Rahman ve Rahim Olan Allah’ın Adıyla

Hamd âlemlerin Rabbi olan Allah’a mahsustur, Salât ve Selam güvenilir ve sözünün eri olan Hz. Muhammed (s.a.v.)’e olsun. Allahım, senin öğrettiklerinden başka bir ilmimiz yoktur. Sen her şeyi hakkıyla bilen ve hikmetle yaratansın. Allahım bize faydalı ilim ver, bildiklerimizden de faydalanabilmeyi nasip eyle, ilmimizi arttır. Bize hakkı hak olarak göster ve ona tabi olmakla rızıklandır, batılı da batıl olarak göster ve ondan kaçınmak ile bizi rızıklandır. Bizi sözü işitip güzel bir şekilde itaat edenlerden eyle, rahmetinle bizleri salih kulların arasına kat.

Sahabenin Hepsi Uduldür (Asla Yalan Söylemezler) ve Onlardan Direk Hadis Alırız:

Mümin kardeşlerim, Akaid derslerimizin ikincisini yapmaktayız. İlk dersimizde iman kavramını işlemiştik. Bugün de inşallah aynı konu üzerinden dersimize devam edeceğiz.

Değerli kardeşlerim, Ashab-ı Kiram Rasulullah (s.a.v.)’den ilim aldılar ve hepsi adalet vasfına sahiptiler, yani Rasulullah (s.a.v.)’den aldıkları ve naklettikleri hadis ve ilim konusunda asla yalan söylemezlerdi. Bu yüzden de Rasulullah (s.a.v.) dönemi, O’ndan sonra gelenler dönemi ve onları takip edenlerin dönemi, bu üç çağ İslam tarihinin en parlak dönemleri sayılır. Bu üç çağ Rasulullah (s.a.v.)’in hadisinde de zikredilmiştir:

((خير القرون قرني ثم الذين يلونهم ثم الذين يلونهم))

“En hayırlı insanların bulunduğu asır benim bulunduğum asırdır sonra onlardan sonra gelenler, sonra yine onlardan sonra gelenlerdir.”

Onlar Kuran’ı Kerim’i anladılar, Rasulullah’ın aktardıklarını anladılar, böylece dua, teslimiyet ve doğru bir kavrama tamamlanmış oldu. Ahir zamanda yaşayan insanların onların anladıklarının aksine bir kavrayışa sahip olmaları akıl alır bir şey değildir. Bundan dolayı bir konu hakkında zaman zaman ihtilafa düştüğümüzde, sahabenin Kuran’ı Kerim ayetlerini anlama şekillerine, Rasulullah(s.a.v.)’in hadislerini nasıl anladıklarına dönüp bakıyoruz.

İmanî Tavırlar:

1. Peygamberimize İtaat:

Değerli kardeşlerim, imanî tavırlardan ilki Rasulullah (s.a.v.)’e itaat ve ittibadır. Bunun delili ise şu ayettir:

﴾ قُلْ إِنْ كُنْتُمْ تُحِبُّونَ اللَّهَ فَاتَّبِعُونِي يُحْبِبْكُمُ اللَّهُ وَيَغْفِرْ لَكُمْ ﴿

[سورة آل عمران الآية: 31]

“De ki: “Eğer Allah’ı seviyorsanız bana uyun ki Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın.”

(Al-i İmran Suresi: 31)

Rasulullah (s.a.v.)’in hakkında şu sözleri söylediği ilk sahabi (Hz. Ebu Bekir’dir):

((ما طلعت شمس بعد نبي أفضل من أبي بكر))

“Güneş, nebilerden sonra Ebu Bekir’den daha faziletli birinin üzerine doğmamıştır”

Rasulullah (s.a.v.) tabi olan bir nebi olduğunu, hiç olmayan bir şeyi getirmediğini söylüyordu. Yine Allah Azze ve Celle efendimize şöyle söylemesini emretmişti:

﴾ إِنْ أَتَّبِعُ إِلَّا مَا يُوحَى إِلَيَّ ﴿

[سورة الأنعام الآية: 50]

“Ben sadece bana vahyolunana uyarım.”

(Enam Suresi: 50)

Yine şöyle demesini emretti:

﴾ وَلَا أَعْلَمُ الْغَيْبَ ﴿

[سورة الأنعام الآية: 50]

“Ben gaybı bilmem.”

(Enam Suresi: 50)

Yine şöyle demesini emretti:

﴾ قُلْ إِنِّي أَخَافُ إِنْ عَصَيْتُ رَبِّي عَذَابَ يَوْمٍ عَظِيمٍ ﴿

[سورة الزمر الآية: 13]

“De ki: “Eğer rabbime isyan edersem, dehşetli bir günün azabına uğrayacağımdan korkarım.”

(Zümer Suresi: 13)

Yine şöyle demesini emretti:

﴾ قُلْ إِنِّي لَا أَمْلِكُ لَكُمْ ضَرّاً ﴿

[سورة الجن الآية: 21]

“Doğrusu ben size zarar verme gücüne sahip değilim.”

(Cin Suresi: 21)

Yine şöyle demesini emretti:

﴾ لَا أَمْلِكُ لِنَفْسِي ضَرّاً وَلَا نَفْعاً ﴿

[سورة يونس الآية: 49]

“Allah dilemedikçe ben kendime bile fayda veremem.”

(Yunus Suresi: 49)

Yol büyüdükçe, insan küçülür, insan büyüdükçe yol küçülür. Bizim Allah Azze ve Celle’den gelen bir yolumuz var, o da Kitap ve Sünnet’tir. Rasulullah (s.a.v.) de Müslümanların hayatındaki en yüce insandır.

﴾ إِنْ أَتَّبِعُ إِلَّا مَا يُوحَى إِلَيَّ ﴿

[سورة الأنعام الآية: 50]

“Ben sadece bana vahyolunana uyarım.”

(Enam Suresi: 50)

Biz de O’na tabi olmakla emrolunduk. Öyleyse Rasulullah (s.a.v.)’e uymak imandır. İman, yüce nebiye tabi olmaktır.

2. Rasulullah (s.a.v.)’i  En İyi Şekilde Anlayan 

İkinci Seviye: Biz Rasulullah (s.a.v.)’i en iyi şekilde anlayıp O’ndan aldıkları bilgi ve haberleri asla yalan söylemeden, gizlemeden bizlere ileten, aktaran ashaba ittiba etmeli, uymalıyız. Nitekim Allah Azze ve Celle şöyle buyuruyor:

 وَمَنْ يُشَاقِقِ الرَّسُولَ مِنْ بَعْدِ مَا تَبَيَّنَ لَهُ الْهُدَى وَيَتَّبِعْ غَيْرَ ﴿
﴾ سَبِيلِ الْمُؤْمِنِينَ نُوَلِّهِ مَا تَوَلَّى وَنُصْلِهِ جَهَنَّمَ وَسَاءَتْ مَصِيراً

[سورة النساء الآية: 115]

“Yolun doğrusu kendine apaçık belli olduktan sonra Rasulullah’a karşı çıkan ve müminlerin yolundan başkasını izleyen kimseyi saptığı yönde bırakırız ve onu cehenneme atarız. Orası varılacak ne kötü bir yerdir!”

(Nisa Suresi: 115)

İnanmalısın:

Ümmetin üzerinde icma ettiği (ittifak ettiği) şeyler de dinin temel kaynaklarından biridir. Çünkü Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyuruyor:

((لا تجْتَمِعُ أُمَّتِي عَلَى ضَلاَلَةٍ))

“Ümmetim hata üzerinde birleşmez, ittifak etmez.”

Rasulullah (s.a.v.)’in kendisinin günahsız olduğuna iman etmek de İslam akaidinin öğelerinden biridir. Çünkü Allah Teâlâ O’nu masum, günahsız kılmıştır. Bize de O’na itaat etmemizi emretmiştir. Sonuçta günahsız olmayan bir kuldan nasıl her şeyi alabiliriz ki? Bu imkânsızdır. Kulunu günahsız yaratmış, bize de O’na itaati emretmiştir. O (s.a.v.) sözlerinde, fiillerinde, takrir yani onaylamalarında, desteklemelerinde ve sıfatlarında hata işlemez. Günahsız olan Peygamberimiz (s.a.v.)’in emrettiklerini alır uygular, yasakladıklarından da kaçınırız.

Buraya Dikkat Edin:

Allah Azze ve Celle buyuruyor ki:

﴾ قُلْ أَطِيعُوا اللَّهَ وَأَطِيعُوا الرَّسُولَ ﴿

[سورة النور الآية: 54]

“Allah’a itaat edin, Resule de itaat edin.”

(Nur Suresi: 54)

Şimdi dikkat edin; Allah Teala neden “Allah’a ve Resule itaat edin” buyurmamıştır. Allah ve Resule itaat edin ile ayetteki şu cümle arasında büyük fark vardır:

﴾ قُلْ أَطِيعُوا اللَّهَ وَأَطِيعُوا الرَّسُولَ ﴿

[سورة النور الآية: 54]

“Allah’a itaat edin, Resule de itaat edin.”

(Nur Suresi: 54)

Yani Rasulullah Efendimiz başlı başına, müstakil olarak itaat edilen bir varlıktır. Herhangi bir şeye ihtiyaç duymaksızın bağımsız olarak itaat edilen bir şahıstır. Çünkü Allah Subhanehu ve Teâlâ dinin genel hükümlerini Kuran’da bildirmiş, ayrıntılı hükümleri ise Rasulullah’a bildirmiştir. Bunlar dindir ve din Kuran ve Sahih Sünnet’ten öğrenilir.

Hak Değişmez, Tektir:

Sonra Allah Teala buyuruyor ki:

وَأَنَّ هَذَا صِرَاطِي مُسْتَقِيماً فَاتَّبِعُوهُ وَلَا تَتَّبِعُوا السُّبُلَ  ﴿
﴾ فَتَفَرَّقَ بِكُمْ عَنْ سَبِيلِهِ ذَلِكُمْ وَصَّاكُمْ بِهِ لَعَلَّكُمْ تَتَّقُونَ

[سورة الأنعام الآية: 153]

“Şüphesiz bu benim dosdoğru yolumdur. Buna uyun; (başka) yollara sapmayın; sonra onlar sizi Allah’ın yolundan ayırır. İşte günahtan korunmanız için Allah bunları size emretti.”

(Enam Suresi: 153)

Hak tektir, asla değişmez. Ama batıl çoktur. Bu yüzden kuranda yol kelimesi tekil olarak gelmiştir. Ama başka sapkın yollar çoğul olarak kullanılmıştır.

﴾ وَيُخْرِجُهُمْ مِنَ الظُّلُمَاتِ إِلَى النُّورِ ﴿

[سورة المائدة الآية: 16]

“Onları karanlıklardan aydınlığa çıkarır”

(Maide Suresi: 16)

﴾ وَأَنَّ هَذَا صِرَاطِي مُسْتَقِيمًا فَاتَّبِعُوهُ وَلَا تَتَّبِعُوا السُّبُلَ ﴿

“Şüphesiz bu benim dosdoğru yolumdur. Buna uyun; (başka) yollara sapmayın”

Hak değişmez, tektir. Hak çok çeşittir diye düşünüyorsan bil ki hak tektir, onun dışındaki her şey batıldır. Fakat ikinci bir yolu hak zannediyorsan bil ki hak değişmez. Allah bizi bu konuda ihtilaf etmekten men etmiştir.

İhtilaf Çeşitleri:

Buyruluyor ki:

﴾ وَلَا تَكُونُوا كَالَّذِينَ تَفَرَّقُوا وَاخْتَلَفُوا مِنْ بَعْدِ مَا جَاءَهُمُ الْبَيِّنَاتُ وَأُولَئِكَ لَهُمْ عَذَابٌ عَظِيمٌ ﴿

[سورة آل عمران الآية: 105]

“Kendilerine apaçık deliller geldikten sonra parçalanıp ayrılığa düşenler gibi olmayınız. İşte onlar için büyük bir azap vardır.”

(Al-i İmran Suresi: 105)

Değerli kardeşlerim, bilgi az olduğunda doğal olarak ihtilafa düşeriz. İhtilaf aslında bilgi azlığıdır. Bu doğal bir ihtilaftır. Burada ihtilafa düşen kişi ne övülür, ne kınanır sadece mazur görülür. Fakat bir de çirkin görülen ihtilaf vardır, hakikatler, gerçekler açıkça ortaya çıktıktan, bu dinin tüm ayrıntıları belirlendikten sonra kim ihtilaf eder? Ancak kalbinde hastalık olan ihtilaf eder. Allah Teala buyuruyor ki:

﴾ وَمَا تَفَرَّقُوا إِلَّا مِنْ بَعْدِ مَا جَاءَهُمُ الْعِلْمُ بَغْياً بَيْنَهُمْ ﴿

[سورة الشورى الآية: 14]

“Onlar (peygamberlerin muhatapları), özellikle kendilerine dine dair bilgi geldikten sonra aralarındaki kıskançlık yüzünden bölünüp parçalandılar”

(Şura Suresi: 14)

Kitabımız bir, peygamberimiz bir, ilahımız birdir, cennet ve cehennem, ahiret haktır. Peki, biz neden ihtilaf ederiz? Bu ihtilaf menfaat içindir, arzuların ihtilafıdır, verilen nasipler için yapılan bir ihtilaftır. Bu ihtilaf da günahların en büyüğü sayılır:

﴾ وَلَا تَكُونُوا كَالَّذِينَ تَفَرَّقُوا وَاخْتَلَفُوا مِنْ بَعْدِ مَا جَاءَهُمُ الْبَيِّنَاتُ وَأُولَئِكَ لَهُمْ عَذَابٌ عَظِيمٌ ﴿

“Kendilerine apaçık deliller geldikten sonra parçalanıp ayrılığa düşenler gibi olmayınız. İşte onlar için büyük bir azap vardır.”

﴾ إِنَّ الَّذِينَ فَرَّقُوا دِينَهُمْ وَكَانُوا شِيَعاً لَسْتَ مِنْهُمْ فِي شَيْءٍ ﴿

[سورة الأنعام الآية: 159]

“Dinlerini bölüp gruplara ayrılanlar var ya, senin onlarla hiçbir alâkan yoktur.”

(Enam Suresi: 159)

Bu nedenle bir insan Müslümanların saflarını bölmeye ve aralarında bölünme oluşturmaya çalışırsa, her ne kadar bu bölünme ve parçalanmanın büyük hedefler için olduğunu iddia etse de;

﴾ إِنَّ الَّذِينَ فَرَّقُوا دِينَهُمْ وَكَانُوا شِيَعاً لَسْتَ مِنْهُمْ فِي شَيْءٍ ﴿

[سورة الأنعام الآية: 159]

“Dinlerini bölüp gruplara ayrılanlar var ya, senin onlarla hiçbir alâkan yoktur.”

(Enam Suresi: 159)

İhlâs Alametleri:

Kardeşlerim, ihlaslı olduğunun alameti mümin toplumuna ait olman, ihlasının zayıf olduğunun alameti ise küçük bir gruba ait olmandır. Şüphesiz her bir kardeşimizin bir camisi vardır, bu doğal bir şeydir, fakat asıl intisabı tüm mümin topluma olmasıdır. Yine şüphe yok ki her birimizin bizi seven, değer veren bir annemiz vardır. Ancak kimse başkalarının annelerini küçümseyemez. Yani bizler müfredatı aynı olan okullar gibiyiz. Kitabımız birdir, bu okuldaki öğretmenlerin öğrencililere aktaracakları çeşitli yöntemleri vardır.

İman İle İlgili Kavramlar:

İmanda en önde gelen kavramlardan biri ittibadır. İman tarlasında yalnızlık, sapkınlık, kişisel görüş yoktur. Çünkü din Allah katındandır, o tevkifîdir. O (c.c.) vahyinde mükemmeldir, peygamberine verdiği Kuran’ı Kerim’i tebliğ görevinde eksiksizdir. Dinde asla hata ve yanlış olmaz.

 اليوم أَكْمَلْتُ لَكُمْ دِينَكُمْ وَأَتْمَمْتُ عَلَيْكُمْ ﴿
﴾ نِعْمَتِي وَرَضِيتُ لَكُمُ الْإِسْلَامَ دِيناً

[سورة المائدة الآية: 3]

“Bugün sizin için dininizi kemale erdirdim, size nimetimi tamamladım, sizin için din olarak İslâmiyet’i beğendim.”

(Maide suresi: 3)

Din hataya yer vermez. Buna kesin olarak inanırız ki imanın gerekliliklerinden biri de budur: Kuran’ın tamamı haktır. Sahih hadislerin hepsi haktır. İşte bu iki kaynak hatadan uzaktır. Çünkü bunlar imandır. Şimdi iman ile ilgili kavramlara gelelim.

İman ile ilgili ilk kavram, bu dinin iki kaynağının, Kitap ve Sünnet’in kesin olarak doğru olduğuna imandır. İkincisi ise Kitap ve Sünnete ittiba yani itaattir.

Hadiste geçen “Sünnetime Sarılın” sözünden maksat nedir?

Tirmizi’de geçen sahih bir hadiste İbraz. b. Sariye diyor ki:

وَعَظَنَا مَوْعِظَةً بَلِيغَةً, ذَرَفَتْ مِنْهَا الْعُيُونُ, وَوَجِلَتْ مِنْهَا الْقُلُوبُ، فقَالَ قَائِلٌ: يَا رَسُولَ الله! كَأَنّ هَذِهِ مَوْعِظَةُ مُوَدّعٍ, فَمَاذَا تَعْهَدُ إلَيْنَا؟ فقَالَ: أُوصِيكُمْ بِتَقْوَى الله, وَالسّمْعِ, وَالطّاعَةِ, وَإِنْ عَبْداً حَبَشِيّا, فَإِنّهُ مَنْ يَعِشْ مِنْكُمْ بَعْدِي, فَسَيَرَى اخْتِلاَفاً كَثِيراً، فَعَلَيْكُم بِسُنّتِي -ومعنى سنتي: يعني أقوال النبي وأفعاله وإقراره وصفاته-, وَسُنّةِ الْخُلَفَاء الرّاشِدِينَ المَهْدِيّينَ تَمَسّكُوا بِهَا، وَعَضّوا عَلَيْهَا بِالنّوَاجذ, وَإِيّاكُمْ وَمُحْدَثَاتِ الأمُورِ، فَإِنّ كُلّ مُحْدَثَةٍ بِدْعَةٌ، وَكلّ بِدْعَةٍ ضَلاَلَة

“Rasulullah (s.a.v.) bize çok tesirli bir öğüt verdi. Bu öğütten dolayı kalpler ürperdi, gözler yaşardı. Biri dedi ki: "Ey Allah'ın resulü (senin) bu (vaazın yolculuğa çıkacağı için kalanlara) veda eden bir kimse'nin vaazına benziyor. Binaenaleyh bize neyi tavsiye edersiniz?" (söyleyin de bilelim), dedi. Efendimiz de "Size Allah'tan korkmanızı (başınızdaki idareciler) Habeşli bir köle olsa bile dinleyip, itaat etmenizi tavsiye ederim. Çünkü benden sonra sizden kim yaşarsa o, pek çok (dini) ihtilaflara şahit olacaktır. Binaenaleyh size gereken, sünnetime ve doğru yolum üzerinde bulunan halifelerimin sünnetine sarılınız. Bu sünnetlere (adeta) dişlerinizi (bir daha çıkmamak üzere iyice) batırınız. Sizi (din adına) sonradan ortaya atılan işlerden sakındırırım. Çünkü sonradan ortaya atılan her iş bidattir ve her bidat sapıklıktır" buyurdu.

İbn Mesud’un Şu Sözünün Anlamı Nedir?

İbn Mesud şöyle buyurmuştur: “Bir yol takip etmek isteyen, bu yolu, ölmüş olanların yolundan seçsin. Zira hayatta onların fitnesinden emin olunamaz.” Ölmüş olanlar sahabilerdir. Onlar Rasulullah’ın razı olduğu kişilerdir. Onlardan Rasulullah’ın sözlerini saptırmama konusunda eminiz. Ama yaşayanlar hata edebilir. Çok çalışabilirler, ne kadar çok kitapları olduğunu görür ya da duyarsınız. Ama sayılamayacak kadar fitneler çıkabilir. Yaşayanlar yoldan sapabilir, vehimlere kapılabilir ya da baskı görebilirler, kandırılabilirler. İşte bu yüce sahabi Rasulullah (s.a.v.)’in ölmeden önce bırakmış olduğu şeyin sünnet olduğunu anlamıştır. Masum yani günahsız olmayanlar şüphe ve hataya açıktır.

Ecdadın Kıymetini Bil:

Kardeşler, Rasulullah (s.a.v.)’in ashabı bu ümmetin en faziletlisidir, kalbi en temiz olanlar, en derin ilme sahip olanlar, en az hata yapanlardır. Onlar Allah’ın peygamberimizin arkadaşlığı için seçtiği bir kavimdir.

(( إن الله اختارني واختار لي أصحابا ))

[أخرجه الطبراني في المعجم الكبير]

“Allah beni seçti, benim için de ashabımı seçti.”

(Taberani Mucem’ul-Kebir’de nakletmiştir)

Onlar Allah’ın peygamberine Ashab olsun, dinini ikamet etsin diye seçtiği kişilerdir. Siz de onların bu faziletini bilin, naklettiklerinde onlara uyun, yapabildiğiniz kadar ahlakta ve dinde onlara tutunun. Çünkü onlar hidayet ve istikamet üzeredir.

((إذا ذكر أصحابي فأمسكوا))

“Ashabım bir şey söylediyse, ona sımsıkı tutunun.”

İmanın gerektirdiği şeylerden biri şudur; insanların ortaya attıkları şeyler, bazı sahabilerin hatalarını öne çıkaran konuşmalar yapmak konusunda dilini tut.

Kuran ve Sünnet Varken İçtihat Yapılmaz:

Hz. Ömer diyor ki: Sünnet Allah ve Resulü’nün yoludur. Yanlış görüşleri ümmete sünnet olarak göstermeyin.

Sünnet Allah ve Resulü’nün yoludur. Müslümanların karşılaştığı büyük problemleri görüyorsun. Sahabiler bu konulara hiç değinmemişlerdir. Mesela; Halku’l-Kuran meselesi (Kuran’ın yaratılmış olup olmaması). Rasulullah (s.a..v)’in ashabı Kuran’ın Yaratılması konusunu araştırmış mıdır? Abbasiler Dönemi’nde “Kuran yaratılmış mıdır?” şeklinde soru sorulduğunda ne çok fitne çıkmıştı. Ama bu konu Ashab tarafından hiç tartışılmamıştır.

Bazı sahabiler şöyle diyor: Bilmediği meselelerde Allah’tan Hz. Ebu Bekir’den daha fazla kimse korkmaz. Ondan sonra bilmediği meselelerde Allah’tan Hz. Ömer’den daha fazla kimse korkmaz. Hz. Ömer’e bir dava geldiğinde ve onu Kuran’da ve sünnette bulamadığında içtihat ederdi. Sonra da “bu benim görüşümdür, doğruysa Allah’tan, yanlışsa bendendir. Allah’tan bağışlanma dilerim.” Derdi.

Ahmed b. Hanbel’e Fas’tan bir heyet geldi. 33 tane soracakları soru vardı. Ahmed b. Hanbel 17 soruyu cevapladı, diğerleri? Onlara “bilmiyorum” cevabını verdi. Dediler ki “İmam Ahmed b. Hanbel bilmiyor mu? Dedi ki: “Onlara Ahmed b. Hanbel bilmiyor deyin.”

İmanınız, takvanız ne kadar fazlaysa bilginiz, deliliniz olmayan konuya girmekten o kadar çekinirsiniz. “Bilmiyorum” kelimesi ilim talep eden kişi için şeref nişanıdır. Her şeyi bildiğini sananlar aslında hiçbir şey bilmiyordur.

İmanın Gereklilikleri Nelerdir?

1. İttiba (İtaat, Uyma)

İmanın gerekliliklerinden biri ittibadır. Peki, kime ittiba? Emrettiği şeylerde günahsız olana uyun, yasakladığı ve azarladığı şeylerde onlardan sakının. Sonra da her yaptığına şahit olan ashabına uyun.

(( فَعَلَيْكُم بِسُنّتِي, وَسُنّةِ الْخُلَفَاء الرّاشِدِينَ المَهْدِيّينَ تَمَسّكُوا بِهَا، وَعَضّوا عَلَيْهَا بِالنّوَاجذ ))

[أخرجه أبو داود والترمذي في سننهما]

“size gereken, sünnetime ve doğru yolum üzerinde bulunan halifelerimin sünnetine sarılınız. Bu sünnetlere (adeta) dişlerinizi (bir daha çıkmamak üzere iyice) batırınız.”

(Ebu Davud ve Tirmizi Sünen’de nakletmiştir)

İmana zıt olan kavramlardan biri de ihtilaftır.

İmanla İlgili Kavramlardan Diğeri:

İman kavramı ile ilgili değinilmesi gereken şeylerden biri şudur: Din tektir, asla çoğaltılamaz. Din Allah’a boyun eğmektir, O’na itaat etmektir, Allah’ın vahyini tasdik etmektir, ihsan sahibi olmaktır. Din asla değişmez. Fakat hükümler değişir. Hz. Musa’ya gelen şeriat yani dini hüküm ve kanunlar Hz. İsa ve Hz. Muhammed (s.a.v.)’in şeriatından farklıdır. Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in şeriatı dışındaki tüm hükümler gelişme ve sosyal hayatın ilerleyişi ile ilgilidir. Din tektir, şeriat ise değişir:

﴾ إِنَّ الدِّينَ عِنْدَ اللَّهِ الْإِسْلَامُ ﴿

[سورة آل عمران الآية: 19]

“Allah katında din İslam’dır”

(Al-i İmran Suresi: 19)

Geniş manada Allah’a teslim olmalı, O’na boyun eğmeli, O’na itaat etmeli ve O’nu sevmelisin:

﴾ إِنَّ الدِّينَ عِنْدَ اللَّهِ الْإِسْلَامُ ﴿

[سورة آل عمران الآية: 19]

“Allah katında din İslam’dır”

(Al-i İmran Suresi: 19)

﴾ الْيَوْمَ أَكْمَلْتُ لَكُمْ دِينَكُمْ وَأَتْمَمْتُ عَلَيْكُمْ نِعْمَتِي وَرَضِيتُ لَكُمُ الْإِسْلَامَ دِينًا ﴿

“Bugün sizin için dininizi kemale erdirdim, size nimetimi tamamladım, sizin için din olarak İslâmiyet’i beğendim.”

(Maide suresi: 3)

İmanın Özellikleri:

Kardeşlerim, yüce dinin merkezinde olan imanın özellikleri vardır. Onlardan biri şudur; İhlâslı, samimi olduğun zaman Allah’ın yardımı ile hidayete ulaşırsın. Hakkın değişmez olduğunu, asla değişemeyeceğini anlarsın:

﴾ وَمَنْ يَبْتَغِ غَيْرَ الْإِسْلَامِ دِيناً فَلَنْ يُقْبَلَ مِنْهُ ﴿

[سورة آل عمران الآية: 85]

“Kim İslâm’dan başka bir din arama çabası içine girerse, bilsin ki bu kendisinden asla kabul edilmeyecektir”

(Al-i İmran Suresi: 85)

Fakat:

﴾ لِكُلٍّ جَعَلْنَا مِنْكُمْ شِرْعَةً وَمِنْهَاجاً ﴿

[سورة المائدة الآية: 48]

“Her birinize bir şeriat ve bir yol yöntem verdik.”

(Maide Suresi: 48)

Şeriat ve hükümler zamana göre değişir, peygamberden peygambere değişir. Bunun yanında Allah katında din İslam’dır. Buna ek olarak; Kuran’ı Kerim’de İslam’ın geniş manasıyla Müslüman olarak vasıflandırılmayan peygamber yoktur ve peygamberler kardeştir. Anneleri farklıdır ama dinleri birdir. Buhari ve Müslim’de Ebu Hureyre’den bu minvalde bir hadis de nakledilir.

 

2. Aşırılıktan ve İhmalden Uzak Olmak:

İmanın gerekliliklerinden biri aşırılık ve ihmalden uzak olmaktır:

﴾ يَا أَهْلَ الْكِتَابِ لَا تَغْلُوا فِي دِينِكُمْ ﴿

[سورة النساء الآية: 171]

“Ey Ehl-i kitap! Dininizde aşırı gitmeyin”

(Nisa Suresi: 171)

Aşırılıktan ve ihmalden uzak durmak gerekir. Dinde aşırı gitmek dinin ayrıntı olan hükümlerinden birini alıp onu asıl gibi kabul etmek veya kısmî bir hükmü büyük kapsamlı bir hüküm gibi görmek veyahut da bir bölümü alıp onu kitap olarak kabul etmektir. İşte bu aşırılık, abartıdır. Dinde aşırılık Müslümanların ayrışmalarına sebep olur. Yani her insan kendince önemli olanı yüceltir, diğerlerini küçümser, dini sadece kendi ihtisası olan konular olarak görür. İşte bu büyük bir sorundur. Bu ümmeti krizlere, çekişmelere, düşmanlığa sürükler, ümmet parçalanır, kuvveti zayıflar, rüzgârı gider, o yüzden ne abartmalı ne de ihmal etmeliyiz.

Dinde Aşırılığa İşaret Eden Örnekler:

Şu örneği vermeliyim; Bir kasabada bir vaiz minbere çıkıyor ve 100 lira harcayan kişi faiz yedi, diyor.  Peki nasıl? Çünkü Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyurdu:

((يدا بيد وسواء بسواء))

“Birbirine eşit peşin satılır.”

Yüz lira bir parçadır ama onu harcayan kişi dört parça para ile değiştirmiştir. İşte bu dinde aşırı gitmektir. Allah böyle bir hüküm indirmemiştir. Tabi mescitte bir münakaşa olur. Zira böyle demekle tüm insanları faize soktun, bu abartıdır. Bu konuda çok örnek vardır. İnsan abarttığı zaman anlamadan aslında küçümsemek ister. Abartma, abartıya da maruz kalma. Bu din kolaylık dinidir. Alla Teâlâ bu ümmetten zorluğu kaldırmıştır. Rasulullah’ın ümmetinden zorluğu kaldırmıştır. Bir şeyleri zorlanarak aldığında tahammül edemezsin, sertliğe maruz kaldığında kabul etmezsin ve bu çok kıt bir anlayıştır.

Mesela Peygamber Efendimiz diyor ki: Kızın susması izni yani kabulüdür. Kızını isteyen biri sana geldiğinde, konuyu kızına iletirsin ve kızın susar. Susması kabul etmesidir. Aşırılık olan bazı mezheplerde kız “babacığım, ben bu evliliğe razıyım, bu iyi bir gençtir.” Derse bu nikâh akdi batıldır. Çünkü kız konuşmuştur. Aslında sözleri susmasından daha anlamlıdır, susmasından önde gelir. Konuşursa sükûtundan daha anlamlı ve açık olur.

Aşırılık İle İlgili Örnek:

Dün bana bir fetva soruldu. Bu fetva bir vilayette sağlık kutusu konmasıyla ilgiliydi. Bu güzel bir şeydir. Fakat bazı âlimler caiz olmadığını söylüyor. Çünkü hasta mal sahibi olmamış olur. Vallahi çok garip bir şey, İslam bir kişinin diğerinin zekâtını ödemesi için vekil tayin edilmesine cevaz vermez mi? Bu caizdir. Aynı şekilde sağlık kutusu da Müslümanların zekâtını vermek için vekil olmuş olur. Bu kutu hastane masraflarını ödeyerek hastanın bakımını üstlenir ve iş biter.

Bu dinde aşırılık meselesinin dinin kabulüne engel olduğunu hissettiğiniz günlerdeyiz. Bu gerekçesiz, kaynaksız aşırılıklar, Kuran ve Sünnetteki esneklikleri anlayamayan kişiler ümmete bir yüktür.

Yani bazen beş kişi toplanır, herkes ayda bin lira öder. (Gün yaparlar) İlk ay mesela filancaya beş bin lira ödenir. O kişi de bir problemini çözebilir. Derler ki, bu haramdır. Vallahi ben burada açık bir haramlık göremiyorum. Burada bir artış, faiz, şans oyunu yoktur, bu bir yardımlaşmadır. Bunlar hiçbir şüphe barındırmayan, herhangi fıkhi bir hükümle çelişmeyen alışıldık olağan şeylerdir. Bunu yasakladığımızda aşırıya kaçmış oluruz:

﴾ قُلْ يَا أَهْلَ الْكِتَابِ لَا تَغْلُوا فِي دِينِكُمْ غَيْرَ الْحَقِّ ﴿

[سورة المائدة الآية: 77]

“De ki: “Ey Ehl-i kitap! Hakkın sınırlarını aşarak dininizde aşırılığa gitmeyin.”

(Maide Suresi: 77)

Tehlike Alanı:

Daha tehlikeli olan bir durum var, Allah korusun. Mesela zekat sadece altın ve gümüşle verilir, çünkü dini metinlerde öyle geçmektedir. Kişinin yirmi milyon doları varsa da zekat vermez. Çünkü bu paradır, şeklinde görüşler vardır. Bu şekilde zekatı iptal ediyorlar. Yani burada Allah korusun hiç kabul edilemez bir anlayış vardır. Öyleyse iman, aşırılık ve ihmal arasındadır, kolaya kaçmak ise iyi incelememek, takvasızlık ve uygulamanın ortadan kalkmasıdır.

﴾ قُلْ يَا أَهْلَ الْكِتَابِ لَا تَغْلُوا فِي دِينِكُمْ غَيْرَ الْحَقِّ ﴿

[سورة المائدة الآية: 77]

“De ki: “Ey Ehl-i kitap! Hakkın sınırlarını aşarak dininizde aşırılığa gitmeyin.”

(Maide Suresi: 77)

 يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آَمَنُوا لَا تُحَرِّمُوا طَيِّبَاتِ مَا أَحَلَّ اللَّهُ لَكُمْ وَلَا تَعْتَدُوا إِنَّ اللَّهَ  ﴿
﴾ لَا يُحِبُّ الْمُعْتَدِينَ * وَكُلُوا مِمَّا رَزَقَكُمُ اللَّهُ حَلَالاً طَيِّباً وَاتَّقُوا اللَّهَ الَّذِي أَنْتُمْ بِهِ مُؤْمِنُونَ

[سورة المائدة الآية: 87-88]

“Ey iman edenler! Allah’ın size helâl kıldığı iyi ve güzel şeyleri haram saymayın, sınırı da aşmayın. Allah sınırı aşanları sevmez. Allah’ın size verdiği helâl ve temiz rızıklardan yiyin ve iman etmiş olduğunuz Allah’ın yasaklarından sakının.”

(Maide Suresi: 87-88)

Sünnette Aşırılık ve İhmal:

Aşırılık ve ihmal ile ilgili Buhari ve Müslim’de geçen bir hadis vardır. Hz. Aişe’den nakledildiğine göre Rasulullah (s.a.v.)’in ashabından bir kısmı Rasulullah’ın eşlerine gizli ibadet hakkında sordular.

جَاءَ ثَلَاثَةُ رَهْطٍ إِلَى بُيُوتِ أَزْوَاجِ النَّبِيِّ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ, يَسْأَلُونَ عَنْ عِبَادَةِ النَّبِيِّ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ, فَلَمَّا أُخْبِرُوا كَأَنَّهُمْ تَقَالُّوهَا, فَقَالُوا: فأَيْنَ نَحْنُ مِنْ رسول صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ, وقَدْ غُفِرَ لَهُ مَا تَقَدَّمَ مِنْ ذَنْبِهِ وَمَا تَأَخَّرَ؟ قَالَ أَحَدُهُمْ: أَمَّا أَنَا فَإِنِّي أُصَلِّي اللَّيْلَ أَبَدًا, وَقَالَ آخَرُ: أَنَا أَصُومُ الدَّهْرَ وَلَا أُفْطِرُ, وَقَالَ آخَرُ: أَنَا أَعْتَزِلُ النِّسَاءَ ولَا أَتَزَوَّجُ أَبَدًا, فَجَاءَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ إِلَيْهِمْ, فَقَالَ: أَنْتُمْ الَّذِينَ قُلْتُمْ كَذَا وَكَذَا, أَمَا وَاللَّهِ إِنِّي لَأَخْشَاكُمْ لِلَّهِ وَأَتْقَاكُمْ لَهُ, لَكِنِّي أَصُومُ وَأُفْطِرُ, وَأُصَلِّي وَأَرْقُدُ, وَأَتَزَوَّجُ النِّسَاءَ, فَمَنْ رَغِبَ عَنْ سُنَّتِي فَلَيْسَ مِنّي

[أخرجه البخاري ومسلم في الصحيح, والنسائي في سننه]

“Peygamber Efendimizin nâfile ibadetlerini öğrenmek üzere, sahabeden üç kişilik bir grup, Peygamber hanımlarının evlerine geldiler. Kendilerine Efendimizin ibadetleri bildirilince, onlar bunu azımsadılar ve ‘Allah’ın Resulü nerede biz neredeyiz? Onun geçmişteki ve gelecekteki günahları bağışlanmıştır’ dediler. İçlerinden biri: ‘Ben ömrümün sonuna kadar, bütün gece uyumaksızın namaz kılacağım, dedi. Bir diğeri: - Ben de hayatım boyunca gündüzleri oruç tutacağım ve oruçsuz gün geçirmeyeceğim, dedi. Üçüncü sahabi de: ‘Ben de sağ olduğum sürece kadınlardan uzak kalacak, asla evlenmeyeceğim’ diye söz verdi. Bir müddet sonra Peygamberimiz onların yanına geldi ve kendilerine şunları söyledi: “Şöyle şöyle diyen sizler misiniz? Sizi uyarıyorum! Allah’a yemin ederim ki, ben sizin Allah’tan en çok korkanınız ve O’na en saygılı olanınızım. Fakat ben bazen oruç tutuyor, bazen tutmuyorum. Gece hem namaz kılıyor, hem de uyuyorum. Kadınlarla da evleniyorum. Benim sünnetimden yüz çeviren kimse benden değildir.”

(Buhari ve Müslim, Sahih; Nesai, Sünen)

﴾ يَا أَهْلَ الْكِتَابِ لَا تَغْلُوا فِي دِينِكُمْ ﴿

“De ki: “Ey Ehl-i kitap! Hakkın sınırlarını aşarak dininizde aşırılığa gitmeyin.”

Aşırıya gitmeyin, ihmal de etmeyin. Tabi dinde aşırı gitmek ile ilgili çok örnek vardır. Fakat en öne çıkan boyutu, dinin küçük bir ayrıntısını dinin aslı olarak kabul edip onun için savaşmaktır.

Bu Dinin Özellikleri:

Bu dinin özelliklerinden biri, İmanın teşbihten (benzetmelerden) ve inkârdan uzak olması gerektiğidir. Allah Subhanehu ve Teala şöyle buyuruyor:

﴾ لَيْسَ كَمِثْلِهِ شَيْءٌ وَهُوَ السَّمِيعُ الْبَصِيرُ ﴿

[سورة الشورى الآية: 11]

“O’na benzer hiçbir şey yoktur. O her şeyi işitir, her şeyi görür.”

(Şura Suresi: 11)

O’nun dışında aklına gelen her şeyden faklıdır. Ve şöyle buyurur:

﴾ وَهُوَ السَّمِيعُ الْبَصِيرُ ﴿

“O her şeyi işitir, her şeyi görür.”

Allah Teâlâ kendisine işitme ve görme sıfatlarını yüklüyorsa, sen bunları inkar edemezsin. Ne inkâr edebilir, ne de başka bir şeyi O’na benzetebilirsin. Kuran’ı Kerim’de Allah Azze ve Celle’nin zatından bahseden az sayıda ayet vardır. Biz bunların asıl anlamını Allah’a bırakırız. Fakat bu sadece dört-beş ayettir. Daha fazla değildir. Bunların manasını Allah’a havale ederiz. Onların anlamı Allah’ın mükemmelliğine yaraşır. Veya onları Allah’ın kemaline yaraşır bir şekilde tevil edip yorumlayabiliriz. Fakat O’nun zatını başka bir şeye benzetmemiz yasaktır. Yine zatına ait sıfatlarını inkâr da edemeyiz. Öyleyse bizler Allah’ın ilahî zatı ile ilgileniriz, Kuran’ı Kerim’e bir şey ekleyemeyiz, yine sünnete de ekleyemeyiz. Allah Teâlâ’nın zatı için kendisinin ve Resulünün vasıflandırdığı bilgilerle yetiniriz. Allah’ın indirdiklerinden başka O’na hiçbir sıfat ekleyemeyiz. Bu iman kavramına aykırıdır.

Bunlar İmanın Özelliklerini Anlatan Kesin çizgilerdir:

Sizlere imanın özelliklerini özetleyen kesin çizgileri belirteceğim. Din tektir, şeriat yani hükümler değişebilir. Aşırılık yasaklanmıştır, ihmal de yasaklanmıştır. Yine Allah Teâlâ’nın kendisi için belirlediği sıfatlarını inkar etmek de ilahi sıfatlarda benzetme yapmak da kabul edilemez.

Yani biri şöyle derse; “Gecenin üçte birinde Rabbiniz dünya semasına iner, bu iniş benim inişim gibidir” Allah korusun bu kabul edilemez bir şeydir. Çünkü benzetmek de inkar etmek de yoktur. Allah’ı varlıklara benzetmekten sakın, yine inkar da etme, O’nun kendisi için bildirdiği yüce sıfatlarla yetin. Manasını Allah’a havale ettiğimiz ayetler bir elin parmaklarını geçmez. İnsan aklı Allah Azze ve Celle’yi kuşatamaz, O’na ulaşır ama O’nu tam olarak idrak edemez.

3. Allah’ın Seni Zorladığına İnanmazsın:

İmanın gerekliliklerinden, onunla ilgili kavramlardan biri, Allah Teala amellerinde seni zorlamaz. Zorla iman edersen itikadın bozuk olur. Çünkü zorla inanmışsındır. Cennet de, cehennemde, sevap ve günah da senin için anlam taşımaz. Dünyada zorla günah işletilen kişi cehennemi hak eder mi? Hayır onun günahı yoktur. İşte Allah Teala’nın kullarını günaha zorladığına inanan kişinin inancı bozuk bir inançtır. Nitekim Allah Teala buyuruyor ki:

﴾ إِنَّ اللَّهَ لَا يَأْمُرُ بِالْفَحْشَاءِ أَتَقُولُونَ عَلَى اللَّهِ مَا لَا تَعْلَمُونَ ﴿

[سورة الأعراف الآية: 28]

“Allah kötülüğü emretmez. Allah hakkında bilmediğiniz şeyleri mi söylüyorsunuz?”

(Araf Suresi: 28)

﴾ فَمَنْ شَاءَ فَلْيُؤْمِنْ وَمَنْ شَاءَ فَلْيَكْفُرْ ﴿

[سورة الكهف الآية: 29]

“Artık dileyen iman etsin dileyen inkâr etsin.”

(Kehf Suresi: 29)

﴾ إِنَّا هَدَيْنَاهُ السَّبِيلَ إِمَّا شَاكِراً وَإِمَّا كَفُوراً ﴿

[سورة الإنسان الآية: 3]

“Şüphesiz biz ona doğru yolu gösterdik; artık o isterse şükreden olur, isterse nankör.”

(İnsan Suresi: 3)

﴾ وَلِكُلٍّ وِجْهَةٌ هُوَ مُوَلِّيهَا فَاسْتَبِقُوا الْخَيْرَاتِ ﴿

[سورة البقرة الآية: 148]

“Herkesin yüzünü ona doğru çevirdiği bir yönü vardır. Öyleyse hayırlarda yarışın.”

(Bakara Suresi: 148)

سَيَقُولُ الَّذِينَ أَشْرَكُوا لَوْ شَاءَ اللَّهُ مَا أَشْرَكْنَا وَلَا آَبَاؤُنَا وَلَا حَرَّمْنَا مِنْ شَيْءٍ كَذَلِكَ كَذَّبَ الَّذِينَ ﴿
﴾ مِنْ قَبْلِهِمْ حَتَّى ذَاقُوا بَأْسَنَا قُلْ هَلْ عِنْدَكُمْ مِنْ عِلْمٍ فَتُخْرِجُوهُ لَنَا إِنْ تَتَّبِعُونَ إِلَّا الظَّنَّ وَإِنْ أَنْتُمْ إِلَّا تَخْرُصُونَ 

[سورة الأنعام الآية: 148]

“Putperestler diyecekler ki: “Allah dileseydi ne biz ortak koşardık ne de atalarımız. Hiçbir şeyi de haram saymazdık.” Onlardan öncekiler de aynı şekilde yalanladılar ve sonunda azabımızı tattılar. De ki: “Yanınızda bize açıklayacağınız bir bilgi mi var? Siz zandan başka bir şeye uymuyorsunuz ve siz sadece temelsiz bir tahminde bulunuyorsunuz.”

(Enam Suresi: 148)

Sadık bir mümin fiillerinin kendi tercihi ile olduğunu ve sonuçlandığını, aynı zamanda onları Allah’ın yaratmış oluğuna inanır. Fiili Allah yaratır, tercih edip seçen sensin. Bunun manası şudur:

﴾ لَهَا مَا كَسَبَتْ وَعَلَيْهَا مَا اكْتَسَبَتْ ﴿

[سورة البقرة الآية: 286]

“lehinde olanı da kendi kazandığıdır, aleyhinde olanı da kendi kazandığıdır.”

(Bakara Suresi: 286)

Fiili Allah yaratır, insan tercih eder. Sen seçimlerinden hesaba çekileceksin. Çünkü hakkı seçersen doğru yolda olursun, Allah Teala da sana yardım eder. Cenab-ı Hak buyuruyor ki:

﴾ إِيَّاكَ نَعْبُدُ وَإِيَّاكَ نَسْتَعِينُ ﴿

[سورة الفاتحة الآية: 5]

“Yalnız sana ibadet eder, yalnız senden yardım dileriz.”

(Fatiha Suresi: 5)

Kötü amelde ısrar ediyorsan tercih senindir. Sen ısrarcı olursan Allah Teala da kimsenin hesabına yazmadan senin bunu yapmanı sağlar.

İman Teşvik ve Sakındırma (Tergip ve Terhib) Arasındadır:

Doğru bir iman korku ve ümit arasındadır. Yani Allah’a korkarak ve ümit ederek kulluk edersin. Rahmetini diler, azabından korkarsın. Yani kalbinde hem O’nun sevgisi, hem de korku ve saygı vardır. İnsan sadece korku ile hareket etmez. Dini Allah Teâlâ’nın kimseye azap etmeyeceği bir din olarak anlayanlar var. Yani Allah hakkında sadece hüsn-ü zanda bulunmak doğru değildir. Allah bundan men etmiştir. İnsan günahlara batar, namazı tamamen terk eder, kazandığı haramdır, içki içer, sonra da ölür. Kızı rüyasında babasının nurlar içinde olduğunu görür. Bu doğru bir söz değildir. Saf olursan Allah’ın asla kimseye azap etmeyeceğine inanırsın Ama Allah Teala şöyle buyuruyor:

﴾ فَوَرَبِّكَ لَنَسْأَلَنَّهُمْ أَجْمَعِينَ * عَمَّا كَانُوا يَعْمَلُونَ ﴿

[سورة الحجر الآية: 92-93]

“Rabbine andolsun ki yaptıklarından dolayı muhakkak surette onların hepsini sorguya “ çekeceğiz!”

(Hicr Suresi: 92-93)

Ve kul Allah’ın rahmetinden de ümidini kesmez:

﴾ قُلْ يَا عِبَادِيَ الَّذِينَ أَسْرَفُوا عَلَى أَنْفُسِهِمْ لَا تَقْنَطُوا مِنْ رَحْمَةِ اللَّهِ إِنَّ اللَّهَ ﴿

[سورة الزمر الآية: 53]

“De ki (Allah şöyle buyuruyor):

“Ey kendi aleyhlerine olarak günahta haddi aşan kullarım! Allah’ın rahmetinden ümit kesmeyin.”

(Zümer Suresi: 53)

Allah’ın rahmetini umarak ve O’ndan korkarak kulluk edersin. Korku ve umut arasında yaşarsın, hem sakınır hem de ümit halinde olursun. Rahmetini de azabını da hatırlarsın.

Ya rabbi, kullarından hangisi sana daha sevimlidir ki ben de onu senin sevginle seveyim? Şöyle buyurdu: “En sevgili kullarım, korkan bir kalbi, tertemiz elleri olan kullarımdır. Onlar kötü yerlere gitmez, beni sever, beni seveni de sever. Yarattıklarıma da beni sevdirir.” Dedi ki “Rabbim, biliyorsun ki ben seni seviyorum, seni sevenleri de seviyorum. Peki, seni yarattıklarına nasıl sevdirebilirim?” Buyurdu ki: “Onlara nimetlerimi ve musibetlerimi hatırlat. Nimetlerimi hatırlat ki beni yüceltsinler, beni sevsinler, musibetlerimi de hatırlat ki benden korkup sakınsınlar.”

Yani müminin kalbinde sevgi, korku ve tazimin beraber bulunması gerekir. İman budur. Korku ve umut… Ümit ve haşyet… Allah’ın rahmetini ummak, cezasından da korkmak… Bunlar davetçilerin sözleridir. Hutbenin tamamını cehenneme, yılanlara ayırmayın. Tüm hayatı cennet olarak da anlatmayın, sadece Allah bağışlayandır, merhametlidir demeyin. Olması gerekeni söyleyin. “Şefaatim ümmetimden büyük günah işleyenler içindir.” Sadece bunu söylemeyin. İnsanları kaynak metinler ve delillerle korkutmak ile onlarla tatmin etmek arasında dengeyi kurun. Sanki Allah’a davette iki ipi birleştirmek gerekmektedir: Güven ve ümitsizlik, zorlama ve zorlamama, teşbih ve inkar, aşırılık ve ihmal… Din tektir, hükümler değişebilir.

Günün Sonu:

Kardeşlerim, Allah’ın izni ile iman ile ilgili kavramlar çok önemlidir. Bundan sonra itikat ile ilgili derin konulara gireceğiz. Her zaman derim: Bu dindeki en önemli şey akaid, inançtır. O sağlam olursa amel de doğru olur. Müslümanın davranışlarında bir bozukluk varsa bunun sebebi imanının zayıflığı ya da hatalı inancıdır. Akide sağlam olursa amel de doğru olur. Akide ölçüdür. Mizanda hata varsa bu düzeltilemez, davranışlardaki hata düzelebilir. Ölçüdeki, mizandaki hata düzelemez. Tartıda hata tekrarlanamaz. Bu yüzden davranışlarda hatamızın olması, inancımızda hata etmemizden bin kat daha iyidir.

Allah Teala’dan bu dersimize gelecek dersimizde devam etmeyi diliyorum.

Alemlerin Rabbi Olan Allah’a Hamdolsun