Rahman ve Rahim Olan Allah’ın Adıyla

Birinci Hutbe:

Kainatın kendisini tesbih ettiği, yüzlerin onun azameti ve yüceliği ile ağardığı Allah Teala’ya hamdolsun. Ben şehadet ederim ki Allah’tan başka ilah yoktur ve onun asla bir ortağı bulunmaz ve yine şehadet ederim ki Muhammed Rasulullah (s.a.v.) O’nun kulu ve elçisidir. Allahım tertemiz kıldığın Peygamber Efendimiz’e, âilesi ve ashabına salat ve selam buyur…

Dua ve Şartları:

 Ahmed b. Hanbel Müsned isimli eserinde Rasulullah (s.a.v.)’ın şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir:

(( ليس شيء أكرم على الله تعالى من الدعاء ))

“Allah katında duadan daha değerli bir şey yoktur.”

Mesabihu’s-Sünne isimli eserde ise Enes (r.a.)’den Rasulullah (s.a.v.)’ın şöyle buyurduğu nakledilmiştir:

(( الدُّعاءُ مُخُّ العبادةِ ))

[ أخرجه الترمذي ]

“Dua ibadetin özüdür.”

(Tirmizi)

Şaban ayının yarısını birkaç gün geçtiğinde bu ay münasebetiyle yapılacak şeyler ile ilgili insanlar iki gruba ayrılırlar:

 -Bir grup hiçbir şart olmadan mutlak olarak dua edileceğine inanır
 -Diğer bir grup ise önce bilmeden bunu inkar eder ve o güne büyük bir önem atfeder.

Hakikat ise Ey Kardeşlerim, doğru olan iki tarafın ortasıdır. Bizim Kuran’dan bilgi edinmemiz gerekir. Şimdi kulak verelim ve Rabbimiz bize dua hakkında ne diyor dinleyelim:

 وَإِذَا سَأَلَكَ عِبَادِي عَنِّي فَإِنِّي قَرِيبٌ أُجِيبُ دَعْوَةَ الدَّاعِ إِذَا دَعَانِ ﴿
 ﴾ فَلْيَسْتَجِيبُوا لِي وَلْيُؤْمِنُوا بِي لَعَلَّهُمْ يَرْشُدُونَ 

[ سورة البقرة الآية : 186 ]

“Kullarım, beni senden sorarlarsa, (bilsinler ki), gerçekten ben (onlara çok) yakınım. Bana dua edince, dua edenin duasına cevap veririm. O hâlde, doğru yolu bulmaları için benim davetime uysunlar, bana iman etsinler.”

(Bakara Suresi: 186)

Bu ayet ışığında dua; İnsan Allah Azze ve Celle’yi göklerde tasavvur ettiğinde, onun varlıkları yaratıp kendi hallerine bıraktığını, güçlünün zayıfı ezmesine izin verdiğini düşündüğünde, bu kişinin duası kabul olunmaz veya bu doğru bir dua değildir. Tefekkür ederek yakinen Allah’a iman eden, her şeyin idaresinin Allah’ın güç ve kudreti ile gerçekleştiğine, nerede olursak olalım O’nun bizimle beraber olacağına iman eden kişiye gelince, ona göre hiçbir şey gizli değildir. Bir yerde üç kişi varsa dördüncüleri mutlak Allah’tır, O, kişiye şah damarından daha yakındır. Bilakis Hak Teala kişi ile kalbi arasındadır, Gözleri aldatanı da bilir, gönüllerde gizli tutulanları da, sırrın da gizli tutulanların da bilincindedir.

Eğer kişinin duyguları bu kadar rabbine yakın olursa, işte o zaman dua, mana kazanır.

Öyleyse Duanın şartları şunlardır:

Birincisi: Allah’ın seninle beraber olduğunu 

Allah’ın seninle beraber olduğunu bilmelisin. O, seni gözetler, söylediklerini işitir ve kalbinde olanları bilir.

﴾ وَإِذَا سَأَلَكَ عِبَادِي عَنِّي فَإِنِّي قَرِيبٌ ﴿

[ سورة البقرة الآية : 186 ]

“Kullarım sana benden sorarlarsa, Muhakkak ki ben onlara çok yakınım.”

(Bakara: 186)

İkincisi: Dua ederken Allah Teâlâ’ya karşı ihlaslı samimi olmak

Dua Allah’a karşı samimi ihlaslı olunmadığı sürece doğru bir dua değildir ve kabul edilmez…

İnsanlardan kendilerindeki zararı gidermesi için mal ve makam sahibi kişilere dua edenler vardır, onların hayalleri tamamen yıkılır. Nitekim bir hadis-i kutside şöyle buyrulmaktadır:

ما من مخلوق يعتصم بمخلوق دوني إلا قطعت أبواب السماء والأرض دونه ، فإن دعاني لم أجبه ))
وإن سألني لم أعطه ، وما من مخلوق يعتصم بي دون خلقي إلا ضمنت السماوات
(( رزقه ، فإن سألني أعطيته ، وإن دعاني أجبته ، وإن استغفرني غفرت له 

“Kim benim dışımda yaratılmış bir varlığa bağlanır (ondan yardım isterse) göklerin ve yerlerin kapısı kapanır, bana dua etse bile ona cevap vermem, benden bir şey dilese istediğini ona vermem. Ama kim de yarattıklarıma değil sadece bana bağlanırsa göklerden ona rızkını veririm, benden istediğinde ona bahşederim, bana dua ettiğinde ona cevap veririm, af dilediğinde ise onu bağışlarım.”

İnsanlardan Allah’a dua eden ama Zeyd’e, Ubeyd’e ümit bağlayanlar vardır. Allah Teala yine bir kudsi hadiste şöyle buyurmuştur:

 أنا أغنى الشركاء عن الشرك ، من عمل عملا ))
(( أشرك فيه معي غيري تركته وشركه 

“Ben şirk koşanlardan uzağım. Kim içerisinde bana ortak koşma fiili olan bir amel işlerse, onu şirki üzerine bırakırım, onu terk ederim.”

Yine insanlardan Allah’a dua edenler vardır ama onlar daha çok kendilerine, zekalarına, imkanlarına ve güçlerine güvenirler. Bu konuda da bir hadis-i şerifte Rasulullah (s.a.v.) manaen şöyle buyurur:

(( انه من اتكل على الله كل مؤنة ، ومن اتكل على نفسه وكله الله إليها ))

“Kim Allah’a güvenir, ona dayanırsa rızkı verilir, her kim de kendine güvenirse, o zaman o kişi nefsine (kendi haline) bırakılır.”

Kardeşim, sıkıntıda olduğunda veya olmadığında her daim duan şöyle olsun:

Ey yüce kudret sahibi Allahım kendi güç ve kuvvetimden sıyrılıp yalnızca senin güç ve kuvvetine yöneldim…

O zaman; Allah Azze ve Celle’ye karşı ihlaslı olmak duanın şartlarındandır.

﴾ أُجِيبُ دَعْوَةَ الدَّاعِ إِذَا دَعَانِ ﴿

[ سورة البقرة الآية : 186 ]

“Bana dua edenin duasına cevap veririm.”

(Bakara: 186)

Üçüncüsü: Doğru İman

Dua, ancak Allah’a güzel isimleri ile, onun her şeye kadir olduğuna ve her şeye gücü yettiğine, her şeyi görüp duyduğuna iman etmek ile doğru yapılmış ve geri çevrilmeyecek bir dua olur.

Allah’a dua eden ama bunu açıkça söylemese bile Allah’ın kudretinin çaresiz hastalığına şifa verecek kadar geniş olmadığını, büyük sıkıntısını gideremeyeceğini ve azılı düşmanlarından onu kurtaramayacağını zanneden kimseler vardır. Allah Teala buyuruyor ki:

وَاتْلُ عَلَيْهِمْ نَبَأَ إِبْرَاهِيمَ * إِذْ قَالَ لِأَبِيهِ وَقَوْمِهِ مَا تَعْبُدُونَ * قَالُوا نَعْبُدُ أَصْنَاماً فَنَظَلُّ لَهَا ﴿
عَاكِفِينَ * قَالَ هَلْ يَسْمَعُونَكُمْ إِذْ تَدْعُونَ * أَوْ يَنْفَعُونَكُمْ أَوْ يَضُرُّونَ * قَالُوا بَلْ وَجَدْنَا آَبَاءَنَا كَذَلِكَ
يَفْعَلُونَ * قَالَ أَفَرَأَيْتُمْ مَا كُنْتُمْ تَعْبُدُونَ * أَنْتُمْ وَآَبَاؤُكُمُ الْأَقْدَمُونَ * فَإِنَّهُمْ عَدُوٌّ لِي إِلَّا رَبَّ
الْعَالَمِينَ * الَّذِي خَلَقَنِي فَهُوَ يَهْدِينِ * وَالَّذِي هُوَ يُطْعِمُنِي وَيَسْقِينِ * وَإِذَا مَرِضْتُ فَهُوَ
﴾ يَشْفِينِ * وَالَّذِي يُمِيتُنِي ثُمَّ يُحْيِينِ 

[ سورة الشعراء الأية :69_81 ]

“Ve onlara İbrâhîm (a.s.)’ın haberini tilâvet et (oku). Babasına ve onun kavmine: “Taptığınız şey nedir?” demişti. “Biz putlara tapıyoruz. Böylece onlara devamlı ibadet edeceğiz.” dediler. (İbrâhîm A.S): “Dua ettiğiniz zaman sizi işitiyorlar mı?” dedi. Yoksa size fayda veya zarar veriyorlar mı? “Hayır, babalarımızı böyle yapıyor (ibadet ediyor) bulduk.” dediler. (İbrâhîm A.S): “Öyleyse taptığınız şeylerin ne olduğunu gördünüz mü?” dedi. Siz ve sizin, geçmişteki babalarınızın (taptığı şeyleri). Muhakkak ki onlar, benim için düşmandır ama âlemlerin Rabbi hariç. Beni yaratan da hidayete erdiren de O’dur. Ve beni yediren ve içiren, O’dur. Ve hastalandığım zaman bana şifa veren, O’dur. Ve beni öldürecek, sonra (da) beni diriltecek olan, O’dur.”

(Şuara Suresi: 69-81)

Yine Rasulullah (s.a.v.)’den şöyle nakledilir:
Ebu Hureyre (r.a.) Rasulullah (s.a.v.)’in şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir:

(( إذا دَعَا أحَدُكم فَلا يَقُلْ : اللَّهمَّ اغْفِر لِي إنْ شِئْتَ ، ولكن لِيعزِمْ ، وليعَظِّم الرَّغبَةَ ، فَإِنَّ اللهَ لا يَتَعَاظَمُهُ شَيءٌ أعطاه ))

[ رواية مسلم ]

“Sizden biriniz dua ederken: Allahım! Dilersen beni bağışla demesin. Dilediğini kesin bir dille istesin. Çünkü Allah’ı zorlayan hiçbir kuvvet yoktur.”

(Müslim)

O zaman: Duanın bir diğer şartı da Allah Teala’ya güzel isimleri ile doğru bir şekilde iman etmektir.

﴾ فَلْيَسْتَجِيبُوا لِي وَلْيُؤْمِنُوا بِي ﴿

[ سورة البقرة الآية : 186 ]

“Bana dua etsinler, bana iman etsinler.”

(Bakara Suresi:186)

Dördüncüsü: İstikamet (dosdoğru yol)

Yine kişinin duası, ancak Rabbin’den istediğinde, tüm günahlarına Nasuh (samimi) tövbe ettiğinde, dinin hükümlerine uymaya elinden geldiğince azmettiğinde, Allah’ın emrettiklerini emredip onun yasakladıklarından sakındığında doğru ve geri çevrilmeyecek olan bir yakarış olur.

Kulun seve seve dua ederek Allah’tan dilemesi, ancak Rabbine karşı istikamet üzere olduğunda, emrettiği üzere yaşadığında kabul olunur. Müslim’in Sahih’inde bir adamın şöyle dediği Rasulullah’tan rivayet edilir:

يا رب ، يا رب ، ومطعمه حرام ، ومشربه حرام ، و ملبسه ))
(( حرام ، وغذي بالحرام ، فأنى يستجاب لذلك 

"Ya Rab, ya Rab!" diye yalvarıyor. Hâlbuki onun yediği haram, içtiği haram, giydiği haram, gıdası haramdır. Böylesinin duası nasıl makbul olur?"

O zaman; Allah’ın emrettiği şekilde istikamet üzere olmak da duanın şartlarındandır.

 

﴾ فَلْيَسْتَجِيبُوا لِي وَلْيُؤْمِنُوا بِي لَعَلَّهُمْ يَرْشُدُونَ ﴿

[ سورة البقرة الآية : 186 ]

“O halde bana dua etsinler, iman etsinler, umulur ki doğru yolu bulurlar.”

(Bakara: 186)

Kardeşlerim, Böylece ortaya çıkıyor ki, Kabul olunan duanın şartları, Allah’a iman etmek, ihlaslı olmak ve emirleri üzere istikamette bulunmaktır. Bu şartlar gerçekleştiği vakit kul doğru ve hemen icabet edilecek duaya erişmiş olur. Nitekim Allah Teala şöyle buyuruyor:

﴾ وَإِذَا سَأَلَكَ عِبَادِي عَنِّي فَإِنِّي قَرِيبٌ أُجِيبُ دَعْوَةَ الدَّاعِ إِذَا دَعَانِ فَلْيَسْتَجِيبُوا لِي وَلْيُؤْمِنُوا بِي لَعَلَّهُمْ يَرْشُدُونَ ﴿

[ سورة البقرة الآية : 186 ]

“Kullarım, beni senden sorarlarsa, (bilsinler ki), gerçekten ben (onlara çok) yakınım. Bana dua edince, dua edenin duasına cevap veririm. O hâlde, doğru yolu bulmaları için benim davetime uysunlar, bana iman etsinler.”

(Bakara Suresi: 186)

Fakat kişi bütün şartları yerine getirdiği halde duası kabul olmadığında buna şaşırmamalıdır. Duanın içeriği Müminin faydasına olmayabilir. Nitekim bir babada zenginlik, ilim, şefkat ve sevgi bulunabilir, ve oğlunda da istikamet ve Allah’a itaat vardır, bu çocuk babasından eğleneceği değerli bir oyuncak ister. Bu babanın imtihanıdır! Acaba burada babanın ne yapması gerekir? Ona istediğini alıp razı etmeli ve geleceğini tehlikeye mi atmalıdır, yoksa isteğini reddedip mahçup olarak geleceğini garanti altına mı almalıdır? Büyük ihtimalle bu baba oğlunun bu talebini reddedecek ve mahçup olsa dahi geleceğini garantiye alacaktır ki Allah Teala kulundan çok daha üstündür.

Bir hadiste şöyle zikredilir:

(( إن الله تعالى حيي كريم يستحيي إذا رفع الرجل إليه يديه أن يردهما صفرا خائبتين ))

“Şüphesiz ki Allah Teala çok hayalı ve kerem sahibidir. Bir kişi ona dua etmek için ellerini kaldırdığında, boş ve mahrum olarak geri çevirmekten haya eder.”

Yine başka bir hadis şöyledir:

(( ما قال عبد قط يا رب ثلاثا إلا قال الله : لبيك عبدي فيعجل الله ما شاء ، ويؤخر ما شاء ))

“Allah Teala hiçbir kulun üç kez ‘ya Rabbi’ demesine müsaade etmeden hemen ‘Buyur Kulum’ der, sonra da dilediğine istediğini verir, dilediğininkini de geciktirir.”

Allah’ın istenileni vermekte acele ettiği amel kulun hayrına olan ameldir, çünkü O, kulunu sever, onun üzerine titrer. Geciktirdiği dua ise yine kulunun menfaati için, ona olan sevgisinden kaynaklanır.

Üçüncü bir hadiste ise şöyle buyrulur:

(( إن الله تعالى يحمي عبده المؤمن كما يحمي الراعي الشفيق غنمه عن مراتع الهلكة ))

“Muhakkak ki Allah mümin kullarını, tıpkı merhametli bir çobanın koyunlarını merada her türlü tehlikeden koruması gibi himaye eder.
 

﴾ وَعَسَى أَنْ تَكْرَهُوا شَيْئاً وَهُوَ خَيْرٌ لَكُمْ وَعَسَى أَنْ تُحِبُّوا شَيْئاً وَهُوَ شَرٌّ لَكُمْ وَاللَّهُ يَعْلَمُ وَأَنْتُمْ لَا تَعْلَمُونَ ﴿

[ سورة البقرة الآية : 216 ]

“Olur ki, bir şey sizin için hayırlı iken, siz onu hoş görmezsiniz. Yine olur ki, bir şey sizin için kötü iken, siz onu seversiniz. Allah bilir, siz bilmezsiniz.”

(Bakara Suresi: 216)

Örtü üzerinden kalksa bile siz yine görüneni seçersiniz.

Kaygı ve kederden kurtulmanın tek yolu olan dua:

Bir kişi şöyle sorsa; Allah Teala yarattıklarına karşı merhametliyse, her hallerini görüyor, onlar için hayırlı olanı biliyorsa ve gam ve kederlerinden onları kurtarmaya kadirse, onların dualarına el uzatmak için bekler mi, mümin kulunun hayrına olacak şeyi kulu sadece Allah’tan istemeyi unuttuğunda ondan uzaklaştırır mı, kurtulmayı istemeyi unuttuğu bir musibete sevk eder mi?

Hakikat şudur ey Kardeşlerim; Şüphesiz ki Allah Azze ve Celle Mümin bir kulun hayrını ondan uzaklaştırmaktan veya ona dua etmeyi unuttuğu için bir musibet vermekten çok daha yüce ve Kerem sahibidir.

Merhametli bir baba oğlu ondan istese de istemese de, bilse de bilmese de, onu her türlü hayırlı işe sevk eder ve ondan her türlü musibeti giderir. Ki Allah Teala bundan çok daha yücedir.

Fakat şu da gerçektir ki tüm musibet, imtihan ve zorluk bir amaç içindir, hasta olan gönüllere rabbani bir ilaçtır. Nitekim Allah Teala şöyle buyurur:

﴾ وَلَنُذِيقَنَّهُمْ مِنَ الْعَذَابِ الْأَدْنَى دُونَ الْعَذَابِ الْأَكْبَرِ لَعَلَّهُمْ يَرْجِعُونَ ﴿

[ سورة السجدة الآية : 21 ]

“Ve Biz, mutlaka büyük azaptan önce, daha yakın olan azaptan onlara elbette tattıracağız. Umulur ki, böylece onlar (Allah’a ulaşmayı dileyerek, Allah’a) dönerler.”

(Secde Suresi:21)

Nefis, haset ve kötü niyet, kin ve nefret, alçaklık ve cimrilik, israf ve kibir, yalan ve nifak, enaniyet ve maddecilik gibi hastalıklardan kurtulamaz. Bu hastalıkların hepsinden ancak Allah Azze ve Celle’ye yönelmek ve O’na ulaşmak ile şifa bulunur. Karşılaştığı hastalıkların tedavisi, nefis Rabbi’ne yöneldiği sürece hemen gerçekleşir. İşte af dilemenin hakikati budur, işte duanın amacı budur. Dua bu iletişimin zirvesidir, gerçekleşecek şeylerin garantisi, seviyelerin en üstünüdür. Kişi derin acılarından dua ederek Allah’a yönelir, çünkü Allah’a muhtaçtır. Bu yüzden musibetler, imtihanlar ve felaketler doğru bir şekilde yapılacak duaya muhtaçtır, hemen şifa bulmanın yolu işte budur. Nitekim Allah Teala şöyle buyurur:

﴾ وَلَقَدْ أَرْسَلْنَا إِلَى أُمَمٍ مِنْ قَبْلِكَ فَأَخَذْنَاهُمْ بِالْبَأْسَاءِ وَالضَّرَّاءِ لَعَلَّهُمْ يَتَضَرَّعُونَ ﴿

[ سورة الأنعام الأية : 42 ]

“Andolsun ki; Biz senden önce ümmetlere de (resûller) gönderdik. O zaman onları da sıkıntıya ve darlığa uğrattık, böylece yalvarırlar diye.”

(Enam Suresi: 42)

Rasulullah (s.a.v.) de şöyle buyurmuştur:

(( اغتنموا الدعاء عند الرقة فإنها رحمة ))

“Rikkat (İncelik halinde) duayı ganimet bilin, çünkü bu hal rahmet kapılarının açık olduğunu gösterir.”

Sözün özeti şudur ; Dua Allah’a olan sımsıkı bir bağdır. Çünkü o zorunlu ihtiyaçları giderir ve bu hakiki bağ nefsin tüm hastalıklarına şifadır, kişiden bela ve sıkıntıyı giderir. Çünkü bu musibetler aslında dua ve şifaya vesile olmak içindir. Bunun için Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

(( لن ينفع حذر من قدر ، ولكن الدعاء ينفع مما نزل ومما لم ينزل ، فعليكم بالدعاء عباد الله ))

“ Sakınmak, kaderden kurtulmaya fayda vermez. Lakin dua fayda eder, başa gelene de henüz gelmeyene de. Şu halde ey Allah'ın kulları, duaya sarılın.”

Bir kulun nefsi hastalıklarından kurtulması ve temizlenmesi için ona bir bela takdir edilmişse, artık ona sakınma, zeka ve bir şeyi vasıta edinme fayda vermez. Bu konuda şöyle denir: (Sakınma ancak mümkün olacak olan şeyler için yapılabilir.) Fakat dua ve kapsadığı o bağ ve şifa, tek başına belayı ve başka bir musibete yol açabilecek işaretleri giderebilir. Çünkü şifa bazen elde edilir ama bazen de deva bulunmaz. Başka bir hadiste şöyle buyrulur:

(( إن الرجل ليحرم الرزق بالذنب يصيبه ، ولا يرد القدر إلا الدعاء ، ولا يزيد العمر إلا البر ))

“Kişi ancak işlemiş olduğu günahtan dolayı bir rızıktan mahrum olur, kaderi duadan başka bir şey değiştiremez, ömrü de iyilikten başka bir şey uzatamaz.”

Fakat –kardeşlerim- Allah’ın basiretini açtığı mümin, Rabbi’ni bilir, O’nu sever, kaderine razı olur, sıkıntıdan önceki ferahlıkta da, hastalıktan önce sıhhatli olduğunda da, fakirlikten önce zenginlikte de Rabbi’ne dua eder. Nitekim Allah Rasulü (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

 تضرعوا إلى ربكم وادعوه في الرخاء فإن الله قال من دعاني في الرخاء أجبته ))
في الشدة ومن سألني أعطيته ، ومن تواضع لي رفعته ، ومن تضرع
(( إلي رحمته ، ومن استغفرني غفرت له 

“Rabbinize yalvarın, ona bolluk zamanında dua edin. Çünkü Allah Teala şöyle buyurur: ‘Bolluk zamanında bana dua edene, darlık zamanında bolca veririm, benden isteyene dilediğini bahşederim, tevazu edeni yüceltirim, bana yakarana rahmetimle muamele ederim ve benden af dileyeni bağışlarım’”

Bolluk zamanında dua etmek Allah’ı hakkıyla bilmektir, darlık zamanında dua etmek ise ihtiyaçtandır. Sizden biriniz zannetmesin ki, kulun Rabbinden istemesi ancak tehlikeli işlerde olabilir, aksine kul ile Rabbi arasındaki sevgi, kulun büyük küçük her şeyi rabbinden dilemesi ile gerçekleşir.

İbn Hibban Sahih’inde Rasulullah (s.a.v.)’in şöyle buyurduğunu nakletmiştir:

(( ليسأل أحدكم ربه حاجته كلها حتى يسأله شسع نعله إذا انقطع ))

“ Her biriniz ihtiyaçlarının tamamını Rabbinden istesin, hatta, kopan ayakkabı bağına varıncaya kadar”.

Böylece dua kulu ile Rabbi arasındaki bağın sağlamlaşması için bir vesiledir. Nitekim Peygamber Efendimiz (s.a.v.) şöyle buyuruyor:

(( إن الله يحب الملحين في الدعاء ))

“Allah dua’da ısrarcı olanı sever.”

Rasulullah (s.a.v.)’e ‘hangi dua daha çok işitilir (karşılık bulur)’ diye sorulduğunda O şöyle cevap vermiştir:

(( جوف الليل الآخر، ودبر الصلاة المكتوبات))

“Gecenin son kısmının ortasında ve her farz namazın arkasında yapılan dua.”

Hz. Ali (r.a.) diyorki: Rasulullah (s.a.v.) yanımdan geçerken “Allahım beni bağışla” diyordum. Rasulullah eliyle omuzlarımın arasına vurdu ve şöyle dedi:

(( عم ولا تخص ، فإن بين الخصوص والعموم كما بين السماء والأرض ))

“sadece kendine özel değil, genel olarak dua et, zira genel ile özel arasındaki fark gök ile yer arasındaki fark gibidir.”

 لا تدعوا على أنفسكم ، ولا تدعوا على أولادكم ، ولا تدعوا ))
على خدمكم ، ولا تدعوا على أموالكم ، لا توافقوا من الله
(( ساعة نيل فيها عطاء فيستجاب لكم 

“Nefisleriniz aleyhinde dua etmeyin, çocuklarınız aleyhinde de dua etmeyin, hizmetçileriniz aleyhinde de dua etmeyin. Mallarınız aleyhinde de dua etmeyin. Ola ki Allah’ın duaları kabul ettiği saate rast gelir de, istediğiniz kabul oluverir.”

Ebu Hureyre (r.a.) Rasulullah (s.av.)’in şöyle dediğini nakleder:

 إذا بقي ثلث الليل ينزل الله عز وجل إلى السماء الدنيا فيقول من ذا ))
الذي يدعوني فأستجيب له من ذا الذي يستغفرني فأغفر له من ذا
(( الذي يسترزقتي فأرزقه من ذا الذي يستكشف الضر أكشفه عنه حتى يطلع الفجر 

“Rabbimiz gecenin son üçte birinde, Dünya semasına iner ve şöyle nida eder; “Bana dua eden yok mu duasına icabet edeyim, bağışlanma dileyen yok mu onu bağışlayayım, rızık isteyen yok mu ona rızık vereyim, sıkıntısının giderilmesini dileyen yok mu onu kurtarayım. Bu fecrin doğuşuna kadar devam eder.”

Bunların hepsini kapsayacak şekilde Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:

(( من لم يدع الله غضب الله عليه ))

“Kim ki dua etmezse Allah’ın gazabı onun üzerinedir.”

Duanın şartlarına istisna olarak, Allah Azze ve Celle çaresiz durumda olan yani çaresizliğinde yalnızca Allah’a dayanan ve güvenen kişi dua ettiğinde ona icabet eder. Allah kişinin umutlarının yıkılmasından, çaresizliğinden çok daha yüce ve kerem sahibidir. Nitekim şöyle buyurur:

﴾ أَمَّنْ يُجِيبُ الْمُضْطَرَّ إِذَا دَعَاهُ وَيَكْشِفُ السُّوءَ وَيَجْعَلُكُمْ خُلَفَاءَ الْأَرْضِ أَئِلَهٌ مَعَ اللَّهِ قَلِيلاً مَا تَذَكَّرُونَ ﴿

[ سورة النمل الآية : 62 ]

“Yoksa darda kalan kişi, ona dua ettiği zaman icabet eden, kötülüğü gideren ve sizi yeryüzünde halifeler kılan mı? Allah ile beraber bir (başka) ilâh mı? Ne kadar az tezekkür ediyorsunuz?”

(Neml Suresi:62)

Dua müminlerin kurtuluşu, dinin direği, yerin ve göğün nurudur. Şu an kazandığından daha fazlasını kazanmak isteyen kişi, çokça zikir ve dua ile meşgul olsun.
Bir hadisi kudside şöyle buyrulur:

(( من شغله ذكري عن مسألتي أعطيته فوق ما أعطي السائلين ))

“Kim bana dua ederek çokça zikrederse, ona istediği şeylerin çok daha fazlasını veririm.”

Burada açıklamaktan hoşlandığım, Allah hakkı için, onun emaneti için yerine getirmem gereken bir nokta kaldı.
Rahmeti çok geniş olan ve her şeye yeten Allah Teala bir hadis-i kudside şöyle buyurur:

(( لو يعلم الكافر حبي له لتقطعت أنفاسه حياءً ))

“Kafir benim sevgimi bilseydi, yaşarken nefesi kesilirdi.”

Yine Allah (c.c.) asi kulları hakkında şöyle buyurur:

(( إن تابوا فأنا حبيبهم وإن لم يتوبوا فأنا طبيبهم ))

“Tövbe etseler onların sevgilisi, tövbe etmezseler de hekimleri olurum.”

Muhakkak ki Allah Teala’nın kullarına olan rahmeti, bir annenin evladına olan merhametinden daha fazladır. Bilakis kullarına olan merhameti kendindendir. O, yarattıklarını mutlu etmek, onlara merhametli olmak için yaratmıştır, azap etmek ve sıkıntıya düşürmek için değil. Şüphesiz ki Allah (c.c.) ve bu rahmeti insana dünyaya gelmeden ve hayırlı mı yoksa şerli mi olacağı ortaya çıkmadan önce bedbaht, yoksun ve rızık konusunda fakir olmasını yazmasına bağlı değildir. Fakat onun yaptığı her şeyi kaydetmiştir, yapacaklarını değil. Nitekim şöyle buyurur:

﴾ إِنَّا نَحْنُ نُحْيِي الْمَوْتَى وَنَكْتُبُ مَا قَدَّمُوا وَآَثَارَهُمْ وَكُلَّ شَيْءٍ أحْصَيْنَاهُ فِي إِمَامٍ مُبِينٍ ﴿

[ سورة يس الآية : 12 ]

“Muhakkak ki Biz, ölüleri diriltiriz. Ve takdim ettiklerini ve onların eserlerini yazarız. Ve herşeyi İmam-ı Mübin’de (apaçık bir rehber’de) saydık (tespit ettik).”

(Yasin Suresi:12)

Yazarız : Şimdiki zamana dalalet eden bir fiildir.
Takdim ettiler (geçmişte yaptılar): Geçmiş zamana dalalet eden bir fiildir.
İnsana bir bedbahtlık veya haram kılınan bir şey isabet eder de, o bunu işlerse başına gelen onun kendi eliyle kazandığı olur.
Hadis-i Kudsi’de şöyle buyrulur:

(( فمن وجد خيرا فليحمد الله ، ومن وجد غير ذلك فلا يلومن إلا نفسه ))

“Kim bir hayırla karşılaşırsa Allah’a hamd etsin, kim de bunun dışında bir şey ile karşılaşırsa isyan etmesin ki bu ancak kendisinden kaynaklanmaktadır.”

Aynen buyrulduğu gibi…
 Kıymetli Kardeşlerim; hesaba çekilmeden önce kendinizi hesaba çekin, Rabbinizle aranızdaki şeylere mutlu bir şekilde ulaşın ve bilin ki; ölüm meleği bizim dışımızdaki kişiler için bizi aşıp gitti, bir gün de bizim için onları atlayıp gelecek. Biz uyanık olmalıyız. Akıllı olan kişi nefsini alçaltır, ölümünden sonrası için amel eder. Aciz olan kimse ise heva ve hevesine tabi olan kimsedir. Allah Teala’dan merhamet ve eman dileriz.

Alemlerin Rabbi olan Alah’a hamdolsun

***

İkinci Hutbe:

Alemlerin rabbine hamdolsun, Ben şehadet ederim ki Salihlerin dostu olan Allah’tan başka ilah yoktur, yine şehadet ederim ki Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed (s.a.v.) onun kulu ve rasulüdür. O yüce bir ahlak üzeredir.

Dua:

Allahım bizi hidayet verdiğin, afiyette kıldığın, dost edindiğin kulların arasına kat. Bize verdiklerini bereketli mübarek kıl. Yarattıklarının şerrinden bizi koru. Muhakkak ki sen hak olana hüküm verirsin ve senin aleyhinde hüküm asla verilmez. Allahım bize bahşet, yasaklama, bize ikram et bizi yetersiz kılma. Bizleri kendine kul olarak seç, razı olmamıza yardım et ve sen de bizden razı ol. Allahım yüzlerimizi soldan koru, bizi muhtaç olmak ile sınama, çünkü biz yarattıklarının şerrini isteriz ve bahşedilenlerin hamdını gerçekleştirmek, yasaklananların kınanması ile sınanırız. Sen her şeyin üzerinde bahşedensin. Yerlerin ve göklerin tüm hazinesi senin elindedir. Allahım bizi Salih amellerle hidayete erdir, senden başka hidayet verecek yoktur. Kötü amellerden bizi koru zira senden başka bizleri koruyacak olan yoktur.

Alemlerin Rabbi Olan Allah’a Hamdolsun