Rahman ve Rahim Olan Allah’ın Adıyla

Âlemlerin Rabbi olan Allah’a hamd olsun. Salât ve Selam Peygamber Efendimize, ailesi ve tertemiz ashabına, emanetinin davetçilerine, komutanlarına olsun. Ey âlemlerin Rabbi, bizden ve onlardan razı ol.

Allahım bizi cehalet ve şüphe karanlıklarından, ilim ve marifet nuruna çıkar. Arzularımızın çukurundan alıp cennetini bahşet.

Din Nasslardan (Kuran ve Sünnet) Oluşur:

Değerli kardeşlerim, din nasstır, Kuran ve Sünnettir. Çünkü Allah insana akıl ve idrak gücü vermiştir ve insan bu güçle nasslara icabet eder. Din nasslardan oluşur. Bu durumda dindeki en önemli şey nassların sıhhati yani doğruluğudur. Şimdi nassların kıymetine işaret eden önemli bir konuya değineceğiz.

Şam’da yaşayan birini tanıyorum. Bu adamın çok pahalı bir evi var ve bu ev neredeyse elli beş milyon dolar değerindedir. Bu kişi yani baba vefat etti. Birisi gelip evi satın aldığına dair bir sözleşmesi ibraz etti. Bu belge usule uygun bir sözleşmeydi. Manası evin satılmış olduğuydu. Ama evi teslim almamıştı. Böyle olunca durum yüksek mahkemeye, yargıtaya taşındı. Mahkeme adama sordu: “Bu evi on sene önce aldıysan niçin onu talep etmedin? Neden o evde yaşamayı istemedin? Neden kira almadın?” Bu durumda, bu taleplerin olmaması ve oturumun gerçekleşmemesi belgenin sahte olduğuna delil sayıldı ve dava sona erdi. Fakat kastım şu; yargıtayın, yüksek mahkemenin beş kelimelik kararının değeri elli beş milyon dolardı. Bir dolar üç Suriye lirası olduğuna göre bu miktar yüz elli milyondu. Yüksek mahkemenin beş kelimelik kararının değeri elli beş milyon dolar… Bu örneği misal olarak verdim.

Bir ayetin değeri milyarlardır. Mesela bir ayet sizi haram mal yemekten alı koyar. Bir gün gelir, haram mal yiyen kişi ağır bir darbe alır. Bu darbe son yıkıcı darbedir. Ama sen dinin lütfu ile kazanırsın. Hep derim ki: Allah azze ve Celle bize mütevazı bir bilgi vermiştir. Ama bu bilgi bizi milyonlarca yanlış amelden alı koyar. Doğru bir yolu, yöntemi, çizgisi olmayan, uygulayacağı Kuran’ı olmayan, Allah Azze ve Celle’ye itaati istemeyen kişi, o anki menfaatleri doğrultusunda hareket eder. Sonra hayatına mal olan bir hata yaptığını anlar. Ama sen sağlam ve güçlüsün, neden mi? Sen her şeyi yaratan Allah’ın yolu üzerinde yürürsün. Haram mal yeme konusunda ihmalkârlık yapmamak, insanların onuruna zarar vermemek, günahlarda kimseye yardım etmemek, zalimin yanında yer almamak, bunlar müminin hayatındaki önceliklerdir. Ve bu önceliklerin değeri hiçbir şeyle ölçülmez.

İlim ve Marifet Başarı ve Kurtuluşun Temelidir:

Zaman zaman Allah’ın sana olan lütfunu hatırla.

﴾ وَعَلَّمَكَ مَا لَمْ تَكُنْ تَعْلَمُ وَكَانَ فَضْلُ اللَّهِ عَلَيْكَ عَظِيماً ﴿

[ سورة النساء الآية :113 ]

“Allah sana bilmediğini sana öğretmiştir. Sana Allah’ın lütfu gerçekten büyük olmuştur.”

(Nisa Suresi: 113)

Şu noktaya değinmek isterim: Bir bayram sonrası mesela kardeşin seni ziyaret eder. Kardeşinin küçük oğlu çok mutludur çünkü onun çok fazla bayram harçlığı olmuştur. Sana der ki: “Amca benim yüz dinar bayram harçlığım oldu.” Bu meblağ onun için çok büyük bir miktardır, yüz dinar… Ama dersek ki, “Amerika Irak Savaşı için ne kadar harcadı?” derim ki tam iki yüz milyar dolar harcadı. Veya Amerika der ki: “Büyük miktarda harcama yaptık.” Amerika için iki yüz milyar dolar büyük bir miktarken, küçük bir çocuk için yüz dinar büyük bir miktardır. Kâinatın yaratıcısı olan Allah Teâlâ ise sana şöyle diyor:

﴾ وَعَلَّمَكَ مَا لَمْ تَكُنْ تَعْلَمُ وَكَانَ فَضْلُ اللَّهِ عَلَيْكَ عَظِيماً ﴿

[ سورة النساء الآية :113 ]

“Allah sana bilmediğini sana öğretmiştir. Sana Allah’ın lütfu gerçekten büyük olmuştur.”

(Nisa Suresi: 113)

Ayet metninden anlaşılan bilmediğin o en büyük ilahi lütuf. Onu bilirsen her şeyi bilirsin. Onu bilmez kaybedersen her şeyi kaybedersin. İlk metne bakınca çocuk yüz dinardan bahsediyor. Pentagon sorumlusunun söylediği ise değerin iki yüz milyon dolar olduğu. Peki ya evrenin yaratıcısı, her şeyin sahibi ve hükümdarı olan Allah ne buyuruyor?

﴾ وَعَلَّمَكَ مَا لَمْ تَكُنْ تَعْلَمُ وَكَانَ فَضْلُ اللَّهِ عَلَيْكَ عَظِيماً ﴿

[ سورة النساء الآية :113 ]

“Allah sana bilmediğini sana öğretmiştir. Sana Allah’ın lütfu gerçekten büyük olmuştur.”

(Nisa Suresi: 113)

Ben ne diyorum? Kötü bir anı, en büyük Yahudi düşmanlarımızdan olan Şaron demişti ki: “Müslümanlar ne zaman bize karşı zafer kazanacak?” Sabah namazında mescitler Cuma namazında olduğu gibi olduğunda Müslümanlar zafer kazanacaklardır.

Bu yüzden değerli kardeşlerim, Sabah namazı çok mübarek bir vakittir.

(( ولو يعلمون ما في العَتَمة والصبح لأتوهما ولو حَبْوا ))

[أخرجه البخاري ومسلم والنسائي ومالك عن أبو هريرة ]

“Yatsı namazı ile sabah namazının faziletini bilselerdi, emekleyerek de olsa bu namazları cemaatle kılmaya gelirlerdi."

(Buhari, Müslim, Nesai ve İbn Malik Ebu Hureyre’den nakletmiştir)

﴾ إِنَّ نَاشِئَةَ اللَّيْلِ هِيَ أَشَدُّ وَطْئاً وَأَقْوَمُ قِيلاً ﴿

[ سورة المزمل الآية :6 ]

“Şüphesiz gece ibadetinin etkisi daha fazla, (bu ibadetteki) sözler (Kur’an ve dua okuyuşlar) ise daha düzgün ve açıktır.”

(Müzemmil Suresi: 6)

Allah Azze ve Celle’nin Kitabından Ayetler: Günümüzde Müslümanların Hali.

İlk Ayet: “İman edip de hicret edenler…”

Bu günün ayeti:

﴾ إِنَّ الَّذِينَ آَمَنُوا وَهَاجَرُوا وَجَاهَدُوا بِأَمْوَالِهِمْ وَأَنْفُسِهِمْ فِي سَبِيلِ اللَّهِ وَالَّذِينَ آَوَوْا وَنَصَرُوا أُولَئِكَ بَعْضُهُمْ أَوْلِيَاءُ بَعْضٍ وَالَّذِينَ آَمَنُوا وَلَمْ يُهَاجِرُوا مَا لَكُمْ مِنْ وَلَايَتِهِمْ مِنْ شَيْءٍ حَتَّى يُهَاجِرُوا ﴿

[ سورة الأنفال الآية :72 ]

“İman edip de hicret edenler, malları ve canlarıyla Allah yolunda cihad edenler ve onları bağırlarına basıp yardım edenler birbirlerinin yâr ve yakınlarıdır. İman edip de hicret etmeyenlere gelince, göç edinceye kadar onlarla aranızdaki bağ (yakınlık) sebebiyle hiçbir sorumluluğunuz yoktur.”

(Enfal Suresi: 72)

Yani İslama olumsuz manada hayranlık duymak (fiiliyata geçirmeden sadece hayranlık duyma) söz konusudur. Kardeşim, din yücedir. Biz vahiy ümmetiyiz. Olumsuz manada dine sadece hayranlık duymak bizi ne ileri ne de geriye götürür. O zaman Allah’ın yoluna uygun hareket edemezsin. Derler ki: İnsanın içinde gönlünde bir hakikat yerleştiğinde bu durum kendisini hareket olarak gösterir. O zaman hareket yoksa iman da olmaz. Mesela:

Bir adam ayakta duruyor. Ona de ki: “Omzunda akrep var.” Adam tamamen sakin bir şekilde kalır, gülümser ve der ki: “Bu gözlemden dolayı teşekkür ederim. Allah beni onunla ödüllendirdi.” Şimdi bu adam senin ne dediğini anlamış mıdır? Eğer anlasaydı sıçrardı. Omzunda akrep olduğu haberini sakinlikle karşılıyorsa, gülümsüyor ve teşekkür ediyorsa, ne dediğini anlamamış demektir. Eğer anlasaydı korkuyla kendini savunmaya geçer, hemen paltosunu çıkarır, kendini dağıtır ya da sıçrardı.

Öyleyse dikkat edin: Kanunlara bakalım, anlama, tedirginlik ve gerilim, davranış; Anlama doğru bir şekilde gerçekleşmemişse bir tedirginlik olmaz, tedirginlik ve gerilim yoksa da bunun için bir davranış sergilenmez. Bu işin kanunu budur. Anlarsın, endişelenir ve harekete geçersin. Yılan örneği ile açıklayalım:

Bahçeye bir yılan girer. Onun sureti göz tabakasında algılanır ve bu ağ tabakası onu merkeze, beyne gönderir. Beynimizde yılanlar ile ilgili dosyalar mevcuttur. Bu bilgiler aldığımız derslerden, dinlediğimiz hikâyelerden, izlediğimiz şeylerden toplanan bilgilerdir. İzlediklerimiz, hikâyeler ve bilgilerin hepsi ile beynimizde bir yılan kavramı oluşmuştur. Görünen yılanın sureti beyne iletildiğinde toplamış olduğumuz o dosyalar tehlikeyi fark eder. Aniden koşmaya başlar ya da onu öldürürsün. Eğer hareket yoksa tedirginlik ve gerilim de yok demektir, tedirginlik yoksa idrak yani anlama gerçekleşmemiştir. Önce anlarsın, tedirginlik duyar ve harekete geçersin.

O zaman insan hakkı işittiğinde buna cevap vermiyorsa, onu duymamış demektir. Allah onlar hakkında ne diyor:

﴾ أَمْوَاتٌ غَيْرُ أَحْيَاءٍ ﴿

[ سورة النحل الآية:21 ]

“Onlar, diri olmayan cansız varlıklardır!”

(Nahl Suresi: 21)

Yani birisi bir ölüye nasihatte bulunursa, iş işten geçmiştir. Öldüğünde her şey bitmiş demektir

﴾ أَمْوَاتٌ غَيْرُ أَحْيَاءٍ ﴿

“Onlar, diri olmayan cansız varlıklardır!”

(Nahl Suresi: 21)

Ayette buyruluyor ki:

﴾ إِنَّ الَّذِينَ آَمَنُوا وَهَاجَرُوا وَجَاهَدُوا بِأَمْوَالِهِمْ وَأَنْفُسِهِمْ فِي سَبِيلِ اللَّهِ وَالَّذِينَ آَوَوْا وَنَصَرُوا أُولَئِكَ بَعْضُهُمْ أَوْلِيَاءُ بَعْضٍ وَالَّذِينَ آَمَنُوا وَلَمْ يُهَاجِرُوا ﴿

“İman edip de hicret edenler, malları ve canlarıyla Allah yolunda cihad edenler ve onları bağırlarına basıp yardım edenler birbirlerinin yâr ve yakınlarıdır. İman edip de hicret etmeyenlere gelince,”

(Enfal Suresi: 72)

Yani harekete geçmemek, ama rıza göstermek ve anlamak… Eğer kanaat yani razı olmak söz konusuysa ve bu tutum davranışa yansımıyorsa asla bir kıymeti yoktur:

﴾ مَا لَكُمْ مِنْ وَلَايَتِهِمْ مِنْ شَيْءٍ حَتَّى يُهَاجِرُوا ﴿

“göç edinceye kadar onlarla aranızdaki bağ (yakınlık) sebebiyle hiçbir sorumluluğunuz yoktur.”

Bu şekilde bir imanın üzerine ne ihsan ne de yasaklama bina edilemez. Zira bir şeyin yasaklanması da, ihsan edilmesi de bir hikmet sebebiyledir. Bu imanın üzerine öfke veya gazap, iletişim ya da bağları koparma gibi şeyler kurulamaz. Yani bu kişi için mümin olarak sorumluluğun olmaz. Dine karşı sadece hayranlık beslemek konusuna gelince, din yücedir ve bizler vahiy ümmetiyiz, elimizde Kuran var. Fakat onu tam olarak uygulamalıyız.

İkinci Ayet: “İman edenler ancak, Allah’a ve Peygamberine inanan,”…

Önemli bir nokta, ayet gerçekten çok önemli, ikinci ayete geldik, şöyle ki:

﴾ إِنَّمَا الْمُؤْمِنُونَ الَّذِينَ آَمَنُوا بِاللَّهِ وَرَسُولِهِ ثُمَّ لَمْ يَرْتَابُوا وَجَاهَدُوا بِأَمْوَالِهِمْ وَأَنْفُسِهِمْ فِي سَبِيلِ اللَّهِ أُولَئِكَ هُمُ الصَّادِقُونَ ﴿

[ سورة الحجرات الآية:15 ]

“İman edenler ancak, Allah’a ve Peygamberine inanan, sonra şüpheye düşmeyen, Allah yolunda mallarıyla ve canlarıyla cihad edenlerdir. İşte onlar doğru kimselerin ta kendileridir.”

(Hucurat Suresi: 15)

Ayet çok mühim:

﴾ وَالَّذِينَ كَفَرُوا بَعْضُهُمْ أَوْلِيَاءُ بَعْضٍ ﴿

[ سورة الأنفال الآية:73 ]

“İnkâr edenler de birbirlerinin velileridir.”

(Enfal Suresi: 73)

Toplanın, kararlı olun, planlayın. Çünkü onlar hakkı tenkit etmek için sabahlıyorlar. Sen bir mümin olarak hak olanı gerçekleştirmek, hakkı yaymak için çabalarsın. Fakat kâfir, hakkı ortadan kaldırmak için senden daha çok çaba harcıyor. Batının ne yaptığına bakın. Müslümanların başındaki dini yaptırımları parçalamak konusunda ustalaşmışlar. Bu konuda usta olmuşlar. Peki, mümin ne yapıyor, uyuyor, kâfir ise uyanık. Ben ne diyorum! Keşke biz hakkı güneş ile batılı da kapkaranlık gece ile sembolize etsek. Şu önemli sözü dinleyin: Kapkaranlık gecede çalışan güneşin ışığında uyuyana galip gelir. Bizim İslam dinimiz var ama uyuyoruz. Diğerlerinin ise elinde sapkınlıklar, küfür, günahlar, fitneler var ama uyanıklar. Eğer sen planlar kurmazsan, onlar senin hakkında planlar kurarlar.

On sene önce Amerika’da bir arkadaşım vardı. Bana Yeni Orta Doğu’dan bahsetmişti. Vallahi on sene önce karar alındı “Yeni Orta Doğu”… Peki, nedir bu? Zayıf devletçikler inşa edilmesi. İsrail’in etrafında dini bir grup olacak, İsrail gördüğün en büyük devlet. Bir ihtimal Irak bölünecek ve dört devlet kurulacak. Ve bu ihtimal gerçekleşti. Başka bir ihtimal, şu anda var olan bazı devletler hakkında. Küçük zayıf devletler de bölünecek. Oralarda öfke ve kin hâkim olacak. Böylece İslam’ın ve Arap Milliyetçiliğinin ortadan kaldırılması gerekecek.

Kuveyt’ten İspanya’ya makul bir millet, tek bir dil, tercümana gerek var mı? Korkunç bir güç, ümmet, acılar, umutlar, dil, din, makul değil ki bu ümmetin Kuveyt’ten İspanya’ya kadar mütercime ihtiyacı yoktur. Dünyanın üçte birinde tercüman olmadan tek bir dil konuşuluyor.

Sen plan yapmazsan onlar senin hakkında planlar yaparlar. Öyleyse:

﴾ وَالَّذِينَ كَفَرُوا بَعْضُهُمْ أَوْلِيَاءُ بَعْضٍ ﴿

[ سورة الأنفال الآية:73 ]

“İnkâr edenler de birbirlerinin velileridir.”

(Enfal Suresi: 73

Bu Kuran’daki en garip ayettir:

﴾ إِلَّا تَفْعَلُوهُ ﴿

“Eğer siz bunların gereğini yapmazsanız.”

Buradaki zikredilen, yapılması gereken şey nedir?

﴾ وَالَّذِينَ كَفَرُوا بَعْضُهُمْ أَوْلِيَاءُ بَعْضٍ ﴿

“İnkâr edenler de birbirlerinin velileridir.”

Birbirlerine yardım ederler, planlar kurarlar, planlar çizerler, saldırırlar, yarış halinde önleyici savaşlar yaparlar. Ne planlarlar? Deniyor ki ayetteki yapılması gereken şeyi ifade eden nesne şu ayete işaret etmektedir:

﴾ إِنَّ الَّذِينَ آَمَنُوا وَهَاجَرُوا وَجَاهَدُوا بِأَمْوَالِهِمْ وَأَنْفُسِهِمْ فِي سَبِيلِ اللَّهِ وَالَّذِينَ آَوَوْا وَنَصَرُوا أُولَئِكَ بَعْضُهُمْ أَوْلِيَاءُ بَعْضٍ وَالَّذِينَ آَمَنُوا وَلَمْ يُهَاجِرُوا وَالَّذِينَ آَمَنُوا وَلَمْ يُهَاجِرُوا مَا لَكُمْ مِنْ وَلَايَتِهِمْ مِنْ شَيْءٍ حَتَّى يُهَاجِرُوا ﴿

“İman edip de hicret edenler, malları ve canlarıyla Allah yolunda cihad edenler ve onları bağırlarına basıp yardım edenler birbirlerinin yâr ve yakınlarıdır. İman edip de hicret etmeyenlere gelince, “göç edinceye kadar onlarla aranızdaki bağ (yakınlık) sebebiyle hiçbir sorumluluğunuz yoktur.”

Şimdi,

﴾ إِلَّا تَفْعَلُوهُ ﴿

﴾ وَالَّذِينَ كَفَرُوا بَعْضُهُمْ أَوْلِيَاءُ بَعْضٍ ﴿

﴾ إِلَّا تَفْعَلُوهُ ﴿

“Eğer siz bunların gereğini yapmazsanız.”

“İnkâr edenler de birbirlerinin velileridir.”

“Eğer siz bunların gereğini yapmazsanız.”

Yani iman etmez, hicret etmez, Allah yolunda canınız ve malınızla cihat etmez, dine yardım etmezseniz kâfirler size galip gelir. Bu ayetten daha çok günümüze işaret eden bir ayet yoktur.

Üçüncü Ayet: Onlar planlarını yaptılar, hâlbuki planları Allah'ın kontrolündeydi…

Değerli kardeşlerim, üçüncü ayet de şöyle:

﴾ وَقَدْ مَكَرُوا مَكْرَهُمْ وَعِنْدَ اللَّهِ مَكْرُهُمْ ﴿

[ سورة إبراهيم الآية : 46 ]

“Onlar planlarını yaptılar, hâlbuki planları Allah'ın kontrolündeydi.”

(İbrahim Suresi: 46)

Evrenin yaratıcısı olan Allah sana diyor ki:

﴾ وَإِنْ كَانَ مَكْرُهُمْ لِتَزُولَ مِنْهُ الْجِبَالُ ﴿

[ سورة إبراهيم الآية : 46 ]

“Planları dağları yerinden oynatacak kadar olsa bile..”

(İbrahim Suresi: 46)

Şam’da Kasiyun isminde küçük bir dağ vardır. Bu dağı Ürdün’e taşımak için yeryüzündeki tüm kuvvetler toplansa başarabilirler mi? İmkânsız, Allah Teâlâ onların planlarını tarif ediyor:

﴾ وَإِنْ كَانَ مَكْرُهُمْ لِتَزُولَ مِنْهُ الْجِبَالُ ﴿

[ سورة إبراهيم الآية : 46 ]

“Planları dağları yerinden oynatacak kadar olsa bile..”

(İbrahim Suresi: 46)

Yani umut var mı? Umut yok, dinleyin umut nerede?

﴾ وَإِنْ تَصْبِرُوا وَتَتَّقُوا لَا يَضُرُّكُمْ كَيْدُهُمْ شَيْئاً ﴿

[ سورة آل عمران الآية : 120 ]

“Eğer siz sabırlı olur, Allah’a karşı gelmekten sakınırsanız, onların hileleri size hiçbir zarar vermez.”

(Al-i İmran Suresi: 120)

İki kelime, bu ümmetin kurtuluşu iki kelime; Sabrederseniz, Allah’a karşı gelmekten sakınırsanız… Şimdi, sabreder ve sabırla beraber günah işlerseniz ondan sonra kabirden başka bir şey yoktur. İtaatle birlikte günahtan sonra zafer gelebilir. Hayatımızı değiştirmeyi düşünmediğimiz sürece, Allah’a ulaşmayı, O’nunla uzlaşmayı düşünemeyiz. Fakat ayrıntılı muamelatta, para kazanmak ve harcamakta, toplumsal ilişkilerde, törenlerde, oturmalarda, nereye gidip nereden döndüğümüz konusunda, milyon tane madde sayılır. Bu konuda dinin emirlerini uygulamadığımızda ya da şekli olarak namaz kıldığımızda, bu bizi ne ileriye ne de geriye götürecektir.

Değerli kardeşlerim, Bu gerçekten çok önemli bir hakikattir:

﴾ وَقَدْ مَكَرُوا مَكْرَهُمْ وَعِنْدَ اللَّهِ مَكْرُهُمْ وَإِنْ كَانَ مَكْرُهُمْ لِتَزُولَ مِنْهُ الْجِبَالُ ﴿

﴾ وَإِنْ تَصْبِرُوا وَتَتَّقُوا لَا يَضُرُّكُمْ كَيْدُهُمْ شَيْئاً ﴿

“Onlar planlarını yaptılar, hâlbuki planları Allah'ın kontrolündeydi. Planları dağları yerinden oynatacak kadar olsa bile..”

“Eğer siz sabırlı olur, Allah’a karşı gelmekten sakınırsanız, onların hileleri size hiçbir zarar vermez.”

Sadece iki kelime, bu ümmetin kurtuluşu iki kelimedir, Allah Azze ve Celle’nin yoluna uymak ve sabretmek… Ayet diyor ki:

﴾ وَمَا كَانَ اللَّهُ لِيُعَذِّبَهُمْ وَأَنْتَ فِيهِمْ وَمَا كَانَ اللَّهُ مُعَذِّبَهُمْ وَهُمْ يَسْتَغْفِرُونَ ﴿

[ سورة الأنفال الآية : 33 ]

“Sen içlerinde oldukça Allah onlara azap etmez, tövbe edip dururken de Allah onlara yine azap etmeyecektir.”

(Enfal Suresi: 33)

Yani Rasulullah’ın sünnetini uyguladığımızda, para kazanmak ve harcamak konularında, eş seçmede, çocuklarımızı eğitmede Rasulullah (s.a.v.)’ın sünnetine uyduğumuz sürece azaba uğramamız binlerce kez imkânsızdır. Çok üzgünüm maalesef insanlar dini namaz, oruç, hac, zekât ve şahadetten oluşan beş maddeden ibaret sanıyor. Bunlar kardeşlerim, dinin sembolü olan ibadetlerdir. En önemlisi sosyal hayata dair ibadetlerdir. Vallahi abartmıyorum, beş yüze yakın madde vardır. Nasıl para kazanırsın, komşuna nasıl davranırsın, nasıl birini görevlendirir ona nasıl davranırsın, maaşını nasıl verirsin, bir şeyi acaba nasıl kullanırsın? Hayatımızda din ile alakalı beş yüzden fazla madde vardır. Oruç, namaz, hac ve zekâta gelince, onlar dinin sembolü olan ibadetlerdir.

Bu sınav saatleri gibidir. Ders yılı dokuz aydır, günlük devam gerektirir, her gün 12 ders vardır ve bu seminerler dinlenir, anlanır, tekrar edilir, yazılar, görevler, imtihanlar… Dokuz aylık yoğun çalışma üç saatlik imtihanla kurtulur.

Dinin sembolü olan ibadetlerden namaz Allah’tan talimatlar almak için bir fırsattır. Sadece karşılığını alırsın. Eğer dini sadece namaz, oruç, hac ve zekâttan ibaret sayarsan büyük hata edersin. Bunun delili şudur:

(( لن ))

“Asla”

Bu geleceğe yönelik bir olumsuzluk edatıdır.

(( ولن يُغْلَبَ اثنا عَشَرَ ألفا مِنْ قِلَّةٍ ))

[ أخرجه التَّرمِذِي وأبو داود عن عبد الله بن عباس ]

“On iki bin kişi sayıca az diye mağlup edilmeyecektir.”

Biz şu anda bir milyar yedi yüz milyon Müslümansız. Onların yüce bir kelamı yok. Yaptıkları hiçbir şey de ellerinde değil. Karşı tarafın bin bir yolu var.

Size diğer bir söyleyeceğim de şu: Bu dinin yüceliği şöyle mümkündür, bir toplumsal bir de ferdi din kavramı vardır. Tüm toplum dini uyguladığında zafer elde edilir. Mesela bir örnek verelim:

Gazze’de kardeşlerimiz dini yaşadılar. Dünyanın dördüncü ordusu kardeşlerim, uçaklar ve zırhlılar, ama başaramadılar. Vallahi çok dikkat çeken bir şeydir bu, başaramadılar. Bunun manası şudur Allah’ın ayetleri vardır ve vaadi gerçekleşmiştir. Dini yaşadılar, emirleri yerine getirdiler ve bunun meyvelerini topladılar. Marifet dini kapsamlı bir şekilde anlamaktır. Ümmet dini anladığında zafer kazanır. Kendin için de dini iyi anladığında, o zaman evin de, işin de İslami usullere uygun olur. Yani sen İslam’ı kendinde uygular ve yaşarsan, evinde, işinde ona göre hareket edersen ferdi anlamda bunun karşılığını alırsın. Benimle ne alakası var, İnsanlar dini yaşamıyor” deme. İnsanları bırak sen kendin onu yaşa, kendin için ferdi anlamda dini uygula ve karşılığını al.

Hamdi alemlerin Rabbi olan Allah’a mahsustur.

Rahman ve Rahim Olan Allah’ın Adıyla. Salât ve Selam Peygamber Efendimize, tertemiz ehl-i beytine olsun. Allahım bize nimet ver, mahrum etme, ikram et, yasaklama, Bizden razı ol, bizim de razı olmamızı nasip et. Salât ve Selam ümmi olan Peygamberimize, ailesi ve ashabına olsun.

Alemlerin Rabbi Olan Allah’a Hamdolsun