Rahman ve Rahim Olan Allah’ın Adıyla

Hamd âlemlerin Rabbi olan Allah’a mahsustur. Salât ve Selam sözünün eri ve güvenilir olan Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’e olsun. Allah’ım senin öğrettiklerinden başka bilgimiz yoktur. Sen muhakkak ki her şeyi bilen hikmet sahibisin. Allah’ım bize faydalı ilim öğret, öğrendiklerimizden de faydalanabilmeyi nasip et. İlmimizi arttır, bize hakkı hak olarak göster ona itaat etmekle bizi rızıklandır, batılı da batıl olarak göster, ondan sakınmamızı nasip eyle. Bizi sözü duyup en güzel şekilde itaat edenlerden kıl. Bizi rahmetinle salih kullarının arasına kat.

Mümin kardeşlerim, halen hadis-i şerifler ile devam ediyoruz ve şu anda erkeğin eşi üzerindeki hakları konusunu işliyoruz.

Erkeğin Eşi Üzerindeki Hakları Hakkındaki Hadis-i Şerifler:

İlk Hadis:

Bu konuda bir hadis nakledilmiştir. Üsame b. Zeyd (r.a.)’dan nakledildiğine göre Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

(( مَا تَرَكْتُ بَعْدِي فِتْنَةً أَضَرَّ عَلَى الرِّجَالِ مِنْ النِّسَاءِ ))

[ متفق عليه ]

"Ben, benden sonra erkekler için kadınlardan daha zararlı bir fitne bırakmış değilim."

(Buhari ve Müslim)

İnsanın Karşı Koyamayacağı İki Fitne: Mal ve Kadınlar

İnsan bazen nerden cezalandırılır? Kişi Allah’ın emirlerine uyarak istikamet üzere olduktan sonra ayağı nasıl kayar? Neden cezalandırılır? Nasıl gerisin geri döner? Allah’tan nasıl gizlenir? Nasıl geriler? Nasıl geri adım atar? Namazlarında Allah’a yönelimini nasıl kaybeder? Allah’a yönelmeyi nasıl bırakır? İbadetlerinin önemsiz ve anlamsız olduğunu nasıl düşünür? Bunlar ancak hayatına gayri meşru yolla bir kadın girdiğinde olur.

Ebu Hureyre (r.a.) Efendimizden şöyle naklediyor:

(( الْعَيْنُ تَزْنِي، وَالْقَلْبُ يَزْنِي، فَزِنَا الْعَيْنِ النَّظَرُ، وَزِنَا الْقَلْبِ التَّمَنِّي، وَالْفَرْجُ يُصَدِّقُ مَا هُنَالِكَ أَوْ يُكَذِّبُهُ ))

[ أحمد ]

“Göz zina eder, kalp de zina eder, Gözün zinası bakmaktır. Kalbin zinası ise temenni etmek, arzulamaktır. Ferc ise bunu doğrular ya da yalanlar.”

(Ahmed b. Hanbel)

İnsan gözü ile zina edebilir, dili ile, kulakları ile, eli ile zina edebilir. Bu sapkınlıklar kul ile rabbi arasında bir engeldir. Kişiye şöyle bir soru sorduğumuzda: İman yolundaki tehlikeli tuzaklar nelerdir? Müslümanların genelinin aklına gelen şeyler, içki içmek, hırsızlık yapmak, adam öldürmektir. Bu günahlar Allah Teâlâ’nın Kuran’da, Rasulullah (s.a.v.)’in de sünnetinde zikrettiği büyük günahlardır. Bu günahlar Müslümanların çoğunluğunun uzak durduğu günahlardır. Fakat bu Müslüman nerden döner, nerede kendini tekrar eder, namazı nasıl boş yere olur? Orucu nasıl manasız olur? İki önemli konudan dolayı bunlar olur. Onlar da kadınlar ve para kazanma ile ilgili konulardır. Günahlara ve onların tekrar edilmelerine, insan nefsinin sahasının genişlediği yerlere baktığımızda, görüyoruz ki, en büyük alanı mal sevgisi ve kadın sevgisi kaplamaktadır. Bu yüzden insanın önündeki en büyük engel mal ve kadınlar yönündedir. Bu sebeple Rasulullah (s.a.v.) hadis-i şeriflerinde insanın önündeki en büyük tehlike olarak kadını göstermektedir. Yani kişi bununla Allah’a isyan eder. Allah insana verdiği şehvet için meşru bir yol, temiz bir kanal yaratmıştır. Rabbimiz (c.c.) şöyle buyuruyor:

قَدْ أَفْلَحَ الْمُؤْمِنُونَ * الَّذِينَ هُمْ فِي صَلَاتِهِمْ خَاشِعُونَ * وَالَّذِينَ هُمْ عَنِ اللَّغْوِ مُعْرِضُونَ * وَالَّذِينَ ﴿
هُمْ لِلزَّكَاةِ فَاعِلُونَ * وَالَّذِينَ هُمْ لِفُرُوجِهِمْ حَافِظُونَ * إِلَّا عَلَى أَزْوَاجِهِمْ أوْ مَا مَلَكَتْ أَيْمَانُهُمْ فَإِنَّهُمْ
﴾ غَيْرُ مَلُومِينَ * فَمَنِ ابْتَغَى وَرَاء ذَلِكَ فَأُوْلَئِكَ هُمُ الْعَادُونَ 

( سورة المؤمنون )

“Müminler kesinlikle kurtuluşa ermiştir Ki onlar, namazlarında derin bir saygı hali yaşarlar; Anlamsız, yararsız söz ve davranışlardan uzak dururlar; Zekâtı verirler; İffetlerini korurlar; Sadece eşleriyle veya ellerinin altında olanlarla (cariyelerle) yetinirler, bundan dolayı da kınanacak değillerdir. Ama her kim bunun ötesine geçmek isterse işte haddi aşanlar onlardır.”

(Müminun Suresi: 1-7)

Yani zalim olan onlardır. Bu kişiler kendilerine helal olmayan kadınlara bakarak, onlar ile sohbetler ederek, konuşmada o kadınlara karşı kibar davranarak zalimlik ederler. Bunlar Allah Azze ve Celle’den uzaklaşmaktır. Gözün bir kadına odaklandığında, ona bakman, bu bakışı devam ettirmen caiz değildir. Burada tesettür (gözün tesettürü) başlar. Zira bunlar yaratıcının talimatlarıdır ve sana doğru talimatları yaratandan başka hiçbir merci veremez. Allah Teala şöyle buyuruyor:

﴾ يَا أَيُّهَا النَّاسُ اعْبُدُوا رَبَّكُمُ الَّذِي خَلَقَكُمْ ﴿

( سورة البقرة )

“Ey insanlar sizi yaratan Rabbinize kulluk edin.”

(Bakara Suresi)

Yani adeta ürün kullanmak için işe yarayacak talimatlar yaratandan gelir.

﴾ الحَقُّ مِنْ رَبِّكَ ﴿ 

( سورة البقرة: من الآية 147)

“Hak Rabbindendir”

(Bakara Suresi: 147)

Rasulullah (s.a.v.) yaratıcının bize bu aleti çalıştırmak için gerekli talimatları açıklaması için gönderdiği elçidir ve O (s.a.v.) şöyle buyurur:

(( مَا تَرَكْتُ بَعْدِي فِتْنَةً أَضَرَّ عَلَى الرِّجَالِ مِنْ النِّسَاءِ ))

"Ben, benden sonra erkekler için kadınlardan daha zararlı bir fitne bırakmış değilim."

(Buhari ve Müslim)

Kul İle Günah Arasında Bir İhtiyat Payı Olmalıdır:

Bazı zamanlarda bir bakış, kişi gözlerini harama kapatmadığında en büyük günaha yol açabilir. Bu yüzden Rabbimiz bazı ayetlerde şöyle buyuruyor:

﴾ تِلْكَ حُدُودُ اللّهِ فَلاَ تَقْرَبُوهَا ﴿

( سورة البقرة: من الآية 187)

“Bunlar Allah’ın koyduğu sınırlardır; sakın bu sınırlara yaklaşmayın.”

(Bakara Suresi: 187)

Başak bir ayette de şöyle buyrulur:

﴾ تِلْكَ حُدُودُ اللّهِ فَلاَ تَعْتَدُوهَا ﴿

( سورة البقرة: من الآية 229)

“Bunlar Allah’ın koyduğu kurallardır, öyleyse onları çiğnemeyin.”

(Bakara Suresi: 229)

Bir ayette

﴾ فَلاَ تَقْرَبُوهَا ﴿

“Sınırlara yaklaşmayın.”

Diğer ayette

﴾ فَلاَ تَعْتَدُوهَا ﴿

“Onları çiğnemeyin”

Buyrulmuştur.

Günahların insanı cezp eden yönleri vardır. Tüm günahlar Allah’ın insana verdiği şehvetin gücü ile seni cezp eder. Bu yüzden günah ile aranda bir ihtiyat, bir emniyet payı bırakmalısın, bunu yapmalısın ki ondan kurtulabilesin. Ayette şöyle zikredilir:

﴾ تِلْكَ حُدُودُ اللّهِ فَلاَ تَقْرَبُوهَا ﴿

“Bunlar Allah’ın koyduğu sınırlardır; sakın bu sınırlara yaklaşmayın.”

(Bakara Suresi: 187)

Altı bin voltluk bir akım düşünün. Bu akımın etrafında altı metre genişliğinde bir manyetik alan oluşur. Her hangi bir insan bu alana girdiğinde akımdan etkilenir ve çarpılır. Sen bu akımın tehlikeli olduğunu, etrafında bir manyetik alan olduğunu bilirsen ona yaklaşmazsın. Çünkü seni çeken bu alana girdiğinde çarpılır yanarsın.

Kadınlarla ilgili durum da aynen bu şekildedir. Bir emniyet payına ihtiyaç duyarsın. Bozuk bir yolda yürüme, zina ile hem hal olmuş bir kişiyle arkadaşlık kurma, onunla oturma, onu dinleme, uygunsuz hikâyeler okuma, karma ortamlara girme. İşte bunlar emniyet sahalarıdır. Çünkü Allah Azze ve Celle şöyle buyurmaktadır:

﴾ وَلاَ تَقْرَبُواْ الزِّنَى ﴿

“Zinaya yaklaşmayın.”

Yaklaşmayın! Yani zina ile aranda bir emniyet çemberi oluşturmalısın. Bir ihtiyat payı. Bir bakış tebessüme dönüşür, sonra randevu ve görüşme.

(( مَا تَرَكْتُ بَعْدِي فِتْنَةً أَضَرَّ عَلَى الرِّجَالِ مِنْ النِّسَاءِ ))

"Ben, benden sonra erkekler için kadınlardan daha zararlı bir fitne bırakmış değilim."

(Buhari ve Müslim)

Unutma sana haram olan bir kadın patlayacak bir mayındır. Belki dinini, belki namazını, belki Allah’a olan yönelişini, belki de O’na olan yakınlığını mahveder. Ki sen bir kere Allah’a yaklaşmanın tadını almışsın, problem de burada. Mümin bu yakınlığın tadını alırsa onu hiçbir şeye değişmez. Ama eğer almamışsa dini olan her şeyi külfet olarak görür, din ona ağır gelir, dini bir yoksunluk addeder. Fakat eğer Allah’a yakın olmanın lezzetine varmışsa bu yakınlığı pahalı ucuz, değerli değersiz her şeye karşı muhafaza eder.

Bazen kişi zor bir duruma düşer, ortam tokalaşmayı gerektiren bir ortamdır. Ama Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyurur:

(( إِنِّي لَا أُصَافِحُ النِّسَاءَ ))

[ أحمد عن أميمة بنت رقيقة ]

“Ben kadınlarla musafaha etmem - tokalaşmam.”

(Ahmed b. Hanbel Ümeyme bint. Rukiye’den nakletmiştir)

Hangisi daha değerli, Allah ile olan ilişkin mi yoksa insanların eleştirilerinden kurtulmak mı?

﴾ أَتَخْشَوْنَهُمْ فَاللّهُ أَحَقُّ أَن تَخْشَوْهُ ﴿

“Yoksa onlardan korkuyor musunuz? Oysa asıl çekinmeniz gereken Allah’tır.”

Bu bir denge meselesidir. “Allahu Ekber (Allah en büyüktür)” sözünün anlamı şudur: Allah’ın her şeyden, her türlü hedeften, her gaye ve amaçtan büyük olduğunu düşünüyorsan, O’nun emirlerine sıkı sıkıya uymalısın. Zira bu söz seni durup düşünmeye ve sükûnete davet eder.

Arzulara İtaat Etmekle Namazı Terk Etmek Arasındaki İlişki

Allah Azze ve Celle ahir zaman Müslümanları hakkında ne buyurmuştu?

﴾ فَخَلَفَ مِن بَعْدِهِمْ خَلْفٌ أَضَاعُوا الصَّلَاةَ وَاتَّبَعُوا الشَّهَوَاتِ ﴿

( سورة مريم: الآية 59)

“Sonra bunların ardından artık namazı kılmayan ve nefsanî arzulara uyan bir nesil geldi.”

(Meryem Suresi: 59)

Neden namazı bıraktılar? Çünkü arzularına uydular. Neden arzularına uydular? Çünkü namazı terk ettiler. Bunlar arasında direk bir bağlantı vardır. Kimi zaman namazı terk etmek arzulara itaat etmeye sebep olur, kimi zaman da arzulara kapılmak namazı terk etmeye yol açar. Rabbimiz Subhanehu ve Teâlâ şöyle buyuruyor:

 ﴾ فَسَوْفَ يَلْقَوْنَ غَيّاً ﴿

“Bunlar elbette azgınlıklarının cezasını bulacaklardır.”

Arzularına uydukça namazı kaybediyorlar. Namazı bıraktıkça da arzularına uyuyorlar. Bu yaratıcının ifadesidir. Bunlar kaçınılmaz kanunlardır.

 ﴾ فَسَوْفَ يَلْقَوْنَ غَيّاً ﴿

“Bunlar elbette azgınlıklarının cezasını bulacaklardır.”

Arzuların peşinden gitmek, namazı terk etmek, zulme, düşmanlığa, aşırılığa ve dalalete tahammül etmek…

Bazen bir benzin istasyonuna gireriz, orada ilan verecek yerler vardır. Bu ilanlara belirli sayıda kelime yazılabilir. Mesela ilanda “sıraya giriniz.” Yazdığını varsayalım, bu mümkündür. Eğer ilanda “ istasyonun temiz tutulmasına dikkat edin.” Yazıyorsa bu da kabul edilebilir bir ilandır ama uyarıcı, çarpıcı değildir. Ama ilan da şu cümleler yazıyorsa: “Sigara içmek yasaktır! Sigara tüm bu istasyonu yakabilir” Bu özel bir tür ilandır. Bunun yerine bin tane ilan assak hiçbir işe yaramaz. Ama “Sigara içmek yasaktır” yazdığımızda bu ilan benzin istasyonunun sonunu getirebilecek bir ilandır. İşte Rabbimiz Azze ve Celle Kuran’da böyle buyuruyor:

﴾ قُل لِّلْمُؤْمِنِينَ يَغُضُّوا مِنْ أَبْصَارِهِمْ ﴿

( سورة النور: من الآية 30 )

“Mümin erkeklere söyle, gözlerini haramdan sakınsınlar”

Mümin İçin Allah’ın Emir ve Yasakları Karşısında Bir seçme Şansı Yoktur

Bu emir her şeye sebeptir, hayati bir meseledir. Allah’a yönelmek ile ilişkilidir. Allah’ın emirlerine uyuduğunda O’na yönelirsin, uymadığında ilişkiyi kesmiş olursun. Kuran’ı Kerim’deki her emir ve her yasak hayati bir önem taşır. Allah ile olan ilişkinin sınırını belirler. Çünkü ayette şöyle buyrulur:

﴾ وَمَا كَانَ لِمُؤْمِنٍ وَلَا مُؤْمِنَةٍ إِذَا قَضَى اللَّهُ وَرَسُولُهُ أَمْراً أَن يَكُونَ لَهُمُ الْخِيَرَةُ مِنْ أَمْرِهِمْ ﴿

( سورة الأحزاب: من الآية 36 )

“Allah ve resulü herhangi bir konuda hüküm verdiklerinde artık mümin bir erkek veya kadın için işlerinde tercih hakları yoktur.”

(Ahzap Suresi: 36)

Mübah olan şeylerde, bu ya da şu ev arasında, şu veya bu genç kız arasında, talip olacağın kişiler arasında, çalışacağın hizmet konusunda, memur mu tüccar mı olacağın konusunda, hangi tatil beldesinde kalacağın konularında seçme şansın, tercih hakkın vardır. Ama Allah’ı hakkıyla tanıyorsan, O’nun hüküm verdiği bir konuda tercih hakkın olamaz.

﴾ وَمَا كَانَ لِمُؤْمِنٍ وَلَا مُؤْمِنَةٍ إِذَا قَضَى اللَّهُ وَرَسُولُهُ أَمْراً أَن يَكُونَ لَهُمُ الْخِيَرَةُ مِنْ أَمْرِهِمْ ﴿

( سورة الأحزاب: من الآية 36 )

“Allah ve resulü herhangi bir konuda hüküm verdiklerinde artık mümin bir erkek veya kadın için işlerinde tercih hakları yoktur.”

(Ahzap Suresi: 36)

Günümüzde bazı incelik,, nezaket ve toplumsal bir zevk olarak yapılan bir şey var, bir kadını evinde karşılıyor, selamlıyorsun, eşin evde yokken bile bunu incelik olsun diye yapabiliyorsun. Sonra da diyorsun ki: ama o baldızım, amcamın kızı, dayımın kızı, onu ağırlayabilirim. Bu bir inceliktir. Kadınlarla bir arada bulunmak çok zevkli.” Bu insanın Allah Azze ve Celle ile olan ilişkisini bitirebilir, şeytanın teşvik ettiği bir davranıştır. Fakat mümin Allah’ın sınırlarında durur, onu aşmaz. Allah’ın helal kıldığı helal, haram kıldığı haramdır. Mümin Allah ile arasındaki bu bağı korumak istiyorsa, Allah’ın sınırlarını muhafaza etmelidir. Allah insanların gözünde değersizleşirse, onlar da Allah katında değersizleşirler. Kişi der ki: Su az, fiyatlar yüksek, zorluklar var, işte bunları tercüme eden meşhur söz şudur: “Allah insanların gözünde değersizleşirse, onlar da Allah katında değersizleşirler.” Bu insanlar bir şeyin caiz olup olmadığına, haram ya da helal, izin verilen ya da verilmeyen bir şey olduğuna, günah barındırıp barındırmadığına aldırış etmezler. Rasulullah (s.a.v.) bir sahabi şöyle dedi: Ey Allah’ın Resulü bana kısa öz bir öğüt ver. Rasulullah (s.a.v.) de şöyle buyurdu:

(( قُل آمنت بالله، ثمّ استقم ))

[ ورد في الأثر ]

“Allah’a inandım de, sonra da dosdoğru ol”

(Kaynaklarda mevcuttur)

Bir bedevi Rasulullah (s.a.v.)’e “bana kısa öz bir öğüt ver” dedi. Başka bir hadiste de Süfyan b. Abdullah es-Sakafi diyor ki: “Ya Rasulallah, bana İslam için öyle bir şey söyle ki daha sonra bir daha soru sormayayım.” Efendimiz de şöyle buyurdu: “Şöyle de,

(( آمَنْتُ بِاللَّهِ فَاسْتَقِمْ ))

[ مسلم ]

“Allah’a iman ettim. Sonra da dosdoğru ol.”

(Müslim)

Adam dedi ki “bundan daha hafif olsun, bu ağırdır.” Efendimiz de şöyle buyurdu:

(( إذًا: فاستعِدّ للبلاء ))

“Öyleyse musibetlere hazırlıklı ol.”

Allah’a karşı açık kanun ve yasalarla muamelede bulunursan hem sen rahat eder hem de rahatlatırsın. Rabbimize ya itaatle gelirsin ya da ona musibetler zinciri ile ulaşırsın. Ya gönüllü olarak, süratle, isteyerek, azimle ve şevkle gelirsin ya da bir problem, bir hastalık, bir sıkıntı, bir baskı sonucunda gelirsin. Ama marifet itaatle gelmektir.

﴾ ثُمَّ اسْتَوَى إِلَى السَّمَاء وَهِيَ دُخَانٌ فَقَالَ لَهَا وَلِلْأَرْضِ اِئْتِيَا طَوْعاً أَوْ كَرْهاً قَالَتَا أَتَيْنَا طَائِعِينَ ﴿

( سورة فصلت: الآية 11 )

“Dahası O, duman halinde olan semaya iradesini yöneltti; ardından ona ve arza, “İsteyerek veya istemeyerek (varlık sahnesine) gelin!” buyurdu. “İsteyerek geldik” dediler.”

(Fussilet Suresi: 11)

Çünkü Allah Teala bizi mutlu olalım diye yaratmıştır. Bu kati bir kelamdır. Ya kendi seçiminle mutlu olmayı kabul edersin, ya da seni bu saadete o ya da bu şekilde iletir. Bu yüzden de ayette şöyle buyruluyor:

﴾ لِّلَّهِ ما فِي السَّمَاواتِ وَمَا فِي الأَرْضِ وَإِن تُبْدُواْ مَا فِي أَنفُسِكُمْ أَوْ تُخْفُوهُ يُحَاسِبْكُم بِهِ اللّهُ ﴿

( سورة البقرة: من الآية 284 )

“Göklerde ve yerde ne varsa hepsinin mülkiyeti Allah’a aittir. İçinizdekini açığa vursanız da gizleseniz de Allah sizi ondan hesaba çeker.”

(Bakara Suresi: 284)

Eğer kişinin ruhunda bir hastalık varsa, ister kendini belli etsin ister etmesin hesaba çekilecek. Peki, nasıl hesaba çekilecek?

﴾ فَيَغْفِرُ لِمَن يَشَاءُ وَيُعَذِّبُ مَن يَشَاءُ ﴿

( سورة البقرة: من الآية 284 )

Sonra dilediğini bağışlar, dilediğine azap eder”

(Bakara Suresi: 284)

Eğer ona gönüllü olarak yönelirsen seni bağışlar. Eğer yüz çevirirsen yine gidersin ama bir takım zorluklarla gidersin. Yine bağışlanırsın ama azaptan sonra bağışlanırsın, hemen o yüz çevirmenin ardından değil. Allah’a yönelmenin veya azabın ardından da olsa mağfiret vardır.

﴾ فَيَغْفِرُ لِمَن يَشَاءُ وَيُعَذِّبُ مَن يَشَاءُ وَاللّهُ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ قَدِيرٌ ﴿

( سورة البقرة: من الآية 284 )

“Sonra dilediğini bağışlar, dilediğine azap eder; Allah her şeye kadirdir.”

(Bakara Suresi: 284)

Doktor sana der ki: Ya ilaçlarını kullanırsın ya da ameliyat olursun. Şimdi ilaç içmek mümkün, fakat bir müddet sonra ameliyat mecburi hale gelir. Sen tercihinde özgürsün. İşte insan ameliyattan önce ilaçla tedaviyi kabul etmeli. Kendine olan sevginden, güvenliğin ve selametine olan isteğin, varlığının mükemmeliyetine ve bekasına olan arzundan yola çıkıyorsan, Allah Azze ve Celle’ye itaat et. Çünkü:

﴾ وَمَن يُطِعْ اللَّهَ وَرَسُولَهُ فَقَدْ فَازَ فَوْزاً عَظِيماً ﴿

( سورة الأحزاب: من الآية 71)

“Kim Allah’a ve resulüne itaat ederse gerçekten büyük bir kazanç elde eder.”

(Ahzap Suresi: 71)

Kuran’ın Kıstasları İle İnsanın Kıstasları Arasında Kazançlı Olan

Şimdi insanların bakışına bak, sana derler ki, filancayı tebrik ederim, arazisinin fiyatı sekiz kat arttı. İnsanlar mala değer verirler. Kim az emekle çok mal elde ettiyse insanlar onu gözlerinde büyütürler. Kişi seçkin bir konumda büyük, gösterişli, lüks ve konforlu bir ev almış, onu harika bir şekilde süslemişse yine insanlar onu takdir ederler. Onu maharetli ve zevkli olmakla överler.

Birisi yüksek bir makam elde ettiyse takdir edilir, dünya standartlarına göre üstün bir çocuk dünyaya getirdiyse yine takdir edilir. Bunlar insanların kıstaslarıdır.

Ama asıl başarılı olan kişi Allah’ın kıstaslarını arayan, Kuran’ı Kerim’deki açıklanan ölçütleri önemseyendir. Allah Teala buyuruyor ki:

﴾ وَمَن يُطِعْ اللَّهَ وَرَسُولَهُ فَقَدْ فَازَ فَوْزاً عَظِيماً ﴿

( سورة الأحزاب: من الآية 71)

“Kim Allah’a ve resulüne itaat ederse gerçekten büyük bir kazanç elde eder.”

(Ahzap Suresi: 71)

Sen bu ölçütlere iman ediyor musun?

Bir örnek vereyim: Bir arkadaşın seninle aynı sıralarda okumuştur, çok serbest ve özgür bir işi vardır ama binlerce lira kazanıyordur, hatta milyonlarca… Ama o Allah’ın emirlerine uymaz, sen ise Allah’ın emirleri üzerine istikamette gidersin. Ama sadece günlük rızkını çıkarabiliyorsundur. Sen kendini bu durumda mahrum hisseder misin? Veya arkadaşının senden üstün olduğunu mu düşünürsün? Böyle hissediyorsan ayeti yaşamıyorsun demektir. Onu anlıyorsun ama yaşamıyorsundur. Manasını biliyor, anlıyor ama akledemiyorsundur. Çünkü ancak yaşadığında akletmiş olursun.  Gerçek mümin ateşe atılmayı istemediği gibi küfre dönmekten de çekinir. Gerçek mümin dünyada benden daha mutlusu yok, ancak benden daha takvalısı olabilir der. Yemeği kötü de olsa, elbiseleri kötü de olsa bunu söyler, işte bu imandır. İman Allah’ı bilmekle mutlu olmaktır. Hidayet her şeydir. Dünyanın tamamı Allah katında bir sinek kanadı kadar bile yoktur. Allah Azze ve Celle insanın kalbine tecelli ettiğinde dünyayı ve içindekileri unutur. Rasulullah (s.a.v.) ‘in hutbesini unutma:

(( إنّ هذه الدّنيا دار التواء لا دار استواء ))

[ ورد في الأثر ]

“Dünya zorluk ve meşakkat yurdudur, yerleşme yeri değil.”

(Kaynaklarda mevcuttur)

Dünya Kimse İçin Tam ve Mükemmel Olmaz

Subhanallah! Dünya insan için tam olamaz. Mal gelir huzur gider, huzur gelir mal gider. Mal ve huzur gelir kişi salih eşini kaybeder. Eşi olur hayırlı çocuklarını kaybeder. Çocukları olur ama onlara yetecek kadar geliri olmaz. Geliri vardır ama çocukları hayırsızdır. Her şey yolundadır ama sağlığı iyi değildir. Rasulullah (s.a.v.)’in de buyurduğu gibi bu dünya zorluk ve meşakkat yurdudur, yerleşme yeri değildir. Yerleşemezsin. Her şeyin mükemmel olması imkânsızdır. Dünya noksanlık üzerine düzenlendi ki bu da bize bir rahmettir. Çünkü her şey tam olsaydı Allah’a kavuşmak, O’na dayanıp güvenmek insana güzel gelmezdi. Eğer her şey istediğin gibi gidiyorsa bu en büyük musibettir. Allah Azze ve Celle buyuruyor ki: Kulum, göklerde ve yerde olan her şeyi senin için yarattım. Onların hiç birini yaratmaktan yorulmam. Her zaman senin için rızık olarak yarattığım bir somun ekmek var mı? İzzetim ve şerefim üzerine yemin ederim ki, senin için taksim ettiklerime razı olmazsan dünyayı sana musallat ederim. Dünya her yönden üstüne gelir. Dünyayı öyle bir musallat ederim ki orada vahşi hayvanın doğada koştu gibi koşarsın da yine de senin için tayin ettiğimden başkasını elde edemezsin. Benim katımda azarlanırsın. Sen diliyorsun ama ben de dilerim. Eğer bana istediğimi hakkımı teslim edersen, istediğini sana veririm. Sen benim istediğimi vermezsen seni istediklerinle yorarım. Sonra da ortada benim istediğimden başka bir şey kalmaz. İnsan sapkınlık yaparsa, günahlara dalarsa dünya her yönden üstüne gelir. Nimet bu değildir.

﴾ وَنَعْمَةٍ كَانُوا فِيهَا فَاكِهِينَ ﴿ 

( سورة الدخان: الآية 27 )

“Zevk ve sefasını sürdükleri nice nimetler!”

(Duhan Suresi: 27)

Bu nimet değildir, bu gazaptır. Ataullah el-İskenderi diyor ki: “Belki sana verirken mahrum etti, belki de mahrum ederken aslında veriyordu.”  Bazen seni mahrum eder. Dünyadan mahrum ettiğinde de sen Allah’a yönelir ve bu yakınlıkla mutlu olursun. Ve dünyadan mahrum olmakla her şey tamam olur. Ya da dünya tam istediğin gibi gidebilir ama Rabbinle aranda bir engel oluşur.

(( مَا تَرَكْتُ بَعْدِي فِتْنَةً أَضَرَّ عَلَى الرِّجَالِ مِنْ النِّسَاءِ ))

[ متفق عليه ]

"Ben, benden sonra erkekler için kadınlardan daha zararlı bir fitne bırakmış değilim."

(Buhari ve Müslim)

Bu öncelikli ilk sıralardaki tehlikedir. Bazı zamanlarda filanca derse gelmez. Sebebi nedir? Akrabalarını ziyaret etmiş ve görmemesi gereken hanım bir akrabası ile karşılaşmıştır. Laf lafı açmış ve bundan hoşlanmıştır. Namaz kılmak için kalktığında bir üşengeçlik hisseder. Bir sapkınlık, bir günah hisseder. Bu görüşme devam ettikçe meydana gelen tembellik ve üşengeçlik Allah ile olan ilişkinin sonlanmasına kadar gider. İnsanın Allah ile ilişkisini koparması içi bir çok farklı olay ve durum vardır. Bu ilim meclislerinde bile olur. Kadınlarla görüşme ile başlayan günah bakma seviyesinden, konuşma, sohbet seviyelerine çıkar ve bu günah Allah ile olan bağların kopmasına sebep olur.

İkinci Hadis:

Rasulullah (s.a.v.)’in kadınlara müjde verdiği bir hadis vardır. Mümin hanımlara bir müjde… Ümmü Seleme (r.a) diyor ki; Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

(( أَيُّمَا امْرَأَةٍ مَاتَتْ وَزَوْجُهَا عَنْهَا رَاضٍ دَخَلَتْ الْجَنَّةَ ))

[ الترمذي عن أم سلمة ]

“Bir kadın eşi kendisinden razı olarak ölürse cennete girer.”

(Tirmizi Ümmü Seleme’den nakletmiştir)

Çünkü eşi razı etmek kadının dininin dörtte biridir. Abdurrahman b. Avf Rasulullah (s.a.v.)’den şöyle naklediyor:

إِذَا صَلَّتْ الْمَرْأَةُ خَمْسَهَا، وَصَامَتْ شَهْرَهَا، وَحَفِظَتْ فَرْجَهَا، وَأَطَاعَتْ ))
(( زَوْجَهَا قِيلَ لَهَا: ادْخُلِي الْجَنَّةَ مِنْ أَيِّ أَبْوَابِ الْجَنَّةِ شِئْتِ 

[ أحمد ]

“Bir kadın beş vakit namazını kılar, Ramazan orucunu tutar, iffetini korur, bir de kocasına itaat ederse, ona ‘Haydi, cennetin hangi kapısından istersen gir’ denilir”

(Ahmed b. Hanbel)

Eşe İyilikle İtaat Etmek Cennete Girmeye Sebeptir

Allah’ın gazabına sebep olmayacak şeylerde eşe itaat ve onu razı etmek, bir kadının cennete girmesi için yeterlidir.  Eşinden her şekilde memnun ve razı olan az erkek görürsünüz. Kadın eşinin bu hakkını bilseydi yemeğini getirmeden oturmazdı. Fakat tabi bu mümin eş için geçerlidir. Çünkü mümin erkek karısının haklarını da bilir.

Bu hadisi Tirmizi nakletmiş ve hadisin hasen olduğunu belirtmiştir.

İlk hadis Buhari ve Müslim hadisiydi ve sıhhat yönünden en üst seviyedeydi. İmam Buhari ve Müslim’in ittifak ettiği hadis kırmızı bir ışık gibidir, önemlidir. Bu hadisin altını kırmızı kalemle çiz.

(( مَا تَرَكْتُ بَعْدِي فِتْنَةً أَضَرَّ عَلَى الرِّجَالِ مِنْ النِّسَاءِ ))

[ متفق عليه ]

"Ben, benden sonra erkekler için kadınlardan daha zararlı bir fitne bırakmış değilim."

(Buhari ve Müslim)

Kadınların fitnesinden korunmak için sebeplere sarılmanın gerekliliği

İnsan gözlerini harama kapatarak, kötü yerleri terk ederek, kötü arkadaşlardan ayrılarak, karma ortam olan partilerden kaçınarak Allah’tan korkmayan bir kadının bulunduğu ortama girmeyerek Allah’tan yardım diler. Erkeklerle çok fazla muhatap olan kadınlar ile ilişkiyi keserek bunu yapar. İşte bunların hepsi dini korumak içindir.

Alemlerin Rabbi Olan Allah’a Hamdolsun