Rahman ve Rahim Olan Allah’ın Adıyla

Birinci Bölüm:

Hamd Allah’a mahsustur. O’na hamd eder, O’ndan yardım diler, O’nun bize yol göstermesini isteriz. Nefislerimizin ve kötü amellerimizin şerrinden Allah’a sığınırız. Allah’ın hidayet ettiğini, kimse saptıramaz. Allah’ın saptırdığına da ne bir dost ne de bir yol gösterici yoktur. Ben şehadet ederim ki Allah’tan başka ilah yoktur, O’nun asla bir ortağı olamaz. Rububiyyetini ikrar eder, inkâr edenlerin zelil olacağına şahitlik ederim. Yine şehadet ederim ki, Peygamber Efendimiz (s.a.v.) Allah’ın resulü, gözle gördüğüm, kulağımla işittiğim her şeyde, tüm varlıkların ve insanların, efendisidir. Allahım, Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.v.)’e, tertemiz ailesine, davetinin emanetçileri, sancağının komutanları olan mübarek ashabına salât ve selam buyur. Ey âlemlerin Rabbi, bizden ve Onlardan razı ol.

Rasulullah (s.a.v.)’in Sünnetine Uymadan Sadece Onu Övmek, İnsana Ne Bir Şey Kazandırır, Ne de Kaybettirir:

Değerli kardeşlerim, Peygamberimizin doğum yıl dönümü (Mevlit Kandili) haftasındayız. Geçen haftada zikrettiğim gibi, hayatımız boyunca Rasulullah (s.a.v.)’i övüyor, hatırlıyoruz ama sünnetine uymuyoruz. Bu övgü, ne besler, ne açlıktan kurtarır (bir şey kazandırmaz). Okum yazma bilmeyen bir çocuk düşünün, babası büyük bir âlim olsun. Bu çocuk hayatı boyunca babasına sadece övgüler yağdırsa babası yine büyük bir âlimdir ama o cahil olarak kalmaya devam eder. Sadece övmek kişiyi ne geriye ne de ileriye götürmez. Asıl kişiye anlam katan, onun yolundan gitmektir. Bu yüzden Allah Teâlâ şöyle buyurmaktadır:

﴾ وَمَا كَانَ اللَّهُ لِيُعَذِّبَهُمْ وَأَنْتَ فِيهِمْ ﴿

[ سورة الأنفال الآية: 33]

“Oysa sen onların içinde iken, Allah onlara azap edecek değildi.”

(Enfal Suresi:33)

 

Arapçada en şiddetli olumsuzluk ifade eden kalıp bu ayette kullanılan kalıptır:

﴾ وَمَا كَانَ اللَّهُ لِيُعَذِّبَهُمْ ﴿

[ سورة الأنفال الآية: 33]

“Allah onlara azap edecek değildi.”

(Enfal Suresi:33)

Yani Rasulullah (s.a.v.)’in yoluna uyup ona göre yaşayan ümmete Allah Teâlâ’nın azap etmesi binlerce kez imkânsızdır.

﴾ وَمَا كَانَ اللَّهُ لِيُعَذِّبَهُمْ وَأَنْتَ فِيهِمْ ﴿

[ سورة الأنفال الآية: 33]

“Oysa sen onların içinde iken, Allah onlara azap edecek değildi.”

(Enfal Suresi:33)

“Sen onların içindeyken” ibaresi, burada aslında sünneti ifade etmektedir. Bu cümle “Senin sünnetin varken, senin gösterdiğin yolda, İslami bir ev, İslami bir iş, İslami ilişkiler, İslami törenler, İslami taziyeler olduğu müddetçe” manasını taşımaktadır. Sen Allah Teâlâ’nın gösterdiği yolda ilerlediğin sürece O’nun koruma ve himayesini hak edeceksin.

Bu Dinin Yüceliği, Onun Hem Toplumsal Hem De Bireysel Oluşundadır:

Bu dinin azameti, onun toplumsal bir din olmasındandır. Bu ümmet toplum olarak dini yaşadığında yeryüzündeki tüm düşmanlarına karşı zafer kazanır. Tek başına bir fert dini yaşadığında da bunun meyvelerini toplayacaktır. Bazı insanların bu dinden uzak olmalarından dolayı çok fazla endişe etmeyin. Siz tüm hükümleri uyguladığınızda, onun meyvelerini toplayacak, karşılığını alacaksınız. Ama tabii ki bu dinin tüm ümmet seviyesinde yaşanması için de çaba harcamalısınız. Allah Teâlâ’ya çağırmalı, insanların dine olan mesafelerini dert edinmeli ve onları bu konuda ikna etmek için uğraşmalısınız. Bu başka bir konudur. Fakat sonuç olarak insanlar bu davete icabet etmediklerinde, yalnızca siz tek başınıza daveti kabul ettiğinizde, kurtuluşa ereceksiniz. Birey olarak da olsanız, İslam’ın meyvelerini toplayacaksınız. Allah çok yüce bir ilahtır ve hiç kimseyi başkasının yükünden sorumlu tutmaz.

İnsan Ya Rasululah (s.a.v.)’in Sünnetine Tabi Olur Ya Da Heva ve Heveslerinin Peşinden Gider:

Değerli kardeşlerim, Rasulullah (s.a.v.)’in sünnetine uyma amacı dışında yapılan kutlu doğum haftası törenleri olduğu sürece, Allah Teâlâ’nın şu ayetindeki durum gerçekleşir:

﴾ فَإِنْ لَمْ يَسْتَجِيبُوا لَكَ فَاعْلَمْ أَنَّمَا يَتَّبِعُونَ أَهْوَاءَهُمْ ﴿

[ سورة القصص الآية: 50 ]

“Eğer (bu konuda) sana cevap veremezlerse, bil ki onlar sadece kendi nefislerinin arzularına uymaktadırlar.”

(Kasas Suresi: 50)

Burada iki yol vardır, üçüncü başka bir seçenek yoktur. Ya Rasulullah (s.a.v.)’in çağrısına uyup onun sünnetine uyacak, hayatınız boyunca gösterdiği yoldan gideceksiniz, ya da ayetin metninde olduğu gibi hevanıza, arzularınıza uyacaksınız. Üçüncü başka bir yol yoktur:

﴾ فَإِنْ لَمْ يَسْتَجِيبُوا لَكَ فَاعْلَمْ أَنَّمَا يَتَّبِعُونَ أَهْوَاءَهُمْ ﴿

[ سورة القصص الآية: 50 ]

“Eğer (bu konuda) sana cevap veremezlerse, bil ki onlar sadece kendi nefislerinin arzularına uymaktadırlar.”

(Kasas Suresi: 50)

Allah’ın Gösterdiği Yol Üzere Heva Ve Arzularına Uyan Kişiye Bir Günah Yoktur:

Ayete devam edelim:

﴾ وَمَنْ أَضَلُّ مِمَّنِ اتَّبَعَ هَوَاهُ بِغَيْرِ هُدًى مِّنَ اللَّهِ ﴿

[ سورة القصص الآية : 50 ]

“Kim, Allah’tan bir yol gösterme olmaksızın kendi nefsinin arzusuna uyandan daha sapıktır.”

(Kasas Suresi: 50)

Burada üçüncü olarak harika bir ifade gelmektedir. Allah’ın hidayeti ile, gösterdiği yol üzere hevasına uyan kişiye bir günah yoktur. Kişi bir hanımı beğenir ve onunla evlenir. Evlilik meşrudur:

(( وأفضل شفاعة أن تشفع بين اثنين في نكاح ))

[ أخرجه الطبراني في الكبير عن أبي رهم السمعي ]

“En güzel aracılık, nikâh konusunda iki kişiye aracılık etmektir.”

(Taberani Kebir’de Ebu Rehm es-Semi’den nakletmiştir)

Değerli kardeşlerim, kişi mal ister ve bu malı elde etmek için sayılamayacak kadar meşru yol vardır. Bildiğiniz gibi İslam’da mahrumiyet, yoksunluk yoktur. Allah insana bir şehvet vermiştir fakat onunla beraber helalinden onu dindireceği temiz bir yol sunmuştur. Kesinlikle bilmelisiniz ki, ikinci kez söyleyelim, Allah insana bir şehvet vermiştir fakat onunla beraber helalinden onu dindireceği temiz bir yol da sunmuştur. Arzular ya insanı yukarı seviyeye çıkaran ya da aşağılara indiren bir merdivendir, yani arzular iki tarafa da müsaittir, potansiyeldir. Her zamanki gibi bir örnekle açıklayalım. Bir bidon benzin düşünelim. Benzin, aracın deposuna konur. Eğer benzin yakıt borularına akar ve uygun yerinde ve zamanında harekete geçerse, faydalı bir eylem ortaya çıkarır. Ailenizle beraber güzel bir yere doğru yol alırsınız. Ama benzin rastgele araca akarsa, bir kıvılcım verildiği anda aracın içindekilerle beraber yandığını görürsün. İşte böyle şehvet de hem faydalı bir güdü, hem de yıkıcı bir güçtür. Bizleri yerlerin ve göklerin Rabbi olan Allah’a doğru yüceltecek arzular olmasaydı, sizi ne harekete geçirecekti? Yeme içme ihtiyacı işte bu hareket çerçevesindedir ve imanınızı ortaya çıkarır. Böylece dürüst ve iffetli olursunuz, size ait olmayan şeyi almaz, haram mal yemez, Müslümanları aldatmaktan, onlara her türlü zarar vermekten uzak durursunuz. Meşru yollardan para kazanırsınız ve Allah Teâlâ da bu kazandığınız malı bereketlendirir.

Öyleyse kardeşlerim, İslam’da mahrumiyet değil, nizam vardır. Allah Teâlâ’nın bizlere bahşettiği her şehvet ve arzunun helal ve temiz bir şekilde ulaşılacak bir yolu vardır.

Merhamet ve İman Beraber Hareket Eder:

Şimdi Yüce Peygamberimiz kendisi için şöyle buyurmuştur:

(( إنما أنا رحمة مهداة ))

[ أخرجه الحاكم عن أبي هريرة ]

“Ben hediye edilmiş bir rahmet ve merhametim.”

(Hâkim Ebu Hureyre’den nakletmiştir)

O, âlemlere rahmettir. Ve Allah Teâlâ da şöyle buyurmuştur:

﴾ وَمَا أَرْسَلْنَاكَ إِلَّا رَحْمَةً لِلْعَالَمِينَ ﴿

[ سورة الأنبياء الآية: 107]

“(Ey Muhammed!) Seni ancak âlemlere rahmet olarak gönderdik.”

(Enbiya Suresi: 107)

İlahımız, Rabbimiz, Yaratıcımız hitapta bulunuyor ve şöyle buyuruyor:

﴾ فَبِمَا رَحْمَةٍ مِنَ اللَّهِ لِنْتَ لَهُمْ ﴿

[ سورة آل عمران الآية: 159 ]

“Allah’ın rahmeti sayesinde sen onlara karşı yumuşak davrandın.”

(Al-i İmran Suresi: 159)

Bu merhamet nasıl meydana geldi, nasıl Rasulullah onu elde etti? Âlimler diyor ki: “Bu, Allah ile bağ kurmasından kaynaklanmaktaydı.” Bu durum hem Rasulullah (s.a.v.) hem de tüm müminler için geçerlidir. Kim Allah ile gerçek manada ilişki kurabilir, ona bağlanırsa, Allah da onun kalbine merhamet verir. Siz kendi kudretinizle merhametli olduğunuzda, sizde rahmet ve imandan bir belirti, bir işaret var demektir. Kesinkes inanın ki, bu iki işaret imanınız nispetince beraber hareket ederler. Merhamet sahibisinizdir ve merhametiniz nispetince müminsinizdir. Rahmet ve iman beraber hareket ederler. Bir yerde merhamet izi varsa, orada imanın da izi var demektir.

Günümüzde Müslümanların Yitirdiği ve En Çok Yokluğunu Hissettiği Şey, Birbirlerine Karşı Olan Merhametleridir:

Kardeşlerim, Rasulullah (s.a.v.) Mekke fethinde iken, askerlerinin kılıçları Mekke’nin etrafını kuşatmıştı. Bu şehir halkı onu vatanından çıkarmıştı, O’na eziyet etmişler, O’na karşı üç kez savaş açmışlardı. Ashabına işkence edip öldürmüşlerdi. Bunların sonunda Rasulullah (s.a.v.) onlara karşı tek bir cümle kurdu ve sordu: “Sizin hakkınızda ne yapacağımı düşünüyorsunuz?” Dediler ki: “Sen değerli bir kardeşimiz ve değerli bir kardeşimizin oğlusun.” Rasululah buyurdu ki: “Gidin, hepiniz serbestsiniz.” İşte merhametin delili! Günümüz toplumu bu merhameti yitirdi, bariz bir sertlik, acımasızlık mevcut. Yani kişi günde 100 000 harcıyor ve çalıştırdığı işçisine birkaç gün yetmeyecek bir meblağ veriyor ve o kişinin bu maaştan, yani fakirlikten razı olduğunu iddia ediyor. Bu meblağ ile işlerini yürütebilmen mümkün mü? İşte bu gün kaybettiğimiz, yokluğunu çokça hissettiğimiz şey, birbirimize olan merhametimizdir.

Değerli kardeşlerim, şunu kesin bir şekilde bilmelisiniz ki, Rasululah (s.a.v.) şöyle buyurmaktadır:

(( هَلْ تُنْصَرُونَ وَتُرْزَقُونَ إِلَّا بِضُعَفَائِكُمْ ))

[ البخاري عن سهل بن سعد]

“Allah size yardım edip rızık veriyorsa bu, aranızdaki zayıflar sayesinde değil midir”

(Buhari Sehl b. Sad’dan nakletmiştir)

Bu zafer ve zenginliğin en büyük nedeni şu güçsüz kimsedir. Onu ezebilir, aşağılayabilir, açlıktan öldürebilir ve birkaç gün yetmeyecek kadar maaş verebilirsiniz. O da şiddetli fakirlikten bunu kabul edebilir. O kişi, açken onu doyurursanız, çıplakken giydirirseniz, cahilken öğretirseniz, bekârken evlendirirseniz, evsizken barındırırsanız, hastayken tedavi ettirirseniz, o kişi size tek kelime etmez. Vallahi saygıdeğer bir doktor kardeşimiz şöyle demişti: “Devlet hastanelerine gidiyorum. Tüm odalarda fakir insanlar dolu. Vallahi hiçbiri kötü davransanız da sizinle tartışmaya giremiyor. Ben de onlara en lüks, büyük bir hastanedelermiş gibi özenli davranıyorum ve bunu Allah’a yaklaşmak için yapıyorum ve cennetine talibim.” Fakir bir hastaya “hastalığın şifası olmayan bir rahatsızlıktır” diyebilirsin. O zaman onunla en kötü ve sert biçimde konuşmuş olursun. Belki de onu ihmal edersin. Ama tüm hastalarının birinci sınıf insanlardan oluştuğu bir hastaneye gittiğinde onlara hayal edemeyecekleri kadar özenli davranırsın. Çünkü konumundan, mevkiinden dolayı korkarsın. Devlet hastanelerine gittiğinizde de hastalara özen gösterin. Çünkü onlar da Allah’ın kullarıdır ve Allah Azze ve Celle size rahmeti ile tecelli etmiştir.

Rahmet Kanunu:

Kardeşlerim, bizim rahmete, merhamete ihtiyacımız vardır. Çok ince dakik bir ayette Allah Teâlâ rahmet kanununu zikreder:

﴾ فَبِمَا رَحْمَةٍ مِنَ اللَّهِ لِنْتَ لَهُمْ ﴿

[ سورة آل عمران الآية: 159 ]

“Allah’ın rahmeti sayesinde sen onlara karşı yumuşak davrandın.”

(Al-i İmran Suresi: 159)

Yani “Ey Muhammed, senin bizimle bağ kurman sebebiyle kalbin merhamet ile doldu. Kalbine merhamet dolunca da bu merhameti yumuşaklığa çevirdin ve bu yumuşaklığın da insanların etrafında toplanmalarına neden oldu.”

﴾ وَلَوْ كُنْتَ فَظّاً غَلِيظَ الْقَلْبِ لَانْفَضُّوا مِنْ حَوْلِكَ ﴿

[ سورة آل عمران الآية: 159 ]

“Eğer kaba, katı yürekli olsaydın, onlar senin etrafından dağılıp giderlerdi.”

(Al-i İmran Suresi: 159)

“Eğer sen bizimle ilişkini kesseydin, o zaman kalbin kasvetle dolardı. Bu kasvet de kabalığı getirirdi. Kabalık, sert davranmak da insanların etrafından dağılmalarına sebep olurdu.”
İnanın abartmıyorum bu ayet bir denklemdir. Allah ile bağ kurmak, merhamet ve yumuşaklık insanların rağbetine, bu bağı koparmak, sertlik ve kabalık da insanların uzaklaşmasına denktir. Peki, bu ayete kim ihtiyaç duyar? Tabi ki hepimiz. Bir babaysanız çocuklarınızın etrafınızda toplanmalarını, sizi sevmelerini, istediklerinizi yapmalarını, hizmetinizde bulunmalarını, değerinizi bilmelerini, gıyabınızda sizi övmelerini istemez misiniz? Önemli olan sizin yanınızda sizi övmeleri değildir, çünkü bu güçlü, mevki sahibi kimselerin elde ettiği bir şeydir. Asıl önemli olan yokluğunuzda sizi övmeleridir ki bu da peygamberlerin özelliğidir. Güçlüler yüzlerine karşı övülürken, peygamberler gıyaplarında övülürler. Yani marifet yüzünüze karşı değil yokluğunuzda övülmenizdir. Bir baba bunlara ihtiyaç duyar. Anne de, Allah ile bağlantı kuran her insan da buna ihtiyaç duyar. Allah ile bağ kuran kişinin kalbi merhametle dolar ve bu merhamet de imanın bir sembolüdür. İman tamamen merhamet unsuru ile hareket eder. Mümin olduğunuz nispette merhametlisinizdir. Aynı şekilde merhametli olduğunuz kadar da imanlısınızdır.

Rasulullah (s.a.v.)’in İnsanlara Karşı Merhameti:

Kardeşlerim, bir bedevi yalın ayak Efendimizle görüşmeye gelmişti. Cehalet ile sert bir şekilde “Adil ol Ya Muhammed! Mal ne senin malın ne de babanın malıdır.” dedi. Güçlü, belli bir konumu olan herhangi bir insan bu sert söze karşı, o kişiyi öldürebilir, hapsettirebilirdi. Peki, Rasulullah (s.a.v.) ne yaptı? Şöyle buyurdu: “Haklısın, mal Allah’a aittir.” Ardından da ona ikramda bulundu ve hoşnut etti.

Rasulullah (s.a.v.) sabah namazında kundakta bir bebeğin sanki annesi ile konuşur gibi ağladığını duydu. Genel olarak Rasulullah’ın hayatı boyunca en uzun kıldığı namazlar sabah namazlarıydı. Ama bu namazda en kısa sureyi okudu ve selam verdi. Neden böyle yaptığını sorduklarında da şöyle buyurdu: “Bir bebeğin ağladığını duydum. Sanki annesine sesleniyor ve onunla ilgilenmesini istiyordu.” İşte bu merhamettir. Rasulullah (s.a.v) bir hayvanın kapasitesinden fazla yük taşıdığını gördüğünde tir tir titrerdi. Peki, O nasıl gücünün üstündeki o zor kabilelere tahammül etmişti?

Bir gün bir sahabinin kardeşinin önünde bir koyunu kestiğini gördü ve ona kızarak şöyle buyurdu: “Kardeşinden bu durumu gizlemez misin, onu iki kez mi öldürmek istiyorsun?” Kardeşlerim, tüm Arap yarım adası Efendimize teslim olduktan sonra O şöyle buyurdu: “Ey İnsanlar, kimin malından yanlışlıkla almışsam, işte malım! Gelsin alsın. kimin sırtına vurmuşsam, işte sırtım! Gelsin vursun. Her kimin ırzına sövmüşsem, işte ırzım! Gelsin kısas uygulasın.  Ona düşmanlık beslememden korkmasın. Kısas isteyene darılmak benim fıtratımda yoktur.”İslam’ın çok güçlü olduğu bir dönemde Sad. b. Ubade Rasulullah (s.a.v.)’e geldi ve şöyle dedi: “Ey Allah’ın Resulü! Ensar, ganimet mallarından Ensara hiçbir şey vermemenizden dolayı size karşı gönüllerinde kırgınlık duymaktadır.” Rasulullah (s.a.v.) de şöyle buyurdu: “Ey Sad! Bu durumda sen hangi taraftasın?” Sad şöyle cevap verdi: “Tabi ki, ben de kavmimden bir ferdim.” Yani O da kızgındı. Bunun üzerine Rasulullah ona: “Öyleyse haydi kavmini bana topla.” dedi. Ve öyle bir konuştu ki, sözleri bir kayayı eritecek cinstendi.

قال: أما بعد، يَا مَعْشَرَ الأَنْصَارِ، مَقَالَةٌ بَلَغَتْنِي عَنْكُمْ؟ وَجِدَةٌ وَجَدْتُمُوهَا فِي أَنْفُسِكُمْ أي حزن في شأن هذا الفيء الذي أعطيته لغيركم، يا معشر الأنصار أما إنكم لو شئتم لقلتم الآن بعد معركة حنين دانت له الجزيرة العربية منأقصاها إلى أقصاها ـ أَمَا وَاللَّهِ لَوْ شِئْتُمْ لَقُلْتُمْ فَلَصَدَقْتُمْ وَصُدِّقْتُمْ، أَتَيْتَنَا مُكَذَّبًا فَصَدَّقْنَاكَ، وَمَخْذُولا فَنَصَرْنَاكَ، وَطَرِيدًا فَآوَيْنَاكَ، وَعَائِلا فَأَغْنَيْنَاكَ ذكرهم بفضلهم عليه وهو في أعلى درجات القوة يَا مَعْشَرَ الأَنْصَارِأَلَمْ آتِكُمْ ضُلالا فَهَدَاكُمُ اللَّهُ؟ وَعَالَةً فَأَغْنَاكُمُ اللَّهُ؟ وَأَعْدَاءً فَأَلَّفَ اللَّهُ بَيْنَ قُلُوبِكُمْ؟ قَالُوا: بَلِى اللَّهُ وَرَسُولُهُ أَمَنُّ وَأَفْضَلُ،أَوَجَدْتُمْ فِي أَنْفُسِكُمْ يَا مَعْشَرَ الأَنْصَارِ فِي لُعَاعَةٍ مِنَ الدُّنْيَا تَأَلَّفْتُ بِهَا قَوْمًا لِيُسْلِمُوا، وَوَكَلْتُكُمْ إِلَى إِسْلامِكُمْ أَفَلا تَرْضَوْنَ يَامَعْشَرَ الأَنْصَارِأَنْ يَذْهَبَ النَّاسُ بِالشَّاةِ وَالْبَعِيرِ، وَتَرْجِعُونَ بِرَسُولِ اللَّهِ صَلَّى اللَّه عَلَيْهِ وَسَلَّمَ فِي رِحَالِكُمْ ؟فَبَكَى الْقَوْمُ حَتَّى أَخْضَلُوا لِحَاهُمْ، وَقَالُوا: رَضِينَا بِرَسُولِ اللَّهِ قِسْمًا وَحَظًّا

[ مسند أحمد عَنْ أَبِي سَعِيدٍ الْخُدْرِيِّ ]

“Rasulullah (s.a.v.) buyurdu: “Ey ensar topluluğu! Sözleriniz ve içinizde beslediğiniz duygularınız -kırgınlığınız- bana ulaştı. Ganimeti size vermediğimi söylüyormuşsunuz. Ey Ensar topluluğu! “Keşke sorularıma şöyle cevap verseydiniz -ki şimdi Huneyn Savaşı’ndan sonra Arap Yarım Adası başından sonuna teslim olmuşken- daha doğru söylemiş ve tarafımdan daha da doğrulanmış olurdunuz: “Evet, sen yalanlanmış olarak bize geldin, biz seni tasdik ettik. Terk edilmiş ve yalnız bırakılmış olarak geldin, biz sana yardım ettik ve koruduk. Yurdundan, yuvandan kovulmuş olarak geldin, biz seni evimize aldık, barındırdık. Sen yoksuldun, biz seni malımıza ortak yaptık.” – Efendimiz (s.a.v.), Ensarın kendisine olan iyiliklerini gücünün zirvesindeyken zikretti.– Ey Ensar Topluluğu! Siz dalalet içinde iken ben size gelmedim mi? Allah Teâlâ benim vasıtamla sizi hidayete erdirmedi mi? Siz fakir iken Allah Teâlâ benimle sizi zenginleştirmedi mi? Sizler birbirinizin düşmanı iken Allah Teâlâ benimle kalplerinizi birleştirmedi mi?” Şöyle cevap verdiler: “Evet, Allah ve Resulü’nün üzerimizdeki lütfu bundan da çoktur.” “Ey ensar topluluğu! Değersiz dünya malını, kalplerini yumuşatıp Müslüman olmaları için, size değil de başkalarına verdiğim için mi bana kırıldınız! Sizin Müslümanlığınıza, güçlü imanınıza güvendiğim için mi?! Ey ensar topluluğu! Diğer insanlar, aldıkları koyun ve develerle çekip giderken, siz Resulullah ile birlikte yurdunuza dönüyorsunuz. Buna mı razı değilsiniz?” Ensar ağlamaya başladı. Öyle ağladılar ki sakalları ıslandı ve “Biz pay olarak, Allah Resulü’ne gönülden razı olduk!” diye haykırdılar.”

(Ahmed b. Hanbel Müsned’inde Ebu Said el-Hudri’den nakletmiştir)

Güç sahibi herhangi bir kimseye itiraz eden bir grup olsa onları bastırır, bazen varlıklarını bile ortadan kaldırır. Acaba bu kıssa Rasululah (s.a.v.)’in hikmetine mi, merhametine mi, tevazusuna mı yoksa vefasına mı işaret etmektedir? Ensar Rasulullah (s.a.v.) Mekke’de iken, vatanını çok sevdiği için orada kalacağından korktular. Bu endişeleri Rasulullah’a ulaştığında şöyle buyurdu: “Allah korusun, hayat sizinle, ölüm sizinledir.” Ve asla onlardan ayrılmadı.

Değerli kardeşlerim, Rasululah (s.a.v.) ashabıyla seferde iken, bir koyunu yemek için hazırlamak istediler. Birisi “Ben keserim”, birisi “ben yüzerim”, diğeri de “ben de pişiririm” dedi. Rasulullah (s.a.v.) insanların en üstünüydü, ümmetin lideri, komutanı ve en üst seviyedeki insandı ve buyurdu ki: “Ben de odunları toplarım” Dediler ki: “Biz senin için bunu yaparız.” Rasulullah ise şöyle buyurdu: “Biliyorum yaparsınız. Ama Allah Teâlâ kulunun diğer insanlardan ayrı, üstün davranmasını sevmez.”
Bunlar Rasulullah (s.a.v.)’in sünneti yani yıllarca anlatılabilecek bir kıssa. Bir bedevi Rasulullah (s.a.v.)’in bulunduğu yere girdi ve “Hanginiz Muhammed?” diye sordu. Çünkü O’nun oturduğu ayrı bir yeri yoktu. Ardından yaşanan durum ile ilgili iki rivayet vardır. Birisi Rasulullah “Benim” dedi. İkinci rivayete göre ise bir sahabi “orada aşağıdaki” demişti.
Anlamıyor musunuz, O asla insanlardan farklı konumda değildi (ayrımcılık yapmaz, kibirlenmezdi).

Bedir Savaşı’nda üç sahabiye bir deve düşüyordu. Rasulullah buyurdu ki: “Her üç kişi bir deveye binecek. Ben de Ali ve Ebu Lübabe ile aynı deveyi kullanacağım.” O, ordu komutanıydı, ümmetinin lideriydi ama Efendimiz kendini askerlerle bir tutuyordu. Rasulullah (s.a.v.) deveye bindi, belli süre geçince sıra diğer sahabiye geliyor ve iniyordu. Ashabı inmemesini, devam etmesini istiyordu ama O, şöyle buyuruyordu: “Siz ikiniz benden güçlü değilsiniz ve ben de ecir kazanmak konusunda sizden daha ihtiyaçsız değilim.”

Allah’a En Uzak Kalp Katı Kalptir ve İnsanın Etrafındakilere Karşı Merhametli Olması, İmanının Göstergesidir:

Değerli kardeşlerim, Allah ile iletişim kurun. Allah’a bağlandığınız zaman, Allah Teâlâ’nın istediği bu iletişim kalbinize merhamet verir. Etrafınızdakilere karşı merhametli olursunuz. Böyle olduğuz zaman da insanlar sizi sever. Sevdikleri zaman da etrafınızı kuşatırlar. Şu ayete, baba, anne, öğretmen, yönetici, hastane müdürü, Üniversite dekanı, Allah’ın toplumsal sorumluluk yüklediği her insan ihtiyaç duyar ve aralarındaki dostluk gelişir:

﴾ فَبِمَا رَحْمَةٍ مِنَ اللَّهِ لِنْتَ لَهُمْ وَلَوْ كُنْتَ فَظّاً غَلِيظَ الْقَلْبِ لَانْفَضُّوا مِنْ حَوْلِكَ ﴿

[ سورة آل عمران الآية: 159 ]

“Allah’ın rahmeti sayesinde sen onlara karşı yumuşak davrandın. Eğer kaba, katı yürekli olsaydın, onlar senin etrafından dağılıp giderlerdi.”

(Al-i İmran Suresi:159)

Bu sebeple bir kutsi hadiste şöyle buyrulmuştur:

(( إن كنتم تحبون رحمتي فارحموا خلقي ))

[الديلمي عن أبي بكر]

“Eğer rahmetimi istiyorsanız, yarattıklarıma karşı merhametli olun.”

(Deylemi Hz. Ebu Bekir’den nakletmiştir)

Kediye merhamet et, tüm varlıklara merhamet et:

 دخلت النار امرأة في هرة حبستها حتى ماتت ؛ لا هي أطعمتها وسقتها إذ حبستها ))
(( ولا هي تركتها تأكل من خشاش الأرض 

[ مُتَّفَقٌ عَلَيْه عن ابن عمر]

“Bir kadın bir kediyi öldürünceye kadar hapsettiği için cehenneme girdi. Öyle ki kediyi yedirmemiş, içirmemiş, yerde bulduklarını yemesi için bile serbest bırakmamıştı.”

(Buhari ve Müslim İbn Ömer’den nakletmiştir)

Peki, milyonlarca insanı aç bırakan kişiye ne olacak?

 دخلت النار امرأة في هرة حبستها حتى ماتت ؛ لا هي أطعمتها وسقتها إذ حبستها ))
(( ولا هي تركتها تأكل من خشاش الأرض 

[ مُتَّفَقٌ عَلَيْه عن ابن عمر]

“Bir kadın bir kediyi öldürünceye kadar hapsettiği için cehenneme girdi. Öyle ki kediyi yedirmemiş, içirmemiş, yerde bulduklarını yemesi için bile serbest bırakmamıştı.”

(Buhari ve Müslim İbn Ömer’den nakletmiştir)

Yeryüzündeki Arap olan olmayan üç yüz devletin tamamı Gazze’deki muhasarayı görüyorlar. Gazze’deki tünelleri kapatmak için çelik duvarlar ördüler ve bunu da insanlar açlıktan ölsünler diye yaptılar. Bir kadın bir kediyi öldürünceye kadar hapsettiği için cehenneme girdi. Öyle ki kediyi yedirmemiş, içirmemiş, yerde bulduklarını yemesi için bile serbest bırakmamıştı. Allah çok büyüktür. Allah’ın kullarına karşı merhametli olun ki, Allah da size rahmet etsin. Üzerinde bir kimsenin velayeti olmayanımız var mı? Oğlunuz varsa, hizmetliniz varsa, çalışanınız varsa onlara karşı merhametli olun. “Eğer rahmetimi istiyorsanız, yarattıklarıma karşı merhametli olun.” Allah’a en uzak olan kalp, kaskatı kesilmiştir. Kesinlikle bilmelisiniz ki etrafınızdaki insanlara olan rahmetiniz imanınızın göstergesidir.

(( إنما أنا رحمة مهداة ))

[ أخرجه الحاكم عن أبي هريرة ]

“Ben kendisine bahşedilmiş bir merhamet timsaliyim”

(Hâkim Ebu Hureyre’den nakletmiştir)

Tıpkı Rasulullah (s.a.v.)’in söylediği gibi… Birisi Rasulullah’a cihat etmek istediğini söyleyince Efendimiz anne babasının olup olmadığını sordu. Adam “var” deyince de Rasulullah şöyle buyurdu: “O zaman onlarla ilgilen.”

Annenin ve babanın senin üzerinde bak nasıl hakkı var? Kişiyi cihat etmekten alıkoyuyor. Ramazanda Rasulullah (s.a.v.) ve ashabı cihada çıkmışlardı ve dayanılmaz bir sıcak vardı. Rasululah (s.a.v.) bir bardak su istedi kaldırdı, etrafındakiler de O’na bakıyordu. Suyu içti. Dediler ki: “Bazı insanlar hala oruçludur. Onlara ne dersin?” Buyurdu ki: “Onlar isyankârdır.” Rasulullah (s.a.v.) oruçlu oldukları için onlara isyankâr demişti. Çünkü onlar kendilerine merhamet etmiyorlardı. Allah Teâlâ oruç tutmaya takatiniz olmayacağı için seferde meşakkatten dolayı oruç tutmamaya izin vermiştir. Rasulullah buna rağmen oruç tutanları takva sahipleri olarak değil de isyankârlar olarak isimlendirmiştir.

Merhamet Etmeyene Merhamet Edilmez:

Değerli kardeşlerim, Rasululah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

(( من أنظر معسراً أو وضع له، أظله الله يوم القيامة تحت ظل عرشه يوم لا ظل إلا ظله ))

[ أحمد و الترمذي عن أبي هريرة ]

“Bir kimse darda bulunan borçluya mühlet verir veya borcunun bir kısmını ya da tamamını bağışlarsa, Cenab-ı Hak o kişiyi Allah'ın gölgesinden başka gölge bulunmayan kıyamet gününde arşının altında gölgelendirir."

(Ahmed b. Hanbel ve Tirmizi Ebu Hureyre’den nakletmiştir)

Birinin size borcu vardır. Sizin de maddi durumunuz çok iyidir. Borçlu olan kişi yalancı veya dolandırıcı değildir ama maddi durumu iyi değildir. Sizde de senet vardır. Dava hazırdır, avukatınız vardır ve karşı taraf borcunu ödememiş ve dava mahkemeye intikal etmiştir:

﴾ وَإِنْ كَانَ ذُو عُسْرَةٍ فَنَظِرَةٌ إِلَى مَيْسَرَةٍ ﴿

[ سورة البقرة الآية: 280 ]

“Eğer borçlu darlık içindeyse, ona eli genişleyinceye kadar mühlet verin.”

(Bakara Suresi: 280)

Merhamet etmeyene merhamet edilmez. Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

(( من أراد أن تستجاب دعوته، وأن تكشف كربته، فليفرج عن معسر ))

[ أحمد عن ابن عمر]

“Davetine icabet edilmesini, sıkıntısının giderilmesini isteyen kişi zor durumda olan kişiyi bu durumundan kurtarsın.”

(Ahmed b. Hanbel Hz. Ömer’den nakletmiştir)

Kişi Allah ile Bağını Güçlendirdiğinde Bu Bağdan Rahmet Doğar Ve Kişiyi Allah’a Yaklaştırır:

Kardeşlerim, Rasulullah (s.a.v.)’den bize ulaşan hadisler uzundur ve O’nun tüm hayatı merhamettir. Şuna kesin bir şekilde inanın ki imanınızın göstergesi yakın olsun uzak olsun etrafınızdakilere karşı olan merhametinizdir. Kişiyi değerli kılan merhamet genel rahmettir. Yani hükümetin vatandaşlarının kahvaltı yapmalarının zorunlu olduğu yönünde bir karar çıkarması mümkün müdür? Bu çok komik olur. Çünkü yemek yeme ihtiyacı doğamızda vardır. Bu yüzden çocuklarınıza merhamet ettiğinizde inanın ki, Allah Teâlâ her anne babanın kalbine bu merhameti yerleştirmiştir. Bu merhamet isteyerek kazanılmış bir duygu değil, fıtrattan gelen bir duygudur. Bundan dolayı ecir elde etmezsiniz demiyorum. Fakat ecri çok küçüktür. Peki çocuklarınızı nasıl üstün kılabilirsiniz? Ancak onlara Allah’ı tanıtarak, onları itaate sevk ederek… Ahlaklarını, davranışlarını gözettiğinizde bunu elde edebilirsiniz. Yeryüzündeki her anne baba çocuklarının sağlıklı olması, derslerinde başarılı olmaları için çaba harcarlar. Her baba bunu ister. Ama onlara asıl dinlerinin, ahlaklarının, imanlarının ve istikametlerinin selameti için uğraştığınızda değer vermiş olursunuz.

Değerli kardeşlerim, Rasulullah’ın doğumunu hatırlamamız ancak O’nun sünnetine uyarak geçirdiğimiz bir hayat ile bize fayda sağlar. Allah ile olan bağımızı güçlendirdiğimizde, bu bağ bize merhamet duygusu verecek ve bizleri Allah’a yaklaştıracaktır.

Size bunu söylüyorum ve yüce Allah’tan hem sizin hem de kendim için bağışlanma diliyorum. Allah’tan bağışlanma dileyin ki sizi affetsin. Kazananlar bağışlanma dileyenlerdir. Rabbimden bağışlanma diliyorum.

                                                                                                    ***
İkinci Bölüm:

Hamd, âlemlerin Rabbi olan Allah’a mahsustur. Ben şehadet ederim ki Salihlerin dostu olan Allah Teâlâ’dan başka ilah yoktur. Ve yine şehadet ederim ki Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed (s.a.v.) O’nun kulu ve elçisidir. O, yüce bir ahlak üzeredir. Allahım Peygamber Efendimize, ailesine ve tüm ashabına salât ve selam et, onları mübarek kıl.

Allah’a İtaat Etmeyen Müminin İmanı İblisin (Şeytanın) İmanı Gibidir:

Değerli kardeşlerim, hayatımızda çok fazla kuruntularımız vardır. İnsan yanlış yoldadır, disiplinsizdir, çok günahkârdır. Allah’ın razı olmayacağı beklentileri, görüşmeleri vardır. Allah’ın razı olmayacağı yoldan para kazanır. Ve sonunda Mümin olduğunu iddia eder. İmanın şu ince ölçütüne dayanmalısınız: Allah’a itaat etmeyen Müminin imanı İblisin imanı gibidir. İblis şöyle demişti:

﴾ فَبِعِزَّتِكَ ﴿

[ سورة ص الآية: 82 ]

“Senin şerefine andolsun ki…”

(Sad Suresi: 82)

﴾ خَلَقْتَنِي مِن نَّارٍ وَخَلَقْتَهُ مِن طِينٍ ﴿

[ سورة الأعراف الآية: 12 ]

“Çünkü beni ateşten yarattın. Onu ise çamurdan yarattın” dedi.”

(Araf Suresi: 12)

﴾ فَأَنظِرْنِي إِلَى يَوْمِ يُبْعَثُونَ ﴿

[ سورة الأعراف ]

“(Öyle ise) bana insanların tekrar diriltilecekleri güne kadar süre ver.”

(Araf Suresi)

Ayetler ışığında baktığımızda Şeytan Allah’a Rab olarak, yaratıcı olarak iman etmişti. Ahirete iman etmişti. Ve o lanetlenmiş şeytandı. Sizi itaate götürmeyen imanın asla bir değeri yoktur. Sizi itaate sevk etmeyen, emirlere uymaya götürmeyen iman değersizdir. Kişiyi hiçbir yere ulaştırmaz. Fakat istikamet, itaat, Allah’a bağlılık getiren iman, Allah’ın Kuran’da murad ettiği imandır.
Değerli kardeşlerim, Ben davet ediyorum, Allah’a iman edin!

Dua:

Allahım bizi hidayet verdiğin, afiyette kıldığın, dost edindiğin kulların arasına kat. Bize verdiklerini bereketli, mübarek kıl. Takdir buyurduğun şeylerin şerrinden bizi koru . Muhakkak ki sen hak olana hüküm verirsin ve senin aleyhinde hüküm asla verilmez. Senin himaye ettiğini kimse zelil edemez, senin alçalttığını da kimse yüceltemez. Rabbimiz, sen mübarek ve yücesin. Kaza ve kaderine hamd olsun. Günahlarımızın bağışlanmasını diler, sana tövbe ederiz. Allahım bizi salih amellere ulaştır. Amellerin salih olanına ancak sen ulaştırırsın. Allahım bize güzel ahlak bahşet, senden başka kimse bunu bahşedemez. Allahım bizi koruyacak olan dinimizi salih kıl. Geçimimizi sağladığımız dünyamızı, dönüş yerimiz olan ahretimizi salih kıl. Bu hayatı bize her türlü hayırlı eyle. Ölümü de her türlü şerden koruyarak nasip et. Sen Mevla’mızsın Ey Âlemlerin Rabbi. Allahım bize helalle yetinmeyi nasip et, haramdan koru, itaat nasip eyle, isyandan koru. Lütfunla bizi senden başkasına muhtaç etme. Allahım lütfun ve rahmetinle hak olan sözü ve dini yücelt. İslam’a zafer nasip et, Müslümanları izzetli kıl. Müslümanlara her yerde, dünyanın her yerinde yardım et ey âlemlerin Rabbi olan Allahım. Ey yüceler yücesi, bize düşmanlarına karşı kudretini göster.

Alemlerin Rabbi Olan Allah’a Hamdolsun