُتِبَ عَلَى الَّذِينَ مِنْ قَبْلِكُمْ لَعَلَّكُمْ تَتَّقُونَ ﴿

( Ey iman edenler! Allah’a karşı gelmekten sakınmanız için oruç, sizden öncekilere farz kılındığı gibi, size de farz kılındı. )

O halde ibadetler, mahlukatın yararlarıyla ilişkilidir.

C- Zekat:

﴾ خُذْ مِنْ أَمْوَالِهِمْ صَدَقَةً تُطَهِّرُهُمْ ﴿

( سورة التوبة الآية: 103 )

( Onların mallarından, onları kendisiyle arındıracağın ve temizleyeceğin bir sadaka (zekat) al. )

(Tevbe Suresi/103)

(Zekat ile) zengin, cimrilik hastalığından arınır. Allah Teala şöyle buyuruyor:

﴾ وَمَنْ يُوقَ شُحَّ نَفْسِهِ فَأُولَئِكَ هُمُ الْمُفْلِحُونَ ﴿

( سورة الحشر )

( Kim nefsinin cimriliğinden, hırsından korunursa, işte onlar kurtuluşa erenlerin ta kendileridir. )

(Haşr Suresi)

Kim malının zekatını verirse Allah cimriliği ondan uzaklaştırır. Fakir zekat ile garez hastalığından arınır. Fakir kimse gizliden (zengine karşı) düşmanlık beslediği için ona zekat verirsen artık kin beslemez olur. Mal da üzerindeki, başkasına ait haktan arınmış olur.

﴾ خُذْ مِنْ أَمْوَالِهِمْ صَدَقَةً تُطَهِّرُهُمْ وَتُزَكِّيهِمْ ﴿

( سورة التوبة الآية: 103 )

( Onların mallarından, onları kendisiyle arındıracağın ve temizleyeceğin bir sadaka (zekat) al. )

(Tevbe Suresi/103)

Tezkiye/arınma; toplumun onu unutmadığını fark ettiği için fakirin gönlünün hoşnut olması, binlerce kalbe mutluluk getirdiğini hissettiğinde zenginin kalbinin dirilmesi ve malın artması demektir. Gerekçesi:

﴾ خُذْ مِنْ أَمْوَالِهِمْ صَدَقَةً تُطَهِّرُهُمْ وَتُزَكِّيهِمْ بِهَا وَصَلِّ عَلَيْهِمْ إِنَّ صَلَاتَكَ سَكَنٌ لَهُمْ ﴿

( سورة التوبة الآية: 103 )

( Onların mallarından, onları kendisiyle arındıracağın ve temizleyeceğin bir sadaka (zekat) al ve onlara dua et. Çünkü senin duan onlar için sükünettir (onların kalplerini yatıştırır). )

(Tevbe Suresi/103)

D- Hac:

Allah Teala şöyle buyuruyor:

﴾ ذَلِكَ لِتَعْلَمُوا أَنَّ اللَّهَ يَعْلَمُ ﴿

( سورة المائدة الآية: 97 )

( Allah’ın bildiğini ve Allah’ın (zaten) her şeyi hakkıyla bilmekte olduğunu bilmeniz içindir. )

(Maide Suresi/97)

Sadece Allah’ın her şeyi bildiğini bilerek haccın meyvesini alırsın. Dersin başında bir şey söylemiştim: İslam’da ibadetler mahlukatın yararıyla ilişkilidir.

Orucun Tanımları:

Orucun tanımlarından birkaçı:
Oruç, samimiyet ibadetidir. Peki nasıl? Ramazan yaza denk gelebilir, ki yazın günler uzundur ve oruç, 17 saate yakın olabilir. Sıcak şiddetlidir ve susuzluk neredeyse insanı öldürür. Eve girersin. Evde kimse olmaz ve dolapta tatlı, soğuk bir su olur; ama karnına bir damla su koyamazsın; neden? Kim seni hesaba çekebilir ki? Yeryüzünde hiç kimse seni hesaba çekmez. Bu yüzden:

(( كل عمل ابن آدم له، إلا الصيام فإنه لي وأنا أجزي به ))

[ متفق عليه ]

(( Ademoğlunun her ameli kendisi içindir. Yalnız oruç hariç. Çünkü o benim içindir. Onun mükafatını da ben vereceğim. ))

(Buhari ve Müslim)

Öncelikle oruç, samimiyet ibadetidir.

Orucun Hikmeti: İbadet Dönemi:

1- İbadet Dönemi:

Ancak orucun hikmeti nedir? Senenin diğer aylarında yiyip içersin. (Örneğin) kahvaltı yaptığında, bir bardak su içtiğinde suçluluk hisseder misin? Ya da oruçlu olmadığın günlerde helalin olan eşine yaklaştığında suçlu hisseder misin? Asla ve kat’a! Milyonda bir kişi bile böyle hissetmez. Sana helal kılınmış mübah şeyleri Ramazan ayının gündüz vakitlerinde  kendine haram kıldıktan sonra bunların hiçbir mahzuru yoktur. Ramazan dışında mübah olan yeme-içme Ramazan ayında haram kılınıyorsa bu, öncelikle günah ve hataları terk etmen içindir. Sanki Allah, (Ramazan’da) iradeni kuvvetlendirir. Yemeden ve içmeden uzak dururken yalan söylemen, dedikodu yapman, batıl bir söz söylemen, Müslümanları aldatman makul olur mu? Öncelikle haramı terk etmek için yemeyi ve içmeyi kesersin. Sanki Allah bu ayda, Ramazan orucunu tutabilmen için iradeni kuvvetlendirir. 
(Mesela) insan bazen, gelecek elli yıl okuma (düşüncesine) katlanamazken sadece otuz günlük bir dönem için buna katlanabilir.

2-Mağfiret Ayı:

Bu bağlamda(ki hadis):

(( من صام رمضان إيمانا واحتسابا غفر له ما تقدم من ذنبه ))

[ متفق عليه ]

(( Her kim inanarak ve karşılığını sırf Allah’tan bekleyerek Ramazan orucu tutarsa, onun geçmiş günahları bağışlanır. ))

(Buhari ve Müslim)

Günümüz anlayışında sekiz milyon borcu olan, bütün malları hacizli, mahkemesi olan ve hapsi istenen birine: “Sadece otuz gün şu şu fiilleri  yap, ondan sonra her şeyden muaf olacaksın; sekiz milyon borç, mahkeme ve hacizler kaldırılacak dense, herhangi birimiz bir saniye tereddüt eder mi? Sen Ramazan’dasın, Allah ile (ilişkinde) yeni bir sayfa açıyorsun.

(( من صام رمضان إيمانا واحتسابا غفر له ما تقدم من ذنبه ))

(( Her kim inanarak ve karşılığını sırf Allah’tan bekleyerek Ramazan orucu tutarsa, onun geçmiş günahları bağışlanır. ))

Öyleyse, altın bir fırsatın önündesin. Nasıl mı? (Çünkü) Allah ile (ilişkinde) yeni bir sayfa açılıyor.

İşi Gücü Bırak ve Sorunlarını Ramazan’dan Sonra Çöz:

Fakat burada ince bir nokta var: Ramazan’daki hızın 100 olmalı. Sen burada sıfırda ya da birdesin. Şaban ayının 29’unda birle gidemezken birden 100’e sıçrarsan güç yetiremezsin. Kendini hazırlaman gerekir. Bir sorun varsa Ramazan’dan önce hallet. Çözümü zor bir sorun varsa Ramazan’dan sonraya ertele. Ev süslemeyi Ramazan’dan önce yap. Çünkü Ramazan ibadet ayı, inzivaya çekilme ayıdır. Nebi (s.a.v.) Ramazan ayında dış dünyadan tamamen koparak itikafa çekilirdi. Sizi itikafa çekilmeye teşvik edemem; hayat çok girift, çok zor. Ancak (kastettiğim) itikaf; dış dünyadan, dedikodudan, soru ve cevaplardan, eleştiriden, dert ve kederlerden kopmak demektir. Bu ay, Allah ile eğitim dönemidir. Çünkü ibadet bir şarj barındırır.

 

 

3. İman Yükleme Ayı:  

Şöyle açıklayayım: Cep telefonunun şarja ihtiyacı vardır. Şarj etmezsen ekranı kararıp kapanır ve plastik bir parçaya dönüşür. (Bunun gibi) sen de bir mümin olarak şarj olmaya muhtaçsın. Şarj kaç çeşittir? (Örneğin) bizde günlük bir şarj vardır; manevi bir doluluk hissetmek için namaza her kalktığında (bu, günlük bir şarj olur). Bu nedenle:

﴾ إِنَّ نَاشِئَةَ اللَّيْلِ هِيَ أَشَدُّ وَطْئاً وَأَقْوَمُ قِيلاً (6) إِنَّ لَكَ فِي اَلنَّهَارِ سَبْحاً طَوِيلاً ﴿

( سورة المزمل ) 

( Şüphesiz gece ibadetinin etkisi daha fazla, (bu ibadetteki) sözler (Kuran ve dua okuyuşlar ise) daha düzgün ve açıktır. Çünkü gündüzün sana uzun bir meşguliyet vardır. )

(Müzzemmil Suresi)

Sabah namazında (manevi bir) yükleme yaptığında gün boyu hakikati görür ve uzuvlarına hakim olduğunu, sözünün isabetli, kalbinin aydınlık, gönlünün huzurlu olduğunu, Allah’ın rahmetinin seni sardığını ve bahşettiği başarının seni desteklediğini anlarsın.
O halde namaz, bir tür şarj/yüklemedir. Ancak namazın doğası zamanın dörtte biri kadardır. Sabah namazından öğle namazına kadar ilk şarj, öğleden ikindiye ikinci, ikindiden akşama üçüncü, akşamdan yatsıya dördüncü şarj.
Sabah namazı yatakta olursun. Sen yatar halde olduğundan sünnet önce gelir. Farzdan önce sünnet bir alıştırmadır. Farz ise bir uyanıştır. Gün boyu yorgunluğun dikkate alınarak yatsı namazında sünnet sonra gelir. (Çünkü) sünnet uykuya daha yakındır. Sünnet, sabah namazında önce, yatsı namazında sonradır. Sabah gönlün berraktır. Yatsı namazında ise iki rekat yeter. Öğle vakti dükkanda olursun; biri senden bir miktar para alır, bir diğeri canını sıkar, başka biri bir şey satın almaz, dördüncüsü borcunu ister. Karmakarışıksındır. İkisi önden, ikisi sonradan olmak üzere dört rekat namaz kılarsın. Önceki rekatlar daima hazırlık, sonrakiler ise telafidir. Farzda kaçırdıklarını son sünnetle telafi edersin. Bu yüzden gündüz namazları uzundur. Sabah namazı da kısadır; berrak bir zihinle uyanış, bir yüklemedir. Bu nedenle Allah Rasulü (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

(( الصلاة إلى الصلاة كفارة لما بينهما ))   

[أخرجه الحاكم من حديث أبي هريرة ] 

(( İki namaz arasında, ikisi arasında olanların kefareti vardır. ))

(Hakim’in Ebu Hureyre’den rivayeti)

Ramazan; oruç, Kur’an-ı Kerim kıraati, zikir, camide kılınan sabah ve yatsı namazları, yirmi rekatlık teravih namazı, infak, bakışları indirme ve dile hakim olma fiillerinden oluşan otuz günlük bir (dönemdir). Ramazan, diğer seneye kadar yapılan bir yüklemedir. Hac da ömrün kalanına yapılan yüklemedir. Yolculuk, aileyi ve evlatları terk etme, Kabe’ye yüzünü çevirip tavaf ve say yapma, Arafat, Mina ve Müzdelife’de bulunmaktan meydana gelen bir aydır.
Öyleyse; (ibadetlerdeki) zaman periyodu uzadıkça yükleme de daha uzun süreli olur. Orucun anlamlarından biri budur. 

4-Oruç İrade İçin Nefsi Kuvvetlendirmektir:

Oruç her şeyden önce, mübah olanı terk ettiğin için, yasaklanan şeyleri bırakıp Allah’a itaate dönmen demektir.
O halde Müslüman, Ramazan’da ağzı ve organlarıyla oruç tutar. Şevval ayı girince sadece ağzı ile iftar eder. Organları senenin sonuna kadar oruçlu kalır. Sene boyunca bakışları yerde, diline hakim ve helal olana taliptir. Öyleyse oruç, Allah’a itaat konusunda nefsi güçlendirmektir. Orucumuzun sözde oruç olmamasını çok yürekten temenni ediyoruz. Modern toplumlarda Ramazan dönemi film, sanat, geceyi uykusuz geçirme, davet yemekleri, şişkinlik, gece geç vakitlere kadar ayakta kalma dönemi demek. Mümin ise bu ayı buluşmalar, davet yemekleri ve buna benzer şeylerin ayı değil ibadet ayı yapmalıdır. Yüksek tabaka için –Allah’a sığınırım- Ramazan orucu bir folklor(den ibarettir). Ramazan çadırına gelirler. Davet iftar edilerek başlar; dans, müzik ve şarkıyla biter. Bilinçsiz kimseler için Ramazan sadece bir  sanat sezonudur. Bütün bu rezil faaliyetlerde şöyle yazılır: “Mübarek Ramazan aynın gelmesi onuruna verilen ikram.” Müminler olarak bizim için bu ay, ibadet ayıdır. Bu ayda kaliteli bir sıçrayış gerçekleştirebilirsin.

 

 

5-Allah’a Muhtaç Olma Şuuru:

Allah Teala şöyle buyuruyor:

﴾ وَخُلِقَ الْإِنْسَانُ ضَعِيفاً ﴿

( سورة النساء ) 

( İnsan zayıf yaratılmıştır. )

(Nisa Suresi)

Ama zayıflığını görmeyebilir. Yüksek bir konumu, güçlü bir kişiliği, bağlantıları, emrinde bin kişi vardır ama Ramazan gelince on iki saat dili kurur. Düşüncesinin tamamı bir bardak su, meyan kökü, meyve suyu gibi soğuk bir şey olur. Sanki Allah Ramazan’da O’na muhtaç olduğumuzu hissettirmek ister. Nitekim peygamberleri hakkında da şöyle buyurur:

﴾ لَيَأْكُلُونَ الطَّعَامَ وَيَمْشُونَ فِي الْأَسْوَاقِ ﴿

( سورة الفرقان الآية: 20 )

( Şüphesiz yemek yerler, çarşıda pazarda gezerlerdi. )

(Furkan Suresi/20)

Bunun anlamı nedir? (Peygamber) yemek yer; yani varlığını devam ettirebilmek için yemek yemeye muhtaçtır. Öyleyse peygamber, ilah değildir. Allah Azze ve Celle şöyle buyuruyor:

﴾ قُلْ هُوَ اللَّهُ أَحَدٌ (1) اللَّهُ الصَّمَدُ (2) لَمْ يَلِدْ وَلَمْ يُولَدْ (3) وَلَمْ يَكُنْ لَهُ كُفُواً أَحَدٌ ﴿

( سورة الإخلاص )

( De ki: O, Allah birdir. Allah sameddir. O, doğurmamış ve doğmamıştır. Onun hiçbir dengi yoktur. )

(İhlas Suresi)

Samed; yani var olmak için başkasına muhtaç değil. Sen ise burnunu tıkasan boğulursun; havaya muhtaçsın. Üç dakikadan fazla geçse ölürsün. Suya, yemeğe, uykuya, bir eşe, birtakım alet edevata muhtaçsın. Bu yüzden mümin, Ramazan’da Allah’a muhtaç olduğunu fark eder. Öyleyse kulluk nedir? Allah’a muhtaç olmandır. 

﴾ وَلَقَدْ نَصَرَكُمُ اللَّهُ بِبَدْرٍ وَأَنْتُمْ أَذِلَّةٌ ﴿

( سورة آل عمران الآية: 123 )

( Andolsun, siz son derece güçsüz iken Allah size Bedir’de yardım etmişti. )

(Ali İmran’123)

Yani (Allah’a) muhtaçtılar. Huneyn’de ise ihtiyaç hissetmediler ve şöyle dediler:

(( لن تغلب اليوم من قلة ))     

[ أخرجه البيهقي عن أنس ] 

(( Bugün az olmaktan dolayı asla mağlup olmayız. ))

(Beyhaki’nin Enes’ten rivayeti)

Çok olan biziz.

﴾ وَيَوْمَ حُنَيْنٍ إِذْ أَعْجَبَتْكُمْ كَثْرَتُكُمْ فَلَمْ تُغْنِ عَنْكُمْ شَيْئاً وَضَاقَتْ عَلَيْكُمُ الْأَرْضُ بِمَا رَحُبَتْ ثُمَّ وَلَّيْتُمْ مُدْبِرِينَ ﴿

( سورة التوبة )

( ve Huneyn gününde. Hani, çokluğunuz size kendinizi beğendirmiş, fakat (bu çokluk) size hiçbir yarar sağlamamış, yeryüzü bütün genişliğine rağmen size dar gelmişti. Nihayet (bozularak) gerisin geriye dönüp kaçmıştınız.  )

(Tevbe Suresi/25)

Kardeşlerim; açlık ve susuzluk hissetmek bir çeşit Allah’a muhtaç olmaktır. –Afedersiniz- giydiğin şu gömleğin değerini hacda, iki parça kumaş giydiğin zaman anlarsın. Burada gömleğin kolları, düğmeleri, rahatlığı vardır. Orada ise iki parça kumaş giyersin. Kıyafetin değerini ancak hacda anlarsın. Bu yüzden şöyle dua ediyor ve diyoruz ki:

(( اللهم أرنا نعمك بوفرتها لا بفقدها ))

(( Allah’ım, bize olan nimetlerini yokluğunda değil bolluğunda bize göster. ))

Öyleyse asıl kahramanlık nimeti yokluğunda değil bolluğunda görmendir. Bütün akılsızlar yokluğunda nimetlerin (kıymetini) bilir. Zeki ve başarılı kimseler ise bolken bilir.
Bir gün bir vezir, bir bardak su isteyerek sultana: “Ey Emirul Müminin, bu bir bardak sudan yoksun bırakılsaydın kaça satın alırdın?” diye sorar. Sultan: “Servetimin yarısına” der. Vezir bu kez: “Peki ya içtiğin suyu çıkaramasaydın?” diye sorar. Sultan: “Servetimin diğer yarısını (verirdim)” diye cevap verir. Geniş ve uzun bir mülk bir bardak suya eşit.
Bu yüzden Ramazan’da bir bardak suyla, bir lokma yemekle Allah’a muhtacız.

6-Açın ve Fakirin Acısını Hissetmek:

Bilmek ile acı(yı hissetmek arasındaki fark): Eşiyle arasında anlaşmazlık çıkıp eşi evi terk ederek ailesinin yanına giden bir arkadaşın olsa, arkadaşının eşinin, ailesinin evine gittiği  konusunda seni ne ileri ne de geri götüren, ne güvenliğine ne de mutluluğuna etkisi olan bir fikrin olmuş olur. Ama bir öğle vakti arkadaşın, ne eş ne yemek bulamamış, çocukları ilgiye muhtaç bir halde gelse, arkadaşının sıkıntısı, senin de eşinin terk ettiğine dair fikrin olur. (İkisi arasında) fark büyüktür.
Örneğin, sana bir sarayın haritası gösterilse, içinde her şey olsa; katları, odalarının genişliği, balkonları,… Bu sadece bir bilgidir. O saraya sahip olmak ise bambaşka bir şeydir.
Sana yüz milyon dolar desem; çok açıktır ki, bunu söylemekle o paraya sahip olmak arasında büyük bir fark vardır. Yüz milyon dolar demek çok kolaydır. 
Bu nedenle Ramazan’da, fakirin acısını kesinlikle anlarsın. Fransız devriminin başında fakirler ekmek bulamayınca Marie Antoinette şöyle der: “Ekmek bulamıyorlarsa pasta yesinler.” (Bu sözde) asla hiçbir ıstırap yok.
Bu yüzden şöyle derler:

Hasreti ancak katlanan, aşkı da ancak çeken bilir

Ramazan’da fakirin sıkıntısını anlayabilirsin, çünkü açsındır. Midesini yemekle dolduran yemekle ilgilenmez. Aç olanı ise yemeğin görüntüsü de kokusu da meşgul eder. Öyleyse: Ramazan’da fakirin  açlığını, açlığın nasıl tahammül edilemez bir şey olduğunu  hissedebilirsin. Allah Azze ve Celle iki büyük nimetini zikrederek şöyle der: 

﴾ أَطْعَمَهُم مِّن جُوعٍ وَآمَنَهُم مِّنْ خَوْفٍ ﴿

(سورة قريش)

( Kendilerini besleyip açlıklarını giderdi ve onları korkudan emin kıldı. )

(Kureyş Suresi)

Şüphesiz en büyük iki nimet, yiyip aç kalmamak ve emniyette hissedip korkmamaktır. Yoldan çıkmış milletlerin en büyük iki felaketi ise:

﴾ وَضَرَبَ اللَّهُ مَثَلاً قَرْيَةً كَانَتْ آَمِنَةً مُطْمَئِنَّةً يَأْتِيهَا رِزْقُهَا رَغَداً مِنْ كُلِّ مَكَانٍ فَكَفَرَتْ بِأَنْعُمِ اللَّهِ فَأَذَاقَهَا اللَّهُ لِبَاسَ الْجُوعِ وَالْخَوْفِ بِمَا كَانُوا يَصْنَعُونَ ﴿

( سورة النحل ) 

( Allah, şöyle bir kenti misal verdi: Orası güven ve huzur içinde idi. Oraya her taraftan bolca rızık gelirdi. Fakat Allah’ın nimetlerine nankörlük ettiler; bu yüzden yaptıklarına karşılık, Allah onlara şiddetli açlık ve korku ızdırabını tattırdı. )

(Nahl Suresi/112)

En büyük iki nimet tokluk ve emniyet; en büyük iki felaket ise açlık ve korkudur.

﴾ أَطْعَمَهُمْ مِنْ جُوعٍ وَآمَنَهُمْ مِنْ خَوْفٍ ﴿

( Kendilerini besleyip açlıklarını gideren ve onları korkudan emin kılan )

﴾ وَضَرَبَ اللَّهُ مَثَلًا قَرْيَةً كَانَتْ آمِنَةً مُطْمَئِنَّةً يَأْتِيهَا رِزْقُهَا رَغَدًا مِنْ كُلِّ مَكَانٍ فَكَفَرَتْ بِأَنْعُمِ اللَّهِ فَأَذَاقَهَا اللَّهُ لِبَاسَ الْجُوعِ وَالْخَوْفِ بِمَا كَانُوا يَصْنَعُونَ ﴿

( Allah, şöyle bir kenti misal verdi: Orası güven ve huzur içinde idi. Oraya her taraftan bolca rızık gelirdi. Fakat Allah’ın nimetlerine nankörlük ettiler; bu yüzden yaptıklarına karşılık, Allah onlara şiddetli açlık ve korku ızdırabını tattırdı. )

O halde; mübah olanı, helal olanı terk ettiğin için, haramı bırakıp Allah’a tam bir şekilde itaat etmek konusunda oruçtan yardım almanın yanı sıra Allah, oruçla fakirin açlığını, kendisine olan kulluğunu fark etmen için sana yardım eder.

Oruç, Toplumsal Bir İbadettir:

Bir başka şey de; oruç, toplumsal bir ibadettir. Bir düşün, iftar topunun patlamasının ardından Şam’da beş milyon insan aynı anda yemek yiyor, yollar boşalıyor. Düzen hoş bir şeydir ve sanki Allah Teala da düzenli olmamızı istiyor. Ramazan’da düzen bulursun. İmsak ezanıyla birlikte yemekten uzak durulur. Namazlar, sabah namazı, yatsı namazı camide kılınır. İftar aynı vakittedir. Bu yüzden oruç, toplumsal bir ibadettir, yardımlaşmayı ve düzeni öğretir.
Bir defasında babası subay olan bir kardeşim: “Biz otuz seneden beri öğle yemeğini saat ikide, Big Ben saat kulesinin çalmasıyla birlikte yeriz. Evde sıkı bir disiplin vardır, öğünlerin vakitleri vardır.” diye anlatmıştı.
Düzen medeniyettir kardeşlerim. Bazen yabancı bir turist gelir, akşam namazı vaktinde yolların boş olduğunu görür.  Toplumsal bir ibadet yapıldığını hisseder. Allah Azze ve Celle düzenli olmamızı ister. 

﴾ إِنَّ اللَّهَ يُحِبُّ الَّذِينَ يُقَاتِلُونَ فِي سَبِيلِهِ صَفّاً كَأَنَّهُمْ بُنْيَانٌ مَرْصُوصٌ ﴿

( سورة الصف )

( Hiç şüphe yok ki Allah, kendi yolunda, duvarları birbirine kenetlenmiş bir bina gibi saf bağlayarak savaşanları sever. )

(Saff Suresi/4)

Namazın da bir düzeni, vakitleri vardır.
Bir defasında biri bana şöyle dedi: “Ben ikindi namazının vakti girmeden namazımı kılıyorum. Böylesi benim için daha rahat oluyor.” (Oysa) beş vakit namazda ve oruçta çok sıkı bir disiplin vardır.
Mısır’da yüksek bir mevkisi olan bir şahıs hac yapmıştı. Dönüş esnasında uçakta şöyle dedi: “Vallahi çok net bir özen gösteriliyor ama hac, her iki ay bir dönem olacak şekilde beş dönem olarak yapılsa izdiham olmazdı.” (O zaman) bu ibadetin anlamı kalır mıydı? Hac toplumsal bir ibadettir. 
İslami bir konferans dolayısıyla Mısır’daydım. Vakıflar bakanının önerisi karşısında içim içime sığmadı. Şöyle dedi: “Her hacının formunda mesleği yazsaydı bilgisayar üzerinden onları sınıflandırırdık. Örneğin öğretim üyeleri, soruların ve ortak endişelerin çözümü için  Mina’da konferans düzenlerdi. Sanayiciler, çiftçiler, tüccarlar ve belirli görevlerde çalışanlar için konferanslar düzenlenirdi.” Sanki Allah, hacda bütün Müslümanlarla karşılaşmanı ister ve gerçekten de hacda her uyruktan insanla karşılaşırsın. 
O halde: Allah, orucun toplumsal bir ibadet olmasını murat etmiştir. (Bu sayede) müminin yerine getirdiği ve bazı müminlerin ihtiyaç duyduğu dini vecibeler Ramazan ayında kolaylıkla yerine getirilir.
Kardeşlerim; Allah’ı razı etmek için altın bir fırsat olan ve telafisi ancak bir sonraki yıl mümkün olabilen mübarek Ramazan ayının öne çıkan bazı özellikleri bunlardır.

Özet:

Bu bağlamda; kul Allah’a döndüğü zaman, yer ve göklerde bir münadi: “ Falancayı tebrik edin Allah’ı razı etti” diye seslenir. Kul Allah’a dönüp samimi bir şekilde tevbe edince Allah, yeryüzünün tamamı günah ve hataları(yla dolu) olsa, hafaza meleklerine ve diğer meleklere günahlarını unutturur. Ramazan ayı Allah’a yönelip O’nunla yeni bir sayfa açman için bir fırsattır.

Alemlerin Rabbi Olan Allah’a Hamdolsun