Rahman ve Rahim Olan Allah’ın Adıyla

 

Her Şey ve Her Problemi Çözmek Allah Azze ve Celle’nin Kudretindedir:

Kardeşlerim, Dua ile ilgili çok fazla hadis vardır. Bugün işleyeceğimiz hadisi seçmemin nedeni geçen gün uzak bir ülkeden gelen bir kardeşimizdir. Bu kardeşimiz bana bir probleminden bahsetti. Çözmek için ne düşündüysem hep kapıları kapattı veya çare olmadığını, yöneldiği tüm kapıların kapandığını hatırlattı. Sorun gerçekten büyüktü, katlanılamaz ve çözümü olmayan bir problemdi. O anda zihnimden Rasulullah (s.a.v.)’in şu hadisi geçti:

((ينْزِلُ رَبّنَا كُلّ لَيْلَةٍ إِلى السّمَاءِ الدّنْيَا حَتّى يَبْقَى ثُلثُ اللّيْلِ الآخر، فَيَقُولُ: مَنْ يَدْعُونِي فأسْتَجِيبَ لَهُ؟ مَنْ يَسْألُنِي فأُعْطِيَهُ؟ وَمَنْ يَسْتَغْفِرُنِي فأَغْفِرَ لَه؟ حتى ينفجر الفجر ))

[ مسلم عَنْ أبي هُرَيْرَةَ ]

Rabbimiz her gece, gecenin son üçte birinde dünya semasına iner ve şöyle buyurur:‘Bana dua edene icabet ederim, benden isteyene veririm, benden bağışlanmayı dileyeni bağışlarım’ bu, fecir doğana kadar böyle devam eder.”

(Müslim Ebu Hureyre’den nakletmiştir)

Yani tüm çıkış yolları daraldığında, işler iyice zorlaştığında birçok çıkmaz sokakla karşılaşırsın. Tüm çareler tükenmiştir. Zannedersin ki bu sorunun hiçbir çözümü yoktur. Aslında Allah Teâlâ’da çözüm vardır ama biz bilmiyoruz. Zira Allah katında çözümü olmayan hiçbir mesele yoktur. Çünkü o sorunun yaratıcısı O’dur ve onu yüce bir hikmet için yaratmıştır. Bize dua etmemizi emretmiştir ki dualara icabet edecektir. Zira şu ayet anlamsız olamaz:

﴾ وَقَالَ رَبُّكُمُ ادْعُونِي أَسْتَجِبْ لَكُمْ ﴿

[سورة غافر الآية:60]

“Rabbiniz şöyle dedi: “Bana dua edin, duânıza cevap vereyim.”

(Gafir Suresi: 60)

Bir kişiden yardım istersiniz, der ki:” Yapamam, bu imkanlarım dahilinde değildir, ihtisas alanım değildir, bunun için bir boşluğum yok, buna izin vermezler, uygun değil, kanunlar bunu yapmama izin vermez.” Yani insanın önünde milyonlarca düğüm oluşur. Ancak her şey Allah’ın elindedir. Yine her sorunun çözümü de O’ndadır.

Dua, Müminin Elindeki En Büyük Silahtır:

İnsan için tüm çıkış yolları tükendiği, işler zorlaştığı, önündeki tüm yollar kapandığında, her şey elinden çıktığında, acziyetini ve zayıflığını fark ettiğinde, ona çıkış sağlayacak tek kapı Allah Teâlâ’dır.

Bahsettiğim kardeşimiz önüme problemini getirdiğinde, sorununun bir çözümü yoktu. Onu çözmeye imkânı yoktu ve etrafındaki insanların da buna gücü yetmiyordu. Benim önümde ise sadece şu hadis vardı:

(( ينْزِلُ رَبّنَا كُلّ لَيْلَةٍ إِلى السّمَاءِ الدّنْيَا حَتّى يَبْقَى ثُلثُ اللّيْلِ الآخر، فَيَقُولُ: مَنْ يَدْعُونِي فأسْتَجِيبَ لَهُ؟ مَنْ يَسْألُنِي فأُعْطِيَهُ؟ وَمَنْ يَسْتَغْفِرُنِي فأَغْفِرَ لَه؟ حتى ينفجر الفجر ))

[ مسلم عَنْ أبي هُرَيْرَةَ ]

“Rabbimiz her gece, gecenin son üçte birinde dünya semasına iner ve şöyle buyurur:‘Bana dua edene icabet ederim, benden isteyene veririm, benden bağışlanmayı dileyeni bağışlarım’ bu, fecir doğana kadar böyle devam eder.”

(Müslim Ebu Hureyre’den nakletmiştir)

Dua, müminin elindeki en büyük silahtır. Ancak insan Allah’tan istemekten çekinebilir ve bu durum onu doğru yoldan ayırmaya götürür. Daha sonra bu yoldan sapma, Allah ile kul arasında bir engele dönüşür.

Doğru yolda olmayan, istikamet üzere bulunmayan insan Allah Azze ve Celle’ye dua etmez. Dil ile etse bile, sadece dilde kalır, duası bomboştur. Ama Allah Teâlâ ile uzlaştığınızda, Allah’ın üzerindeki hakkınızı fark edersiniz. Bu hak ile ilgili kanun vardır. O da şudur ki: “Kulun Allah üzerindeki hakkı Ona azap etmemesidir.” O bu hakkı size verendir.  

Sıkıntılar insanı Allah Azze ve Celle’nin Kapısına Sevk Eder:

Sahih hadis kayaklarında uzunca meşhur bir hadis vardır:

((يا عبادي, إني حرمت الظلم على نفسي, وجعلته بينكم محرماً فلا تظالموا, يا عبادي, كلكم ضال إلا من هديته, فاستهدوني أهدكم - اطلب من الله الهداية, الأرض كلها ضلالات, الأرض كلها فتن, الأرض كلها ظلمات- استهدوني أهدكم, -اطلبوا الهداية مني، إذا الإنسان قال: يا رب دلني بك عليك, دلني عليك, أو دلني على من يدلني عليك, خذ بناصيتي إليك, نور قلبي-، فاستهدوني أهدكم, يا عبادي كلكم جائع إلا من أطعمته, فاستطعموني أطعمكم))

“Ey kullarım, Ben zulmü kendime haram kıldım ve onu sizin aranızda da haram kıldım. O halde birbirinize zulmetmeyin! Ey kullarım! Hepiniz dalâlettesiniz! Yalnız benim hidayete erdirdiklerim müstesna! Öyleyse benden hidayet dileyin ki, sizi hidayete erdireyim. Ey kullarım, tüm yeryüzü dalalet içindedir, fitne ve zulüm hüküm sürmektedir. Öyleyse benden hidayet dileyin ki, sizi hidayete erdireyim. İnsan der ki: “Ya Rabbi, beni sana ilet ya da beni sana iletebilecek kişilere yönelt. Perçemimden tut, ey kalbimin nuru” der. Benden hidayet isteyin ki sizi hidayete erdireyim. Hepiniz açsınız. Ama benim doyurduklarım müstesna. O halde benden isteyin ki, sizi doyurayım.”

İnsan bir meslek edinip ondan bir gelir elde ediyorsa bu çok büyük bir nimettir. Bu iş yapabilme yetisi, bu meslek ve beceri olmasaydı, insan açlıktan ölürdü. Allah Azze ve Celle rızkı verendir ve bize rızık edinme sebepleri sunmaktadır. Birisi mühendis, birisi öğretmen, doktor, işçi, zanaatkâr, sanatkâr, çiftçidir. Allah Azze ve Celle beyne bir hasar verdiğinde her şey biter ve bomboş olur.

Bir arkadaşım Sanayi Bakanlığı’nda çalışıyordu ve oldukça yüksek bir konumdaydı. Yine arkadaşımın Fransa’da okumuş bir arkadaşı vardı. Bu kişinin Jeoloji alanında doktora unvanı vardı ve eşi de Fransızdı. Öyle görünüyordu ki, epey malı vardı, Şam’ın elit bir mahallesinde evi vardı. Bakan Yardımcılığına yakın bir göreve gelmişti. Yani zekâ, bilgi, zenginlik, mal, egemenlik hepsine sahipti ama görme yetisini kaybetti. İki ameliyat geçirdikten sonra tamamen kör oldu. Evde oturmaya başladı. Her gün bir görevli ile kendisine posta geliyor, memur ona resmi davetleri bildiriyor, o da direktif veriyordu. İki ay bu uygulamayı sürdürdü. Fakat insandı, bunu kaldıramıyordu, okuyamıyordu, çünkü göremiyordu. Zira memurun da ona mesajın içeriği ile ilgili yanlış bilgi vermesi, yanlış direktifler alması olası bir durumdu.  Böyle devam etmesi mümkün değildi ve sonunda işten ayrıldı.

Arkadaşım onu ziyaret ettiğinde ona tek bir şey söylemiş: “Bir kaldırıma oturup dilenseydim, dünyada omzumdaki montumdan başka bir şey olmasaydı, ne evim, ne diplomam, ne eşim hiçbiri olmasaydı ama gözlerim bana geri verilseydi.”

Rızık veren Allah’tır. Bir konumunuz vardır, onunla insanların sizin etrafınızda toplanmaları da mümkündür, ayrılıp gitmeleri de mümkündür.

((فكلكم جائع إلا من أطعمته فاستطعموني أطعمكم, يا عبادي كلكم عار إلا من كسوته فاستكسوني أكسكم, يا عبادي إنكم تخطئون بالليل والنهار, وأنا أغفر الذنوب جميعاً, فاستغفروني أغفر لكم, يا عبادي إنكم لن تبلغوا ضري فتضروني, ولن تبلغوا نفعي فتنفعوني, يا عبادي لو أن أولكم وآخركم وإنسكم وجنكم, كانوا على أتقى قلب رجل واحد منكم, ما زاد في ملكي شيئا, يا عبادي لو أن أولكم وآخركم وإنسكم وجنكم, كانوا على أفجر قلب رجل واحد منكم, ما نقص ذلك من ملكي شيئا, لو أن أولكم وآخركم وإنسكم وجنكم, قاموا على صعيد واحد فسألوني, فأعطيت كل إنسان منكم مسألته, ما نقص ذلك مما عندي, إلا كما ينقص المخيط إذا أُدخل البحر, يا عبادي إنما هي أعمالكم أحصيها لكم, ثم أوفيكم إياها, فمن وجد خيراً فليحمد الله عز وجل, ومن وجد غير ذلك فلا يلومن إلا نفسه))

[أخرجه مسلم في الصحيح والترمذي في سننه عن أبي ذر الغفاري]

“Ey kullarım! Benim yedirdiklerim dışında, hepiniz açsınız. Öyleyse benden yiyecek isteyin de size yiyecek vereyim. Ey kullarım! Benim giydirdiklerim dışında hepiniz çıplaksınız! Öyleyse benden giysi isteyin de sizleri giydireyim. Ey kullarım! Sizler gece ve gündüz hata işliyorsunuz. Ben ise bütün günahları affederim. Öyleyse benden af ve bağışlanma isteyin ki, sizleri bağışlayayım. Ey kullarım! Bana zarar verme gücüne ulaşamazsınız ki, bana bir zarar veresiniz! Bana fayda sağlama mertebesine de ulaşamazsınız ki bana bir fayda sağlayasınız. Ey kullarım! Eğer sizler, öncekileriniz ve sonradan gelecek olanlarınız, insan ve cin olanlarınız… Hepinizin kalbi sizden en muttaki (Allah’a karşı sorumluluk bilincinde olan) bir insanın kalbi gibi olsaydı, bu benim saltanatımda zerre miktarı hiçbir şey artırmazdı. Ey kullarım! Eğer sizler, öncekileriniz ve sonradan gelecek olanlarınız, insan ve cin olanlarınız… Hepinizin kalbi sizden en fâcir (günahkâr) bir kimsenin kalbi gibi olsaydı, bu benim saltanatımdan zerre miktarı dahi eksiltmezdi. Ey kullarım! Eğer sizler, öncekileriniz ve sonradan gelecek olanlarınız, insan ve cin olanlarınız… Hepiniz bir alanda toplanıp benden istekte bulunsaydınız, ben de her insana istediğini verseydim, bu benim mülkümden ancak iğnenin denize batırıldığı zaman oluşan eksiklik kadar eksiltirdi. Ey kullarım! Bunlar sizin amelleriniz, onları sizin için sayıyorum. Sonra bunların karşılığını size ödeyeceğim. Öyleyse sizden kim bir hayırla karşılaşırsa Allah'a hamd etsin. Kim de hayır değil de başka bir şey bulursa, kendinden başka bir şeyi veya kimseyi kınamasın, başına gelen bela ve musibeti kendisinden bilsin.”

(Müslim Sahih’te; Tirmizi Sünen’de Ebu Zer el-Gıfari’den nakletmiştir)

Allah Azze ve Celle Bir Kural Koyuyorsa O, Kulunu Eğitmek İçindir, Acziyetinden Değildir:

Son bölüm harikadır:

(( ومن وجد غير ذلك فلا يلومن إلا نفسه ))

“Kim de hayır değil de başka bir şey bulursa, kendinden başka bir şeyi veya kimseyi kınamasın, başına gelen bela ve musibeti kendisinden bilsin.”

Bir mühendis kardeşimiz şöyle söylemişti: “Biz sekiz kardeşiz, Babamız çok fakirdi, bize hiçbir şey bırakmadı.” Bu kardeşimiz en büyük çocuktu ve babası vefat etmişti. Sözlerine şöyle devam etti: “Allah’ın izniyle tüm kardeşleri okutmaya ve onları en üst mertebeye ulaştırmaya niyet ettim.” Bu kardeşimiz Suudi Arabistan’a gidiyor ve çalışmaya başlıyor. Çok uzun bir hikâyesi vardı. Birçok mevkide çalışıyor, en sonunda Harem-i Şerif’de genişleme projesinde müdür oluyor. Allah ona büyük bir ikramda bulunuyor ve sekiz kardeşi de okutuyor ve evlendiriyor.

Onun hikâyesinden çok etkilendim. İşte niyet başarıya vesiledir. O, kardeşlerine babalık yapmaya, onları okutmaya ve evlendirmeye niyet etmiş ve Allah da onu çok yüce bir mevki ile mükâfatlandırmış. Öyleyse:

(( فمن وجد خيراً فليحمد الله عز وجل, ومن وجد غير ذلك فلا يلومن إلا نفسه ))

“Sizden kim bir hayırla karşılaşırsa Allah'a hamd etsin. Kim de hayır değil de başka bir şey bulursa, kendinden başka bir şeyi veya kimseyi kınamasın, başına gelen bela ve musibeti kendisinden bilsin.”

“Kader” deme, “zaman” deme, “benim şansım böyle”, “yollar kapalı”, “şartlar zor” deme! Allah katında zor olan hiçbir şey yoktur. Zorluk bizim için mümkündür. “İşler yok” dersin, Ama Allah katında mevcuttur. Cenab-ı Hak o durgunluk içinde bir piyasa yaratır, kıtlık içinde satış verir. Zira Hakim olan O’dur. O’nun katında eksik olan hiçbir şey yoktur.

﴾ وَإِنْ مِنْ شَيْءٍ إِلَّا عِنْدَنَا خَزَائِنُهُ ﴿

[سورة الحجر الآية:21]

“Hiçbir şey yoktur ki hazineleri yanımızda olmasın.”

(Hicr Suresi:21)

Allah Azze ve Celle bir kanun koyuyorsa o, kulunu eğitmek içindir asla acizliğinden dolayı değildir.

Dua Kurtuluşun Anahtarıdır:

İkinci hadis şöyledir:

(( أقرب ما يكون العبد من ربه عز وجل وهو ساجد فأكثروا الدعاء ))

[أخرجه مسلم في الصحيح وأبو داود والنسائي في سننهما عن أبي هريرة]

“''Kulun rabbine en yakın olduğu an secdeye vardığı andır; secdede duayı çokça yapın''

(Müslim Sahihinde; Ebu Davud ve Nesai Sünenlerinde Ebu Hureyre’den nakletmiştir.)

Yani Allah Azze ve Celle ile bağ kur. Bazen insan ticari bir işle uğraşır. Bir şirketle anlaşma yapar, mal gönderir, onu satar ve kar eder. Sonra da “Allah Azze ve Celle bize bu yolla ikramda bulundu.” der.

Sen de Allah Teâlâ ile dua vasıtasıyla bir bağ kur. Bir sorunun olabilir, oğlun, kızın, işin, sağlığınla ilgili veya toplumsal bir sorun yaşayabilirsin. Güçlü biri seni tehdit edebilir, seni pusuya düşürebilir, kandırabilir. Sen de zayıfsındır, ona gücün yetmez. Zira o senden güçlüdür. Veya evinde bir problem yaşayabilirsin, eşin iyi biri olmayabilir. Ama Allah Teâlâ her şeye kadirdir. O zaman sen de Allah ile direkt bağlantı (sıcak hat) kur. Çok hoşuma gitmişti, bir kardeşimiz telefonda bana “Allah ile sıcak bağlantı kurdum. Her gün ona derdimi açıyorum. Hayatımdaki en mutlu olduğum anlar, dua etmek için eve geldiğim anlardır. Ve ben her gün gece vaktinde dua ederim ama otuz beş yıldır bir rekât namaz kılmamış bir gün oruç tutmamışımdır. ” demişti. Sonra da Allah Teâlâ’ya tövbe etti.

Müminin Şerefi Geceleri Dua ve Namaz ile Geçirmesi, İzzeti ise İnsanlara Muhtaç Olmamasıdır:

Son iki hadise bakalım:

(( ينْزِلُ رَبّنَا كُلّ لَيْلَةٍ إِلى السّمَاءِ الدّنْيَا حَتّى يَبْقَى ثُلثُ اللّيْلِ الآخر، فَيَقُولُ: مَنْ يَدْعُونِي فأسْتَجِيبَ لَهُ؟ مَنْ يَسْألُنِي فأُعْطِيَهُ؟ وَمَنْ يَسْتَغْفِرُنِي فأَغْفِرَ لَه؟ حتى ينفجر الفجر ))

[ مسلم عَنْ أبي هُرَيْرَةَ ]

“Rabbimiz her gece, gecenin son üçte birinde dünya semasına iner ve şöyle buyurur: ‘Bana dua edene icabet ederim, benden isteyene veririm, benden bağışlanmayı dileyeni bağışlarım.” Bu, fecir vaktine kadar devam eder.

(Müslim Ebu Hureyre’den nakletmiştir)

Bir kardeşimiz şöyle anlatıyor: “Bana bir yerden aylık bir miktar para geliyordu. Fakat sert tavırlarla, kabalıkla ve büyüklenme ile veriliyordu. Bu durum nefsime ağır geldi. Ben de sabah namazından önce iki rekât namaz kıldım. Secdede Allah Teâlâ’dan beni daha geniş, daha çok ikram sahibi olan başka bir yerden rızıklandırmasını istedim. İki gün içinde bir iş çıktı ve Allah beni o işte muvaffak kıldı. Yani iki gün içinde duama karşılık verdi. Ben de daha önce aylık aldığım yerden maaş almayı onurumla reddettim ve başımı dik tuttum.” Vallahi Allah Azze ve Celle sizi değerli kılar. O yüzden O’ndan başkasına boyun eğmeyin, zenginin önünde kendinizi küçük görüp horlatmayın:

(( من جلس إلى غني فتضعضع له ذهب ثلثا دينه ))

[ البيهقي في شعب الإيمان عن ابن مسعود]

“Zenginin yanında kendini hor gören, küçülten kişinin dininin üçte biri gitmiştir.”

(Beyhaki İmanın Şubeleri bölümünde İbn Mesud’dan nakletmiştir)

Zavallı hale düşmeyin, derdinizi her zaman insanlara anlatmayın. Şikâyet etmeyin, Çünkü sizi asla unutmayacak olan Rabbiniz vardır. O kimseden lütfunu esirgemez. Her şey O’nun elindedir. Müminin Şerefi Geceleri Dua ve Namaz ile Geçirmesi, İzzeti ise İnsanlara Muhtaç Olmamasıdır:

İnsanlara muhtaç olmazsanız, onunla eşit seviyede yaşarsınız, ama eğer onlara muhtaç olursanız o zaman onların esiri olursunuz. Eğer onlara iyilikte bulunursanız, o zamanda onların hükümdarı olursunuz.

Kişinin binlerce milyon parası vardır, ona el açmaz, ona muhtaç olmazsanız, onunla eşit olursunuz. Onların varlıklarına asla tamah etmeyin. Zira onların elindeki her şey fanidir, geçicidir ama Allah katındaki her şey bakidir. Bir kişinin önünde kendinizi küçümsemeyin, kendinizi alçak duruma düşürmeyin. Zengin olan Allah Azze ve Celle’dir. O, rızık veren ve mutlak güç sahibi olandır.

Bir hadise daha bakalım:

(( ابتغوا الحوائج بعزة الأنفس فإن الأمور تجري بالمقادير ))

[ابن عساكر عن عبد الله بن بسر]

“İhtiyaçlarınızı, izzet-i nefsinizi koruyarak isteyin. Çünkü işler takdir edildiği şekilde meydana gelir.”

(İbn Asakir Abdullah b. Bisr’den nakletmiştir)

Diğer bir rivayet de şöyle buyrulmaktadır:

(( إذا مضى شطر الليل أو ثلثاه ، ينزل الله إلى السماء الدنيا فيقول : هل من سائل يعطى ؟ هل من داع يستجاب له ؟ هل من مستغفر يغفر له ؟ حتى ينفجر الفجر ))

[ الدار قطني عن أبي هريرة]

“Allah gecenin yarınında veya üçte birinde dünya semasına iner ve şöyle buyurur: ‘Bana dua edene icabet ederim, benden isteyene veririm, benden bağışlanmayı dileyeni bağışlarım.” Bu, fecir vaktine kadar devam eder.

(Darekutni Ebu Hureyre’den nakletmiştir)

Alemlerin Rabbi Olan Allah’a Hamdolsun