Rahman ve Rahim Olan Allah’ın Adıyla

Âlemlerin Rabbi olan Allah’a hamd olsun. Salât ve selam, sadık ve emin olan Efendimiz Muhammed (s.a.v.)’e olsun. Allahım, senin bize öğrettiğinden başka ilmimiz yoktur. Sen her şeyi hakkıyla bilensin, hâkimsin. Allahım, bize fayda verecek ilmi öğret. Öğrendiklerimizden de faydalanabilmeyi nasip et. İlmimizi artır. Hakkı hak olarak görüp ona uymayı, batılı da batıl olarak görüp ondan sakınmamızı nasip et. Bizi, sözü işitip en güzeline uyanlardan eyle. Rahmetinle bizi salih kulların arasına kat.

Değerli kardeşlerim, bugün Bakara Suresi’nin tefsirine başlıyoruz. Tefsire başlamadan önce söylemek istediğim şeyler var. Kardeşlerim, Allah’ın lütfu ile yirmi beş senedir bu dersleri yapmaktayız. Başlarda Kuran’ı Kerim’den seçtiğimiz ayetlerin tefsirini yapıyorduk. Sonra Lokman Suresi’ne başladık ve Kuran’ın sonuna kadar devam ettik. Net kayıtlar Amme Cüzü ile başladı. Bu cüzden önceki ders kayıtları net değildi. Sonra Yunus Suresi’ne döndük ve Lokman Suresi’ne kadar devam ettik. Planıma göre Bakara Suresi’ne dönme vaktim geldi. Yani Kuran’ın üçte birini tefsir ettik, yani on cüz bitirdik. Sonra ikinci üçte bire geçtik, şimdi de ilk üçte birlik kısma geçiyoruz. Şu ya da bu sebeplerle yirmi dokuzuncu cüzün sonuna kadar tefsir yapmaya devam ettim. Amme cüzünü çok güzel ve açık bir şekilde tefsir etmiştik. Ders kayıtları da çok netti. Planıma göre şimdi ilk kısma geri dönüyoruz. Çünkü Hud Suresi’nden Kuran’ın sonuna kadar olan kısım tamamen tefsir edilmiş ve çok net bir şekilde kaydedilmiştir. Allah Subhanehu ve Teâlâ’dan ilk çeyreğin tefsirini de bana nasip etmesini niyaz ediyorum.

Dünyada Ahirete Ulaşan Ameller Dışındaki Her şey Geçicidir:

Bugün Bakara Suresi’nin tefsirine başlıyoruz. Fakat size bir hakikatten bahsedeceğim. Dünyada ahirete ulaşan ameller dışında her şey geçicidir. Burada bulunan tüm kardeşlerimiz, eğer ahiret ile alakalı bir amelleri yoksa büyük bir zararları var demektir. Dünya geçiyor, evler göçüyor, dikkat edin: Ölen kişi ardında salih amel dışında her şeyi bırakır, her şey onunla beraber kabre girer. Zira Allah Azze ve Celle buyuruyor ki:

﴾ (قُلْ هَذِهِ سَبِيلِي أَدْعُو إِلَى اللَّهِ عَلَى بَصِيرَةٍ أَنَا وَمَنِ اتَّبَعَنِي (108 ﴿

(سورة يوسف)

“De ki: “İşte bu benim yolumdur. Ben, ne yaptığımı bilerek Allah’a çağırıyorum; ben ve bana uyanlar (bunu yapıyoruz).”

(Yusuf Suresi: 108)

Rasulullah (s.a.v.)’e uyan, onun yolundan giden kişinin insanları her hangi bir yolla Allah’a davet etmesi gerekir. Daha önce size söylemiştim: “İstikamet üzere olun ki aynı şekilde size de karşılık verilsin.” Dürüst davranmak davettir, güvenilir tavır sergilemek davettir, vera, dürüstlük, işin hakkını vermek davettir. Herkesin güzel ameli vardır. Bu amel Müslüman dairesinin genişlemesine sebep olur. Allah’a davet her Müslümanın üzerine farz-ı ayndır. Allah’a davet, sahip olduğun ilim nispetinde ve tanıdığın insanlara yapılır. Her insan ilim meclisine katılır, Kuran tefsiri dinler ve artık sorumlu olur, bildiklerini gerek dil ile gerek ders kayıtları ile gerekse bizzat görüşerek diğer insanlara anlatmakla mükellef olur. Dinledikten sonra aktarması gerekir, bilgiyi aldıktan sonra vermesi gerekir ki kalıcı olan da budur. Mümini davet konusunda harekete geçiren bir hadis vardır. Vallahi kardeşlerim bu hadisi sizlere binlerce kez okusam da doymam:

((لأن يهدي الله بك رجلاً واحداً خير لك من الدنيا وما فيها ))

[ البخاري عن سهل بن سعد ]

“Cenâb-ı Hakk'ın senin aracılığınla bir tek kişiyi hidayete kavuşturması, dünyadan ve dünyanın içindeki her şeyden daha hayırlıdır.”

(Buhari Sehl b. Sad’dan nakletmiştir)

(( فَوَ اللَّهِ لَأَنْ يُهْدَى بِكَ رَجُلٌ وَاحِدٌ خَيْرٌ لَكَ مِنْ حُمْرِ النَّعَمِ ))

[ متفق عليه عن سهل بن سعد]

"Allah'a yemin ederim ki, Cenâb-ı Hakk'ın senin aracılığınla bir tek kişiyi hidayete kavuşturması, senin, en kıymetli dünya nimeti olan kırmızı develere sahip olmandan daha hayırlıdır."

(Buhari ve Müslim Sehl b. Sad’dan nakletmiştir)

(( خير له مما طلعت عليه الشمس ))

[ أخرجه الطبراني عن أبي رافع ]

“Üzerine güneş doğan her şeyden hayırlıdır.”

(Taberani Ebi Rafi’den nakletmiştir)

İslam’a Davet Cihadı Cihat Çeşitlerinin En büyüğüdür:

Bildiğiniz gibi cihat İslam çatısının zirvesidir. Kim cihat etmeden ve cihadı kendine telkin etmeden ölürse nifaktan bir parça ile ölür.

Tebliğ ve davet cihadı ise cihat çeşitlerinin en büyüğüdür. Delili ise şu ayettir:

﴾ (وَجَاهِدْهُمْ بِهِ جِهَاداً كَبِيراً (52 ﴿

( سورة الفرقان)

“Bu Kuran’la onlara karşı bütün gücünle cihadını sürdür.”

(Furkan Suresi: 52)

Camilerin ilim talebeleri ile dolması çok güzeldir. Ama bundan da güzeli bu ilmin cami dışına da yayılmasıdır. Her birimizin hakkı kardeşine, arkadaşına, komşusuna, dükkânındaki çalışanlara, iş arkadaşlarına, akrabalarına nasıl anlatacağı hakkında düşünmesi çok güzeldir. Çünkü hepimiz, buradaki herkes hepimiz aynı taraftayız. Fakat marifet bu tarafın içerisine Allah’ın izniyle yeni üyeler katılmasıdır. Her birimizin hakkı yaymak için akrabalarını, arkadaşlarını, komşularını, tabi olduğu kişileri, kendisinden aşağı bir mevkide ya da üst bir makamda olan kişileri herhangi bir yolla araştırması gerekir. Kalıcı olan budur. İnsanların öldüğünde nasıl hiçbir şeylerini yanlarında götüremediklerini görüyorsun. Ancak Allah Azze ve Celle’nin bizden istediği salih amelleri yanlarına kalıyor. Ve ilim salih amellerin en büyüğüdür. Hakkı yaymak peygamberlerin yaptığı bir ameldir:

﴾ (وَمَنْ أَحْسَنُ قَوْلاً مِمَّنْ دَعَا إِلَى اللَّهِ وَعَمِلَ صَالِحاً وَقَالَ إِنَّنِي مِنَ الْمُسْلِمِينَ (33 ﴿

( سورة فصلت)

“Allah’a çağıran, dine ve dünyaya yararlı iş yapan ve “Ben Müslümanlardanım” diyenden daha güzel sözlü kim vardır?”

(Fussilet Suresi: 33)

Hak Yayıldıkça İstikamet de kolaylaşır:

Bu dersler kardeşlerim 1976 yılında sadece dört kişiyle başladı. Şimdi görüyorsunuz Allah’ın lütfu keremi ile ilim talebi için, Allah Azze ve Celle’yi, Rasulullah’ın sünnetini hakkıyla tanıyıp öğrenmek için gelenleri.  Onlar Allah Teâlâ’nın cemalini talep ediyorlar. Marifet öğrenmek ve öğretmek, dinlemek ve anlatmak, ilmi vermektir. Çünkü Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:

(( خيركم من تعلم القرآن وعلمه ))

[ البخاري عن عثمان ]

“Sizin en hayırlınız Kuran’ı öğrenen ve öğretendir.”

(Buhari Hz. Osman’dan nakletmiştir)

Kesinlikle burada mutlak hayır söz konusudur, hak dairesi genişledikçe batıl dairesi daralır. Hak yayıldıkça istikamet de kolaylaşır. Allah Teâlâ şöyle buyurmaktadır:

﴾ (31)وَتُوبُوا إِلَى اللَّهِ جَمِيعاً أَيُّهَا الْمُؤْمِنُونَ لَعَلَّكُمْ تُفْلِحُونَ ﴿

( سورة النور)

“Ey müminler! Hepiniz Allah’a tövbe edin, umulur ki kurtuluşa erersiniz!”

(Nur Suresi: 31)

Yine Cenab-ı Hak buyuruyor ki:

﴾ (103)وَاعْتَصِمُوا بِحَبْلِ اللَّهِ جَمِيعاً وَلَا تَفَرَّقُوا ﴿ 

( سورة آل عمران )

“Hep birlikte Allah’ın ipine sımsıkı yapışın; bölünüp parçalanmayın.”

(Al-i İmran Suresi: 103)

Lütuf Allah’tandır. Bu Kuran Allah’ın sofrasıdır ve bu Kuran Allah’ın sapasağlam ipi, muntazam anayasası, dosdoğru yolu, sahih metodudur. Bu kitabın önünden ya da arkasından batıl giremez. Bu kitapta sizden öncekilerin halleri ve sizden sonrakilerin haberleri vardır, onda emirler ve yasaklar vardır, helaller ve haramlar, geçmiş ümmetlerin kıssaları, kıyamet gününden sahneler vardır. Gerçek şu ki lütuf ve fazilet Allah Teâlâ’ya aittir. Yunus Suresi ve ondan sonraki sureler ta ki Kuran’ı Kerim’in sonuna kadar ayrıntılı bir şekilde, çok net ses kayıtları ile tefsir edilmiştir. Bugün inşallah Kuran’ı Kerim’in ilk üçte birlik kısmının tefsirine Bakara Suresi ile başlıyoruz.

İlk Önemli Değineceğimiz Nokta; Bu Sure Ahirete İmana Vurgu Yapmak Suretiyle Bakara Suresi Olarak İsimlendirilmiştir:

Bu Sureyi açıklamaya başlamadan önce şu soruyu sormamız gerek: Bu sure neden Bakara (İnek)Suresi olarak isimlendirilmiştir, zira inek Arap yarımadasında bilinen bir hayvan değildir. Gerçek şu ki Kuran’ı Kerim’de Fatiha suresinden sonra ilk gelen sureye ismini veren ineğin bir hikâyesi vardır; İsrail oğullarından çok zengin bir adam vardı. Gerçekten çok varlıklı biriydi, çocukları da yoktu, kardeşinin oğlu onu öldürdü. Cesedi köyün tepelerinden uzaklarda bir yere attı. Bu adamın ölümünden belde halkı suçlandı. İki köy arasında bu konudan dolayı tartışma çıktı. Ta ki ölen kişinin arkadaşları konuyu anlatmak için Hz. Musa (a.s.)’ya geldiler. Rabbimiz Azze ve Celle surenin yetmiş üçüncü ayetinde bu kıssadan bahsetmektedir:

﴾ (67)وَإِذْ قَالَ مُوسَى لِقَوْمِهِ إِنَّ اللَّهَ يَأْمُرُكُمْ أَنْ تَذْبَحُوا بَقَرَةً ﴿

“Bir zaman Musa kavmine, “Allah size bir inek kesmenizi emrediyor” demişti.”

İlahi emir İsrail oğullarından herhangi bir inek kesmelerini istiyordu. Bu ineğin bir organını alıp ölüye vurduklarında ölü dirilip kalkacak ve katilinin kim olduğunu söyleyecekti. Yani Allah Teâlâ sanki İsrail oğullarına ölümden sonra dirilmeyi göstermek istiyordu. Burada ahiret gününe iman konusuna geçmek için biraz duralım.

Kardeşlerim büyük bir hakikat var ki o da İslam’ın ilk rüknü olan Allah’a imandan sonra gelen konu ahirete imandır. Çünkü ahiret inancının olmadığı bir dünya hayatı, güçlünün güçsüzü yediği, zenginin fakiri sömürdüğü bir orman haline gelir. Bugün dünyanın hali budur. Bu dünya ahiret inancının olmadığı bir dünyadır. Güçlü olan zayıf olanı eziyor, zengin olan fakiri sömürüyor ve güçlüler güçsüzlere zulmediyorlar.

Dünya Üzerinde Ahirete İnanmayan Hiçbir Toplum Başarılı Olamaz:

Yaşanan olayların hepsi ahiret gününe iman olmadan hayatın devam edemeyeceğini gösteriyor. Bunun aksine söylenen her şey anlamsızdır. Uyanmış bir vicdan, vicdan azabı, bunların hiçbiri ahirete iman ile desteklenmedikçe bir işe yaramaz. Dünya üzerinde ahirete inanmayan hiçbir toplum başarılı olamaz. Rabbimiz bu inek kıssası ile İsrail oğullarına gördükleri ölünün kıyamet gününde yaptıklarının karşılığını almak üzere nasıl dirileceğini göstermek istemiştir. Peki, İsrail oğulları ne yaptı? Bu emri kabul ederek, razı olarak veya itaat ederek almadılar. Şüphe ve alay ederek kabul ettiler:

 (67) وَإِذْ قَالَ مُوسَى لِقَوْمِهِ إِنَّ اللَّهَ يَأْمُرُكُمْ أَنْ تَذْبَحُوا بَقَرَةً ﴿
﴾ قَالُوا أَتَتَّخِذُنَا هُزُواً قَالَ أَعُوذُ بِاللَّهِ أَنْ أَكُونَ مِنَ الْجَاهِلِينَ 

“Bir zaman Musa kavmine, “Allah size bir inek kesmenizi emrediyor” demiş; onlar da “Bizimle alay mı ediyorsun!” demişlerdi. Musa, “Cahillerden olmaktan Allah’a sığınırım!” dedi.” 

(Bakara Suresi: 67)

Bir peygamber alay eder mi?! Böyle bir konuda şaka yapar mı?!

﴾ (قَالُوا أَتَتَّخِذُنَا هُزُواً قَالَ أَعُوذُ بِاللَّهِ أَنْ أَكُونَ مِنَ الْجَاهِلِينَ (67) قَالُوا ادْعُ لَنَا رَبَّكَ يُبَيِّنْ لَنَا مَا هِيَ(68 ﴿

“Onlar da “Bizimle alay mı ediyorsun!” demişlerdi. Musa, “Cahillerden olmaktan Allah’a sığınırım!” dedi. “Bizim adımıza rabbine dua et de onun nasıl olduğunu bize açıklasın” dediler.”

(Bakara suresi: 67-68)

Burada…

﴾ (67) إِنَّ اللَّهَ يَأْمُرُكُمْ أَنْ تَذْبَحُوا بَقَرَةً ﴿

“Allah size bir inek kesmenizi emrediyor”

(Bakara Suresi: 67)

Aslıda bu emirle iş bitmiş konu kapanmıştır.

Ölen Kişinin Ruhu Kalıcıdır ve Hesaba Çekilecektir:

Herhangi bir inek geçerli olacak, onun bir parçasını ölüye vurduklarında ölü kalkıp katilini haber verecekti. Fakat İsrail oğulları kendi kendilerini zor duruma soktular:

 قَالُوا ادْعُ لَنَا رَبَّكَ يُبَيِّنْ لَنَا مَا هِيَ قَالَ إِنَّهُ يَقُولُ إِنَّهَا بَقَرَةٌ لَا فَارِضٌ وَلَا بِكْرٌ عَوَانٌ بَيْنَ ذَلِكَ فَافْعَلُوا ﴿
مَا تُؤْمَرُونَ (68) قَالُوا ادْعُ لَنَا رَبَّكَ يُبَيِّنْ لَنَا مَا لَوْنُهَا قَالَ إِنَّهُ يَقُولُ إِنَّهَا بَقَرَةٌ صَفْرَاءُ فَاقِعٌ لَوْنُهَا تَسُرُّ
النَّاظِرِينَ (69) قَالُوا ادْعُ لَنَا رَبَّكَ يُبَيِّنْ لَنَا مَا هِيَ إِنَّ الْبَقَرَ تَشَابَهَ عَلَيْنَا وَإِنَّا إِنْ شَاءَ اللَّهُ لَمُهْتَدُونَ (70) قَالَ
إِنَّهُ يَقُولُ إِنَّهَا بَقَرَةٌ لَا ذَلُولٌ تُثِيرُ الْأَرْضَ وَلَا تَسْقِي الْحَرْثَ مُسَلَّمَةٌ لَا شِيَةَ فِيهَا قَالُوا الْآَنَ
﴾ (72) جِئْتَ بِالْحَقِّ فَذَبَحُوهَا وَمَا كَادُوا يَفْعَلُونَ (71) وَإِذْ قَتَلْتُمْ نَفْساً فَادَّارَأْتُمْ فِيهَا 

“Bizim adımıza rabbine dua et de onun nasıl olduğunu bize açıklasın” dediler. Musa dedi ki: “Allah şöyle buyuruyor: ‘O, yaşlı da değil düve de değil; ikisinin arası bir inek olacak.’ Haydi, size emredileni yapın.” Bizim için rabbine dua et de renginin nasıl olacağını bize açıklasın” dediler. Musa, “O buyuruyor ki: Rengi parlak sarı, bakanların içini açan bir inek olacak” dedi. Yine, “Bizim için rabbine dua et de onun nasıl bir şey olduğunu bize iyice açıklasın; çünkü bu sığır bize ayırt edilemez geldi; inşallah doğrusunu buluruz” dediler. Musa, “Rabbim şöyle buyuruyor, dedi: O, henüz boyunduruk altına alınıp yer sürmemiş, ekin sulamamış, serbest dolaşan ve alacası bulunmayan bir inektir.” “İşte şimdi doğrusunu anlattın” dediler ve ineği (bulup) kestiler, ama az daha (bunu) yapmayacaklardı. Hani siz bir adam öldürmüştünüz de bu hususta birbirinize düşmüştünüz.”

(Bakara Suresi: 67-72)

Herkes suçu diğer tarafa atıyordu:

 (73) وَاللَّهُ مُخْرِجٌ مَا كُنْتُمْ تَكْتُمُونَ (72) فَقُلْنَا اضْرِبُوهُ بِبَعْضِهَا كَذَلِكَ﴿
﴾يُحْيِي اللَّهُ الْمَوْتَى وَيُرِيكُمْ آَيَاتِهِ لَعَلَّكُمْ تَعْقِلُونَ 

“Hâlbuki Allah sakladığınızı ortaya çıkaracaktı. Sonra “(kesilen ineğin) bir parçasıyla ölüye vurun” dedik. Böylece Allah ölüleri diriltir ve düşünesiniz diye size âyetlerini gösterir”

(Bakara Suresi: 72-73)

Ölen kişi hakkında insanlar “filanca kişinin kaybı, bu ölünün sadece kıyafeti çıkarıldı, ruhu kalıcıdır ve hesaba çekilecek, nimetleri devamlı olan bir cennette veya azabı tükenmeyen cehennemde ebedi bir hayat yaşayacak” gibi şeyler söylüyorlardı.

İslam Davetinin İlk Zamanlarında İnen Ayetler İki Şeye İşaret Ediyordu:

Kardeşlerim, İslam davetinin ilk yıllarında inen ayetler iki şey üzerinde duruyordu: Allah’a iman ve ahiret gününe iman. Çünkü Allah’a imanın, Allah’ın seni her zaman görüp kontrol ettiğine inanmadığın sürece bir anlamı yoktur. Hesaba çekilecek, cezalandırılacaksın. Allah’ın seni idare ettiğine, hesaba çekeceğine, cezalandıracağına inanmadığın sürece asla istikamet üzere olamazsın. Allah Teâlâ buyuruyor ki:

 اللَّهُ الَّذِي خَلَقَ سَبْعَ سَمَوَاتٍ وَمِنَ الْأَرْضِ مِثْلَهُنَّ يَتَنَزَّلُ الْأَمْرُ بَيْنَهُنَّ لِتَعْلَمُوا ﴿
 ﴾(12)أَنَّ اللَّهَ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ قَدِيرٌ وَأَنَّ اللَّهَ قَدْ أَحَاطَ بِكُلِّ شَيْءٍ عِلْماً 

( سورة الطلاق )

“Yedi göğü ve yerden de onların benzerlerini yaratan Allah’tır. Allah’ın gücünün her şeye yettiğini ve yine Allah’ın ilminin her şeyi kuşattığını bilesiniz diye O’nun buyruğu gelip, bunlar arasında (bütün evrende) sürekli gerçekleşir.”

(Talak Suresi: 12)

Yani Allah’ın her şeyi bildiğinin, O’nun gözetiminde olduğunun farkında isen, seni hesaba çekeceğini biliyorsan dosdoğru olursun.  Ahiret gününde hesaba çekileceğinin farkında olmadan istikamet üzere olan bir insan bulamazsın. Şaşırtıcı olan şudur ki insan haram mal yediğinde başkalarının haklarına saldırdığında, Allah’ın yolundan yüz çevirdiğinde geceleri nasıl uyur? Kendini nasıl dengeler? Allah Teâlâ’nın şu ayetini Kuran’da okuruz:

﴾(93) فَوَرَبِّكَ لَنَسْأَلَنَّهُمْ أَجْمَعِينَ (92) عَمَّا كَانُوا يَعْمَلُونَ ﴿ 

( سورة الحجر )

“Rabbine andolsun ki yaptıklarından dolayı muhakkak surette onların hepsini sorguya çekeceğiz!”

(Hicr Suresi: 92-93)

Bu Dünyanın Özelliklerinden Biri İçinde Bulunduğun Nimetlerden Öldüğünde Kesin Olarak Ayrılacağındır:

Mümin kesin olarak bilir ki her hareketi, her duruşu, her tavır ve davranışı, verdiği veya esirgediği her şey, iletişim kurduğu ya da kestiği herkes, her ziyaret, her bakış ve her kelime amel defterine yazılıp mizanda karşısına çıkacaktır. Kıyamet gününde onlardan mesul olacaktır. Bu yüzden insan Allah’ın emirlerine harfiyen uyar. Yeryüzünde ahiret gününe büyük bir inancı olmayan kişinin istikamet üzere olduğunu göremezsin. Bu dünyanın nimetleri vardır, dünyada zevkler, arzular, alacağı pay ve şanslar vardır. Peki, insan ne elde eder? Bu paylar, arzular, zevkler ve nimetler genel olarak ya sen dünyadayken ya da öldüğünde kesin olarak seni bırakacaklar. Onlardan ayrılmak kaçınılmaz bir gerçek, çünkü bu dünyanın özelliklerinden biri de içinde bulunduğun nimetlerden öldüğünde kesin olarak ayrılacağındır. Belki de ölmeden önce seni terk edecekler;Burada Rasulullah (s.a.v.)’in bir duasını zikredelim:

(( اللهم أمتعنا بأسماعنا وأبصارنا وقوتنا ما أحييتنا واجعله الوارث منا ))

[ رزين عن نافع مولى ابن عمر]

“Allahım! Bizi yaşattığın müddetçe kulaklarımız, gözlerimiz ve kuvvetimizden faydalandır; ölümümüze kadar da onları devamlı kıl.”

(Rezin Hz.Ömer’in azatlı kölesi Nafi’den nakletmiştir)

Nimetlerin seni terk etmeyeceği, onlardan ayrılmayacağın yer ahiret yurdudur.

﴾ (61) لِمِثْلِ هَذَا فَلْيَعْمَلِ الْعَامِلُونَ ﴿

( سورة الصافات)

“Amel sahipleri böylesi bir kazanç için çalışmalıdır.”

(Saffat Suresi: 61)

﴾(26) وَفِي ذَلِكَ فَلْيَتَنَافَسِ الْمُتَنَافِسُونَ ﴿

( سورة المطففين)

“Yarışanlar, işte bunlar için yarışsınlar.”

(Mutaffifin Suresi: 26)

Dünyada endişe vardır, sağlığın için endişelenirsin ve yaşlandıkça bu endişen de artar. Acaba filancanın hastalığına yakalanır mıyım? Veya başka birinin hastalığını yaşar mıyım? Hastalıklar çok çeşitlidir. Bu en büyük endişedir, sağlık için endişelenmek; Bir de geçim endişesi vardır, gelirim bu seviyede mi kalacak yoksa azalacak mı? İşimde kalmaya devam edecek miyim? Bu ticaretimi devam ettirebilecek miyim? Dünya hayatı endişelerle doludur. Çünkü bu dünyadan ayrılmak zorundasın, öyleyse her türlü nimeti de terk edeceksin; Açıklama için bir şey anlatayım; Bir gün bir cenaze merasimindeydim, ölünün nasıl defnedildiğini gördüm, 200 metre kare bir evde otururdu, belki de evi 400 metrekare idi. Şam’ın en lüks semtlerinden birindeydi. Güzel manzaralı, bakımlı balkonları olan, yatak odaları, misafir odaları, oturma odaları olan yani her şeyiyle ısıtma sistemi, kliması ile mükemmel bir evdi. Peki, bu evin sahibinin sonu ne oldu? Şu an o toprağın altında, küçük bir çukurda ve bu son, canlı olan her varlığın sonudur.

İmanın Şartları Arasında En Gerekli İki Rükun Allah’a ve Ahiret Gününe İmandır:

Bu nimetler öldüğünde belki de ölmeden önce ayrılacağın nimetlerdir; Ahiret ise ebedi, sonsuz bir hayattır, orada ne sıkıntı vardır, ne yaşlılık, ne hüzün, ne endişe, ne soğuk ya da sıcak, ne hastalık ya da fakirlik, ne zenginlik ne de kahır vardır.

﴾ (61)لِمِثْلِ هَذَا فَلْيَعْمَلِ الْعَامِلُونَ ﴿

(سورة الصافات)

“Amel sahipleri böylesi bir kazanç için çalışmalıdır.”

(Saffat Suresi: 61)

﴾ (وَفِي ذَلِكَ فَلْيَتَنَافَسِ الْمُتَنَافِسُونَ(26 ﴿

( سورة المطففين)

“Yarışanlar, işte bunlar için yarışsınlar.”

(Mutaffifin Suresi: 26)

Öyleyse Allah Teâlâ bu surenin adını Bakara Suresi koymakla bize ahreti hatırlatmak istemiştir. Ahirete iman direk Allah’a imandan sonra gelir. İmandan bahseden ayetlere bakarsan imanın şartlarından en çok gerekli olan iki maddenin Allah’a iman ve ahirete iman olduğunu görürsün. Ahirete imanın olmadığı bir dünya ormana benzer; O ormanda güçlü olan güçsüz olanı yer, zengin fakiri ezer, insanlara zulmedilir, halk açlıktan ölür, Güney Asya’da olduğu gibi insanların yiyemediği etler ile köpekler beslenir, orada öyle dükkânlar vardır ki onların köpekleri bazı insanlardan daha refah düzeyde bir hayat yaşar. Güçlünün galip geldiği, zayıfın ezildiği bir hayat, işte bu ahirete imanın olmadığı dünya hayatıdır. Mümin olan küçük toplumlara bak, fertleri ahirete iman ederler, kendisine ait olanı alan, olmayanı bırakan insanlar görürsün. Evlilik konusu hakkında bir seferinde şöyle demiştim: İslami evlilikler nasıl başarılı oluyor? Çünkü iki eş arasında Allah Teâlâ vardır, çünkü her bir taraf karşısındakine zulmetmekten korkar, Allah’tan korkar, diğer tarafa zulmetmekten Allah için korkar ve ikisi de karşı tarafa hizmet ederek Allah’ın rahmetini ister. Eşler Allah’a yaklaşarak yücelirler, aralarında Allah’a ve ahiret gününe imanları sebebiyle anlayış ve uyum artar.

Allah Kelamının Varlıkların Sözlerine Olan Üstünlüğü, Allah’ın Kullarına Olan Üstünlüğü Gibidir:

Ben ahirete iman konusunun önemi hakkında ısrarcıyım. Bu günün yani ahiret gününün günlük hesaplarımıza girmesi gerekir. Bir kardeşimiz demişti ki: saatlik hesaplarımıza girmeli. Aslında doğru olan anlık hesaplarımıza bile girmelidir. Her an, her amel hesaba çekilecektir:

يَا وَيْلَتَنَا مَالِ هَذَا الْكِتَابِ لَا يُغَادِرُ صَغِيرَةً وَلَا كَبِيرَةً إِلَّا أَحْصَاهَا ﴿
﴾ (49)وَوَجَدُوا مَا عَمِلُوا حَاضِراً وَلَا يَظْلِمُ رَبُّكَ أَحَداً 

(سورة الكهف)

“Vay halimize! Bu nasıl kitapmış! Küçük-büyük hiçbir şey bırakmadan hepsini sayıp dökmüş!” dediklerini görürsün. Böylece yaptıklarını karşılarında bulmuşlardır. Rabbin hiç kimseye haksızlık etmez.”

(Kehf Suresi: 49)

Mümin seçkin bir şahsiyettir; Bir keresinde bahsetmiştim, üstün şahsiyette ilmi bir seviye vardır. Mümin kimdir? Mümin kâinatın büyük hakikatini bilen, Allah’ı tanıyan kişidir. İşte o en büyük âlimdir. Çünkü Allah’ı bilir. Şu söze dikkat edin: “Allah kelamının varlıkların kelamına olan üstünlüğü, Allah’ın yarattığı varlıklara olan üstünlüğü gibidir. Kuran’ı Kerim ve başka bir kitap kıyaslandığında aralarındaki mesafe Allah ile o kitabın yazarı arasındaki mesafe gibidir. Çünkü o Allah kelamıdır. Sadece dünyayı bilen ile Allah’ı tanıyan kişiler kıyaslandığında, aralarındaki ayrım Allah ve yarattıkları arasındaki ayrım gibidir. Allah’ı tanıyan kişi çok büyük bir insandır. Yüce hakikati bilir, onunla uyum içinde yaşar, dünyada da ahirette de mutlu olur. İman ahlaki bir seviyedir. Çünkü mümin çok büyük ahlaki değerlerden oluşan bir sistemle yönetilir. Hayatında ayrıntılı önemli bir metot vardır. Daha önce de bahsetmiştim, Bugün Müslümanlar bu seviyeye ulaşamadılar. Çünkü onlar İslam’ın sadece namaz, oruç, hac ve zekât gibi ibadetlerden oluştuğunu zannediyorlar. Fakat İslam umarım abartmıyorum, yaklaşık yüz bin madde içerir. Para kazanmak ve harcamak ile ilgili maddeler, evlilik, boşanma, ticaret, yolculuk, ikamet, çocuk eğitimi ile ilgili maddeler yani tam bir anayasa içerir. Müslümanlar İslam’ı sadece sembolik ibadetler olarak anladıkları için diğer milletlerin gerisinde kaldılar. Sahabe-i Kiram ise Allah’ın murat ettiği şekilde dini hayat olarak gördüler. Tafsilatlı bir kanuna uygun şekilde hareket ettiler. Bu yüzden ilim her Müslümana farzdır. Müslümanların hayatında ilim almaktan daha üstün bir şey yoktur. İlim sayesinde kim olduğu öğrenirsin, insanlar arasındaki konumunu, ölümden sonra ne olacağını, uyman gereken kanun ve kuralların ne olduğunu bilirsin. Böylece mümin ahiret gününe iman ettiğinde tüm problemler çözülmüş olur.

Dinin Tamamı Kendi Kendine Muhasebe Yapmaktır:

Her zaman anlattığım örnek bir hikâye var: Motor Bobinaj işinde çalışan bir kardeşimiz şöyle söylüyor: Ben Allah ile aramı düzeltmeden önce bana yanık motor getirirlerdi. Tabi motor bobini sarma ücreti yaklaşık beş bindi. Bir gün bir adam bana ‘motoru aç’ dedi ve baktığımda dış tarafta çok küçük bir kesik vardı, bir dakika da tamir edilebilirdi. Diyor ki Allah ile aramı düzeltmeden önce bu şekilde olan motorları tamir ediyor ve nakit beş bin liramı alıyordum. Çünkü motorun sahibi ne olduğunu bilmiyordu. Bildiği şey motorun durduğu, çalışmadığıydı. Yanmış bir motor geldiğinde ve sarılması gerektiğinde, Allah Azze ve Celle’yi tanıdıktan sonra müşteriye ‘yirmi beş lira vermen yeterli’ diyorum. Aslında beş bin almam gerekiyor. İşte bu adam kendini muhasebe ediyor. Hikâye bu şekilde.

Dinin tamamı kendi kendini muhasebe edip sorguya çekmektir. Din tıpkı o bedevinin dediği gibiydi, bu bedevi Hz. Ömer ile konuştuğunda Hz. Ömer ona “Bu koyunu bana sat ve parasını al.” demişti. Bedevi “bu koyun benim değil” diye karşılık verdi. Hz. Ömer “sahibine öldü dersin.” Dedi ama bedevi yine “bu benim değil” dedi, parasını vermek istediği halde yine “koyun benim değil.” karşılığını verdi. Sonra Hz. Ömer çok ısrar edince bedevi çoban “Vallahi onun parasına çok ihtiyacım var, ben koyunun sahibine koyunun öldü ya da onu kurt yedi desem bana inanır. Çünkü ben onun gözünde dürüst biriyim. Fakat bu işte Allah nerededir?” İşte din budur. Dinin tamamı ahiret gününe iman etmektir, diline sahip çıkmak, para kazanma, para harcama konularında doğru davranmak, gözünü, kulağını, elini haramdan sakınıp tüm tavır ve davranışlarında dine uygun bir şekilde yaşamaktır.

Değerli kardeşlerim, Bakara Suresi olarak isimlendirilen bu sure Kuran’ı Kerim’deki en uzun suredir. Bakara olarak isimlendirilmesinin sebebi ineğin İsrail oğulları için ahiret gününe imanın delilidir. Allah Subhanehu ve Teâlâ ölüyü nasıl diriltiyor da adam kalkıp beni falanca öldürdü diyebiliyor? Bir İnsan Allah’a isyankâr olduğu zaman bilmelidir ki ahiret gününe inancında bir zayıflık vardır. Ahirete imanı çok güçlü olsaydı asla isyan edemezdi. Hesaba çekileceğine inanan bir kişinin Allah’a isyan etmesi imkânsızdır. Komşu ülkelerden birine gittiğimde yolda çok ayrıntılı bir teftişe denk geldik. İnce bir arama yapılmadan geçip gitmemiz imkânsızdı. Orada bir şey satın alabilir misin? Asla yapamazsın bu doğal bir şeydir. Bu kadar ayrıntılı bir arama varken bir şey alman mümkün değildir. Görevli sana “sorun yok ruhsatı tamamdır” dediğinde tamam da ben kendi yaşadığım yere nasıl gideceğim? Geçme! İşte mümin böyledir. Her hangi bir şeyde denetim olmayabilir, ama sen güvenilir birisindir, doktor da öyledir. Üst seviye mesleklerin de her birinin failleri güvenilirdir. Doktor hastaya tahlil yaptırmalısın hatta on tane dediğinde hastanın doktorla tartışma şansı var mıdır? Sonra başkalarının tahliline yönelir” bu kadardır. Bu tahlillerin zaruri olup olmadığını kim bilebilir? Sadece Allah bilir. Mesela bir avukat sana der ki: “Davayı kazandık, karşı taraf kesin olarak kaybetti. Bu durumda avukatla tartışma şansın olur mu.? Bunu kim bilebilir? Sadece Allah bilir. Vallahi kardeşlerim Müslümanların ahirete imanı doğru olduğunda, adalet sarayının kapıları tamamen kapanır.

Din Sadece Ritüellerden Oluşan İbadetler Değil, Eksiksiz Kurallar Bütünüdür:

Hz. Ömer iki yıl boyunca Hz. Ebu Bekir’in adaletten sorumlu yardımcısı olarak görev yaptı. Bu süreçte kimse bir dava açmadı. İnsanlar adaletli davrandığında kadılar dinlenir. Bizim asıl sorunumuz ahirete imandır. Çünkü sen sorguya çekileceksin:

﴾ (93) فَوَرَبِّكَ لَنَسْأَلَنَّهُمْ أَجْمَعِينَ (92) عَمَّا كَانُوا يَعْمَلُونَ ﴿

( سورة الحجر )

“Rabbine andolsun ki yaptıklarından dolayı muhakkak surette onların hepsini sorguya çekeceğiz!”

(Hicr Suresi: 92-93)

İkinci kez söylüyorum değerli kardeşlerim, en büyük yanılgımız sadece camiye gidip namaz kılan kişinin din adamı olduğudur. Buraya sadece üreticinin talimatlarını almak için geliyorsunuz. Sonra da ikinci kez karşılığını almak için dönüyorsunuz. Dinin işinde, dükkânında, ofisinde, kliniğinde, şirketinde, tarlanda, iş yerinde, çocuklarınla her yerde bulunmalıdır. Burada üreticinin talimatlarını alırsın, bu talimatları uygulamak için hayata dönersin. En açık ifade ile Rasulullah (s.a.v.), Allah’ın evine girdiğinde şöyle diyordu:

(( اللَّهمَّ افْتح لي أبواب رحمتك، وإذا خرج فليقل: اللَّهمَّ إني أسألك من فضلك ))

[مسلم عن أبي حميد]

"Allahım, bana rahmetinin kapılarını aç" desin; cami'den çıkarken ise: "Allahım, lütuf ve kereminden (ihsanını yine) senden istiyorum" desin.”

(Müslim Ebu Hamid’den nakletmiştir.)

Rabbim bana sana yakınlığı hissettir. Rasulullah (s.a.v.) camiden çıkarken de şöyle diyordu:

(( اللَّهمَّ إني أسألك من فضلك ))

[مسلم عن أبي حميد]

"Allahım, lütuf ve kereminden (ihsanını yine) senden istiyorum”

(Müslim Ebu Hamid’den nakletmiştir.)

İş caminin dışındadır. Orada da din olmalıdır, orada da istikamet, dile sahip çıkma, geliri ve giderleri düzenleme olmalıdır. Biz dini beş ibadetten ibaret olarak anlarsak, diğer milletlerin gerisinde kalırız. Fakat bizim dini eksiksiz bir kanunlar bütünü olarak anlamamız gerekiyor. Bu mümini meşgul eden en büyük soru şudur: Bu konuda dinin hükmü nedir?

Allah Azze ve Celle Her Birimizi Tekrar Yaratmaya Kadirdir:

Bakara Suresi bu şekilde isimlendirilmiştir. Çünkü Allah Azze ve Celle İsrail oğullarına bir inek kurban etmelerini ve bu ineğin bir parçasıyla öldürülen kişiye vurmalarını emretmiştir. Böylece Allah onu tekrar diriltti ve kalktı, “Beni filanca öldürdü.” Dedi. Yani Allah Azze ve Celle her birimizin bir kez daha yaratmaya kadirdir. Bu Kuran’ı Kerimde de zikredilmiştir.

İkinci bir şey de İsrail oğulları arasında salih bir adam vardı, O istikamet üzere yaşayan, takva sahibi ihlâslı birisiydi. Ailesine bir inekten başka bir şey bırakmamıştı. Onun tek oğluna dünya hayatında bırakabileceği tek serveti buydu. Bu özellikler Bakara Suresi’nde de geçmektedir:

﴾ (صَفْرَاءُ فَاقِعٌ لَوْنُهَا تَسُرُّ النَّاظِرِينَ (69 ﴿

“Rengi parlak sarı, bakanların içini açan bir inek olacak”

(Bakara Suresi: 69)

Böyle olunca hepsi bu ineğe başvurdu. Adamın oğlu da en az derisini dolduracak kadar altın istedi. Zira o büyük bir servetti. Bu olaydan çıkan sonuç şudur: İnsan salih bir kimse olunca Allah ölümünden sonra çocuklarına bakıp gözetiyor. Allah (c.c) bir hadis-i kutside buyuruyor ki:

عبدي أعطيتك مالاً فماذا صنعت فيه ؟ يقول هذا العبد: يا ربِ أنفقته على كل محتاجٍ ومسكين لثقتي بأنك ))
(( خيرٌ حافظاً وأنت أرحم الراحمين ـ يقول الله عزّ وجل في هذا الأثر القدسي ـ عبدي أنا الحافظ لأولادك من بعدك 

[ورد في الأثر]

“Kulum ben sana mal verdim, onunla ne yaptın? Kul cevap verir: ‘Ya Rabbi ben onunla ihtiyacı olanlara, fakirlere yardım ettim, bunun için harcadım. Bunu da senin beni muhafaza edeceğine güvendiğim için yaptım, zira sen merhametlilerin en merhametlisisin. Allah Azze ve Celle de buyurur ki: ‘Ey kulum ben de senin ölümünden sonra da evlatlarını muhafaza edecek koruyacağım.”

(Kaynaklarda mevcuttur.)

Bunun anlamı şudur: sen helal olanı seç, sana ait olmayan şeyleri alma, ölümünden sonra çocuklarına ne olacağını düşünüp korkma, Allah Teâlâ onları koruyup gözetecektir. Sen öldükten sonra seni gözettiği gibi çocuklarını da gözetecektir. Onları koruyacak olan da, rızıklandıracak, muhafaza edecek ve onlara ikramda bulunacak olan da Allah’tır. Nice baba haram yolla kazandığı milyonlarca serveti çocuklarına bırakmıştır. Ama neticede bu çocuklar o paraları kısa sürede israf ederek harcamış ve fakir olarak yaşamaya devam etmiştir. Ve nice baba da para kazanma konusunda Allah’tan korkmuş, Allah Teâlâ da vefatından sonra çocuklarını gözetmiştir. Çocuklar için endişelenme, endişelenmen gereken tek şey günaha dalmak olsun. Allah katında yerini sağlamlaştıracak olan budur. Günümüzde insanların çoğu çocukları için haram yoldan kazanıyorlar, çocuklarının geleceğini inşa etmek için, ev satın almak, çocuklarını evlendirmek için bunu yapıyor haram mal kazanıyorlar. Peki, ne oluyor? Haram yoldan kazanılan bu para hemen harcanıyor, geldiği gibi gidiyor, yine çocukları fakir kalıyor. Böylece Allah Azze ve Celle diğer kuluna diyor ki:

عبدِ أعطيتك مالاً فماذا صنعت فيه ؟ يقول: يا ربِ لم أنفق منه شيئاً مخافة الفقر على أولادي ))
(( من بعدي، يقول الله عزّ وجل: إن الذي خشيت على أولادك من بعدك قد أنزلته بهم

“Kulum ben sana mal verdim, onunla ne yaptın? Kul cevap verir: ‘Ya Rabbi ben onu benden sonra çocuklarım fakir kalacak korkusuyla hiç harcamadım.’ Allah Azze ve Celle de şöyle buyurur: ‘Çocuklarının senden sonraki korktuğum durum var ya ben onu onlara verdim.”

İkinci Bir Nokta Helal Yoldan Kazanmaya Allah’a İtaat Etmek İçin Çabala ki Allah Da Senden Sonra Çocuklarını Gözetip Korusun:

O inek mübarekti, çünkü salih bir babanın ineğiydi:

﴾(82) وَأَمَّا الْجِدَارُ فَكَانَ لِغُلَامَيْنِ يَتِيمَيْنِ فِي الْمَدِينَةِ وَكَانَ تَحْتَهُ كَنْزٌ لَهُمَا وَكَانَ أَبُوهُمَا صَالِحاً ﴿

( سورة الكهف )

“Duvara gelince o, şehirde iki yetim çocuğun idi; altında da onlara ait bir define vardı; babaları ise iyi bir adamdı.”

(Kehf Suresi: 82)

Hz. Hızır bir duvar inşa etmişti, çünkü babaları salih bir kişiydi. İkinci bir hakikat de bu surededir: Helal kazanç elde etmek için çabala, Allah’a itaat etmek için uğraş ve çocuklarının sonunu düşünme. Çünkü Allah onlara göz kulak olacak. Sen salih bir kul isen Allah senin için ölümünden sonra çocuklarına sahip çıkacak, onları muhafaza edecektir. Ne kadar da etkili bir hikâye; Bir adam takva sahibiydi, çocukları babalarının vefatından sonra zirvede seçkin insanlar oldular. Ve nice baba da vardı ki para kazanma konusunda Allah’tan korkmadı, bunun yanında çocuklarına büyük bir servet bıraktı. Sonra ölen kişinin arkadaşı yolda bu adamın oğlunu gördü ve “Nereye gidiyorsun?” diye sordu. Tek kelimeyle şöyle dedi: “ babamın ruhu için içki içmeye gidiyorum.” Ölünün ruhu naaşından çıkıp kanatlandığında der ki: “Ey ailem, ey oğlum, dünya benimle oynadığı gibi seninle de oynamasın, ben haram helal düşünmeden para kazandım, helal yol olup olmadığına bakmaksızın onu harcadım. Nihayet bu işin neşesi eğlencesi size, sorumluluğu bana kaldı.”

Diğer bir mesele; Hakkında ayrıntılı bilgi verilen, insanların kesmek için yöneldiği bu inek iyi bir insan olan bir babanındı. Oğlu onu satmak için derisini dolduracak kadar altın vermelerini şart koştu. Bazen bir baba bir toprak parçası, bir ev, küçük bir dükkân bırakır çocuklarına, bu dükkân o öldükten sonra çocuklarına büyük hayırlar getirir, çünkü babaları salih bir kimsedir. Çocuklarını düşünme, sen kazancını düşün, helal mi yoksa haram mı? Sen çocuklarına haram mal yedirmekle mükellef değilsin, işte bu da diğer bir konudur.

Üçüncü Bir Nokta, Bu Sure Medenî (Medine ‘de İnmiş) Bir Suredir:

Üçüncü bir noktaya gelirsek, bu sure Medenî (Medine’de inmiş) bir suredir. Tabi bildiğiniz gibi Kuran’ı Kerim Mekkî ve Medenî ayetlerden oluşur. Âlimler şu konuda ihtilaf etmişlerdir; Mutlak olarak Mekke’de inen ayetler Mekkî, Medine’de inenler Medenî midir? Yoksa zamanla alakası yok mudur? Sadece mekân mı göz önünde bulundurulmalıdır? Rasulullah (s.a.v.)’e Mekke’nin fethinden sonra da ayetler nazil oldu. O zaman Mekke’de inen ayetler Mekkî mi Medenî midir? Bazı âlimler sadece zamanı göz önünde bulunduruyorlar. Hicretten sonra inen her ayet, nerede inerse insin Medenîdir. Hicretten önce inen her ayet de nerede inerse insin Mekkî’dir. Bu zaman ölçütüdür, Aynı zamanda mekân ölçütü de vardır; Hangi zamanda inmiş olursa olsun Mekke’de inen ayetler Mekkî, Medine’de inenler ise Medenî’dir.

Bizi ilgilendiren şey şudur, Mekkî ve Medenî ayetlerin bazı özellikleri vardır. Mekkî ayetler Allah’a iman ve ahirete iman konularına odaklanmıştır. Kuran’ın son cüzünü oku, Nebe Suresi, Naziat, Mürselat, hepsi Allah’a iman konusuna vurgu yapar, yine ahirete imana değinir. Çünkü bu iki konu inancın temelidir. Bu ayetler kâfirlere ve dinsizlere verilen ve cevaplara, müşriklere ve inkârcılara, cennet ve cehennem tasvirlerine değinir. Bu sıradaki ayetler neredeyse tamamen Mekkîdir. Allah’a iman bu ayetler de vardır, ahiret gününe iman, müşriklere, kâfirlere ve dinsizlere verilen cevapları, cennet ve cehennemi zikreder. Bakara Suresi’ne gelirsek, Al-i İmran’a, Nisa ve Enam surelerine, burada iş değişir. Burada genelde ‘yap’ veya ‘yapma’ şeklinde fıkhî ayetlerle karşılaşırsın:

﴾(يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آَمَنُوا إِذَا تَدَايَنْتُمْ بِدَيْنٍ إِلَى أَجَلٍ مُسَمًّى فَاكْتُبُوهُ وَلْيَكْتُبْ بَيْنَكُمْ كَاتِبٌ بِالْعَدْلِ ٌ (282 ﴿

( سورة البقرة )

“Ey iman edenler! Belirlenmiş bir zamana kadar bir borç ilişkisi kurduğunuzda bunu yazın. Aranızdan bir kâtip bunu adaletle yazsın”

(Bakara Suresi: 282)

Çok güzel, burada uygulama, fıkıh ve kanun var.

Allah’a Davet Şu İki Merhale’den Geçmelidir:

Münafıklar vardır…

﴾ (إِنْ تَمْسَسْكُمْ حَسَنَةٌ تَسُؤْهُمْ وَإِنْ تُصِبْكُمْ سَيِّئَةٌ يَفْرَحُوا بِهَا (120 ﴿

( سورة آل عمران )

“Size bir iyilik gelirse bu onları üzer, ama başınıza bir kötülük gelse buna sevinirler.”

(Al-i İmran Suresi: 120)

Burada münafıklar tabakası vardır. Fakat Mekke’de münafık yoktu, çünkü İslam baskı altındaydı. Kimsenin münafıklık yapmaya ihtiyacı yoktu,  bir meydanda yürürken kişi küfrünü ikrar edebiliyordu, Müslümanlar mazlumdu. Bu yüzden de Mekke’de münafıklık yoktu. Ama Medine’de Müslümanlar güçlü bir devlet kurunca münafıklar ortaya çıktı. Medine’de inen ayetlerde kanunları görürsün, Müminlere uyarı babında münafıkların durumundan bahsedilir, Müslümanlar ile ilişkilerine değinilir, bunlar Medine’deki ayetlerdir.

Peki, bizi ilgilendiren nedir? Allah’a yapılan her davet şu iki merhaleden geçmelidir: Allah’a ve ahiret gününe imanı öğrenme merhalesi ve İslam fıkhını öğrenme aşaması. Allah’a ve ahiret gününe imanın atlandığı her tebliğ eksik bir tebliğdir, başarıya ulaşmaz. Sen kişiye namazı kılmasını emredersin ama kim için bu namazı kılacak? İstikamet üzere olmasını söylersin ama kimden korktuğu için bunu yapacak? Allah’ı tanımıyor!! Hep derim ki: İnsan bir emri bildiği halde onu emredenin kim olduğunu bilmezse o işten kaçar, yüz çevirir. Günümüzde Müslümanların durumu budur, gizlenenden daha büyüktür. Bir şarkıcı bir âlime sorar: Ben tövbe ettim, şarkı söylememde bir sakınca var mı? Dini konulara engel teşkil eder mi? Şarkı kabul edilir hale geldi, karma ortamlara, Mısır’daki bankalara izin verildi. Hiçbir şey kalmadı, her şeye bir fetva bulundu. Üzülerek söylüyorum ki, maalesef her günahın bir fetvası var.

İnsan bir emri bilip onu emredeni bilmeyince onu yapmaktan kaçınıyor, bu Müslümanların durumu. İslam geleneksel bir din haline geldi, İslamî şekiller, kıyafetler; Kuran ayetleriyle süslenen evlerde Allah’ın razı olmayacağı işler yapılarak kutlamalar düzenleniyor. Bu evlerde Allah’ın hoşnut olamayacağı cihazlar, ilişkiler bulunuyor ama aynı zamanda ev Kuran ayetleriyle, Kâbe resimleriyle, tablolarla dolduruluyor. İslam sadece şekil olarak kalıyor, İslami seminerler, kalın kitaplar, kitapların kapaklarında İslami başlıklar, şık baskılar, videokasetler, kütüphaneler, her şey en üst düzeyde mevcut ama istikamet yok, dindarlık yok. Sanki Allah Azze ve Celle bizden vazgeçiyor.

Mekkî Ayetler Bize Emredeni Öğretirken Medenî Ayetler Emirleri Öğretiyor:

Daha önce de zikretmiştim, birisi bana şunu sordu: “Biz Allah’a dua ediyoruz ama neden kabul olmuyor?” Ben de ona dedim ki: “Bu soru Basra’da İbrahim Ethem’e de soruldu. Denildi ki, Allah şöyle buyuruyor:

﴾(60)ادْعُونِي أَسْتَجِبْ لَكُمْ ﴿ 

( سورة غافر )

“Bana dua edin, duanızı kabul edeyim”

(Gafir Suresi: 60)

Biz O’na dua ediyoruz ama kabul olmuyor.  Dedi ki: “Çünkü on şeyde kalpleriniz ölmüş; Siz iman ettiğinizi iddia ettiğiniz halde Allah’ın emirlerine uymuyorsunuz, Kuran’ı okuyor ama onunla amel etmiyorsunuz, peygamberini sevdiğinizi söylüyor ama sünnetine uymuyorsunuz, Cehennem haktır deyip ondan sakınmıyorsunuz, Cennet haktır deyip onun için çalışmıyorsunuz, ölülerinizi defnediyorsunuz ama hiç ibret almıyorsunuz…” Bu şekilde on iki madde sayıyor ve diyor ki: “Şimdi duanıza nasıl karşılık verilsin?!!”

Bir ayetin Mekkî mi Medenî mi olduğunu ifade etmedeki kastımız, Mekkî ayetler seni delillerle Allah’a ve ahiret gününe imana çağırır. Bu büyük şartı gerçekleştirmeyen her tebliğ de eksiktir, asla başarıya ulaşmaz. Şimdi biz inançtan önce fıkhı önemsiyoruz hâlbuki fıkıh ve inancı beraber olarak özenle dikkate almalıyız. Çok önemli bir şey var, insan Allah’a doğru bir şekilde iman ettiğinde emirlerini ve yasaklarını öğrenmek ister ve bunu hemen yapar. Çünkü sadık mümin yaptığı işte Allah’ın emrinin ne olduğunu araştırır.

Bazen bir şirkette çalışırsın, eski müdürün işten ayrılır ve yerine yeni müdür gelir. Sen kim olduğunu sorarsın, kültürünü, ahlakını, karakterini, mizacını merak edersin. Kişiliğini öğrendikten sonra emir ve yasaklarını beklersin; Bu doğal bir süreçtir; Önce emri vereni tanırsın sonra emirleri alırsın. Biz de Mekkî surelerde emredeni tanıyoruz, Medenî surelerde ise emirleri öğrenmemiz gerekiyor. Bu yüzden de emredenin bilinmediği emirler değersiz olur. Çünkü mesajın kıymeti aslında mesajı gönderenin kıymetidir. Emrin değeri aslında emredenin değeridir. Allah’ı ne kadar tanırsan emirlerine de o kadar çok uyarsın, O’nu ne kadar iyi tanırsan vaatlerini de, cezalarını da o derece tasdik edersin. Bu çok önemli bir meseledir. O yüzden insanlara emri vereni yani Allah’ı öğretmeden ilahi emirlerle doldurmaya çalışma. Allah’a itaat ettiğimde O’nun katında değerim ne olur? İsyan edersem ne olur? Bu konuda bir fikri olmayan itaatkâr kişi ne bekleyebilir veya isyankâr olan kul ne umar? İtaat etmez, emir ve yasaklarına da uymaz.

Allah’ı Kainat İle Tanır, Kanunları İle O’na Kulluk Edersin:

Bu ders bizim için çok anlamlı bir ders. Bu yüzden tefsire Mekkî ayetlerin olduğu bölüm ile yani Kuran’ın son üçte biri ile başlayıp ikinci üçte birlik kısımla devam ettik. Allah Teâlâ’dan isteğim Mümin kardeşlerimizin kalplerine Allah’a iman konusunu güzel bir şekilde yerleştirebilmektir.

Şimdi de Müminin başına taç olacak fıkhi kurallar kısmı geliyor. Allah’ı tanırsan, emir ve yasaklarını araştırır, razı olduğu şeyleri soruşturursun. Bu yüzden de kâinatla Allah’ı tanır, kanunlarla O’na kulluk ve ibadet edersin. Bu iki çizgi Rasulullah (s.a.v.) zamanında da vardı. İlk kısım emreden Allah’ı tanımak, ikinci kısım ise emirleri öğrenmektir. Şu an önemli olan iki çizgiyi bir arada götürmektir. Bu yüzden bir dersimizde Allah’ı öğrenmeli, gökler ve yeryüzü hakkında tefekkür etmeliyiz. Bu ilk bölümdür. Her insan yer, içer, evlenir, uyur, uyanır, düşünür, bakar… Bilmen gereken bir şey var; Mutlak manada en üstün ibadet gökler ve yerler hakkında tefekkür ederek Allah’a yaklaşmaktır. Bu sebeple Allah’ı çok iyi tanımalısın ki O’nun emirleri senin gözünde çok yüce olabilsin:

﴾(مَا لَكُمْ لَا تَرْجُونَ لِلَّهِ وَقَاراً (13) وَقَدْ خَلَقَكُمْ أَطْوَاراً (14﴿ 

( سورة نوح)

“Ne oluyor size de Allah’ın büyüklüğünü hesaba katmıyorsunuz? Oysa O sizi türlü evrelerden geçirerek yaratmıştır.”

(Nuh Suresi: 13-14)

İnsanın tavır ve davranış açısından yaratılışı hakkında düşündüğünde Allah’tan vakar, ağırbaşlılık istersin. Peki, ağırbaşlılık nereden gelir? Allah’ın yaratması hakkında düşündüğünde anlarsın:

﴾ إِنَّمَا يَخْشَى اللَّهَ مِنْ عِبَادِهِ الْعُلَمَاءُ ﴿

( سورة فاطر: الآية 28)

“Kulları içinden ancak bilenler, Allah’ın büyüklüğü karşısında heyecan duyarlar.”

(Fatır Suresi: 28)

Değerli kardeşlerim, Mekkî ve Medenî kelimeleri aslında bize Allah’a davetin iki aşama halinde olması gerektiğini öğretiyor. Emredeni yani Allah’ı öğrenme aşaması ve ilahi emirleri öğrenme aşaması.

Dördüncü Bir Nokta, Allah Celle Celaluhu Bize Dolaylı Bir Şekilde Yapılan Tebliğin Doğrudan Yapılan Tebliğden Daha Etkili Olduğunu Öğretiyor:

Bu sure kardeşlerim yani Bakara Suresi Kuran’ı Kerim’in en uzun suresidir. Her zaman sorguladığımız üçüncü bir özellik taşır: O da İsrail oğulları hakkında çok uzun bahsedilmesi ve İsrail oğulları ile bizim alakamızın ne olduğudur:

﴾(134) تِلْكَ أُمَّةٌ قَدْ خَلَتْ لَهَا مَا كَسَبَتْ وَلَكُمْ مَا كَسَبْتُمْ ﴿

( سورة البقرة )

“Onlar bir ümmetti gelip geçti. Onların kazandıkları kendilerinin, sizin kazandıklarınız sizindir.”

(Bakara Suresi: 134)

Uzun uzun sayfalar, Hz. Musa’nın Firavun ile ilişkisi, kavmi ile ilişkisi, Allah Teâlâ onu firavundan nasıl kurtardı? Şuayb (a.s.)’a nasıl gitti? İsrail oğulları hakkında anlatılanlar ibret vericidir: Doğru eğitim metodu şu sözle anlatılır: “Kızım sana söylüyorum, gelinim sen anla” Allah Azze ve Celle de bize dolaylı şekilde yapılan tebliğin doğrudan yapılan tebliğden daha etkili olduğunu öğretiyor. İsrail oğullarının yakalandığı tüm hastalıklara Müslümanlar da adaydır, çünkü onlarla karşılaşıyorlar. İsrail oğullarının hastalıklarının hepsini biz de geçirebiliriz, çünkü hepsi ile karşılaşıyoruz:

وَقَالُوا لَنْ تَمَسَّنَا النَّارُ إِلَّا أَيَّاماً مَعْدُودَةً قُلْ أَتَّخَذْتُمْ عِنْدَ اللَّهِ عَهْداً ﴿
﴾(80)فَلَنْ يُخْلِفَ اللَّهُ عَهْدَهُ أَمْ تَقُولُونَ عَلَى اللَّهِ مَا لَا تَعْلَمُونَ

(سورة البقرة)

“Sayılı birkaç gün dışında bize ateş dokunmayacak” dediler. De ki: “(Bu hususta) Allah’tan söz mü aldınız; -böyleyse Allah sözünden dönmeyecektir- yoksa Allah hakkında bilmediğiniz şeyleri mi söylüyorsunuz?”

(Bakara Suresi: 80)

Bugün Müslümanlar da böyle inanıyor. Şefaat kavramını basit algılıyorlar. Zannediyorlar ki sen dilediğini yap, Rasulullah (s.a.v.) sana şefaat eder:

﴾(فَاذْهَبْ أَنْتَ وَرَبُّكَ فَقَاتِلَا إِنَّا هَاهُنَا قَاعِدُونَ (24 ﴿

( سورة المائدة)

“Sen ve rabbin gidin savaşın; biz burada oturacağız!” dediler.”

(Maide Suresi: 24)

Bu da Müslümanların hastalıklarındandır:

﴾ (93) قَالُوا سَمِعْنَا وَعَصَيْنَا ﴿

( سورة البقرة )

“İşittik ve isyan ettik dediler.”

(Bakara Suresi: 93)

İsrail oğullarının hastalıklarına baktığında hepsine Müslümanlarında maruz kaldığını görürsün. İsrail oğulları kıssalarını okuduğumuzda öğüt almak için okuruz, bu kavmin Rablerinin yolundan ayrılmalarından ve lanete uğramalarından ibret alarak okuruz. İşte bu da üçüncü bir konudur.

Dersin En Önemli Kısımlarından Bir Özet:

Şu kısımları özet olarak bir tekrar edelim:

İlk olarak; Bakara (İnek) Suresi Allah’a ve ahirete iman meselesini vurgulamak için bu şekilde isimlendirilmiştir. İnsanların tamamı çok ince ve ayrıntılı bir şekilde hesaba çekilecektir. Kim dünyada kendini zor bir hesaba çekerse kıyamet günündeki hesabı kolay olur.

ألا يا رب نفس طاعمة ناعمة في الدنيا جائعة عارية يوم القيامة ألا يا رب نفس جائعة عارية في الدنيا طاعمة ))
(( ..ناعمة يوم القيامة ألا يا رب مكرم لنفسه وهو لها مهين ألا يا رب مهين لنفسه وهو لها مكرم

[ابن سعد والبيهقي والديلمي عن أبي البجير]

“Dikkat edin! Dünyada tokluk ve bolluk içinde yaşayan nice kimse vardır ki, kıyamet günü aç ve çıplak (haşrolunacaktır). Dünyada aç ve çıplak olan nice kimse vardır ki kıyamet günü tok ve bolluk içinde olacaktır. Şuna dikkat edin! Nice kendini üstün görüp gururlanan vardır ki şahsiyetini yerle bir etmiştir.”

(İbn Sad, Beyhaki ve Deylemi Ebu’l-Becir)

Bu ahiret günü için bir ibret ve öğüttür.

İkinci bir konu; Dünyada istikamet üzere yaşayan bir kişi ölümünden sonra çocukları için endişelenmemelidir. Çünkü Allah Azze ve Celle ondan sonra çocuklarını muhafaza edecektir. Yani sana düşen dosdoğru olmak, bu yeterli:

﴾ (بَلِ اللَّهَ فَاعْبُدْ وَكُنْ مِنَ الشَّاكِرِينَ (66 ﴿ 

“Hayır! Yalnız Allah’a kulluk et ve şükredenlerden ol!”

(Zümer Suresi: 66)

﴾(144)قَالَ يَا مُوسَى إِنِّي اصْطَفَيْتُكَ عَلَى النَّاسِ بِرِسَالَاتِي وَبِكَلَامِي فَخُذْ مَا آَتَيْتُكَ وَكُنْ مِنَ الشَّاكِرِينَ ﴿

( سورة الأعراف)

“Allah, “Ey Mûsâ!” dedi, “Ben, mesajlarımı iletmek ve sözüme muhatap kılmak için insanlar arasından seni seçtim. Sana verdiğimi al ve şükredenlerden ol.”

(Araf Suresi: 144)

Üçüncü konu; Bu sure Medenî bir suredir. Medenî sureler hüküm ve kanunlar barındırır, tabi hükmün yeri hükmedenin öğrenilmesinden sonra gelir. Emrin yeri ise emredenin öğrenilmesinden sonradır. Emreden Allah’ı tanıdıktan sonra emirleri tam olarak anlayabilir, öğrenebiliriz. Unutma ki Allah’ın koyduğu kurallar dinin yarısıdır.

Bakara Suresinde değindiğimiz dördüncü nokta; İsrail oğullarının hastalıkları, eksiklikleri, sapkınlıkları hakkında zikredilen tüm hikâyeler, bizi de ilgilendirir. Bir kez zikretmiştim, unutmuş olanlar için:

﴾(14) حَظّاً مِمَّا ذُكِّرُوا بِهِ فَأَغْرَيْنَا بَيْنَهُمُ الْعَدَاوَةَ وَالْبَغْضَاءَ إِلَى يَوْمِ الْقِيَامَةِ ﴿

(سورة المائدة)

“kendilerine bildirilenlerden (İncil) önemli bir kısmını unuttular. Bu sebeple aralarına kıyamet gününe kadar sürüp gidecek olan düşmanlığı ve kini soktuk.”

(Maide Suresi: 14)

Öyleyse aramızda ne zaman düşmanlık ve kin olur? Bize bildirilenleri unuttuğumuz vakit düşmanlık ve kinin aramızda bulunması artık sanki bir kanun gibidir.

Toplumumuzda Çok Büyük Ortay Paydalar Var Fakat Bunun Yanında Düşmanlık ve Kin de Var:

Allah Teâlâ buyuruyor ki:

﴾(91) إِنَّمَا يُرِيدُ الشَّيْطَانُ أَنْ يُوقِعَ بَيْنَكُمُ الْعَدَاوَةَ وَالْبَغْضَاءَ ﴿

(سورة المائدة)

“Şüphesiz şeytan aranıza düşmanlık ve kin sokmak ister.”

(Maide Suresi:91)

 ﴾(فَنَسُوا حَظّاً مِمَّا ذُكِّرُوا بِهِ فَأَغْرَيْنَا بَيْنَهُمُ الْعَدَاوَةَ وَالْبَغْضَاءَ إِلَى يَوْمِ الْقِيَامَةِ (14 ﴿

(سورة المائدة)

“kendilerine bildirilenlerden (İncil) önemli bir kısmını unuttular. Bu sebeple aralarına kıyamet gününe kadar sürüp gidecek olan düşmanlığı ve kini soktuk.”

(Maide Suresi: 14)

Toplumumuzda çok büyük ortak paydalar var fakat bunun yanında düşmanlık ve kin de var. Allah Teâlâ İsrail oğullarını tanımlarken şöyle buyurur:

﴾(14) تَحْسَبُهُمْ جَمِيعاً وَقُلُوبُهُمْ شَتَّى  ﴿

( سورة الحشر )

“Sen onları birlik içinde sanırsın, oysa kalpleri dağınıktır.”

(Haşr Suresi: 14)

Toplumda onlarca ortak değer vardır ama aynı zamanda her türlü kin ve düşmanlık da bulunur. Bu üçüncü bir kanundur. Bu dersimizde bir sonraki derste ayrıntılarıyla değineceğimiz konulara bir giriş yapmış olduk. Bakara Suresi’nin ismi, salih baba, İsrail oğulları, neden isimleri bu surede çokça zikrediliyor? Bir de Mekkî ve Medenî ayet kavramlarından bahsetmiş olduk.

Alemlerin Rabbi Olan Allah’a Hamdolsun