Rahman ve Rahim Olan Allah’ın Adıyla

Birinci Bölüm:

Hamd Allah’a mahsustur. O’na hamd eder, O’ndan yardım diler, O’nun bize yol göstermesini isteriz. Nefislerimizin ve kötü amellerimizin şerrinden Allah’a sığınırız. Allah’ın hidayet ettiğini, kimse saptıramaz. Allah’ın saptırdığına da ne bir dost ne de bir yol gösterici yoktur. Ben şehadet ederim ki Allah’tan başka ilah yoktur, O’nun asla bir ortağı olamaz. Rububiyyetini ikrar eder, inkâr edip yalanlayanlara boyun eğdireceğine şahitlik ederim. Yine Peygamber Efendimiz’in (s.a.v.) Allah’ın resulü olduğuna, emaneti yerine getirdiğine, mesajını ilettiğine, ümmete yol gösterdiğine, kederleri giderip Allah için hakkıyla mücadele ettiğine şahitlik ederim. Allahım, bizleri yanılgı ve cehaletin karanlıklarından ilim ve irfanın aydınlıklarına, arzuların bataklığından  sana yaklaştıracak amellerin cennetine çıkar.

Nefis Muhasebesi Orucun En Önemli Hikmetlerinden Biridir:

Değerli kardeşlerim, İslam’ın ikinci en büyük ibadetine, oruç ibadeti konusuna gireceğiz. Fakat İmam Şafi (Allah ona rahmet etsin) der ki: “İbadetler varlıkların maslahatları ile ilişkilidir, maslahata sebeptir.” Peki, bizim bu ayda oruçta hedeflediğimiz maslahat nedir? Zira Allah Teâlâ şöyle buyuruyor:

﴾ خُذُوا مَا آَتَيْنَاكُمْ بِقُوَّةٍ وَاذْكُرُوا مَا فِيهِ ﴿

[ سورة البقرة: 63 ]

“Size verdiğimiz Kitab’ı sıkı tutun, onun içindekileri düşünün (gafil olmayın)”

(Bakara Suresi: 63)

Sanki Allah Teâlâ bize nefislerimizi muhasebe etmemiz için orucun hikmetini anlamamız gerektiğinden bahsetmektedir. Acaba doğru yolda mıyız? Allah’ın istediği gibi mi oruç tutuyoruz? Bazen zamanın geçmesiyle oruç ibadeti adet haline geliyor, dini bir şey olmaktan çıkıyor, karışık bir ortamda sabahlamak, sadece yemek yemekten zevk almak, uygunsuz sözler, gıybet ve dedikodular, tamamen bir araya gelmek, gıybet ve dedikodunun var olduğu gece oturmaları ile geçen bir ay haline geliyor Ramazan. Sanki bu ay sadece yeme içme ayıymış gibi davranılıyor. Sonuç olarak dinin özünden, hakikatinden uzaklaşıyoruz. İbadetlerimiz içerik olarak boş ve şeklî bir hal alıyor.

Orucun Hikmetlerinden Biri, Şüphelerden Kesin İnançlarla, Şirkten De Tevhid İle Sakınmaktır:

Ne kadar önemli bir soru; Allah Celle Celaluhu Ramazan ayında bize oruç tutmamızı emretmiş, peki bundan muradı nedir? Bu ayda oruç tutma ile hedeflenen hikmet ne olabilir? Kuran’ı Kerim şöyle buyuruyor:

﴾ يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آَمَنُوا كُتِبَ عَلَيْكُمُ الصِّيَامُ كَمَا كُتِبَ عَلَى الَّذِينَ مِنْ قَبْلِكُمْ لَعَلَّكُمْ تَتَّقُونَ ﴿

[ سورة البقرة : 183]

“Ey iman edenler! Allah’a karşı gelmekten sakınmanız için oruç, sizden öncekilere farz kılındığı gibi, size de farz kılındı.”

(Bakara Suresi: 183)

Dünyada arzular, şüpheler, hepsi dalalet, sapkınlıklardan oluşan sonu gelmez fikirler, ateizme, materyalizme dayalı fikir ve görüşler, çıkarcı, her şeyi meşrulaştırıcı tezler ve dünyanın her yerinde ortaya atılmış birçok ideoloji vardır. Bunların çoğu da Allah’ın gösterdiği yol ve kanunlardan uzak kalmaktan kaynaklanır. İşte orucun hikmetlerinden biri, şüphelerden kesin inançlarla, şirkten tevhid ile, günahlardan itaatle, Allah hakkında kötü zan beslemekten O’nu hakkıyla tanıma ile sakınmaktır. (Bunlardan kurtulmaktır.)

﴾ لَعَلَّكُمْ تَتَّقُونَ ﴿

“Umulur ki sakınırsınız.”

İnsan nelerden sakınır? Korkutucu şeylerden, tehlikelerden ve yıkıcı her şeyden sakınır.

﴾ يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آَمَنُوا كُتِبَ عَلَيْكُمُ الصِّيَامُ كَمَا كُتِبَ عَلَى الَّذِينَ مِنْ قَبْلِكُمْ لَعَلَّكُمْ تَتَّقُونَ ﴿

[ سورة البقرة : 183]

“Ey iman edenler! Allah’a karşı gelmekten sakınmanız için oruç, sizden öncekilere farz kılındığı gibi, size de farz kılındı.”

(Bakara Suresi: 183)

Düşünceleri Doğru Olanın, Davranışları Da Doğru Olur:

Kardeşlerim, İnce bir tahlil yapalım; Bir davranışta bulunmadan önce sizi bu davranışlara sevk eden nedir? Neden bir arkadaşınızı ziyarete gidersiniz? Aklınızdaki düşünce ile fikir ile harekete geçersiniz. Düşünceniz ne kadar doğru olursa, hareketleriniz de o kadar doğru olur. Eğer düşünceleriniz doğru değilse, hareketleriniz de doğru olmayacaktır. İnsan aktif, hareket eden, davranışlarda bulunan bir varlıktır. Peki, onu hareket ettiren şey nedir? Yeme içmeye olan ihtiyaçtır mesela. Bu aslî bir ihtiyaçtır. Bir fert olarak varlığını devam ettirmek için gereklidir. Başka harekete geçiren güç ne olabilir? Karşı cinse, evliliğe olan ihtiyaç. Bu da tür olarak varlığını sürdürmek için gereklidir. Allah’ın erkek ve kadınlara verdiği bu istek ve arzu olmasaydı, insanoğlunun nesli tükenirdi. 
Ve başarılı olma arzusu, ki buna isterseniz yükselme arzusu deyin, bu arzu dünyada yapılan güzel şeylerle hatırlanma isteğinin bir sonucudur. Eğer bu arzu olmasaydı, yeryüzündeki kahramanlıkların hiçbiri olmazdı. Yani, hayatta kalabilmek için yemek yemeye, türünüzün devamını sağlayabilmek için evlenmeye, hatırlanmak için başarılı olmaya muhtaçsınız.
Kardeşlerim, bu ihtiyaçların hepsini Allah’ın gösterdiği yola, koyduğu kanunlara uygun olarak gidermek mümkündür. İşte o zaman Allah katında değer kazanırız. Yine bu ihtiyaçlar Allah’ın kanunlarının tam tersi olarak en kötü şekilde de giderilebilir. Bütün bu anlatılanlar gösterir ki kanuna ihtiyacınız vardır. İtiraf edin ki ihtiyaçlarınızı Allah’ın kanunlarına uygun olarak karşılamanız mümkündür. Çünkü siz müminsiniz, Allah’tan sakınır, oruç tutarsınız ve dünyada afiyette, güvende, emniyette ve koruma altında olursunuz. Başarı da kazanırsınız. Allah Teâlâ sizi müdafaa eder. Arzularınızı Allah’ın kanunlarına uygun şekilde karşılayabilir, mesela bir kadına arzu hissettiğinizde onunla evlenirsiniz, mal istediğinizde meşru bir işte çalışır kazanırsınız, parmakla gösterilmek istiyorsanız daha çok salih amel işlersiniz.

İnsan Günahlardan İtaatle Sakınmalıdır:

Kardeşlerim, Ey iman edenler:

﴾ يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آَمَنُوا كُتِبَ عَلَيْكُمُ الصِّيَامُ كَمَا كُتِبَ عَلَى الَّذِينَ مِنْ قَبْلِكُمْ لَعَلَّكُمْ تَتَّقُونَ ﴿

[ سورة البقرة : 183]

“Ey iman edenler! Allah’a karşı gelmekten sakınmanız için oruç, sizden öncekilere farz kılındığı gibi, size de farz kılındı.”

(Bakara Suresi: 183)

Umulur ki, şüphelerden kesin inançlarla, Allah Teâlâ’nın gazabından rızası ile, günahlardan itaatle, Allah hakkında  su-i zan beslemekten hüsn-ü zan ile sakınırsınız. Allah hakkında hüsnü zanda bulunmak cennetin bedelidir. Allah Teâlâ sanki günde beş vakit namaz kılmamızla günlük olarak şarj olmamızı murat ediyor. Abartmıyorum, nefsimiz de tıpkı cep telefonuna benzer. Şarj olmaya ihtiyacı vardır. Eğer şarj etmezsek ekranın ışığı söner, telefon kapanır. Yani kesinlikle şarj etmek gerekir. Bizim de günlük şarjımız vardır ki o da beş vakit namazdır. Yine haftalık şarjımız da vardır. Namaz ile doldurduğumuz şarj bir sonraki namaza kadar ihtiyacı görür. Fakat Cuma hutbesi sayesinde dolan şarj Perşembe gününe kadar götürür. Araştırmalar, metinler, ayetler, hadisler, örnekler, hikâyeler, ortaya atılan fikir ve düşünceler, bunlar memnuniyetimizi, doygunluğumuzu, yönelimlerimizi, huşumuzu ve Allah’a karşı itaatimizi arttırır. Bu da haftalık şarjdır. Bir de senelik vardır. O da 30 gündür yani Ramazan ayıdır. Namaz ve Cuma hutbesi bir şarj olma durumudur. Ramazan da öyledir ama Ramazanın süresi uzundur, tam otuz gün. Hac ise tüm ömrün şarjıdır. Öyle ki bu ibadetle annemizden doğduğumuz gün gibi günahlardan arınırız.

Ramazanda İmanla Allah’tan Karşılığını Bekleyerek Oruç Tutan Kişinin Geçmiş Günahları Affedilir:

Her adımınızda bir müjde var. İnsan düşünür, 37 milyon lira borcu vardır. Evi de hacizdedir. Ev hapsi, mahkeme, tutuklama. Yani başında büyük bir bela vardır. Birisi ona “Eğer bu işi 30 gün boyunca yaparsan, borcundan kurtulacaksın” dese, cevabı ne olur? Maddi anlamda bir saniye bile düşünür mü? Zira 37 milyon borç, haciz, ceza, mahkeme, hapis söz konusudur. Sad b. Ebi Vakkas (r.a.)’ın dile getirmeye doyamayacağım bir sözü vardır: “Üç husus var ki, onlar ile adam olurum.” Burada adam kelimesinin manası erkeklik değil, kahramanlıktır. Allah Teâlâ buyuruyor ki:

﴾ رِجَالٌ لَا تُلْهِيهِمْ تِجَارَةٌ وَلَا بَيْعٌ عَنْ ذِكْرِ اللَّه ﴿

[سورة النور: 37]

“hiçbir ticaretin ve hiçbir alışverişin kendilerini, Allah’ı anmaktan alıkoymadığı birtakım adamlar vardır.”

(Nur Suresi:37)

“Üç husus var ki, onlar ile ancak adam olurum. Onların dışında ben de herkes gibiyim. Bu üç husustan biri şudur: Ben Rasulullah (s.a.v.)’den Allah Teâlâ’dan gelen hak söz dışında bir şey öğrenmedim.”
Rasulullah (s.a.v) buyuruyor ki:

(( من صام رمضان إيماناً واحتساباً غفر له ما تقدم من ذنبه ))

[ متفق عليه عن أبي هريرة]

“İman ile sevabını yalnızca Allah’tan bekleyerek oruç tutan kişinin geçmiş günahları affedilir”

(Buhari ve Müslim Ebu Hureyre’den nakletmiştir)

Dağlar kadar günahınız olsa, bu ayda Allah Teâlâ’nın istediği gibi sıradan yapılan bir iş gibi değil de itaatle, adet değil ibadet maksadıyla, günah işleyerek değil takva ile yüz çevirerek değil Allah’a yönelerek oruç tutarsa şu müjdeye nail olur:

(( من صام رمضان إيماناً واحتساباً غفر له ما تقدم من ذنبه ))

[ متفق عليه عن أبي هريرة]

“İman ile sevabını yalnızca Allah’tan bekleyerek oruç tutan kişinin geçmiş günahları affedilir”

(Buhari ve Müslim Ebu Hureyre’den nakletmiştir)

﴾ وَمَا يَنطِقُ عَنِ الْهَوَى * إِنْ هُوَ إِلَّا وَحْيٌ يُوحَى ﴿

[ سورة النجم: 3-4 ]

“O, nefis arzusu ile konuşmaz. (Size okuduğu) Kur'an ancak kendisine bildirilen bir vahiydir.”

(Necm Suresi: 3-4)

Başka bir hadiste de şöyle buyruluyor:

(( من قام رمضان إيماناً واحتساباً غفر له ما تقدم من ذنبه))

[ متفق عليه عن أبي هريرة ]

Kim Ramazanın faziletine inanarak ve sevabını yalnızca Allah’tan bekleyerek teravih namazını kılarsa geçmiş günahları affedilir

(Buhari ve Müslim Ebu Hureyre’den nakletmiştir)

Çünkü bazı âlimler şöyle diyor: Kuran’ı Kerimi okumanın en değerli ve faziletli olanı namaz esnasında ayakta camide okunmasıdır. Yani Kuran’ı Kerimi okumak sebebiyle en çok sevap kazanacağınız konum onu ayakta namaz esnasında okumaktır. Bu da teravih namazında olur. Zira bu ay Kuran ayıdır, bağışlanma, tövbe, Allah ile sulh yapma, O’na yönelme, geceleri namazla ihya etme ve fecirlerde namaz kılmanın, ibadet etmenin ayıdır.

(( من صام رمضان إيماناً واحتساباً غفر له ما تقدم من ذنبه ))

[ متفق عليه عن أبي هريرة]

“İman ile sevabını yalnızca Allah’tan bekleyerek oruç tutan kişinin geçmiş günahları affedilir”

(Buhari ve Müslim Ebu Hureyre’den nakletmiştir)

Allah’ı Zikreden Kişi Kulluk Görevini Yerine Getirmiş Olur, Allah Teâlâ’nın Zikrettiği, Andığı Kişiye de Emniyet ve Mutmain Olma Duygusu Bahşedilir:

Kardeşlerim, İmam Şafi’nin (Allah ona rahmet etsin) buyurduğu gibi: “İbadetler varlıkların maslahatları, menfaatleri ile ilişkilidir.”

﴾ وَأَقِمِ الصَّلَاةَ إِنَّ الصَّلَاةَ تَنْهَى عَنِ الْفَحْشَاء وَالْمُنكَرِ وَلَذِكْرُ اللَّهِ أَكْبَرُ وَاللَّهُ ﴿

[ سورة العنكبوت: 45 ]

“namazı da dosdoğru kıl. Çünkü namaz, insanı hayâsızlıktan ve kötülükten alıkoyar. Allah’ı anmak (olan namaz) elbette en büyük ibadettir.”

(Ankebut Suresi: 45)

İmam İbn Abbas (r.a.)’ın en önemli sözlerinden biri şudur: “Ey namaz kılan kul, Allah’ın seni zikretmesi, anması, hatırlaması, senin O’nu zikretmenden daha büyük bir şeydir. Zira sen O’nu zikrettiğinde kulluk görevini yerine getirmiş olursun. Ama O seni zikrettiğinde sana emniyet ve güven duygusu bahşedilir.”

﴾ فَاذْكُرُونِي أَذْكُرْكُمْ ﴿

[ سورة البقرة: 152]

“Öyleyse yalnız beni anın ki ben de sizi anayım.”

(Bakara Suresi: 152)

Ey namaz kılan abid, Allah’ın seni anması senin O’nu anmandan daha büyük bir şeydir. Zira sen O’nu zikrettiğinde kulluk görevini yerine getirmiş olursun. O seni andığında ise sana emniyet bahşedilir:

 فَأَيُّ الْفَرِيقَيْنِ أَحَقُّ بِالْأَمْنِ إِنْ كُنْتُمْ تَعْلَمُونَ * الَّذِينَ ﴿
﴾ آَمَنُوا وَلَمْ يَلْبِسُوا إِيمَانَهُمْ بِظُلْمٍ أُولَئِكَ لَهُمُ الْأَمْنُ وَهُمْ مُهْتَدُونَ 

[ سورة الأنعام: 81-82 ]

 

“Öyle ise iki taraftan hangisi güvende olmaya daha lâyıktır? Eğer biliyorsanız söyleyin. İman edip de imanlarına zulmü (şirki) bulaştırmayanlar var ya; işte güven onların hakkıdır. Doğru yolu bulmuş olanlar da onlardır.”

(Enam Suresi: 81-82)

Ayette “Onlara güven verilir.” buyrulmamıştır. Böyle olsaydı güven hem onlara hem de başkalarına aittir manası çıkardı. Ama ayette kasr (Arapça gramer kurallarından biridir. Cümle yapısı ile bir şeye has kılma manasına gelir) yapılmış yani emniyet sadece onlara has kılınmıştır. Yani emniyet sadece onların hakkıdır denmiştir. Emniyet nimetinden sadece mümin olanlar faydalanabilirler.

﴾ أُولَئِكَ لَهُمُ الْأَمْنُ وَهُمْ مُهْتَدُونَ ﴿

“işte güven onların hakkıdır. Doğru yolu bulmuş olanlar da onlardır.”

Siz Allah’ı anarsanız O da sizi anar. Eğer O sizi anarsa size emniyet bahşeder, rıza, başarı, olgunluk, muhafaza ve kurtuluş nimetlerini verir.

(( استقيموا ولن تحصوا ))

[ ابن ماجه عن ثوبان]

“dosdoğru olun, (bunun sevabını) sayamazsınız/hakkından gelemez siniz.”

(İbn Mace Sevban’dan nakletmiştir)

Allah’ın sizi anması sizin O’nu anmanızdan daha önemlidir. Bu da namazdır.

İnsan Allah’ın Gazabından İtaatle, Öfkesinden Rızası İle Sakınmalıdır:

Oruç:

﴾ يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آَمَنُوا كُتِبَ عَلَيْكُمُ الصِّيَامُ كَمَا كُتِبَ عَلَى الَّذِينَ مِنْ قَبْلِكُمْ لَعَلَّكُمْ تَتَّقُونَ ﴿

[ سورة البقرة : 183]

“Ey iman edenler! Allah’a karşı gelmekten sakınmanız için oruç, sizden öncekilere farz kılındığı gibi, size de farz kılındı.”

(Bakara Suresi: 183)

Umulur ki şüphelerden kesin inancınızla, Allah’ın gazabından itaatle, öfkesinden rızası ile ondan uzak olmaktan O’na yakınlaşmakla sakınırsınız. Burada fail yani özne olup da meful yani nesne hazfedildiğinde (zikredilmediğinde) cümle mutlak manada kullanılmış olur. Neden sakınmanız için oruç farz kılınmıştır? Her türlü şerden, her türlü hatadan, Allah’tan uzaklaştıran her şeyden ve her türlü günahtan sakınmanız içindir.

﴾ يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آَمَنُوا كُتِبَ عَلَيْكُمُ الصِّيَامُ كَمَا كُتِبَ عَلَى الَّذِينَ مِنْ قَبْلِكُمْ لَعَلَّكُمْ تَتَّقُونَ ﴿

[ سورة البقرة : 183

“Ey iman edenler! Allah’a karşı gelmekten sakınmanız için oruç, sizden öncekilere farz kılındığı gibi, size de farz kılındı.”

(Bakara Suresi: 183)

İşte burada çözüm oruçtur.

Zekât İnsan Nefsini Temizler ve Onu Her Türlü Cimrilikten Tezkiye Eder:

Zekât:

﴾ خُذْ مِنْ أَمْوَالِهِمْ صَدَقَةً تُطَهِّرُهُمْ وَتُزَكِّيهِمْ بِهَا ﴿

[ سورة التوبة: 103 ]

“Onların mallarından, onları kendisiyle arındıracağın ve temizleyeceğin bir sadaka (zekât) al”

(Tevbe Suresi: 103)

İlahımız buyuruyor ki: Zekât sizi temizler ve tezkiye eder. Peki, neyi temizler? Zengini cimrilikten temizler. Mesela bizim kötü, ölümcül bir hastalığımız olabilir. İnanın abartmıyorum, cimrilik insanın başına gelen amansız bir hastalıktır, onu ahmaklaştırır. Zengin ölmek için fakir yaşar. Babasından kendisine yüklü miktarda servet kalan bir gence sordular. Babası büyük bir servet bırakmış ama onu eğitmemişti, Allah Teâlâ’yı öğretmemişti. Ölümünden birkaç gün sonra oğluna sordular: Nereye gideceksin? diye. Aynen onun sözlerini söylemek zorundayım. Şöyle dedi: “Babamın ruhu için sarhoş olmaya gidiyorum.” Babası ona hiçbir şey öğretmemişti, Allah’ı anlatmamıştı, sadece mal bırakmıştı ama ilim bırakmamıştı. Oğlum! İlim maldan hayırlıdır. Çünkü ilim seni korur, gözetir. Ama malı sen korursun. Mal harcamakla biter ama ilim harcamakla, öğretmekle artar. Oğlum! Nice mal sahipleri yaşadıkları halde ölüp gittiler, kayboldular. Ama âlimler zaman var oldukça kalıcıdırlar. Kendileri, bedenleri kaybolup gider ama aslında kalplerde yaşamaya devam ederler.
Yaşı yüzün üzerinde olan bir kardeşimizi ziyaret etmiştim. Onun ömrü Kuran’ı Kerim öğretmekle geçmişti. Bana şöyle dedi: Benim otuz sekiz torunum var ve çoğu da hafızdır.” Mümin ailesiyle, oğullarıyla, kızlarıyla, damatlarıyla, gelinleriyle, torunlarıyla mübarektir. Kişi eşiyle yaşlanır, oğulları gelinleriyle, kızları damatlarıyla yaşlanır. Onun otuz sekiz torununun çoğu Kuran hafızıydı. 
Değerli kardeşlerim:

﴾ خُذْ مِنْ أَمْوَالِهِمْ صَدَقَةً تُطَهِّرُهُمْ وَتُزَكِّيهِمْ بِهَا ﴿

[ سورة التوبة: 103 ]

“Onların mallarından, onları kendisiyle arındıracağın ve temizleyeceğin bir sadaka (zekât) al”

(Tevbe Suresi: 103)

Zekât zengini cimrilikten, fakiri de kinden temizler. Malı da diğerlerinin hakkından korur.

﴾ وَتُزَكِّيهِمْ ﴿

“Onları arındırır.”

Zenginin kalbini doyurur. Zengin yardım ettiği kişilerin kalplerindeki gülümsemeyi, memnuniyetlerini, kalplerindeki güzellikleri görür. Yine fakirin de nefsini temizler. Toplumun onları önemsediğini görürler. Malı da diğer insanların haklarından temizler, malı arttırır. Fakirin de, zenginin de nefsini arındırır. İşte bu ibadet zekâttır.

﴾ خُذْ مِنْ أَمْوَالِهِمْ صَدَقَةً تُطَهِّرُهُمْ وَتُزَكِّيهِمْ بِهَا وَصَلِّ عَلَيْهِمْ إِنَّ صَلَاتَكَ سَكَنٌ لَهُمْ ﴿

[ سورة التوبة: 103 ]

“Onların mallarından, onları kendisiyle arındıracağın ve temizleyeceğin bir sadaka (zekât) al ve onlara dua et. Çünkü senin duan onlar için sükûnettir (Onların kalplerini yatıştırır.) Allah, hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir.”

(Tevbe Suresi: 103)

Hac İnsanın Allah’ın Her Şeyi Bilmekte Olduğunu Bilmesi İçindir:

Kardeşlerim, hac ile ilgili çok önemli bir ayet vardır. Allah Teâlâ şöyle buyurmaktadır:

﴾ لِتَعْلَمُوا أَنَّ اللَّهَ يَعْلَمُ ﴿

[ سورة المائدة: 97]

“Bunlar, Allah’ın bildiğini ve Allah’ın (zaten) her şeyi hakkıyla bilmekte olduğunu bilmeniz içindir.”

(Maide Suresi: 97)

Allah’ın her şeyi bilmekte olduğunun farkına vardığınızda, tüm sorunlarınız çözülecektir. Kesin olarak, yakînen Allah’ın her şeyi bildiğini biliyorsanız ona isyan etmeniz, ondan uzaklaşmanız, yarattıklarına kötü davranmanız, bir dirhem bile haram yemeniz yani O’na karşı günah işlemeniz mümkün değildir. Hac, Allah’ın her şeyi bilmekte olduğunu bilmeniz içindir. Zekât, temizlenmeniz ve ilerlemeniz, fakirin ve zenginin, malın temizlenmesi aynı zamanda ilerlemesi, gelişmesi içindir. Namaz Allah için yapılan en büyük zikirdir. O’nu zikreder, anarsınız, O da sizi zikreder:

﴾ فَاذْكُرُونِي أَذْكُرْكُمْ ﴿

[ سورة البقرة: 152]

“Öyleyse yalnız beni anın ki ben de sizi anayım.”

(Bakara Suresi: 152)

Allah sizi andığında size emniyet, rıza, saadet, hayırlı bir eş, iyi evlatlar, güzel yâd edilme, gönül rahatlığı gibi nimetler verir. Zira buyuruyor ki:

﴾ سَيَهْدِيهِمْ وَيُصْلِحُ بَالَهُمْ ﴿

[ سورة محمد: 5]

“Onları doğruya ve güzele erdirecek ve durumlarını düzeltecektir.”

(Muhammed Suresi: 5)

Size sayılmayacak nimetler verir. Öyleyse şu hadisi ezberleyelim ve evimizde bir yere yazıp asalım:

(( استقيموا ولن تحصوا ))

[ ابن ماجه عن ثوبان ]

“Dosdoğru olun, (bunun sevabını) sayamazsınız/hakkından gelemez siniz.”

(İbn Mace Sevban’dan nakletmiştir)

İstikametin, dosdoğru olmanın getireceği hayrı sayamazsınız.

Oruç, İhlâs İbadetidir:

Değerli kardeşlerim, oruç bir ihlâs ibadetidir. Bazen insan ihlâsından, samimiyetinden şüphe eder. Fakat şimdiki gibi en sıcak, sıcaklığın 44-45 derecelere çıktığı günlerde oruç tutarsınız. Saat on ikide neredeyse susuzluktan ölecek gibi hissedersiniz. Kişi evine girer, buzdolabı karşısında hazırdır, soğuk su içindedir. Kimse de onu göremez. Peki, onu ağzına bir damla su almaktan alıkoyan şey nedir? Tabi ki, Allah’a olan imanıdır. Kişi oruç tuttuğunda Allah Teâlâ sanki şöyle buyurur: “Sen beni seviyorsun, bana iman ediyorsun, varlığıma, her şeyi bildiğime inanıyorsun.” Sizi su içmekten alı koyan nedir? Buzdolabı, içinde soğuk su karşınızdadır, evde yalnızsınızdır, tüm pencereler kapalıdır. Bir bardak su koyun ve için, ama yapamazsınız. Bu yüzden derler ki: Oruç ihlâs yani Allah’a karşı samimiyetin ifadesi olan bir ibadettir. Bu manada bir örnek verelim: Bir baba oğluna dişlerini fırçalamasını söyler ve bu oğlunun iyiliği içindir. İsteği gayet açıktır. Ödevlerini yapmasını ister. Bu isteği de gayet açıktır; oğlunun iyiliği için. Oğluna birçok açıklama ve yönlendirmelerde bulunur. Hepsi de gayet açıktır. Fakat çocuk çok aç olduğunda, bakar ki yemek masanın üzerindedir. Yemekler de çok lezzetlidir. Babası oğluna “yeme” der. Ama bu hiç anlaşılır değildir, babası yemeklerden yer, yedikleri helaldir de. Çocuk da açtır. Ama babası o anda yememesini söyler. Çocuk da “Tamam” der. Çocuk ne yapar? Babasına tam bir teslimiyetle güvenir. Allah sizi zinadan, içkiden, hırsızlık ve yalandan alı koyar, bunları yasaklar. Fakat der ki: “Bunu yeme, su içme, 18 saat susuz kal, bir lokma bile ağzına alma.” siz de duyar ve itaat edersiniz. Bu yüzden derler ki: “Oruç ihlâs ibadetidir.” Allah’a kesin olarak iman ettiğinize, O’ndan korktuğunuza, O’nun her şeyi hakkıyla görüp bildiğine inandığınıza dair deliliniz vardır. Evde yalnızken bile böyledir. Çünkü oruç ihlâsın samimiyetin göstergesi olan bir ibadettir. Çünkü Allah sizi mübah olan şeylerden alı koyar. Fakat büyük bir problem vardır. Allah Teâlâ Ramazan ayında sizi mübahlardan alı koyuyorsa, sizin öncelikli olarak haramlardan da kesinlikle sakınmanız gerekmektedir. Allah size yeme içmeyi yasaklıyor, peki, Allah için yeme içmeyi bırakmanız ama aynı zamanda yalan söylemeniz akıl alır bir şey midir? Gıybet etmeniz, aldatmanız, mümkün müdür? İmkânsızdır.  Bu çok zor bir durumdur. Aslında mübah olan bir şeydir. Tüm dünya yeme içmeye devam eder. Ama size bir Müslüman olarak sıcak yaz günlerinde yeme içme yasaklanmıştır. Eğer Allah’ın mübahlarda yasakladığı şeylerde O’na boyun eğip, yerine getiriyorsanız, günahlarda yaptığı yasaklamalara uymamanız ne kadar akıl alır bir durumdur? Bu, binlerce kez imkânsızdır. Öyleyse oruç Allah’a olan itaatteki iradeyi güçlendirir. Mübahları terk eder, bu yüzden daha da öncelikli haramlardan da sakınırsınız. Bu manada sahih bir hadiste Efendimiz şöyle buyurmaktadır:

(( كل عمل ابن آدم له، إلا الصيام فإنه لي وأنا أجزي به ))

[ متفق عليه عن أبي هريرة ]

““Âdemoğlunun her ameli kendisi içindir. Yalnız oruç hariç. Çünkü o benim içindir. Onun mükâfatını da ben vereceğim.”

(Buhari ve Müslim Ebu Hureyre’den nakletmiştir)

Namaz, hac, dürüstlük, güvenilirlik, itaat ve istikamet hep kulun kendisi içindir:

(( كل عمل ابن آدم له، إلا الصيام فإنه لي وأنا أجزي به ))

[ متفق عليه عن أبي هريرة ]

“Âdemoğlunun her ameli kendisi içindir. Yalnız oruç hariç. Çünkü o benim içindir. Onun mükâfatını da ben vereceğim.”

(Buhari ve Müslim Ebu Hureyre’den nakletmiştir)

Oruç ise Allah’ın dilemesine boyun eğmektir.
Bu münasebetle kardeşler, itaatin hikmetini iyice anladığınız ve ona yöneldiğinizde bir ecir alırsınız. Fakat bunun hikmetini bilmediğiniz halde ona yönelirseniz, o zaman iki katı ecir alırsınız. İtaatin hikmetine vakıf olduğunuzda az ecir alırsınız. Ama bu hikmeti tam olarak anlayamadığınızda, yani yemek helaldir, ben insanım ve yemek yemem gerekiyor, ama bana yememe ve içmeme emri veriliyor diye düşünebilirsiniz. Bunu yabancılara anlatamazsınız. Derler ki: Oruç takatin üzerinde bir şeydir. Neden yemeyeyim? Müslümanın gözünde ise her şey mükemmeldir, çünkü Allah’ın gösterdiği yola tam bir boyun eğiş söz konusudur.

(( كل عمل ابن آدم له، إلا الصيام فإنه لي وأنا أجزي به ))

[ متفق عليه عن أبي هريرة ]

“Âdemoğlunun her ameli kendisi içindir. Yalnız oruç hariç. Çünkü o benim içindir. Onun mükâfatını da ben vereceğim.”

(Buhari ve Müslim Ebu Hureyre’den nakletmiştir)

Gözleri Haramdan Korumak Tüm Sene Boyunca Gereklidir Fakat Bu Ramazan Ayında Daha Da Açığa Çıkar:

Değerli kardeşlerim, gözleri haramdan sakınmanın her zaman gerekli olduğu kesinlikle bildiğimiz bir şeydir ama bunun değeri Ramazan ayında daha da açığa çıkar:

﴾ قُلْ لِلْمُؤْمِنِينَ يَغُضُّوا مِنْ أَبْصَارِهِمْ ﴿

[ سورة النور: 30 ]

“Mü’min erkeklere söyle, gözlerini haramdan sakınsınlar,”

(Nur Suresi: 30)

Evde oturuyorsunuzdur ve oda karanlıktır. Önünüzde de başka bir bina vardır, binadaki balkonda bir komşu uygunsuz bir şekilde giyinmiş olsa, onun güzelliği gözlerinizi kamaştırsa, bu uygunsuzluğu yeryüzünde bastıracak, bundan engelleyecek bir şey var mıdır? İmkânsız… Ama Allah Azze ve Celle buyuruyor ki:

﴾ يَعْلَمُ خَائِنَةَ الْأَعْيُنِ وَمَا تُخْفِي الصُّدُورُ ﴿

[ سورة غافر: 19 ]

“Allah, gözlerin hain bakışını ve kalplerin gizlediğini bilir.”

Sadece Allah gözlerin hain bakışını ve kalplerin gizlediğini bilir.
Kardeşlerim, kısaca Ramazan yoğun bir dönemdir ve bu dönemi ateşten kurtularak, tüm günah ve hatalardan bağışlanmış ve Allah’ın rızasını kazanmış olarak tamamlayabiliriz. Ama orucun herhangi bir âdetimiz gibi olmaması gerekir.

Ramazan Fakirler Ve Zenginler Arasında Vicdanî Bir Paylaşımdır:

Başka bir konuya gelirsek, zengin asla açlığı hissetmez. Orucu bırakın, yiyecek içecek boldur, her şey üst düzeyde mevcuttur. Fakat Ramazanda açlığın acısını tadar. Ama o şimdi oruçludur ve açlık kendi seçimidir. Ama kendi seçimi olmadan açlığı yaşayan fakirler vardır. Yani Ramazanda fakirler ve zenginler arasından vicdani bir paylaşım ve ortaklık yaşanır. Zengin oruçludur ama normal zamanlarda hiçbir sorunu yoktur. Çeşit çeşit yiyecek ve içeceğe sahiptir; İçecekler, meyveler… Ama fakir Ramazan dışında da açtır. Sanki Allah Teâlâ bizden fakirin açken yaşadıklarını hissetmemizi ister. Ey zengin, Allah senden fakirin hayatını yaşamanı istiyor. Onun halini anlamanı istiyor. “Filanca kişi yüz sopa vuruyor diyenle bu olayı yaşayan arasında çok fark vardır.” Bu düşünce kolaydır ama buna katlanmak zordur. Allah Teâlâ sanki zenginin bu ayda, fakirin geçmişte de yani her zaman yaşadığı açlığın acısını anlamasını murad etmektedir.

Günlük İhtiyaçlarını Karşılayabilen Kişiye Fıtır Sadakasının Vacip Oluşu:

Başka bir konu daha vardır: Zekât zenginlere farzdır. Ama Allah Azze ve Celle Ramazanda fıtır sadakasını farz kılmıştır. Peki kime? Günlük ihtiyacını karşılayabilen herkese. Bir öğün miktarı yiyeceği olan kişiye fıtır sadakası farzdır. Allah Azze ve Celle fakirlerin de infak etmenin tadına varmalarını istemektedir. Tıpkı zenginin fakirin açlık halindeki durumunu anlamasını istediği gibi, fakirin de bütün bir yılda bir kez de olsa infak etmenin lezzetini hissetmesini murad etmektedir. Yani size fıtır sadakası yani fitre ve oruç farz kılınmıştır. Allah’a karşı sorumluluğumuz fıtır sadakasını yerine getirmeden kalkmaz. Bir öğünlük yiyeceği olan herkesin fitre vermesi gerekir. Fıtır sadakası ile Allah Teâlâ fakirin de infak etmenin lezzetini tatmasını istemiştir. Değerli kardeşlerim, iki kez ifade edelim:

(( من صام رمضان إيماناً واحتساباً غفر له ما تقدم من ذنبه ))

[ متفق عليه عن أبي هريرة]

“İman ile sevabını yalnızca Allah’tan bekleyerek oruç tutan kişinin geçmiş günahları affedilir”

(Buhari ve Müslim Ebu Hureyre’den nakletmiştir)

(( من صام رمضان إيماناً واحتساباً غفر له ما تقدم من ذنبه ))

[ متفق عليه عن أبي هريرة]

“İman ile sevabını yalnızca Allah’tan bekleyerek oruç tutan kişinin geçmiş günahları affedilir”

(Buhari ve Müslim Ebu Hureyre’den nakletmiştir)

Şunu söylüyorum; Allah’tan sizin ve benim için bağışlanma diliyorum. Siz de ondan bağışlanma dileyin. Ve ey bağışlanma nimetini kazananlar, ben de Allah’tan bağışlanma diliyorum.
                                                                                                             ***

2. Bölüm:
Âlemlerin Rabbi olan Allah’a hamd olsun. Ben şehadet ederim ki, Allah’tan başka ilah yoktur ve O salih kulların dostudur. Yine şahitlik ederim ki Muhammed (s.a.v.) Efendimiz O2nun kulu ve elçisidir. O en güzel ahlak üzere yaratılmıştır. Allah’ım Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’e, ailesi ve tüm ashabına salât ve selam buyur.

Ramazan Ayına Erişip De Bağışlanmayan Kişi Hüsrandadır:

Değerli kardeşlerim, Rasulullah (s.a.v.) minbere çıktı, ayağını ilk basamağa koydu ve “Âmin” dedi. Sonra ikinci basamağa koydu ve “Âmin” dedi. Sonra yine üçüncü basamağa koyup “Âmin” dedi. Ashap hiçbir şey anlamamıştı. Namaz ve hutbe bitince dediler ki: “Ya Rasulallah neden âmin dediniz?” Rasulullah (s.a.v.) de şöyle buyurdu: “Cebrail (a.s.) geldi – bu hutbede söylenmiş en önemli hadistir.- ve şöyle dedi: ‘Ramazan ayına erişip de bağışlanmayan kişi Allah’ın rahmetinden uzak olsun. Bu ayda bağışlanmazsa ne zaman bağışlanacak?’”
    Tevbe ayı, oruç, teravih ayı, mescitlerde sabahlama ayı, kim bu aya erişirde bağışlanmayı başaramazsa o kişi hüsrandadır. Bu ayda bağışlanmazsa ne zaman bağışlanacak? Bu ay tevbe ayıdır, Allah’a yaklaşma, O’nu sevme, namaz, Kuran, ibadet ayıdır. İnsanların Ramazan ayının günlerinde normal zamanlarda yaptığı toplantılar ve ziyafetleri iptal etmemeleri için hiçbir mani yoktur. Bunun gibi şeyleri Ramazan’dan sonra yapsınlar. Tüm görüşmeler sonraya kalsın. Zira bu ay ibadet ayıdır. Akşam namazını kılarsınız, orta düzeyde bir yemek yersiniz ve nefsinizi teravih namazı ile taçlandırırsınız. Teravih namazlarında Allah ile beraber olmaya çalışın. Sanıyorum ki –bu çok önemli bir noktadır- insanların çoğu Ramazan geldiğinde Allah’a ibadet ediyor ve istikamet üzere oluyorlar. Ramazandan sonra eski hallerine geri dönüyorlar. İkinci Ramazan ayı geldiğinde yine yükseliyor, geçtiğinde de geri düşüyorlar ve ondan hiçbir şekilde istifade edemiyorlar. Düşünün Ramazan ayında basamak basamak yükseliyor ve tamamlanıyorsunuz, tüm yıl bu devam ediyor. Sonra diğer Ramazan geliyor yine yükselmeye devam ediyorsunuz. Yani iniş ve çıkış olmuyor, daima bir yükselişte oluyorsunuz. İşte Allah’ın Ramazan ayında kulu için murad ettiği budur. Her ay farklı sıçrayış yapan kul tüm yıl bunu sürdürüyor. Yani sabah namazlarını üç gün camide kılıyorsunuz. Ramazandan sonra da sabah namazlarını camide kılmaya devam ediyorsunuz. Yine yatsı namazını Ramazan ayında camide kılıyor, bu aydan sonra da buna devam ediyorsunuz. Çünkü:

من صلى الفجر في جماعة فهو في ذمة الله حتى يمسي، ومن ))
(( صلى العشاء في جماعة فهو في ذمة الله حتى يصبح 

[ أحمد]

“Sabah namazını camide kılan kişi akşama kadar Allah’ın himayesindedir. Yatsı namazını da camide kılan kişi sabaha kadar Allah’ın himayesindedir.”

(Ahmed b. Hanbel)

(( مَنْ صَلَّى الصُّبْحَ فَهُوَ فِي ذِمَّةِ اللَّهِ عَزَّ وَجَلَّ ))

[سنن ابن ماجة عَنْ سَمُرَةَ ابْنِ جُنْدَبٍ ]

“Sabah namazını kılan kişi Allah Azze ve Celle’nin himayesindedir”

(İbn Mace Sünen’inde Semure b. Cündeb’ten nakletmiştir)

(( مَنْ صَلَّى الْعِشَاءَ فِي جَمَاعَةٍ فَهُوَ كَمَنْ قَامَ نِصْفَ اللَّيْلُِ ))

[ مسلم عَنْ عُثْمَانَ بْنِ عَفَّانَ رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُ]

“Yatsı namazını cemaatle kılan kişi gecenin yarısını ibadetle geçirmiş gibidir.”

(Müslim Osman b. Affan (r.a.)’dan nakletmiştir)

Sabah ve yatsı namazını cemaatle kıldığınızda tüm gün ve gece boyunca Allah’ın himayesinde olursunuz.

Rasulullah (s.a.v.)’in Sağlıkla İlgili Tavsiyeleri Kendi İçtihadı Değil Bizzat Allah Teâlâ’dan Aldığı Vahiydir:

Yine farklı bir konu şudur: Rasulullah (s.a.v.) iftarda üç adet hurma yer, akşam namazını kılar ve sonra yemek yemeye devam ederdi. İnanılmaz bir şeydir ki hurmadaki şeker en hızlı etki eden şeker türüdür. Ağızdan girdikten sonra on dakikada kana karışır. Üç adet hurma yediğinizde şekeri beyindeki doyma merkezine ulaşır. Üç hurmayı yedikten on dakika geçtikten sonra akşam namazı vaktinde kendinizi tok hissedersiniz ve dolayısıyla vasat şekilde ölçülü yersiniz. İnsan ne zaman doyar? İki durumda doyar; Bunlardan biri çok kötüdür, çünkü midenin tamamen dolmasıdır. Diğer durum da beyindeki doygunluk merkezinin uyarılmasıdır. Yemeğe üç adet hurma ile başladığınızda onların şekeri bu doygunluk merkezine ulaşır. Sonra yemeği mutedil bir şekilde günün herhangi bir öğününde gibi yersiniz. Birçok ülkeye gittim. İngiltere’de yemekten önce meyve yiyorlar. Brezilya’da da aynı şekilde yapıyorlar. Bu çok doğal bir şeydir. Zira aslolan meyveyi yemekten önce yemektir. Delili de şu ayettir:

﴾ وَفَاكِهَةٍ مِمَّا يَتَخَيَّرُونَ * وَلَحْمِ طَيْرٍ مِمَّا يَشْتَهُونَ ﴿

[ سورة الواقعة: 20-21]

“(Onlara) Beğendikleri meyveler, Canlarının çektiği kuş etleri,”

(Vakıa Suresi: 20-21)

Bunu alışkanlık haline getirmeyi deneyin. Yemekten sonra bir elma yersiniz. Onu yemekten önce yiyin ve bekleyin. O zaman yemeği orta seviyede yiyeceksiniz. Bu mükemmel bir şeydir. Şiddetli açlık hissetmeyeceksiniz. Çünkü doygunluk merkezi meyvenin şekeri ile uyarılmış olur. Meyve şekeri de kana en hızlı karışan şeker türlerindendir. Ağızdan alındığından itibaren on dakikada kana karışır. Kana şeker ulaştığında bu şeker beyindeki doygunluk merkezine aktarılır ve bu merkezi uyarır. Peki, bunu Rasulullah (s.a.v.)’e kim öğretmiştir?

﴾ وَمَا يَنْطِقُ عَنِ الْهَوَى * إِنْ هُوَ إِلَّا وَحْيٌ يُوحَى ﴿

[ سورة النجم: 3-4]

“O, nefis arzusu ile konuşmaz. (Size okuduğu) Kur'an ancak kendisine bildirilen bir vahiydir.”

(Necm Suresi: 3-4)

Öyleyse Rasulullah (s.a.v.)’in sağlıkla ilgili tavsiye ve yönlendirmeleri içtihadı veya döneminin ve çevresinin bilgileri veyahut da kendi keşfi değil, onlar ancak:

﴾ وَمَا يَنْطِقُ عَنِ الْهَوَى * إِنْ هُوَ إِلَّا وَحْيٌ يُوحَى ﴿

[ سورة النجم: 3-4]

“O, nefis arzusu ile konuşmaz. (Size okuduğu) Kur'an ancak kendisine bildirilen bir vahiydir.”

(Necm Suresi: 3-4)

Kendinizi sene boyunca yemekten önce bir parça meyve yemeye alıştırın ve bunu deneyin, bu şekilde abartılı yemeyecek ve doymadan önce doyduğunuzu hissedeceksiniz.

Dua:

Allahım bizi hidayet verdiğin, afiyette kıldığın, dost edindiğin kulların arasına kat. Bize verdiklerini bereketli, mübarek kıl. Takdir buyurduğun şeylerin şerrinden bizi koru . Muhakkak ki sen hak olana hüküm verirsin ve senin aleyhinde hüküm asla verilmez. Senin himaye ettiğini kimse zelil edemez, senin alçalttığını da kimse yüceltemez. Rabbimiz, sen mübarek ve yücesin. Kaza ve kaderine hamd olsun. Günahlarımızın bağışlanmasını diler, sana tevbe ederiz. Allahım bizi salih amellere ulaştır. Amellerin salih olanına ancak sen ulaştırırsın. Allahım bize güzel ahlak bahşet, senden başka kimse bunu bahşedemez. Allahım bizi koruyacak olan dinimizi salih kıl. Geçimimizi sağladığımız dünyamızı, dönüş yerimiz olan ahiretimizi salih kıl. Bu hayatı bize her türlü hayırlı eyle. Ölümü de her türlü şerden koruyarak nasip et. Sen Mevla’mızsın Ey Âlemlerin Rabbi. Allahım bize helalle yetinmeyi nasip et, haramdan koru, itaat nasip eyle, isyandan koru. Lütfunla bizi senden başkasına muhtaç etme. Allahım lütfun ve rahmetinle hak olan sözü ve dini yücelt. İslam’a zafer nasip et, Müslümanları izzetli kıl. Müslümanlara her yerde, dünyanın her yerinde yardım et ey âlemlerin Rabbi olan Allahım. Ey yüceler yücesi, bize düşmanlarına karşı kudretini göster.

Alemlerin Rabbi Olan Allah’a Hamdolsun