Rahman ve Rahim Olan Allah’ın Adıyla

Hamd, âlemlerin Rabbi olan Allah’a mahsustur. Salât ve Selam dürüst ve sözünün eri olan Rasulullah (s.a.v.)’e olsun. Allahın senin öğrettiklerin dışında bir bilgimiz yoktur. Sen her şeyi hakkıyla bilen ve her şeyi yerli yerinde yaratansın. Allahım, bize faydalı ilim öğret, öğrettiklerinden de faydalanabilmeyi nasip et, ilmimizi arttır. Bize hakkı hak olarak göster, ona itaat etmeyi nasip et. Batılı da batıl olarak göster, ondan da kaçınmamızı nasip et. Bizi sözü işitip sonra da en güzel şekilde itaat edenlerden eyle. Rahmetinle bizleri salih kulların arasında cennetine koy.

Zikredeceğimiz Ayetin Bu Hadisle Bağlantısı Nedir? Ve şu Hadisin Şerhi (Açıklaması) Nedir: “Hepiniz Çobansınız, Güttüklerinizden sorumlusunuz…”

Değerli kardeşlerim, Abdullah b. Ömer diyor ki: Rasulullah (s.a.v.)’in şöyle buyurduğunu işittim:

كُلُّكُمْ رَاعٍ وَكُلُّكُمْ مَسْؤول عَنْ رَعِيَّتِهِ، الإِمَامُ رَاعٍ وَمَسْؤولٌ عَنْ رَعِيَّتِهِ، وَالرَّجُلُ رَاعٍ فِي أَهْلِهِ وَهُوَ مَسْؤولٌ ))
عَنْ رَعِيَّتِهِ، وَالْمَرْأَةُ رَاعِيَةٌ فِي بَيْتِ زَوْجِهَا وَمَسْؤولَةٌ عَنْ رَعِيَّتِهَا، وَالْخَادِمُ رَاعٍ فِي مَالِ سَيِّدِهِ ومَسْؤولٌ عَنْ
(( رَعِيَّتِهِ، -قَالَ: وَحَسِبْتُ أَنْ قَدْ قَالَ: وَالرَّجُلُ رَاعٍ فِي مَالِ أَبِيهِ وَمَسْؤولٌ عَنْ رَعِيَّتِهِ- وَكُلُّكُمْ رَاعٍ وَمَسْؤولٌ عَنْ رَعِيَّتِهِ

[أخرجهما البخاري ومسلم في صحيحهما عن ابن عمر]

“Hepiniz çobansınız, güttüğünüz sürüden sorumlusunuz. Erkek, ailesinin çobanıdır ve sürüsünden sorumludur. Kadın, kocasının evinin çobanıdır ve sürüsünden sorumludur. Hizmetkâr, efendisinin malının çobanıdır; o da sürüsünden sorumludur.” Abdullah b. Ömer diyor ki: “Sanırım şöyle de demişti: ‘Kişi, babasının malının çobanıdır ve sürüsünden sorumludur.’ Netice itibariyle hepiniz çobansınız ve güttüğünüz sürüden sorumlusunuz.”

(Buhari ve Müslim Sahihlerinde İbn Ömer’den nakletmiştir)

Bu hadis Buhari ve Müslim’in rivayet ettiği bu konudaki hadislerin en sahihidir.

Kardeşlerim, Allah Subhanehu ve Teâlâ Asr Suresi’nde şöyle buyurmaktadır:

﴾ وَالْعَصْرِ * إِنَّ الْإِنْسَانَ لَفِي خُسْرٍ * إِلَّا الَّذِينَ آَمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ وَتَوَاصَوْا بِالْحَقِّ وَتَوَاصَوْا بِالصَّبْرِ ﴿

[سورة العصر الآية: 1-3]

“Andolsun zamana ki, insan gerçekten ziyan içindedir. Ancak, iman edip de sâlih ameller işleyenler, birbirlerine hakkı tavsiye edenler, birbirlerine sabrı tavsiye edenler başka (Onlar ziyanda değillerdir).”

(Asr Suresi: 1-3)

“Birbirine hakkı tavsiye edenler”: Allah’a iman etmeniz, Salih amel işlemeniz yeterli değildir. Çünkü Allah’a iman edip salih amel işleseniz bile batıl, ilerlemeye devam eder. Batıl ilerlerse de iman abluka altına alınır. Bu yüzden imanın güçlü bir şekilde gelişmesi ve ilerlemesi gerekmektedir. Öyleyse; Hakkı tavsiye etmek, dinin temel rükünlerinden bir tanesidir:

﴾ إِلَّا الَّذِينَ آَمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ وَتَوَاصَوْا بِالْحَقِّ وَتَوَاصَوْا بِالصَّبْرِ ﴿ 

[سورة العصر الآية: 3]

“Ancak, iman edip de sâlih ameller işleyenler, birbirlerine hakkı tavsiye edenler, birbirlerine sabrı tavsiye edenler başka (Onlar ziyanda değillerdir).”

(Asr Suresi: 3)

Fakat hakkı tavsiye etmek için bazı niteliklere ihtiyacınız vardır. Bunların en basiti, mesela karşınızdaki kişiden dini yönden daha üstün olmanızdır. Durumunuz ne kadar farklı olsa da, sizin dinde sabit olmanız şarttır.

Siz mesela insanlardan üstün olursanız, onlar size bakar, sizi gözetler, takip eder ve incelerler. Hakkı tavsiye etme çeşitlerinden en kapsamlısı, İslam’ı tatbik etmeniz, onu evinizde, işinizde uygulayıp yaşamanızdır.

Zikrettiğimiz hadisin ayetle bağlantısına gelince; İnsan Allah’ın kendisini en üst seviyede gözlemlediği şeylerden sorumu tutulmuştur. Yani siz, Allah’ın sizi gözettiği, görevlendirdiği şeylerden, eşinizden, kızlarınızdan, oğullarınızdan, Allah’ın sizin idareniz altına verdiği şeylerden, mesul olduğunuz kişilerden sorumlusunuz. Hatta insan yöntem açısından doğru bir davranışta bulunsa bile, Allah’ın kendisine emanet ettiği, vekil kıldığı kişilere de özen göstermelidir. Çünkü hadiste şöyle buyrulmaktadır:

(( كُلُّكُمْ رَاعٍ وَكُلُّكُمْ مَسْؤولٌ عَنْ رَعِيَّتِهِ ))

“Hepiniz çobansınız, hepiniz güttüklerinizden sorumlusunuz.”

Mesela açıklamak için şunu kullanabiliriz: İnsan havada yükseldikçe, görüş alanı genişler. Zira yer çekimi ile adım atan astronotlar, aya doğru ilerlerler. Orada dünyanın tüm kara ve denizlerini görebilirler.

Caddede durduğunuzda, birkaç binayı görebilirsiniz. Ama Kasiyun Dağı’na çıkarsanız Şam’ın tamamını görebilirsiniz. Uçağa bindiğinizde ise, 40 000 fite yükselirsiniz, o zaman da yaklaşık 200 kilometrelik mesafeyi görebilirsiniz. Yani havada yükseldikçe, görüş alanınız artar. Bu örnek konuya tam olarak uyum sağlamaktadır: Kişinin de ne kadar üstünlüğü, ayrıcalığı artarsa, sorumluluğu da o kadar artmaktadır.

Bir sınıf öğretmeni sınıftaki öğrencilerden yani 30 öğrenciden sorumludur. Fakat okul müdürü 700 öğrenciden mesuldür. İnsanın himayesinde olan kişilerin sayısı arttıkça, Allah Teâlâ onu daha çok insandan sorumlu tutmaktadır. Dolayısıyla sorumluluğu da aynı miktarda genişlemektedir. İnsan doğru bir davranışta bulunsa bile, eğer sorumlu olduğu kişilerle ilgilenmiyorsa, yanlış bir davranışta bulunuyor demektir.

1- Hepiniz çobansınız ve güttüklerinizden sorumlusunuz:

Nitekim Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyurmaktadır:

كُلُّكُمْ رَاعٍ وَكُلُّكُمْ مَسْؤول عَنْ رَعِيَّتِهِ، الإِمَامُ رَاعٍ وَمَسْؤولٌ عَنْ رَعِيَّتِهِ، وَالرَّجُلُ رَاعٍ فِي أَهْلِهِ وَهُوَ مَسْؤولٌ ))
عَنْ رَعِيَّتِهِ، وَالْمَرْأَةُ رَاعِيَةٌ فِي بَيْتِ زَوْجِهَا وَمَسْؤولَةٌ عَنْ رَعِيَّتِهَا، وَالْخَادِمُ رَاعٍ فِي مَالِ سَيِّدِهِ ومَسْؤولٌ
عَنْ رَعِيَّتِهِ، -قَالَ: وَحَسِبْتُ أَنْ قَدْ قَالَ: وَالرَّجُلُ رَاعٍ فِي مَالِ أَبِيهِ وَمَسْؤولٌ عَنْ رَعِيَّتِهِ- وَكُلُّكُمْ
(( رَاعٍ وَمَسْؤولٌ عَنْ رَعِيَّتِهِ

[أخرجهما البخاري ومسلم في صحيحهما عن ابن عمر]

“Hepiniz çobansınız, güttüğünüz sürüden sorumlusunuz. Erkek, ailesinin çobanıdır ve sürüsünden sorumludur. Kadın, kocasının evinin çobanıdır ve sürüsünden sorumludur. Hizmetkâr, efendisinin malının çobanıdır; o da sürüsünden sorumludur.” Abdullah b. Ömer diyor ki: “Sanırım şöyle de demişti: ‘Kişi, babasının malının çobanıdır ve sürüsünden sorumludur.’ Netice itibariyle hepiniz çobansınız ve güttüğünüz sürüden sorumlusunuz.”

(Buhari ve Müslim Sahihlerinde İbn Ömer’den nakletmiştir)

Bu hadis, kişinin kıyamet gününde hesaba çekileceği sorumlulukları barındıran bir hadistir.

Şöyle demiştik: İnsanlardan filanca kişiyi düşünelim, onun için siz de varsınız, ama başkaları da vardır. Fakat evinizdeki oğlunuzun sizden başka kimi vardır? Sizden başka onu kim eğitebilir? Kim onu Allah’a yönlendirir? Kim onun sağlığına dikkat eder? Kim derslerine özen gösterir? Kim ahlakı ile ilgilenir? Kim geleceğini düşünür? Kim evliliği ile meşgul olur? Siz Allah’ın sizi sorumlu tuttuğu oğlunuzdan mesulsünüz. Allah sizi onun için bir baba, bir veli, koruyucu yapmıştır. Veyahut da sizi bir hanıma eş veya kardeşlerinize ağabey kılmıştır.

Fakat bazı insanlar bu sorumluluğu maddi sorumluluk olarak anlamaktadır. Baba görevinin, çocuklarının sadece yeme içme ihtiyaçlarını karşılamak, kış ve yaz ayları için kıyafetlerini temin etmek veya herhangi bir maddi ihtiyaçlarını gidermek olduğunu, bu şekilde de üzerine düşen sorumluluğu yerine getirmiş olacağını zannetmektedir.

Ama gerçek şudur: En büyük ve en önemli görev, kişinin en şiddetli bir şekilde sorgulanacağı şey, çocuklarının dini, ahlakları, uhrevi geleceği ile ilgili sorumluluğudur. Çünkü hadis kaynaklarında şöyle geçmektedir: “Baba çocuğunun dinini önemsemezse, cehennemi hak eder. Çocuk der ki: “Ya Rabbi, benden önce babam cehenneme girmeden beni oraya atma.”

Çocuklarının yeme, içme, giyim ve maddi ihtiyaçlarını karşılayan ama dinlerine, ahlaklarına, namazlarına, ahiretteki geleceklerine, cennete veya cehenneme gitmeleri ile ilgilenmeyen babalar, çocuklarına sadece geçici, fani şeyler sunarlar. Onlar da ömrün tükenmesiyle birlikte sona erer.

Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyurmaktadır:

(( كُلُّكُمْ رَاعٍ وَمَسْؤولٌ عَنْ رَعِيَّتِهِ ))

“Hepiniz çobansınız, güttüklerinizden sorumlusunuz.”

Koruma ve gözetme parçalanmaz, eksiksiz bir bütündür. Tıpkı sağlığınızı koruduğunuz gibi, dininizi de korumalı, ona özen göstermelisiniz. Maddi ihtiyaçlarınızı gözettiğiniz gibi, manevi ihtiyaçlarınızı da gözetmelisiniz. Oğlunuzun eve olan bağlılığına dikkat ettiğiniz gibi, Allah ile olan bağına da dikkat etmelisiniz.

Burada size bahsettiğim hakikat, ayet-i kerimelerden çıkarılan şeylerdir. Ayetlerin bu konularla sağlam bir ilişkisi vardır. Gözetim ve koruma, şiddeti ve katılığı gerektiren bir şey değildir.

Nebi (s.a.v.) şöyle buyurmaktadır:

(( علموا ولا تعنفوا، فإن المعلم خير من المعنف ))

[أخرجه الحارث في مسنده عن أبي هريرة]

“Öğretin, azarlamayın, Şüphesiz ki öğreten, azarlayandan daha hayırlıdır.”

(Haris Müsned’inde Ebu Hureyre’den nakletmiştir)

Çünkü öğreten, sert davranan kişiden daha hayırlıdır. Yumuşaklık ve hoşgörüden bahseden çok fazla hadis vardır.

Rasulullah (s.a.v.)’in eşi Hz. Aişe (r.a.), Peygamber Efendimizin şöyle buyurduğunu naklediyor:

(( إِنَّ الرِّفْقَ لا يَكُونُ فِي شَيْءٍ إِلا زَانَهُ، وَلا يُنْزَعُ مِنْ شَيْءٍ إِلا شَانَهُ ))

[أخرجه مسلم في الصحيح وأبو داود في سننه عن عائشة]

“Hangi işte yumuşaklık ve hoşgörü varsa o, işi güzelleştirir. Yumuşaklık ve hoşgörünün kendisinden çekilip çıkarıldığı her iş ise çirkindir.”

(Müslim Sahih’inde, Ebu Davud Sünen’inde Hz. Aişe’den nakletmiştir)

Allah Azze ve Celle yumuşaktır, hoşgörülüdür ve her işte yumuşaklığı sever. İnsanın kalbinde iman geliştikçe, etrafındakilere daha yumuşak, daha nazik davranır. Bazen insan ayeti okur ama manasının önemine dikkat etmez. Allah Teâlâ buyuruyor ki:

﴾ وَلَوْ كُنْتَ فَظّاً غَلِيظَ الْقَلْبِ لَانْفَضُّوا مِنْ حَوْلِكَ فَاعْفُ عَنْهُمْ وَاسْتَغْفِرْ لَهُمْ وَشَاوِرْهُمْ فِي الْأَمْرِ ﴿

[سورة آل عمران الآية: 159]

“Eğer kaba, katı yürekli olsaydın, onlar senin etrafından dağılıp giderlerdi. Artık sen onları affet. Onlar için Allah’tan bağışlama dile. İş konusunda onlarla müşavere et.”

(Al-i İmran Suresi: 159)

Allah Teâlâ kime hitap ediyor? Rasulullah (s.a.v.)’e hitap ediyor. Peki, Rasulullah (s.a.v.) kimdir? Bu ümmetin nebisi, Rasulü, peygamberi, nebilerin ve resullerin efendisidir. Günahsızdır ve kendisine vahyedilir. O, insanların zirvesindedir. İnsanlar bir piramit olsaydı, en zirvede peygamberimiz olurdu. Tüm bu ayırt edici vasıflar ve özelliklere, Rasulullah (s.a.v.)’in nebilerin, resullerin efendisi, kendisine vahyedilen, mucizelere sahip, günahsız, İnsanoğlunun efendisi olmasına, isra ve miraç hadiselerini gerçekleştirmesine rağmen, eğer sert ve katı kalpli olsaydı, insanlar O’nun etrafından dağılıp gideceklerdi.

Mümin olduğunuzda sizde bu meziyetler, bu özellikler, bu üstünlükler bulunmaz. Mümin normal bir kişidir. Eğer siz katı kalpli ve sert olursanız, insanlar ilk etapta etrafınızdan hemen dağılırlar. Öyleyse; insanların kalplerine ancak eksikleriniz olmadan ulaşabilirsiniz.

Daha önce de söylemiştim; Güçlüler kalıplara sahiptir. Ama peygamberler kalplere sahip olurlar. Kalıplara sahip olmak ile kalpleri kazanmak arasında ne kadar fark vardır. Peygamberler kalpleri kazanırlar. Fakat güçlüler dış kalıpları elde ederler. Bu yüzden ailenizden sorumlusunuzdur. İyiliksever, mükemmel, merhametli, insaflı, fedakâr olmalısınız. Etrafınızdaki insanların menfaatleri, sizin menfaatlerinizi de etkilemektedir.

Kardeşlerim, kendimi gerçekleri açıklamaya adanmış hissediyorum. Bizim aslî ihtiyaçlarımızdan biri şudur: İnsan sınırlarını, duracağı yeri bilmelidir. Bu aile Allah’ın beni efendisi, reisi, otoritesi veya başı kıldığı bir müessesedir. Allah beni bu aileden sorumlu tutmuştur. Dolayısıyla onun hesabını da bana soracaktır. Kişi ailesine özen gösterirse ki toplum aileden oluşur, her insan çocuklarının ahlakına, dinine, namazlarına, geleceklerine, işlerine, sağlıklarına, davranışlarına, yerlerine dikkat ederse, her baba kızlarının namazlarına, gittikleri yola, edebine, eğitimine dikkat ederse, baba oğullarına ve kızlarına ihtimam gösterir, anne de ona yardım ederse; işte o zaman aile düzelir. Tüm aileler de birlikte düzelir ve sonuçta toplum ıslah olur. Bu, Rasulullah (s.a.v.)’in bizi çağırdığı yoldur. İnsanın çok büyük hırslara, beklentilere ihtiyacı yoktur. Özen gösterdiği sürece ailesi ona yeter.

Her zaman derim ki: Mükemmel babalık, cennete girmeye yeterli sebep olabilmektir. Mükemmel annelik için cennete girmeye sebep olmak yeterlidir. Yine mükemmel evlat olmak, cennete girmeye sebep olabilmektir. Bu konuda hadisler çok fazladır.

Abdullah b. Amr diyor ki:

(( جَاءَ رَجُلٌ إِلَى النَّبِيِّ صَلَّى اللَّه عَلَيْهِ وَسَلَّمَ يَسْتَأْذِنُهُ فِي الْجِهَادِ, فَقَالَ: أَلَكَ وَالِدَانِ؟ قَالَ: نَعَمْ، قَالَ: فَفِيهِمَا فَجَاهِدْ ))

“Bir adam Rasulullah (s.a.v.)’e geldi ve cihat için izin istedi. Rasulullah (s.a.v.) ona “Annen ve baban var mı?” diye sordu. Adam “Evet” deyince Peygamberimiz şöyle buyurdu: “O ikisi için gayret göster”

Ebu Said el-Hudri’den nakledilen başka bir hadiste şöyle buyrulmaktadır:

أَنَّ رَجُلا مِنَ الْيَمَنِ هاجر إلى رَسُولِ اللَّهِ صَلَّى اللَّه عَلَيْهِ وَسَلَّمَ فَقَالَ: هَلْ لَكَ أَحَدٌ ))
(( بِالْيَمَنِ؟ قَالَ: أَبَوَايَ، قَالَ: أَذِنَا لَكَ, قَالَ: لا، قَالَ: فارْجِعْ إِلَيْهِمَا فَاسْتَأْذِنْهُمَا، فَإِنْ أَذِنَا لَكَ فَجَاهِدْ، وَإِلا فَبِرَّهُمَ

[أخرجه أبو داود في سننه عن أبي سعيد الخدري]

“Yemen’den bir adam hicret ederek Rasulullah’a geldi. Peygamberimiz ona “Yemen’de kimsen var mı?” diye sordu. O da “Annem ve babam var” dedi. Rasulullah (s.a..v) “Onlardan izin aldın mı?” diye sordu. Adam da “Hayır” dedi. Bunun üzerine Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: “Dön ve onlardan izin al. Eğer izin verirlerse gel, savaşa katıl. Vermezlerse de onlara iyilikle muamele et.”

(Ebu Davud Sünen’inde Ebu Said el-Hudri’den nakletmiştir)

İnsanın değerli kardeşlerim, insanlardan en yakınına hayrı yoksa en uzağına asla hayrı dokunmayacaktır. Çünkü Hz. Aişe’den nakledilen bir hadiste şöyle buyrulmaktadır:

(( قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّه عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: خَيْرُكُمْ خَيْرُكُمْ لأَهْلِهِ, وَأَنَا خَيْرُكُمْ لأَهْلِي، وَإِذَا مَاتَ صَاحِبُكُمْ فَدَعُوهُ ))

[أخرجه الترمذي في سننه عن عائشة]

“Rasululah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: Sizin en hayırlınız, ailesine karşı en hayırlı olanınızdır. Ben ailesine karşı en hayırlı olanınızım. Bir arkadaşınız öldüğü zaman (kusurlarını zikretmeyi) terk edin.”

(Tirmizi Sünen’inde Hz. Aişe’den nakletmiştir.)

Çok kullandığım bir örnek vardır: Direksiyon sınavında öğrenci en zor araba kullanma tekniklerinden sınava çekilir. Kıvrımlı bir yolda, hassas engel işaretleri ile geri geri gitmesi istenir. Çünkü eğer bir işareti aşarsa, sonuç ortaya çıkmış olur. Peki, neden kıvrımlı, dar, hassas engellerle çevrili bir yolda geri geri gelmeyi çok iyi başarması istenir?  Çünkü eğer onu başarabilirse, diğer her şey ona kolay gelecektir.

Peygamber Efendimiz (s.a.v.), insanın üstünlüğünü görmek için dışarıdaki disiplini ölçüt kılmamış, evindeki disiplini, içerideki davranışlarını ölçüt kılmıştır. Çünkü evin içinde herhangi bir gözetim yoktur. İnsan kimsenin duymasından korkmaz, zira o evindedir, evindeyken insanların onun hakkında olumsuz konuşmalarından çekinmez. Ama kişinin evindeyken mükemmel olması gerekmektedir ki şu hadisin maksadı gerçekleşebilsin:

(( كُلُّكُمْ رَاعٍ وَكُلُّكُمْ مَسْؤولٌ عَنْ رَعِيَّتِهِ ))

“Hepiniz çobansınız ve güttüklerinizden sorumlusunuz.”

Bu sebeple, eşiniz ve çocuklarınıza karşı sorumluluklarınızdan dolayı, Allah katında affedilebileceğinizi düşünmeyin. “Toplum bozuk, genel bir problem var, toplumda genel bir sıkıntı var” demeniz, sorumluluğunuzu asla düşürmez. Mesela “Okullarda doğru yönlendirme yapılmıyor, genel bir bozukluk var” gibi sözleriniz, sizi affettiremez. Çünkü Allah Teâlâ kıyamet gününde çocuklarınızdan sizi sorumlu tutacaktır. Eğer çocukların eğitimi bozuk bir dönemde, düzgün bir zamanda olduğundan daha zorsa ki bu böyledir,  mükâfat sıkıntının boyutuna göre verilecektir.

Bu hadiste istenen şey şudur: Başka bir alanımız olduğu halde, İslam’ı evlerimize yerleştirmeliyiz. Hep şunu söylerim: Görevimiz, evlerimizde ve işlerimizde Allah’ın emrettiklerini uygulamamızdır. O zaman sorumluluğumuz bitecektir. Buna gücümüz vardır, bu Allah’ın bize verdiği bir görevdir ve bizi bundan hesaba çekecektir. Ailemizi düzeltmeye gücümüz yeter. O zaman her şeye kadir olan Allah’tan yapamayacağımız şeyleri değiştirmesini bekleyebiliriz. Kuraklık olup yağmur yağmasa, biz yağmur yağdırabilir miyiz? Hayır, bu gücümüzün üstündedir. Yani eylem çok mantıklıdır. Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur:

﴾ إِنَّ اللَّهَ لَا يُغَيِّرُ مَا بِقَوْمٍ حَتَّى يُغَيِّرُوا مَا بِأَنْفُسِهِمْ ﴿

[سورة الرعد الآية: 11]

“Şüphesiz ki, bir kavim kendi durumunu değiştirmedikçe Allah onların durumunu değiştirmez.”

(Rad Suresi: 11)

(( كُلُّكُمْ رَاعٍ ))

 “Hepiniz çobansınız.”

Nadir rastlanan durumlar dışında, sorumlu olmaması mümkün olan insan var mıdır? İnsana verilen bir şey geri alındığında, ona vacip olan şeyin sorumluluğu düşer. Yani insanın aklı yerinde değilse, sorumlulukları düşmüştür. Ama insana akıl verilmişse o zaman sorumludur. Oğul her ne kadar babasının malını koruyucu bir rol üstlenirse de, babasının malını telef eden evlatlar da vardır.

Basit bir örnek verelim: Elektriği mantıksız bir şekilde tüketebilirsiniz. Oğul sorumluluğunu bilmez, onun bir enerji olduğunun farkına varmaz, yerinde kullanması gerektiğini düşünmez. Eğer bu enerjiyi israf ederse, babasının gücünün üzerinde bir meblağ ödemesi gerekir. Bu da emanete ihanettir. Evde küçük bir çocuk varsa, büyük çocuk da, eş de ondan sorumludur:

(( أيما امرأة قعدت على بيت أولادها, فهي معي في الجنة ))

“Çocuklarının yanında evde oturan kadın, cennette benimle beraberdir.”

İnsanın Allah’ın kendisini sorumlu tuttuğu kişileri ihmal etmemesi gerekir. Onlara gözü gibi bakarsa, sorumluluğunu yerine getirmiş olur. Allah Teâlâ kadını evi, eşi ve çocuklarından sorumlu tutmuştur. Onların ihtiyaçları, yeme içmeleri, evi onlar için rahat bir yer haline getirmesi, temizlik ihtiyaçlarını gidermesi gerekmektedir.

Allah Subhanehu ve Teâlâ kadını bunlarla görevlendirmiştir. Eğer bu görevini aksatırsa ve başka bir işe yönelirse, burada bir çelişki oluşur. Çünkü kötülükleri savmak, iyi ve faydalı şeyleri elde etmeye sebep olur.

Bu sözler basit görünüyor ama çok önemlidir. Çünkü insan evinde mutluysa, işinde de üretken olur. Kadın evde eşine rahat bir ortam oluşturursa, güzel ilişkiler kurarsa, ihtiyaçlarını fazlasıyla karşılar, düzenli bir ev imar ederse, eşinin ev dışındaki üretkenliği kat ve kat artar. Sürekli söylenen bir söz vardır: “Her başarılı erkeğin arkasında bir kadın vardır.” Bu söz kabul edilebilir sınırlara kadar doğru parçalar taşımaktadır.

2- “Erkek ailesinin çobanıdır…”:

(( وَالرَّجُلُ رَاعٍ فِي أَهْلِهِ, وَهُوَ مَسؤول عَنْ رَعِيَّتِهِ ))

“Erkek ailesinin çobanıdır ve güttüklerinden sorumludur”

Tabi ki; burada aileden kasıt sadece eş değildir. Burada kastedilen aile, kişinin eğer yanındalarsa anne babayı da kapsar. Zira Allah Azze ve Celle şöyle buyurmaktadır:

﴾ وَقَضَى رَبُّكَ أَلَّا تَعْبُدُوا إِلَّا إِيَّاهُ وَبِالْوَالِدَيْنِ إِحْسَاناً إِمَّا يَبْلُغَنَّ عِنْدَكَ الْكِبَرَ أَحَدُهُمَا أَوْ كِلَاهُمَا ﴿

[سورة الإسراء الآية: 23]

“Rabbin, kendisinden başkasına asla ibadet etmemenizi, anaya babaya iyi davranmanızı kesin olarak emretti. Eğer onlardan biri, ya da her ikisi senin yanında ihtiyarlık çağına ulaşırsa…”

(İsra Suresi:23)

Kişi hayatının bir evresinde mekân, saygınlık ve geçim açısından babasının yanında olur. Fakat diğer bir evresinde de babası mekân, saygınlık ve geçim açısından onun yanında olur. Eğer babanız sizin yanınızdaysa, ondan da sorumlu olursunuz. Çünkü o da sizin ailenizden sayılır ve onun içinde sorgulanacaksınız.

Anne ve baba, çocuklar, eş, öncelikli olarak ihtiyaçlarının karşılanması gerekli olan kişilerdir. Ailede cimrilikten dolayı birliğin bozulmasından daha şiddetli bir hastalık yoktur. Rabbimiz şöyle buyurmaktadır:

﴾ وَمَنْ يُوقَ شُحَّ نَفْسِهِ فَأُولَئِكَ هُمُ الْمُفْلِحُونَ ﴿

[سورة الحشر الآية: 9]

“Kim nefsinin cimriliğinden, hırsından korunursa, işte onlar kurtuluşa erenlerin ta kendileridir.”

(Haşr Suresi: 9)

Öncelikle yukarıda zikrettiğimiz ailenizin ihtiyaçlarını karşılamanız, onlara dini emirleri öğretmeniz, minnettarlık hissedinceye kadar onların ihtiyaçlarını gidermeniz gerekir. Çünkü Allah Subhanehu ve Teâlâ bazı kutsi hadislerde şöyle buyurmaktadır:

(( يا داود ذكر عبادي بإحساني إليهم, فإن النفوس جُبِلت على حب من أحسن إليها، وبغض من أساء إليها ))

 

“Ey Davud, kullarıma onlara olan iyiliklerimi hatırlat. Çünkü nefisler, kendilerine iyilik yapanları sevmek, kötülük yapanlara da öfke duymak üzere yaratılmıştır.”

Bir oğul babasının acil ve öncelikli ihtiyaçlarının karşılandığını gördüğü zaman kalbi meyleder ve o zaman din eğitimine yönelir. Öyleyse; Yapmamız gereken, ailemizin ihtiyaçlarını karşılamak, dinin emirlerini onlara öğretmek ve onları hayra teşvik etmektir.

Çocuklarına daha erken yaşlarda, güçsüzlere yardım için ihtiyaçlarını karşılamak, yetime ikramda bulunmak, iyilik yapmak, sadaka vermek, anne babaya iyilik yapmak, akraba ziyaretleri yapmak üzere telkinde bulunan babalar vardır. Böyle davranan her baba Allah Teâlâ’ya en çok yaklaşan kimselerdendir.

Yine tüccar olan ve çocuklarının ticari seyahatlerde yanlarında bulunduğu babalar vardır. Onlar derler ki: “Ben çocuğuma bu şekilde yolculuğu, otellerde konaklamayı, şirket müdürleri ile görüşmeyi öğretiyorum.” Baba, çocuğunun küçüklüğünden beri büyük bir tüccar olmasını arzuluyorsa, ona bazı ticari yöntemleri, bazı tecrübelerini öğretir. Mümin olan babaya gelince, onun küçüklüğünden başlayıp çocuğunu, Allah’ın kitabını ezberlemek, İslam ahlakı ile ahlaklanmak, peygamber sevgisi, ilim talebi, Allah dostlarına karşı sevgi üzerine evladını eğitmesi gerekir. Aynı zamanda çocuklarını uyarmalıdır. Bazen babalar yasaklama yolunu benimserler.

Bana göre bir çocuğu içten aşılamak, dıştan yasaklamaktan daha faydalıdır. Çocuğu bastırmak belki sonunda patlamaya gidebilir. Dışarıdan yasaklama, engelleme yapmak belki de yıkıma sebep olacaktır. Ama içten bazı şeyleri ilimle, ikna ile, eğitim ile, düzgün bir çevrede yaşamak ile aşılamak, baskı kurmaktan çok daha iyidir. Zira baskı tehlikeli bir yıkıma yol açabilir. Fakat içten ilimle yapılan bir aşılama, dıştan aşılama ve düzeltmeye de götürecektir.

Hz. Ali şöyle söyler: “İlim maldan hayırlıdır. Çünkü ilim seni korur ama malı sen korursun. Mal harcamakla biter ama ilim harcandığında yani öğretildiğinde bereketlenir.”

Gerçek şu ki, zor şartlarda; babalar, geçim derdinde, ev satın alıp yuva kurmakta, evlilik meselesinde, çocuklarının evlendirilmesinde, tüm güçleri ile uğraşmaktan Allah katında sorumludurlar.

﴾ لَا يُكَلِّفُ اللَّهُ نَفْساً إِلَّا وُسْعَهَا ﴿

[سورة البقرة الآية: 286]

“Allah, bir kimseyi ancak gücünün yettiği şeyle yükümlü kılar.”

(Bakara Suresi: 286)

Fakat çocuklarının zayi olmasından, bilinmeyen bir sona doğru gitmelerinden endişe eden kahraman babalar, evlenmeleri ve evlilikle sebat etmeleri için uğraşmaktadırlar. İşte bu, güzel ve üstün davranışlardan bir tanesidir.

Günümüz gençleri, kendilerine akıl veren, evliliklerini temin eden babalara büyük ihtiyaç duymaktadırlar. Ayet-i Kerime’de de şöyle buyrulmaktadır:

﴾ وَأَنْكِحُوا الْأَيَامَى مِنْكُمْ ﴿

[سورة النور الآية: 32]

“Sizden bekâr olanları evlendirin.”

(Nur Suresi: 32)

Ayette geçen, tekili “eym” olan “el-eyama” kelimesinin manası eşi olmayan kişidir. Erkek veya bayan için bekâr anlamında kullanılır. “Bekârları evlendirin” demek ise, genç kızları ve genç erkekleri evlendirin demektir. Çünkü onlar evlenmeye ihtiyaç duyarlar. Genç bir erkek evlilik için gerekli olan şeylerin kolaylaştırılmasına ihtiyaç duyar. Mesela oturulacak bir ev, mütevazı bir ev de olsa, uzak bir yerde veya tek bir oda dahi olsa gereklidir. Bu ve aslî ihtiyaçlar damat için kolaylaştırılmalıdır. Bir genç kızın mümin olan nişanlısı ile evlendirilmesi hoşgörü çerçevesinde gerçekleşmelidir. Zira Allah Teâlâ şöyle buyurmaktadır:

﴾ وَمَا أُرِيدُ أَنْ أَشُقَّ عَلَيْكَ سَتَجِدُنِي إِنْ شَاءَ اللَّهُ مِنَ الصَّالِحِينَ ﴿

[سورة القصص الآية: 27]

“Ben seni zora koşmak da istemiyorum. İnşallah beni salih kimselerden bulacaksın” dedi.”

(Kasas Suresi: 27)

Babalar kızlarının nişanlılarına zorluk çıkarmadıkları zaman, gençlerin evliliğe giden yolları da artmış olacağından, şu ayetin gereğini uygulamış olacağız:

﴾ وَأَنْكِحُوا الْأَيَامَى مِنْكُمْ ﴿

[سورة النور الآية: 32]

“Sizden bekâr olanları evlendirin.”

(Nur Suresi: 32)

Ailenin baba üzerindeki haklardan bazıları, babanın onlara yediğinden yedirmesi, giydiğinden giydirmesi, onlara güzel isimler koyması ve dini hakları bakımından da saliha bir anne seçmesidir.

Çocukların babaları üzerindeki öncelikli hakkı, annelerinin seçimini güzel yapmasıdır. Çünkü çocukların anne ile olan ilişkisi, baba ile olan ilişkilerinden kat kat fazladır.

Günümüzde, toplumda rastladığımız bir durum vardır ki kızlarını vermeyi reddeden çok sayıda baba vardır. Bunu bazen kızlarını isteyen kişinin fakirliğinden ötürü küçük gördükleri için, bazen zengin bir damat bekledikleri için, bazen de ailenin soylu bir yapısı olmasını istedikleri için yaparlar. Sonunda evlenmelerini engelledikleri kızları ömrünün sonuna kadar evlenemez. Bu yüzden Allah Teâlâ buyuruyor ki:

﴾ وَلَا تُكْرِهُوا فَتَيَاتِكُمْ عَلَى الْبِغَاءِ إِنْ أَرَدْنَ تَحَصُّناً ﴿

[سورة النور الآية: 33]

“iffetli olmak isteyen cariyelerinizi fuhşa zorlamayın.”

(Nur Suresi: 33)

Ayet çok önemlidir. Kızının evlenmesine engel olan baba, kızını isteyen kişinin önüne birçok engeller koyar ve zengin, soylu, eşine binde bir rastlanan birini bekler. Sonra da yapacak bir şeyi kalmaz ve kızı evlenemez. O zaman da kızının şehvete bağlı arzuları artabilir ve ayağı kayabilir, doğrudan şaşabilir. Bunun suçlusu babasıdır, zira bu duruma o sebep olmuştur.

Birkaç gün önce bayan bir yazara ait bir makale okudum. Özetle şöyle diyordu: “Tüm diplomalarımı alın ve bana bir eş verin.” Çünkü Allah’ın kadınların kalbine verdiği annelik duygusu, her türlü ihtiyacın üzerindedir. Bir kadın için büyüteceği kız veya erkek evladın boşluğunu hiçbir şey dolduramaz. Babaların da çok dikkatli olmaları gerekir.

Yabancı ülkelerde yaşayan babalar vardır ve genç kızlarını evlendirecek kimseleri yoktur. Onlar o ülkelerde yaşarken genç kızları olması muhtemel sapmalar yaşayabilirler veya evlenemezler. Bu da muhtemel şeylerden biridir.

Çok insan tanıyorum, batıda başarının zirvesine ulaşmışlar, para biriktiriyorlar, ama kızlarının geleceğini garanti etmek için ülkelerine geri dönüyorlar.

İnsan bir mesajı gerçekleştirmek için yaşar ve çocukları, bu mesajın en büyük bölümünü oluşturur.

3- “Kadın çobandır…”

Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:

(( وَالْمَرْأَةُ رَاعِيَةٌ فِي بَيْتِ زَوْجِهَا وَمَسْؤولَةٌ عَنْ رَعِيَّتِهَا ))

“Kadın eşinin evinin çobanıdır ve güttüklerinden sorumludur”

 

Hanım sahabiler (r.a.), eşlerine hizmet eder, çocuklarına bakar, onları eğitir, evlerini idare ederlerdi. Aynı zamanda eşlerine işlerinde de yardım ederlerdi. Bu, cömert ve fedakâr olduğunda bir kadının kazandığı en büyük üstünlüktür.

Bu yüzden bir hanım sahabî eşi evden çıkmadan önce ona şöyle söylerdi:

(( يا فلان نصبر على الجوع، ولا نصبر على الحرام ))

“Ey filanca, açlığa sabredebiliriz ama harama sabredemeyiz.”

Kadın eşine kaldırabileceğinden fazlasını yüklemez, isteklerini sevecenlikle, tatlı dille dile getirir, ihtiyaçları az, istekleri kolay olmalıdır. Eşini sıkıntıya sokmaz, onu haram mal kazanmaya itmez, onu ailesinden uzak kötü bir evlat olmaya yöneltmez. Mümin ve saliha bir eş, az istekte bulunan, hayrı çok olan hanımdır. Kadın eğer üzerine düşenleri yerine getirirse, Rabbinin cennetine girebilir.

Bildiğiniz gibi kardeşlerim, söylendiği gibi kadın ile cennet arasında ölüm dışında bir engel yoktur. Saliha bir kadın ile cennet arasında sadece ölüm vardır. O, öldüğünde cennettedir. Çünkü beş vakit namazını kılmış, Ramazan orucunu tutmuş, nefsine hâkim olmuş, eşine itaat etmiş ve Rabbinin cennetine girmiştir.

Kadın dostunun dini üzeredir. Şöyle ki: Kadın tabiatı gereği yumuşak başlı ve duygusaldır. Eğer kadının böyle bir yapısı olmasaydı, eşleri aynı çatı altında göremezdik. Kadının doğası böyle olmasaydı, yani kadın duygusal ve yumuşak başlı olmasaydı, eşinin onu yönetmesi ve himaye etmesi, koruması durumunda gurur yapardı. Eğer kadın bu yapıda yaratılmamış olsaydı, kadın ve erkeği aynı çatı altında göremezdik. Erkek kadının lideridir. Kadın, eşinin onu yönetmesine meyilli ve isteklidir. Bu Allah’ın büyük bir nimetidir. Böyle bir kadın eşini yönetmeyi bırakır. İşte bu şekilde Allah’a itaat ederse ve eşine karşı da itaatkâr olursa, cennete girer. Bu yüzden Allah Teâlâ şöyle buyurmaktadır:

﴾ يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آَمَنُوا قُوا أَنْفُسَكُمْ وَأَهْلِيكُمْ نَاراً وَقُودُهَا النَّاسُ وَالْحِجَارَةُ عَلَيْهَا ﴿

[سورة التحريم الآية: 6]

“Ey iman edenler! Kendinizi ve ailenizi, yakıtı insanlar ve taşlar olan ateşten koruyun.”

(Tahrim Suresi: 6)

İşte temel bir ayet! Kuran’ı Kerim çok ince ayrıntılı bir kitaptır. İnsan onu okur ve Allah Teâlâ ona şöyle buyurur:

﴾ قُوا أَنْفُسَكُمْ وَأَهْلِيكُمْ ﴿

[سورة التحريم الآية: 6]

“Kendinizi ve ailenizi koruyun.”

(Tahrim Suresi: 6)

Sen ailenden sorumlusun. Zira Allah Teâlâ buyuruyor ki:

﴾ نَاراً وَقُودُهَا النَّاسُ وَالْحِجَارَةُ ﴿

[سورة التحريم الآية: 6]

“Yakıtı insanlar ve taşlar olan ateşten”

(Tahrim Suresi: 6)

Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:

(( المرأة على دين خليلها ))

“Kadın dostunun dini üzeredir.”

Kadının bu şekilde tabiatının duygusal olması demek, itaat eden olması, kendisine itaat edilen olmaması demektir.

(( وَالْمَرْأَةُ رَاعِيَةٌ فِي بَيْتِ زَوْجِهَا وَمَسْؤولَةٌ عَنْ رَعِيَّتِهَا ))

“Kadın eşinin evinin çobanıdır. Güttüklerinden sorumludur.”

Eşinin yanına geldiğinde, görüntüsüyle onu mutlu eder, yokluğunda kendini, malını, çocuklarını muhafaza eder. Kendini koruyan, sadece eşine ait olan kadın, Allah’ın hakkını ödemiş olur ve onunla cennet arasında ölümden başka bir şey kalmaz. Yani cennetin kapısındadır.

Fakat erkeğin, kendisinin her şeyi olduğu ama eşinin hiçbir şeyi olmadığı zannına kapılmaması için Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur:

﴾ وَلَهُنَّ مِثْلُ الَّذِي عَلَيْهِنَّ بِالْمَعْرُوفِ ﴿

[سورة البقرة الآية: 228]

“Kadınların, yükümlülükleri kadar meşru hakları vardır.”

(Bakara Suresi: 228)

Gerçekçi ve mantıklı olmayıp da evlilik hayatında mutlu olan insan yoktur. Erkek annesini nasıl seviyorsa, kadın da annesini öyle seviyordur. Eğer eşinizin annenize hürmet göstermesini isteyip de siz onun annesine kötü davranırsanız, bu şekilde evlilik hayatınız iyi bir şekilde devam edemez. Eşinizin sizin annenize karşı hürmetkâr olmasını isteyip onun annesini hafife almanız, tutarsız ve kabul edilemez bir davranıştır. Böyle bir yuva çok hızlı bir şekilde yıkılabilir. Çünkü bu şekilde, insanın yapısına aykırı davranmış oluruz. Zira:

 ﴾ وَلَهُنَّ مِثْلُ الَّذِي عَلَيْهِنَّ بِالْمَعْرُوفِ ﴿ 

[سورة البقرة الآية: 228]

“Kadınların, yükümlülükleri kadar meşru hakları vardır.”

(Bakara Suresi: 228)

Rabbimiz Azze ve Celle şöyle buyuruyor:

 ﴾ فَاسْتَجَابَ لَهُمْ رَبُّهُمْ أَنِّي لَا أُضِيعُ عَمَلَ عَامِلٍ مِنْكُمْ مِنْ ذَكَرٍ أَوْ أُنْثَى ﴿ 

[سورة آل عمران الآية: 195]

“Rableri, onlara şu karşılığı verdi: “Ben, erkek olsun, kadın olsun, sizden hiçbir çalışanın amelini zayi etmeyeceğim.”

(Al-i İmran Suresi: 195)

Bazen insan cinsiyet eksenli düşünür ve kendi yapısının kadınlarınkinden farklı olduğunu zanneder. Ama Allah Teâlâ şöyle buyurmaktadır:

 ﴾ هُوَ الَّذِي خَلَقَكُمْ مِنْ نَفْسٍ وَاحِدَةٍ ﴿ 

[سورة الأعراف الآية: 189]

“Allah, sizi bir tek nefisten yaratandır.”

(Araf Suresi: 189)

Aynı tabiata sahiptirler. Siz nasıl bazı şeyler ile mükellefseniz, onlar da mükelleftir. Size verilen İslami görevler onlara da verilmiştir. Siz nasıl imanın rükünleri ile görevlendirildiyseniz, onlar da görevlendirilmiştir. Siz eşinizle Allah katında görevlendirilme ve onurlandırılma bakımından eşitsiniz. O da aynı sizin gibi sorumludur, aynı sizin gibi onurlu ve şereflidir.

Gerçek şu ki: Eğer bir kadın fakih ise, dinde derin anlayış sahibi ise, eşi ve çocuklarına karşı, Rabbine karşı görevlerini bilir. Böyle bir kadın ibadet ve muamelata dair hükümleri bilir. Ailesini mükemmel bir şekilde yetiştirir. Bu yüzden dinin emirlerini, yaşadığı hayatın gerekliliklerini bilen Müslüman bir kadına çok büyük umutlar bağlanmıştır. Allah’ı tanıyan bir kadının dünyaya getirdiği çocuklar mutlu insanlar olurlar. Çünkü onlar bu annenin öğrettiği gibi, onun yetiştirmesi ve ilminin gölgesinde yaşarlar.

Rasulullah (s.a.v.)’e şikâyette bulunan kadının şu sözleri sizden çok da uzak değildir:

 إن زوجي تزوجني وأنا شابة, ذات أهل ومال, فلما كبرت سني, ونفر بطني, وتفرق أهلي, وذهب ))
(( مالي، قال لي: أنت علي كظهر أمي، ولي منه أولاد, إن تركته إليه ضاعوا, وإن ضممتهم إلي جاعوا

“Eşimle evlendiğimde gençtim, ailem ve malım vardı. Yaşım ilerlediğinde, çok çocuğum olduğunda, ailemden ayrıldığım ve malım da bittiğinde bana “Sen bana anamın sırtı gibisin.” dedi. Ondan çocuklarım da vardır. Eğer çocukları ona bırakırsam zayi olurlar, benim yanımda kalırlarsa da aç kalırlar.”

Rızık kazanan odur.

Bazen cahil bir anne çocuğuna yalanı öğretir. Çünkü çocuğunun yanında eşine yalan söyler. Ona ihmalkârlığı, bazen disiplinsizliği öğretir. Çocuğunu susması için korkutur, psikolojik sorunlar yaşatır. Onu manasız şeylerle, “öcü var, hayalet var, çok tehlikeli şeyler olur” diyerek korkutur. Bunların hepsi çocukta ortaya çıkabilecek sorunlardır. Bunun yerine ona Allah’ın emirlerini, tevhidi, Kuran’ın emirlerini öğretmelidir. Bu yüzden genç kızlarımızın eğitimine çok fazla önem vermeliyiz. Çünkü onlar geleceğin anneleridir. Gerçek dini eğitim, Kitap (Kuran), Sünnet ve üzerimize düşen görevlerdir.

Binlerce yuva, geçerli bir sebep olmaksızın, kadının cahilliğinden dolayı yıkılır. Bu kadının da cehaleti, babasının ona dinin emirlerini öğretmede ihmalkâr davranması, anne ve babasının onu, eş ve çocukların haklarını öğretme konusunu ihmal etmesindendir.

4- “Hizmetkâr efendisinin malının çobanıdır…”:

(( وَالْخَادِمُ رَاعٍ فِي مَالِ سَيِّدِهِ ))

“Hizmetkâr, efendisinin malının çobanıdır.”

Mesela memur… Ticarî müessesede memurlar vardır. Bilinen bir şeydir, bir müessesede memursunuzdur, oradaki mal sizin nezaretinizdedir, size emanettir. Bu yüzden hizmetkâr efendisinin malından sorumludur. Onu ya gözetir, korur ya da kaybeder, telef eder ya da muhafaza eder.

Birçok çalışan dükkân sahibinin yokluğunda satış yapmaz veya müşterilere karşı serttir. Onlarca müşteriyi yorulmadan göndermesi mümkündür. Ama hayatta güven olmadıktan sonra, doğru yolda ilerleyemezsiniz. Dükkân sahibine sadık ve samimi olan insana gelince, o patronunun varlığında da, yokluğunda da aynı şekilde çalışır. İşte o mümindir.

Kişi yine babasının malından sorumludur. Günümüzde en çok karşılaşılan aile problemi şudur: Güçlü olan oğul küçük kardeşinin hakkını yer, büyük abi küçük kardeşinin payını alır, erkek kardeş kız kardeşin hakkını yer. Ailelerin çoğunda erkeklerin mirastan çok fazla pay aldığını ama kızların babalarının malından hakları olanı alamadıklarını görürsünüz.

Erkek çocuk kız kardeşlerinin veya ağabey küçük kardeşlerinin haklarına saldırdığı zaman, ölçüde eşitsizlik oluşur. Bu aile sınırsız bir düşmanlığa sürüklenir.

Ben inanılmaz hikâyelere şahit oldum. Kardeşler arasında sınırsız bir düşmanlık vardır ve bu düşmanlığın sebebi hakların yenmesi, adalet ve miras dağıtımında eşitlik problemleridir. Evlat babasının arkasında bıraktığı malından mesuldür. Her hak sahibine hakkını vermelidir.

İnsanlar şu ayeti okuduklarında hep hayrete düşerler:

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آَمَنُوا إِنَّ مِنْ أَزْوَاجِكُمْ وَأَوْلَادِكُمْ عَدُوّاً لَكُمْ ﴿
﴾ فَاحْذَرُوهُمْ وَإِنْ تَعْفُوا وَتَصْفَحُوا وَتَغْفِرُوا فَإِنَّ اللَّهَ غَفُورٌ رَحِيمٌ

[سورة التغابن الآية: 14]

“Ey iman edenler! Eşlerinizden ve çocuklarınızdan size düşman olabilecekler vardır. Onlardan sakının. Ama affeder, hoş görüp vazgeçer ve bağışlarsanız şüphe yok ki Allah çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.”

(Tegabun Suresi: 14)

Bu ayetin bir tefsiri şöyledir: İnsan Allah’a karşı, eşinin, çocuklarının baskısı ile günah işlerse, Allah’ın onun amelini çetin bir şekilde hesaba çektiği gün ile karşı karşıya gelir. Görür ki onun için günah işlediği oğlu ile olan ilişkisi düşmanlığa dönüşmüştür. Yine bakar ki onun için günah işlediği eşi ile de ilişkisi düşmanlığa doğru gitmiştir. Bu, ayetin manalarından biridir.

İnsan bazen dinden sapmış olan ailesinden dolayı cenneti kaybeder. O, gece gündüz çalışır. Ailesi onun kazandığı malı gösterişe, haramlara harcar. Bu durumda o da ailesinin ihtiyaçlarını karşılayabilmek için aldatma, yalan, haram mal elde etme gibi yollara girmek zorunda kalır. Bu mal ise Allah Teâlâ’nın razı olmadığı bir maldır ve insanın ondan bu yönden de sakınması gerekmektedir.

Bugünkü Dersimiz Ekseninde Bu Hadis Hakkında Son Cümleler:

Bu hadisi bir kez daha kulaklarınıza kazıyalım. Gerçek şu ki; Bu hadis günümüz Müslümanlarının problemlerini çözmektedir. Bu problemler genel bir bozukluktur. Mesela yollardaki, genç kızların evlerden çıkışlarındaki genel sıkıntılardır. Her genç kızın bir babası ve evi vardır. Babası onu nasıl serbest bırakır? Nasıl bu şekilde evden çıkmasına izin verir? Şöyle ki:

كُلُّكُمْ رَاعٍ وَكُلُّكُمْ مَسْؤول عَنْ رَعِيَّتِهِ، الإِمَامُ رَاعٍ وَمَسْؤولٌ عَنْ رَعِيَّتِهِ، وَالرَّجُلُ رَاعٍ فِي أَهْلِهِ وَهُوَ مَسْؤولٌ ))
عَنْ رَعِيَّتِهِ، وَالْمَرْأَةُ رَاعِيَةٌ فِي بَيْتِ زَوْجِهَا وَمَسْؤولَةٌ عَنْ رَعِيَّتِهَا، وَالْخَادِمُ رَاعٍ فِي مَالِ سَيِّدِهِ ومَسْؤولٌ
عَنْ رَعِيَّتِهِ، -قَالَ: وَحَسِبْتُ أَنْ قَدْ قَالَ: وَالرَّجُلُ رَاعٍ فِي مَالِ أَبِيهِ وَمَسْؤولٌ عَنْ رَعِيَّتِهِ- وَكُلُّكُمْ
(( رَاعٍ وَمَسْؤولٌ عَنْ رَعِيَّتِهِ

[أخرجهما البخاري ومسلم في صحيحهما عن ابن عمر]

“Hepiniz çobansınız, güttüğünüz sürüden sorumlusunuz. Erkek, ailesinin çobanıdır ve sürüsünden sorumludur. Kadın, kocasının evinin çobanıdır ve sürüsünden sorumludur. Hizmetkâr, efendisinin malının çobanıdır; o da sürüsünden sorumludur.” Abdullah b. Ömer diyor ki: “Sanırım şöyle de demişti: ‘Kişi, babasının malının çobanıdır ve sürüsünden sorumludur.’ Netice itibariyle hepiniz çobansınız ve güttüğünüz sürüden sorumlusunuz.”

(Buhari ve Müslim Sahihlerinde İbn Ömer’den nakletmiştir)

Açıkça kardeşlerim, güzel bir söz söyleyemedik ve faydasız boş sözler dinledik ama bu Rasulullah (s.a.v.)’ın sözüdür. Bu, asla hevasından değil, ancak vahiy ile konuşan peygamberin sözüdür. Bu, hadis âlimlerinin tilavet edilmeyen vahiy olarak isimlendirdiği bir sözdür. Bu hakikattir. Sizler ailenizi mutlu etmeden, evdeki hayatınızı düzenlemeden, eviniz İslamî bir ev haline dönüşmeden mutlu olamazsınız. Bu, her Müslüman için büyük bir sorumluluktur. Aileler düzelirse, toplum da düzelecektir.

Bu çok doğal bir şeydir. Toplumun ıslahı tartışmasız bir durumdur ve biz aileleri ıslah edersek, toplum da düzelir. Ailemizin, çocuklarımızın ve evimizin düzelmesinden çok bir şeyi istemeye ihtiyacımız yoktur. Eğer orada sapkınlığa ve boş eğlenceye bir geçit varsa, evde ahlakı bozan şeyler mevcutsa, babanın çok büyük bir mesuliyeti vardır. Baba için o an, evdekilerin tam kontrolünü kaybettiği vakit gelir. O zaman da vallahi her gün sırtına hançer saplanmış gibi hisseder. Çocuklarını ihmal ettiği ve onları serbest ve özgür bıraktığı zaman, çocuklar günahlar ve Allah’ın razı olmadığı şeyler içinde yaşarlar. Yaşları büyüdüğünde de, güçlendiklerini hisseder, anne ve babalarına isyan eder, onlara üstünlük taslarlar. İşte o zaman babanın acıdan neredeyse kalbi sıkışır, gamdan, kederden ruhu erir biter. Çocuklarının istediği gibi olmadıklarını, Allah’ın istediği, çizdiği yolda ilerlemediklerini görür.

Size söylediklerim, kültürden ve elde ettiğim bilgilerden kaynaklanan şeyler değildir. Fakat Allah’a yemin ederim onlar, tecrübelerdir: Ailenizi, eşinizi, oğullarınızı ve kızlarınızı mutlu etmeden mutlu olamazsınız. Eviniz İslami bir yuva olmadan dengeyi sağlayamazsınız. Bu da, ailenin İslami aile ve Kuran yuvası süzgecinden geçirilmesi için, kolları sıvamaya, ikrama, sabra, temkinli olmaya, şuura ve planlamaya ihtiyaç duyar.  Sözlerin hepsi Kuran, Ashab ve büyük liderler hakkında olmayabilir. Fakat onlar bazen de unutulmuş düşkün erkek ve kadınlar hakkındadır.

Evde konuşulan sözler, sapmış, günahkâr kimseler, onların kıyafetleri, törenleri, gezileri, uyumaları, uyanmaları, çalışmaları, görüşmeleri hakkında olabilir. Bu durumda ev, Müslüman’a yakışmayan bilgiler ve düşüncelerle dolar. Kötü yolları kapattığınızda ve temiz yollar açtığınızda, çocuklarınızın maneviyatının yükseldiğini, azimlerinin arttığını ve sizin hoşnut olacağınız bir seviyeye geldiklerini göreceksiniz.

Hedefimiz, camilerde Rableri, dinleri ile gittikleri doğru yolda mutlu kardeşlerimizin olması değildir. Hedefimiz, onların aileleriyle de mutlu olmaları, evlerinin İslami bir yuva olmasıdır. Ancak bu da hikmet ve güzel öğütle olur.

Şu ayeti hep hatırlayın: Allah Teâlâ, yaratılanların efendisi, gerçek sevgilisi, günahsız olan, isra ve miraç hadiselerini yaşamış, mucizelere sahip olan Rasulullah (s.a.v.)’e şöyle buyurmaktadır:

﴾ وَلَوْ كُنْتَ فَظّاً غَلِيظَ الْقَلْبِ لَانْفَضُّوا مِنْ حَوْلِكَ فَاعْفُ عَنْهُمْ وَاسْتَغْفِرْ لَهُمْ وَشَاوِرْهُمْ فِي الْأَمْرِ ﴿

[سورة آل عمران الآية: 159]

“Eğer kaba, katı yürekli olsaydın, onlar senin etrafından dağılıp giderlerdi. Artık sen onları affet. Onlar için Allah’tan bağışlama dile. İş konusunda onlarla müşavere et.”

(Al-i İmran Suresi: 159)

Bir kardeşimiz çok etkilendiğim bir hikâye anlattı. Bu kardeşimiz, Arap petrol ülkelerinden birinde öğretmenlik yapmaktayken, o okulda Doğu Asya ülkelerinden bir kapıcı, hizmetli veya bir uşak çalışmaktadır. Bu zat bana şöyle dedi: Bir seferinde bir öğretmen o hizmetliye bir bardak çay getirdi, o bu durumu çok garipsedi. Onları, mevkilerinin düşüklüğünden dolayı, kimse umursamaz, kimse onlara selam vermezdi. Hizmetli yerleri siler ve süpürürdü. Ama öğretmen müslümandı ve Müslüman etnik grupları önemsemediğinden, bu hizmetliye bir bardak çay götürmüştü. Hizmetli ise duruma çok şaşırmış ve bu öğretmene kimse kendisine selam bile vermezken, neden çay getirdiğini sormuştu. Öğretmen de ona şöyle dedi: “Çünkü sen benim insanlık açısından kardeşimsin ve senin yorulduğunu görüyorum.” Bunun üzerine hizmetli öğretmenin dinini öğrenmek istediğini söylemişti. Bu adam putperestti, sanırım Budist’ti ama her halükarda putperestti.

Bu hizmetlinin Fen İlimleri’nde lisans eğitimi vardı ama fakirlikten dolayı ülkesinden oraya düşük bir fiyatla çalışmaya gelmişti. Ama bir bardak çay, dikkatini çekmişti. Kardeşimiz diyor ki: “Onunla art arda yaklaşık beş gün beraber oturduk, her gün saat on ikiye kadar ona Kuran ve itikadı açıkladım. Sonunda güzel bir iman ile Müslüman oldu.

Allah’a davet, yumuşaklık, insana değer verme, incelik, bilgelik, insani değerleri ister. Davetçi duyguları ve üstün bir kişiliği olan bir şahıstır. Sözü geçen davet edilenin de duyguları vardır. Eğer duyguları idare edebilir, güzel, mütevazı, kibar davranırsanız, bu kardeşten kaynaklanan hayrı Allah’tan başka kimse bilmez. O, hikmet ile Allah Teala’ya davet eder. Rabbimiz şöyle buyuruyor:

﴾ ادْعُ إِلَى سَبِيلِ رَبِّكَ بِالْحِكْمَةِ وَالْمَوْعِظَةِ الْحَسَنَةِ ﴿

[سورة النحل الآية: 125]

“(Ey Muhammed!) Rabbinin yoluna, hikmetle, güzel öğütle çağır”

(Nahl Suresi: 125)

Bazen birine sunulan bir hizmet konuşmaktan daha iyi ulaşır, bazen korkutucu ve onunla aranızda çok büyük bir mesafe olduğunu hissettiğiniz bir memurun önünde bir gülümseme, onu mutmain kılar ve size karşı güzel duygular beslemesine sebep olur. Bazen de bir gülümseme veya “Allah sana afiyet versin” cümlesi, çok etkilidir. Mümin sağduyulu ve hikmet sahibidir. Bu hikmeti, tevazusu, başkalarını önemsemesi ile insanların kalplerini kazanabilir. Bazen bir kişinin eli sarılı olur. Onu gördüğünüzde “hayırdır inşallah” deyin. O sizin gerçekten kardeşinizdir. O size elinin kırık olduğunu, o yüzden sardığını söylerse, cevaben “geçmiş olsun” deyin. Bu söz size neye mal olur? Onu önemsemenize ve ona olan sevginize mal olur. Buna ihtiyacımız vardır. Çünkü bizler aynı gruptayız. Zira Mümin parçaları birbirine bağlanmış bir bina gibidir.

Sadece bizim camimize gelen müminleri bir arada görmekte beni mutlu edecek bir şey yoktur. Bu çok sığ bir anlayıştır. Müminlerin hepsinin birbirini sevmesi, birbiri ile iyi ilişkiler kurması ve birbirine dayanmaları, Allah Azze ve Celle’nin razı olacağı bir durumdur.

Kardeşlerim, Allah Teala buyuruyor ki:

﴾ ادْعُ إِلَى سَبِيلِ رَبِّكَ بِالْحِكْمَةِ وَالْمَوْعِظَةِ الْحَسَنَةِ ﴿

[سورة النحل الآية: 125]

“(Ey Muhammed!) Rabbinin yoluna, hikmetle, güzel öğütle çağır”

(Nahl Suresi: 125)

İyiliği emreden kişinin, yaptıkları da iyi olmalıdır. Ahlakî bir tutum, elli tane dersten daha faydalı ve etkilidir. İnsan iyilikle, güzellikle, güzel sözlerle, kabalık ve öfke ile ulaştığı hedeften kat kat daha çok yol alır ve hedefine ulaşır. Çünkü Rasulullah (s.a.v.) de şöyle buyurmaktadır:

(( علموا ولا تعنفوا, فإن المعلم خير من المعنف ))

“Öğretin, azarlamayın; Şüphesiz ki öğretici olan, azarlayandan daha hayırlıdır.

Her dersin bir ekseni, bir merkezi vardır. Bu dersin ekseni ise şudur: Bizler Allah katında evlerimizden, eşlerimizden, oğullarımızdan, kızlarımızdan sorumluyuz. Bu yüzden onlara özen göstermeliyiz. Baba küçüklüklerinde çocukları ile ilgilendiğinde, onlar Allah’a itaat ederek yaşarlar. Ama onları küçükken ihmal ederse, büyüdüklerinde de onlara hükmedemez. O zaman her şey onun elinden çıkar, babanın kalbi hüzünle, kederle dolar. Küçükken çocuğunu ihmal eden kişi, çocuğunun yoldan çıkması durumunda, büyüdüğü zaman onu eğitmeye güç yetiremez. Bu, tatmayanın bilemeyeceği bir derttir.

Küçükken çocuğunu ihmal eden babaya sorun. Oğlu büyüdüğünde, çoktan yoldan çıkmış olur. Tüm aile de çocuğun bu durumundan dolayı üzülür.

Yeni evlenen genç kardeşlerimiz, çocuklarınız size emanettir. Çocuğunuz Allah ve peygamber sevgisi ile Kuran okuyarak, camileri ziyaret ederek yaşamalıdır. Her zaman yanınızda olmalıdır ki, tüm hareket ve gidişatını gözetebilesiniz. Biz ailelerden sorumluyuz. Çünkü evler ıslah olduğunda, toplum da düzelir. Ancak ailelerimizi ihmal eder, çok geniş görüş alanlarına sahip olur ve yanlış yolda, öfke yolunda ilerleriz. Bu üslup Allah’ın otoritesinden gelen bir üslup değildir, O’nun razı olmadığı bir üsluptur. Allah’a en yakın olanlar, iyiliği, hidayeti, gözetimi ve yönlendirmeyi öncelikli olarak hayatında uygulayanlardır.

 

Alemlerin Rabbi Olan Allah’a Hamdolsun