Rahman ve Rahim Olan Allah’ın Adıyla

Alemlerin Rabbi olan Allah’a hamdolsun. Salât ve Selam sözünün eri ve güvenilir olan Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’e olsun.

Allah’a ve Ahiret Gününe İmanın Etkileri:

Değerli kardeşlerim, Ahiret Günü derslerimizin ikincisini yapmaktayız. Geçen dersimizde, İmanın Kuran’ı Kerim’de de birbirinden ayrılmayan bu iki rüknünü açıkladım. Sadece Allah’a iman yeterli değildir, onu destekleyici bir şeye de ihtiyacı vardır.

İnsanı başkalarının mallarını, saldırı ve gasp yoluyla yemekten alıkoyan nedir? Allah’a ve ahiret gününe imandır. İnsanı haramlara dalmaktan alı koyan nedir? Allah’a ve ahiret gününe imandır. Allah’a ve ahiret gününe imanın etkileri izinde giderseniz, sosyal, iktisadi ve ailevi ilişkilerdeki sosyal kontrolün çoğunlukla Allah’a ve ahiret gününe iman’a bağlı olduğunu göreceksiniz.

Mümin ve Kâfir Toplumlar Arasındaki Fark (Bu Fark Kalbin Yönetimini Sağlayan Dini İnaçlar Denetimindedir):

Şöyle söyleyebiliriz: İslam toplumları otokontrol denen sistemle kendinden disiplinlidir, gayrimüslim toplumlar ise caydırıcı engellerle dışarıdan disipline edilirler.

New York’ta bir gecede 200 000 hırsızlık suçu işlenmiştir. Bir gecede verilen toplam hasar iki milyar dolar yani iki bin milyon dolardır.

Ahirete iman ise otokontrolü geliştirir, ahiret gününe inanmamak ise insanı vahşileştirir. Elektronik gözlem araçları gibi dışarıdan gelen caydırıcılar olmasa, batı toplumu asla düzenli olamazdı. Fakat onlar düzen ve emniyet, dış gözetimi için kullandıkları yüksek teknolojileri ile sağlamaktadırlar. Bu denetim bozulsa, işte o zaman çok ilginç olaylar gözlemleriz.

Fakat dürüst Müslüman toplumu, müminlerin gözetlendiği bir toplum değildir çünkü o kendiliğinden disiplinlidir. Bununla ilgili elimizde birçok örnek vardır.

Bir çobana, “Bu koyunu bana sat ve parasını al” diyen kişiye çobanın cevabı “Bu benim koyunum değil” oldu. Bu kişi yine “Olsun sahibine öldü dersin” dedi. Çoban yine koyunun kendisine ait olmadığını söyledi. Adam “parasını al” deyince çoban şöyle söyledi: “Vallahi paraya aşırı derecede ihtiyacım var. Eğer sahibine bu koyunun öldüğünü veya onu kurt yediğini söylesem de bana inanır çünkü ben onun gözünde sözünün eri olan birisiyim. Peki, ama Allah’a ne derim?”

Allah’a ve ahirete imanın temeli işte şu ayettir:

﴾ أَيَحْسَبُ الْإِنْسَانُ أَنْ يُتْرَكَ سُدًى ﴿

( سورة القيامة الآية: 36)

“İnsan, kendisinin başıboş bırakılacağını mı zanneder.”

(Kıyame Suresi: 36)

Evrendeki Kaos, Allah’ın Mükemmeliyeti ile Çelişir:

Öldüreceksin, saldıracaksın, gasp edeceksin, zina edeceksin, bir kadını mahvedeceksin, onu zulümle boşayacaksın, saldırı ve gasp ile şirket ortağından ticari ismi alacaksın, kendi yararın için insanları küçümseyeceksin, insanlar üzerinde baskı kuracaksın ve hayat böyle sona erecek, ondan sonra hiç bir şey olmayacak öyle mi?

﴾ أَيَحْسَبُ الْإِنْسَانُ أَنْ يُتْرَكَ سُدًى ﴿

( سورة القيامة الآية: 36)

“İnsan, kendisinin başıboş bırakılacağını mı zanneder.”

(Kıyame Suresi: 36)

Sadece kendin için çalışacaksın, kendi yararın için her şeyi aşağılayacaksın ve hayat öylece sona erecek. Bu çok abestir ve kaosa yol açar.

﴾ أَفَحَسِبْتُمْ أَنَّمَا خَلَقْنَاكُمْ عَبَثاً ﴿

( سورة المؤمنون الآية: 115 )

“Sizi boşuna yarattığımızı mı sandınız?”

(Müminun Suresi: 115)

Bu abeslik, boşu boşuna yaratma hadisesi, Allah Teâlâ’nın mükemmelliğine uymaz. Allah Azze ve Celle adaletlidir. Bizler de Allah’a ve ahiret gününe iman ettiğimizde, bu inanç bizi günahlardan alı koyar. O zaman sınırda dururuz, haddimizi aşmayız, bize ait olanı alır, olmayana dokunmayız.

Dini Hassasiyet Ve Dışarıdan Gelen Caydırıcılar İle İlgili Örnekler:

Şimdi dini bir kenara bırakıp düşünelim, eğer polis, hapishaneler, araştırma merkezleri, ceza daireleri, müebbet hapis ve idam cezaları olmasaydı, tabi caydırıcı bir inanç da olmayacaktı, eğer böyle olsaydı, insanlar birbirlerini yerdi.

Batı Dünyasında olduğu gibi sadece düzen, kanun ve dışarıdan gelen caydırıcılar ile yaşayan insanlar da vardır, dini inanç ve hassasiyetlerin yönlendirmesiyle yaşamını sürdüren toplumlar da vardır.

Bireysel Ve Toplumsal İlişkilerde Müminler Arasındaki Karşılıklı Güven, Ahirete İmanın Bir Sonucudur:

Mümin bir kişi bir tanıdığının evine tamir işleri için girdiği zaman, ev sahibi ona güvenmez mi? dolapları açıp içindekileri almasından korkar mı? Bu mümkün değildir. Kendinize, çevrenizdekilerle ilişkilerinize bakın, arabanızı rahatlıkla bir başkasına verirsiniz, karşınızdaki kişi asla sizi aldatmaz, yalan söylemez, size yeni aldığını söyleyerek eski bir şeyi vermez, problemleri büyütmez.

Allah Teala size yalanı yasaklamıştır ama bununla birlikte belki bir milyar Müslümanın da size yalan söylemesini yasaklamıştır. Aynı şekilde size hırsızlığı yasaklamıştır ama bununla birlikte bir milyar Müslümanın da sizin malınızı çalmasını yasaklamıştır. Aldatmak, hile yapmak da aynı şekildedir. Müslüman toplumlarda insanlar iç huzur ve güvenle yaşıyorlarsa, bunun sebebi ahirete imandır.

Müslüman Bir Toplum Ahlakî Açıdan Disiplinlidir Ama Buna Karşılık Kafir Bir Toplum Bundan Kaçar:

Bir seferinde şöyle demiştim: İslami evliliğin yüceliğinin sebebi, Allah Teala’nın eşlere karşı adaletli davranmasıdır. Mümin olmayan toplumlarda ise doğrudan ilişkiler vardır; Güçlü zayıfı ezer, zengin fakirin hakkını gasp eder, bilgili olan cahil olanı aşağılar.

Fakat İslam toplumlarında, Allah Teala kişilere adaletli davranır. Müslüman olan herkes Allah’tan korkar ve karşı tarafa zulmetmez, aldatmaz, hile yapmaz, ona yalan söylemez ve Allah’ın affına ve merhametine sığınır. Olumsuz bir şey yaptığında, haddini aştığında bağışlanma diler, Allah’ın dinine hizmet ederek merhametini ister.

Günümüzdeki Müslümanların Yüce Gönüllü Davranışlarına Örnekler:

Bir müminin diğer mümin kardeşine yaptığı her hizmet, Allah rızası içindir. Ondan bir karşılık veya teşekkür beklemez. Mesela bir kişi bir cami için on adet son model klima alır ve onu camiye bırakır, onları aldığına dair isminin söylenmesini de reddeder. Buradaki amacı nedir? Sadece Allah rızasıdır.

Dünyada her hangi bir ülkede sadece Allah rızası için maaşsız çalışan memurlara sahip bir bakanlık var mıdır? İşte vakıflardaki her konum, her makamdaki işler sadece Allah rızası için yapılır. Filanca kişi sadece sevap için bir camiye atanır, filanca kişi sadece Allah rızası için bir camiye hizmet eder, Yani bu insanların tek beklentisi Allah rızasıdır. Bunu başka nerde görürüz? Bunların hepsi ahirete imanın bir göstergesidir.

İman Gücü, Müminleri Sıkıntılara Karşı Sabretmeye Yöneltir, Bu Güçten Ayrılan Kişiler İse Heva Ve Heveslerine, Şehvetlerine Geri Dönerler:

Ahiret gününe iman müminin kalbini sadece Allah korkusundan dolayı sabırla doldurur. Nice erkek Allah’tan korktuğu için eşini boşamaktan kaçınmıştır, nice kadın Allah’tan korktuğu için eşine sabretmiştir. Nice tüccar amansız bir hastalığa kapılan, senelerce evinde yatacak olan ortağının dükkân veya mağazadaki hissesini sadece Allah korkusu sebebiyle evine kadar götürür. Nice insan malını sadece Allah için harcar. Ne zaman ki ahiret inancı insanların kalplerinden ve akıllarından çıkar, işte o zaman hayat büyük sıkıntılarla dolmaya başlar.

Şu anda elektronik caydırıcılar ve gözetim salonları kullanılıyor, parası ödenmeden dışarı çıkarılan her şeyin üzerindeki cihazla sesi çıkmaya, ötmeye başlıyor. Ve diyorlar ki; “İşte bu hırsızdır, onu alın” Bu çarşıdaki herkes aldığı şeyin parasını ödüyor. Bu Allah’a itaat ettiklerinden dolayı mı? Hayır, hassasiyetlerinden dolayı değil, aldıkları şeyin üzerindeki cihazdan dolayı, sadece hırsız olduğu ortaya çıkmasın diye böyle yapıyorlar.

Elektronik denetleme ile korunan toplumla, kendi kendini disipline eden toplum arasında ne kadar büyük bir fark vardır. Dışarıdan koyulan caydırıcıların hiçbir değeri yoktur. Çünkü insanların en zalimi, Allah’tan en uzak olanı, en kötüsü bile sadece bu denetim sebebiyle doğru bir şekilde davranıyor. Bu kişi sevdiği, istediği için dürüst değildir, aksine o pahalı, kaliteli alet tüm hareketlerini kontrol ettiği için böyle davranır.

Belirli Bir Hedef Ve Amaç Sebebiyle Müminler Ve Diğerleri Arasında Oluşturulan Denge:

Bir seferinde Beyrut’ta elektronik aletler satan bir mağazaya girdim. Masanın üzerinde bir ekran, ekranda masasına oturmuş önündeki deftere yazı yazan bir insan görüntüsü vardı. Bu görüntüye bir anlam veremedim. Sonra aradığım şey dördüncü katta depoda olduğu için oraya çıktım. Orada ekranda görülen muhasebeciyi gördüm. Mağaza müdürü o adamın başına bir kamera koymuş, bir bardak su içtiğini, esnediğini bile izliyordu. Sekiz saat boyunca mağaza sahibinin kendisini izlediği bu muhasebeci, tamamen caydırıcı aletlerin rehiniydi. Çünkü bu aletlerle gözetlenerek, işini doğru yapması sağlanıyordu.

Ama Müslüman bir muhasebeci sadece Allah korkusundan, sekiz saat boyunca işini eksiksiz bir şekilde yapmak için çaba harcar. İşinizi Allah rızası için tam yaparsanız yücelirsiniz. Ama bunu işten çıkarılma korkusundan, gözetlendiğiniz cihazdan dolayı yaparsanız, asla yücelemezsini.

Bu Din Temelde Sevgi Üzerine Kurulmuştur:

Bu din temelde sevgi üzerine kurulmuştur. Eğer Allah Teala sadece itaatkar kullar isteseydi, onları itaate zorlardı. Ama O, seven kullar istiyor. Bu yüzden itaat de edebiliyor, isyan da edebiliyoruz yani yaptığımız her şeyde özgürüz, seçme hakkına sahibiz. Allah Teala seven kul istiyor. Ona isteyerek itaatle gelen, kendiliğinden itaat eden kul istiyor. Çünkü bu evrenin de, insanın da yaratılmasının temelinde sevgi vardır. Allah onları sever, onlar da Allah’ı severler.

Dinine Sıkı Sıkıya Bağlı Sahabi Ebu Dahdah’ın Davranışı:

Ebu Dahdah (r.a.) ömrünün sonlarında, sıkıntılı bir haldeydi. O, ceviz ağacı ziraatı yapıyordu. Ceviz ağacı ancak seneler sonra meyve vermektedir. Bu durumda ona neden bu ağacı yetiştirdiği soruldu ki ancak iki yıl sonra meyvesini alabilecekti ve kendisi ölüme çok yakındı. Bu soruya cevaben Ebu Dahdah şöyle söyledi: “Bana fayda vermezse, benden sonrakiler faydalanır, ben de ecrini alırım.”

Düşünün; Meyvesini alamayacağınız şeyi yapmaya sizi sevk eden nedir? Aynı zamanda da ömrünüz boyunca karşılığını almadığınız, sizden sonrakilerin faydalanacağı bir çok güzel ameliniz vardır. İşte bunun karşılığını sadece Allah’tan beklersiniz. Çünkü Allah Teala hiçbir salih amelin ecrini zayi etmez. Şöyle düşünürsünüz: Umarım ki Allah bu amelim vasıtasıyla bana rahmet eder. Siz daima Müminsiniz, Allah da diri olan ve daima baki kalacak ilahtır. Bir kitap yazabilirsiniz ve bundan hiçbir şekilde faydalanamayabilirsiniz. Ama nesiller, nesiller gelir ve o kitabı okuyup faydalanırlar. O zaman da bundan memnun olursunuz.

Müminin Dünyada bir Görevi, Bir Mesajı Vardır, Gerisi Boştur:

Batıdaki aileler neden çocuk dünyaya getirmezler? Bir akrabam kardeşini ziyaret etmek için Amerika’ya gitmişti. Kardeşinin evinin yanındaki evin balkonunda çocuk giysileri asılıymış. Az bir zaman sonra o komşu ile akrabam konuşma fırsatı bulmuş ve halini, evini, çocuklarını sormuş ama komşu çocukları olmadığını söylemiş. Akrabam ise şaşırmış ve balkonda çocuk giysileri gördüğünü söylemiş. Komşusu ise onların köpek giysileri olduğunu dile getirmiş. Onlar çocukları sevmiyorlar, bir çocukla yetiniyorlar. Çünkü hayatta bir mesajları, bir görevleri yok. Çocuksuz bir hayat onlara göre daha fazla konfor demektir çünkü onlar sabaha kadar eğlenir, her gün gezer, eğlence mekânlarına, otellerdeki partilere katılırlar. Ama çocuk bu konuda anne babasına engel olur. Yani insanın hayatta bir görevi olmazsa, çocuk istemez, tek başına yaşamaya devam eder.

Müslüman ise çocukları için yaşar, gece gündüz çalışır. Kısacık hayatında çocuklarının evi, eşi, toplumsal kariyerleri olduğunu görmek için çabalar. Onları eğitir, işlerini hazırlar. Bir Müslüman’a bakın, onun gözünde babasının çok saygın olduğunu görürsünüz. Çünkü baba çocuklarının bir yerlere gelmesi için kaygılanır, toplumun zirvesinde olmaları için endişelenir.

Önceki Alimlerin Allah’a İbadet Maksadıyla Bize Bıraktıkları İzler:

Ahiret gününe dair olumlu etkileri düşünmeye kalkarsanız, onların sayılmayacak kadar çok olduğunu görürsünüz. Düşünün, Şam bölgesinin büyük bir kısmı vakıf arazisidir, Bu arazilerin sahipleri onları halkın yararı, Müslümanların menfaati için vakfetmişlerdir. Vakıf konusu, gerçekten büyük bir meseledir. Atalarımız ve önceki alimlerimiz mallarını vakfederlerdi, gelirlerini de halkın yararı için verirlerdi. Fakat dünya ehlinin sözleri şöyledir:

﴾ وَقَالُوا مَا هِيَ إِلَّا حَيَاتُنَا الدُّنْيَا نَمُوتُ وَنَحْيَا وَمَا يُهْلِكُنَا إِلَّا الدَّهْرُ ﴿

( سورة الجاثية الآية:24)

“Dediler ki: “Dünya hayatımızdan başka hayat yoktur. Ölürüz ve yaşarız. Bizi ancak zaman yok eder.”

(Casiye Suresi: 24)

Müminlerin Sadece Allah Korkusundan Dolayı Emaneti Sahibine Vermeleri İle İlgili Örnekler:

300 000 lira borç paraya ihtiyacı olan adamın hikâyesini anlatmıştım. Bu adamın ihtiyacı vardı ama kimse ona borç para vermedi. Aynı zamanda adamın içinde bir ev ve havuz olan bir çiftliği vardı. O da kendisine borç verene, borcunu ödeyinceye kadar bu çiftliği rehin yani garanti olarak vereceğini söyledi. Bir kişi bunu kabul etti, 300 000 lirayı verdi, çiftliği de aldı. Burası gürültüden uzak, sakin bir yerdi, havası temizdi, bir havuzu, güzel bir evi vardı ve borç veren kişi burayı çok beğenmişti.

İki yıl sonra, borçlu adam borcunu ödeyecek parayı topladı ve alacaklıya gitti, parayı verdi, çiftliğini geri istedi. Ama adam bunu reddetti. Çiftliğin değeri milyonlarca liraydı ama o 300 000 lira ile orayı gasp etmişti. Çiftliğin asıl sahibi büyük üzüntü ve keder yaşadı. Sonunda kalp krizi geçirdi. Ölüm döşeğindeyken, oğluna cenazeyi bu gaspçı adamın dükkânının önünden geçirmelerini, cenazeyi orada durdurmasını, verdiği mektubu insanların önünde dükkâna girerek vermesini ve çıkmasını vasiyet etti. O gün, cenaze günü oğlu vasiyeti yerine getirdi. İnsanların gözü önünde dükkana girdi ve mektubu ona verdi. Rahmetli acaba bu zalime ölmeden önce ne söylüyordu? İşte şunları: “Bu çiftliği gasp ettin, Ben şimdi gerçek hayata gidiyorum. Eğer yürekliysen, orada karşıma çıkmazsın. Zira hesabımız oradadır.” Daha sonra bu adamın çiftliği merhumun varislerine sırf Allah korkusundan dolayı geri verdiğini duydum.

Kardeşlerden biri şöyle anlattı: “Ben bir ihaleye girdim. Benden başka 300 kişi daha vardı ve çoğu yetimdi. Bu işlem tıpkı açık arttırmadaki gibi işliyordu ve ben açık arttırmadaki rakamı düşürmeleri için dört veya beş kişi tuttum. Bu şekilde rakam bir yerden başladı, on bin on bin düştü ve en sonunda gerçek değerinin çeyreğine kadar geldi. Bu sayede tam 750 000 lira kâr ettim.” Bunu anlattıktan sonra ben de ona bunun haram olduğunu, orada yetimlerin hakkı olduğunu, bu ihale ya da açık arttırmada hayali katılımcılarla hile yapmış olduğunu ve Cehennem azabından kurtulamayacağını söyledim. Bunları duyunca hali tavrı değişti. Bana döndü "vallahi doğru, peki ne yapmalıyım?" dedi. Ki kendisi cami cemaatindendi. Ben de ona şöyle dedim: "Ya gerçek fiyat üzerinden alım yaparsın ya da o ihaleden çekilirsin." Bir süre sonra bu kardeşimizle karşılaştım ve bana ihaleden çekildiğini, azaptan korktuğunu söyledi. Sizi malları haram yolla yemekten alı koyan nedir? Bir ağabeyi kardeşlerinin hakkını yemekten engelleyen nedir? Ki O en büyüktür ve genel vekâlet ondadır. Ancak Allah korkusu onu engellemektedir. Eğer Allah'tan ve ahiret gününden korkma gibi bir durum olmasaydı, insanlar vahşileşir, birbirlerini yerlerdi.

﴾ أَيَحْسَبُ الْإِنْسَانُ أَلَّنْ نَجْمَعَ عِظَامَهُ * بَلَى قَادِرِينَ عَلَى أَنْ نُسَوِّيَ بَنَانَهُ ﴿

( سورة القيامة الآية : 3 ـ 4 )

 “İnsan, kendisinin kemiklerini bir araya getiremeyeceğimizi mi sanır? Evet, bizim, onun parmak uçlarını bile düzenlemeye gücümüz yeter.”

(Kıyame suresi: 3-4)

İnsan tıpkı doğduğu gibi Allah'a dönecek.  İşte o gün ektiğini biçecek ve yaptığı her şeyden hesaba çekilecek.

ذَلِكَ بِأَنَّ اللَّهَ هُوَ الْحَقُّ وَأَنَّهُ يُحْيِي الْمَوْتَى وَأَنَّهُ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ قَدِيرٌ* وَأَنَّ ﴿
 ﴾ السَّاعَةَ آَتِيَةٌ لَا رَيْبَ فِيهَا وَأَنَّ اللَّهَ يَبْعَثُ مَنْ فِي الْقُبُورِ

(سورة الحج الآية: 6 ـ 7 )

“Bu böyle. Çünkü Allah, hakkın ta kendisidir. Şüphesiz O, ölüleri diriltir ve O, her şeye hakkıyla kadirdir. Çünkü kıyamet muhakkak gelecektir. Onda hiçbir şüphe yoktur ve şüphesiz Allah, kabirlerdeki kimseleri diriltecektir.”

(Hac Suresi: 6-7)

Müslümanın Ölmeden Önce Sakınması Gereken Şeyler:

1- Kendini Salih Amelle Ölüme Hazırlamak:

Değerli kardeşlerim, Kendimizi gelecekte yaşayacağımız en büyük hadise olan ölüme hazırlamalıyız ki ölüm dünyada insanlara gizli gibi gelir. Şimdi seksen yaşına gelmiş bir adama yönetmeliklerini araştırıp bir gazino açmak yakışır mı? Bu adam ömrünün son safhasındadır ama ahiret konusu onun planları arasına girmemiştir. Yetmiş yaşına gelmiş, geç saatlere kadar kahvehanelerde tavla oynayan ama namaz kılmayan insan ziyan içindedir. Nitekim Allah Teala şöyle buyurmaktadır:

﴾ وَأَنْ لَيْسَ لِلْإِنْسَانِ إِلَّا مَا سَعَى ﴿

( سورة النجم الآية: 39 )

“İnsan için ancak çalıştığı vardır.”

(Necm Suresi: 39)

2- İnsan için ancak çalıştığı vardır:

Bizim için ancak çalıştığımız vardır. Eğer bir insan bozuk bir inanca sahip, laik düzenin savunucusu ise, tıpkı günümüzdekiler gibi sadece adı Mümin olan insanlar misali ise ve bu kişinin Allah dostlarından, sağlam inançlı, istikamet üzere, takva sahibi, salih ameller işleyen bir oğlu varsa, bu kişi oğlundan dolayı ecir alır mı? Asla, bunun için bir mükafat alamayacaktır.

Açıklama Amaçlı Birkaç Örnek:

Hikâyesi olan bir cami vardı, Salih ameller işleyen bir zat, ölmeden önce bir araziye cami inşa edilmesini vasiyet etmişti. Vasiyeti uygulamak büyük oğluna düşüyordu ama o imanı zayıf bir kimseydi. Vasiyeti yerine getirmeyi reddetti ve araziyi satmaya, parasını da harcamaya kalktı. Sonra bu günahkâr kişinin de salih bir oğlu oldu. Oğlu bu olayı öğrenince babasına tek bir şey söyledi: “Ya dedemin vasiyetini yerine getirir, o camiyi yaptırırsın, ya da ben senin oğlun değilim, bu günden sonra beni göremezsin.” Bunun üzerine adam zorlamayla da olsa o camiyi yaptırdı. Şimdi, dede vasiyet etti, oğlu dinden uzak birisi olduğu için vasiyeti yerine getirmeyi reddetti, ama torun babasını bu vasiyete uymaya zorladı. Uygulandıktan sonra vasiyetin sevabı boşa mı gitti?

﴾ وَأَنْ لَيْسَ لِلْإِنْسَانِ إِلَّا مَا سَعَى * وَأَنَّ سَعْيَهُ سَوْفَ يُرَى * ثُمَّ يُجْزَاهُ الْجَزَاءَ الْأَوْفَى* ﴿

( سورة النجم الآية : 39 ـ 41 )

“İnsan için ancak çalıştığı vardır. Şüphesiz onun çalışması ileride görülecektir. Sonra çalışmasının karşılığı kendisine tastamam verilecektir.”

(Necm Suresi: 39-41)

Dünyadaki emekleriniz, çocuklarınızı eğitmeniz, Allah’ın dinini tebliğ etmeniz, hayır işlemeniz, fakirleri doyurmanız, yetimleri gözetmeniz, güçsüzlere yardım etmeniz, bunların hepsinin karşılığını göreceksiniz. İşte bunun delili de şu ayetle kayıtlıdır: “Sonra çalışmasının karşılığı kendisine tastamam verilecektir”

Kıyamet Günü Yaşanacak Büyük Felaketler, İnsanın En Yakınının Bile Kendisinden Kaçması:

Değerli kardeşlerim, o günde insanın en yakını bile kendisinden kaçacaktır ki bunu Kuran da uyarı maksatlı zikretmiştir:

﴾ يَوْمَ يَفِرُّ الْمَرْءُ مِنْ أَخِيهِ ﴿

( سورة عبس الآية: 34 )

“O gün kişi kardeşinden kaçar.”

(Abese Suresi: 34)

Neden kardeşten başladığını sorabilirsiniz. Çünkü baba yaşça büyüktür, çocuk da küçüktür. Genelde insan kardeşinden yardım ister. Aynı şekilde Kuran’da akrabalar zikredilmiş, yine bir ayette eş, diğer bütün akrabalardan önce zikredilmiştir.

﴾ زُيِّنَ لِلنَّاسِ حُبُّ الشَّهَوَاتِ مِنَ النِّسَاءِ وَالْبَنِينَ ﴿

( سورة آل عمران الآية: 14 )

“Kadınlar, oğullar, insana süslü gösterildi.”

(Al-i İmran Suresi: 14)

Konu şehvetle devam etmiş ama eş önce zikredilmiştir. Başka bir ayette de baba öne alınmıştır:

﴾ قُلْ إِنْ كَانَ آَبَاؤُكُمْ وَأَبْنَاؤُكُمْ وَإِخْوَانُكُمْ وَأَزْوَاجُكُمْ وَعَشِيرَتُكُمْ  ﴿

(سورة التوبة الآية:24)

“De ki: “Eğer babalarınız, oğullarınız, kardeşleriniz, eşleriniz, aşiretiniz…”

(Tevbe Suresi: 24)

Çünkü baba ile övünülür, “ben filancanın oğluyum” denir. Aşağıdaki ayette de yardım isteme konumundadır:

﴾ يَوْمَ يَفِرُّ الْمَرْءُ مِنْ أَخِيهِ * وَأُمِّهِ وَأَبِيهِ * وَصَاحِبَتِهِ وَبَنِيهِ * لِكُلِّ امْرِئٍ مِنْهُمْ يَوْمَئِذٍ شَأْنٌ يُغْنِيهِ *  ﴿

( سورة عبس الآية: 34 ـ 37 )

“Kişinin kardeşinden, annesinden, babasından, eşinden ve çocuklarından kaçacağı gün, işte o gün onlardan herkesin kendini meşgul edecek bir işi vardır.”

(Abese Suresi: 34-37)

Oğlunu feda etmek en büyük şeydir.

﴾ يَوَدُّ الْمُجْرِمُ لَوْ يَفْتَدِي مِنْ عَذَابِ يَوْمِئِذٍ بِبَنِيهِ ﴿

(سورة المعارج الآية: 11 )

“Onlar birbirlerine gösterilirler, günahkârlar temenni eder ki, o günün azabından dolayı oğullarını feda etsinler.”

(Mearic Suresi: 11)

Bir bakalım: Feda etmeye gelince oğul önce zikredilmiş, yardım istemede kardeş, övünme konusunda baba ve şehvet konusunda eş önce zikredilmiştir.

Ahiret Yasaları, Dünya Kanunlarından Farklıdır:

Kardeşlerim, çok ince bir nokta vardır. İnsan bir meseleden dolayı hapsedilebilir ve bu mesele kanunlara aykırı bir konudur. Ama bakarsın hapishanedekilere yüzlerce telefon gelir. Bu suçlular ilişkilerinde önemlidirler. Bu dünyada böyledir. İnsanın çevresi, bağlı olduğu kişiler, akrabaları, güçlü yakınları vardır. Haklı da olsa, haksız da olsa ona müdahale ederler. Ama kıyamet günü o iş hiç de öyle değildir:

﴾ وَكُلُّهُمْ آَتِيهِ يَوْمَ الْقِيَامَةِ فَرْداً ﴿

( سورة مريم الآية: 95 )

“Onlar(ın her biri) kıyamet günü O’na tek başına gelecektir.”

(Meryem Suresi: 95)

Hacdan Alınacak Dersler:

1- Kıyamet Gününü Hatırlatır:

Bunun en basit örneği hac zamanında ortaya çıkar. Kişi büyük bir tüccardır, yüksek bir makamı vardır veya büyük bir alimdir, büyük bir sanayicidir, yüksek rütbeli bir subaydır, ender bulunan bir doktordur veya müdürdür, hac zamanında hacca gider ve orada sadece hacılardan biridir. Başkalarından hiçbir farkı kalmaz, ismi hacıdır. Makam-ı İbrahim’e girmek istediği zaman insanlar arasına katılır, kimse onu tanımaz. Bakan da olsa, büyük bir sanayici, büyük bir asker, büyük bir alim de olsa tanınmaz. Çünkü orada ihram elbiselerini giyer. Sanki Allah Teala bizden hac ibadetinde kıyamet gününün ufak bir provasını yapmamızı istemiştir. Çünkü orada seni kimse tanımayacak, kimsenin ayrıcalıklı bir yeri olmayacak, insanları birbirleri ile itişirken bulacaksın, yapman gereken tek şey onlarla beraber yürümek olacaktır.

﴾ وَلَقَدْ جِئْتُمُونَا فُرَادَى كَمَا خَلَقْنَاكُمْ أَوَّلَ مَرَّةٍ ﴿

( سورة الأنعام الآية: 94 )

“Andolsun, sizi ilk defa yarattığımız gibi teker teker bize geldiniz.”

(Enam Suresi: 94)

2- İnsana Kimliğini, Allah’ın Kulu Olduğunu Hatırlatır:

Hacda hiç kimseyi bir makamda göremezsiniz. Herkes orada hacıların kalabalığı içindedir, kimse sizi tanımaz. Herkes ihram elbisesini giymiştir, dünyaya ait görüntüsünden sıyrılmış, bembeyaz havludan ihramını almıştır. Yaşadığınız yerde 50 000 liralara ulaşan pahalı elbiseler giyebilirsiniz ama orada pahalı bir ihram kıyafeti giyemezsiniz, zira o peştamal belirli bir ücrettedir. En zengin, en büyük insan da iki parça ihramlığını giyer, en fakiri de. Orada hiçbir rütbe veya işaret yoktur. Yüce Rabbimiz haccı bize örnek olarak sunmuştur, orada tüm rütbeler düşer, bütün liderlik vasıfları boyun eğer, yöneticilik vasıfları alçalır, tüm insanlar hacda eşittir. Elbiseleri aynıdır, işte mahşer de aynen böyle olacaktır:

﴾ وَكُلُّهُمْ آَتِيهِ يَوْمَ الْقِيَامَةِ فَرْداً ﴿

( سورة مريم الآية: 95 )

“Onlar(ın her biri) kıyamet günü O’na tek başına gelecektir.”

(Meryem Suresi: 95)

Bir Babanın Çocuğunun Eğitimini İhmal Etmesi, Onun Dinden Uzaklaşmasına Ve Cehenneme Girmesine Sebeptir:

Başka bir konuya gelelim, bazen bir kardeşim çok rahatsız edici, kalbimi titreten sözler söylüyor, diyor ki: “Oğlum ateist, kızım namaz kılmıyor, dansı ve tiyatroyu seviyor” Bu çok acı bir şeydir. Allah Subhanehu şöyle buyuruyor:

﴾ يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آَمَنُوا قُوا أَنْفُسَكُمْ وَأَهْلِيكُمْ نَاراً ﴿

( سورة التحريم الآية: 6 )

“Ey iman edenler! Kendinizi ve ailenizi ateşten koruyun”

(Tahrim Suresi: 6)

Genç bir erkek veya kızın ziyanda olması durumunda baba çok geç kalmıştır. Onlara hükmedebilmesi neredeyse imkânsızdır. Anaokulu çağında beş yaşlarında başlamak gerekir. Onu camiye götürür, namazı öğretir, dürüstlüğü, güvenilirliği öğretir, Kuran’ı ezberletirsiniz. Eğer bu yaşlarda başlamazsanız, büyüdüğünde hiç eğitemezsiniz. Bu babaların sorunudur. Hayatının ilk aşamasında eşini önemser, oğlunu ihmal eder. Sonra bir anda oğluna verdiği bu zararı fark eder. Bu yüzden de ayette şöyle buyrulur:

﴾ يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آَمَنُوا قُوا أَنْفُسَكُمْ وَأَهْلِيكُمْ نَاراً ﴿

( سورة التحريم الآية:6)

“Ey iman edenler! Kendinizi ve ailenizi ateşten koruyun”

(Tahrim Suresi: 6)

Ebu Hureyre, “Aileni ve akrabalarını uyar!” ayeti indiği zaman, Rasulullah (s.a.v.)’in tüm Kureyş’i çağırdığını ve şunları söylediğini nakletmiştir:

يَا بَنِي كَعْبِ بْنِ لُؤَيٍّ أَنْقِذُوا أَنْفُسَكُمْ مِنْ النَّارِ يَا بَنِي مُرَّةَ بنِ كَعْبٍ أَنْقِذُوا أَنْفُسَكُمْ مِنْ النَّارِ يَا بَنِي ))
عَبْدِ شَمْسٍ أَنْقِذُوا أَنْفُسَكُمْ مِنْ النَّارِ يَا بَنِي عَبْدِ مَنَافٍ أَنْقِذُوا أَنْفُسَكُمْ مِنْ النَّارِ يَا بَنِي هَاشِمٍ أَنْقِذُوا أَنْفُسَكُمْ مِنْ النَّارِ
يَا بَنِي عَبْدِ الْمُطَّلِبِ أَنْقِذُوا أَنْفُسَكُمْ مِنْ النَّارِ يَا فَاطِمَةُ أَنْقِذِي نَفْسَكِ مِنْ النَّارِ فَإِنِّي لَا أَمْلِكُ لَكُمْ مِنْ
(( اللَّهِ شَيْئًا غَيْرَ أَنَّ لَكُمْ رَحِمًا سَأَبُلُّهَا ببلابلها

(متفق عليه، واللفظ لمسلم)

“Ey Ka'b b, Lüey oğulları! Kendinizi cehennemden kurtarın. Ey Mürre b. Ka'b oğulları! Kendinizi cehennemden kurtarın. Ey AbduŞems oğulları! Kendinizi cehennemden kurtarın. Ey AbduMenâf oğulları! Kendinizi cehennemden kurtarın. Ey Hâşim oğulları! Kendinizi cehennemden kurtarın. Ey Abdu'l-Muttalib oğulları! Kendinizi cehennemden kurtarın. Ey kızım Fâtıma! Kendini cehennemden kurtar. Çünkü ben iman etmediğiniz müddetçe sizin için Allah'tan hiçbir şeye sahip değilim. Bununla birlikte Sıla-i rahmi, (yine bu) akrabalık bağıyla sulayacağım/devam ettireceğim”

(Buhari ve Müslim nakletmiştir, Bu rivayet Müslim’in lafızları ile rivayet edilmiştir.)

Müslümanların Çoğunda Var Olan Yanlış Şefaat Anlayışı:

İnsanların yanlış, cahilce tekrarladıkları bir inançları vardır: “Yarın ahirette Peygamber Efendimiz (s.a.v.) bize şefaat edecek.” Şefaat konusunu akidevi açıdan iyice incelerseniz, genelde var olan şefaat anlayışının yanlış, asılsız olduğunu görürsünüz. Deniyor ki: “İstediğini yap, Rasulullah (s.a.v.) sana şefaat edecek” Bu Kuran’ı Kerim’in de eleştirdiği yanlış bir anlayıştır:

﴾ أَفَمَنْ حَقَّ عَلَيْهِ كَلِمَةُ الْعَذَابِ أَفَأَنْتَ تُنْقِذُ مَنْ فِي النَّار ﴿

( سورة الزمر الآية: 19 )

“Hakkında azap sözü (hükmü) gerçekleşenler, hiç onlar gibi olur mu? Cehennemlikleri sen mi kurtaracaksın?”

(Zümer Suresi: 19)

Müslümanların Bir Karşılık İçin Değil Sadece Allah Rızası İçin Yaptığı Ameller, Diğer İnsanları Çok Şaşırtır:

Kardeşlerim, Müminlerin ahirete iman ettikleri için yaptıkları salih ameller şaşırtıcıdır. Çünkü onlar hiçbir mükâfat ve karşılık beklemeden bunu yaparlar. Onlara karşılık teklif edildiğinde bile kabul etmezler. Bunun bir benzeri daha dünyada yoktur.

Açıklama İçin Birkaç Örnek:

Bir gün Amerika’da doktora yapan bir kardeşimiz beni ziyaret etti. Konusu Şam âlimleriymiş ve listede benim adım da vardı. Beni evimde ziyaret etti, derslerimin sayısını sordu ben de Cuma günleri, sabah namazı ile öğle arasında, akşamları ve vaazlarla 18 ders olduğunu söyledim. Bunların karşılığında ne kadar ücret aldığımı sordu ben de almadığımı söyledim. Sanki çarpıldı, benim akıl sağlığımdan şüphe etti. Çünkü ahirete iman etmeyen kişi buna şaşırır, akla aykırı bulurdu.

Bir keresinde İslami bir düğün töreni vardı, davetlilerden biri gayrimüslim olan bir komşusunu da davet etmişti. Belli ki aralarında bir sevgi vardı. Bu komşu oturdu, etrafında on sekiz tane âlimin oturduğunu gördü ve arkadaşına şöyle dedi: “Bu düğünün sahibi milyoner biri” Arkadaşı sebebini sorunca “bu alimlerin törene katılmaları için hepsine ellişer bin lira vermesi gerekir” dedi. Arkadaşı da kuruş ödemediğini söyledi. Burada onların kültüründe bir din adamının düğüne gittiğinde elli ya da altmış bin lira aldığı ortaya çıkmış olmaktadır. Arkadaşı bu konuşulanlar üzerine şöyle dedi: “Buraya gelen âlimlerin hiçbiri bir karşılık istemeyecekler, bizde düğüne gelen alimler para almazlar.”

Ahiret Gününe iman etmeyen kimse bunlara şaşırır, ruhunu, hayatını, malını ve her şeyini karşılıksızca feda eden kimse sadece ahirette rahmet bekler. Ahireti iptal edin, o zaman bir lira bile vermezsiniz. Ama ahirete iman çaba harcamak, feda etmek ve malından vermektir.

Allah Azze ve Celle’den bu dersimizin ahiret günü amellerimize girmesini niyaz ederiz. Yaptığınız güzel bir amel için karşılık istemeden önce, Allah’ın size kıyamet günü ne vaat ettiğine bakın. Ki Mümin iffetlidir.

Müslüman’da Var olan İffet Duygusu Allah’tan Başkasından Karşılık Beklemeye Engel Olur:

Öğrencilerimden değerli bir kardeşimin babası, amcaları ile büyük bir tartışma yaşadı. Bunun üzerine belki aralarını düzeltirim diye onları bana getirdiler. Gece vakti saat bire, ikiye, üçe kadar uzun uzun konuştuk, ticaretten, tartışmalarından bahsettik. Fiyatlar konusunda ihtilaf etmişlerdi, kardeşlerden biri ihmalkârdı ve hasar büyüktü. Aralarındaki husumet ve kopukluk iyice artmıştı. Allah Azze ve Celle uzun saatler sonunda bana onları barıştırabilmeyi nasip etti ve ilim meclislerinden uzak olmalarına rağmen işleri yoluna girdi. Her şey bittikten sonra bir tanesi bana “ne kadar istiyorsun hocam?” diye sordu. O güne kadar hayatımda böyle bir hakarete uğradığımı hissetmemiştim. Şöyle dedim: “Nasıl olur? Ben avukat değilim, hâkim de değilim. Ben hocayım ve bunu sadece Allah rızası için yaptım.”

Eğer ahiret inancı ile bir bağınız varsa, o zaman insanlardan ücret talep etmezsiniz. Hiçbir şey almasanız da zengin olduğunuzu düşünürsünüz. Yüzlerce kardeşimizin benim onların amelleri hakkında konuşmam hoşlarına gitmiyor. Ben onları övdüğüm zaman sanki yermişim gibi üzülüyorlar. Bunu sadece Allah’tan bekliyorlar. İşte ihlâs, samimiyet budur.

İnsanlar ucuz pahalı her şeylerini sessizce, kimseye duyurmadan Allah yolunda harcıyorlar. Zaten Allah’a ve ahiret gününe imanı olan insanın, başkalarının duymasına ihtiyacı yoktur, o kimseden övgü veya teşekkür beklemez. Çünkü ona Allah’ın rızası yeter. Peygamberimizin buyurduğu gibi: “Vallahi Ya Muaz Allah seni seviyor”

Değerli kardeşlerim, Allah’a ve ahiret gününe hakkıyla iman ettiğimiz zaman, kendimizi garip bir şekilde hiç anlamadan, teşekkür ve övgü beklemeden, yüceltilmeye, hiçbir şeye ihtiyaç duymadan çalışıyor olarak buluruz.

﴾ إِنَّمَا نُطْعِمُكُمْ لِوَجْهِ اللَّهِ لَا نُرِيدُ مِنْكُمْ جَزَاءً وَلَا شُكُوراً ﴿

( سورة الإنسان الآية: 9)

“(Yedirdikleri kimselere şöyle derler:) “Biz size sırf Allah rızası için yediriyoruz. Sizden bir karşılık ve bir teşekkür beklemiyoruz.”

(İnsan Suresi: 9)

Müslümanlar için en yüce örnek Allah Teala’nın evini Hz. İbrahim’e temizletmesidir.

Bir gün Mısırlı bir kardeşimiz beni ziyaret etti. Vaaz esnasında lavaboya gitmek zorunda kaldı. Vaazı bitirdikten sonra bana bir şeyi doğru bulmadığını söyledi. Ne olduğunu sorunca da şöyle dedi: “ Cami tuvaletlerinin evden daha temiz olması makul müdür?” Ben de dedim ki: “Kıymetli, seçkin iki kardeş, Allah ile kendi aralarındaki söz için gelir, tuvaletleri ev gibi tertemiz ve kusursuz hale getirirler.” O bunun uygun olup olmadığını sorunca ben de şöyle cevap verdim: “Burası Allah’ın evidir. Her şey de en üst düzeyde bir örnek olmalıdır. Bu işi yapan insan çok saygıdeğerdir. Onun bir mevkii, kültürü, Allah katında değeri vardır. Çünkü o yaptığı işle alakalı “İnşallah Rabbim benden razı olursun” diye dua eder.

Bir camiye gittim. Orada ender görülen bir hizmetli vardı. Siyah renkli elbiseyle orada namaz kılman mümkün değildi. Halılar her gün süpürülüyor, şampuanla temizleniyordu, cami pırıl pırıldı. Şu anda rahmetli oldu. Bana şöyle demişti: “Bu hizmeti sadece şu ayet sebebiyle yapıyorum:

﴾ أَنْ طَهِّرَا بَيْتِيَ لِلطَّائِفِينَ وَالْعَاكِفِينَ وَالرُّكَّعِ السُّجُودِ ﴿

( سورة البقرة الآية: 125 )

“Tavaf edenler, kendini ibadete verenler, rükû ve secde edenler için evimi (Kâbe’yi) tertemiz tutun.”

(Bakara Suresi: 125)

Peygamberlerin atası Hz. İbrahim’i Allah Teala Kabe’yi temizleme görevi ile şereflendirmişti. Ama bu ayet tüm camileri kapsamaktadır. Camilerimizin temizliği gençlerin emeği meselesidir. Perşembe günü on ila otuz genç gelirler, kristalleri silerler, temizlerler, halıları düzenlerler. Onlar bu durumdan çok mutlular ki camiler onlar sebebiyle güzelleşiyor. Bunu sadece Allah rızası için yapıyorlar.

Ya Rabbi, bu işi imkânlarım dâhilinde yaptım, Başka biri imkânları ile temizlik yaptı. Bunları kabul eyle. İnsan ameliyle, işiyle, hizmetiyle, çabasıyla, doktorluğuyla, mühendisliğiyle insandır, herkes bir şey sunar. Eğer gerçekten Allah’a ve ahiret gününe iman ediyorsanız, kendinizi Allah için verirken, çaba harcarken bulursunuz. Nesiller boyu bu böyle gelmiştir.

Dersleri Dinlemek Ve Amele Dönüştürmek, Müslümanlara Hizmet Etmektir:

Aramızda hiçbir hizmette bulunmayan kimse bulamazsınız. Birkaç kişi tanıyoruz, onlar yaklaşık yirmi beş yıldır derslere kaçırmadan devam ediyorlar. Fakat zor da olsa, bir şey sunmalarını istiyoruz. İçlerinden birisi “Maşallah hocam dersleriniz çok güzel, hayır olsun inşallah” diyor. Bu övgü ve metihlerin dersi amele dönüştürmedikten sonra bir kıymeti yoktur.

Umarım ki ahiret gününe imanlarınız daha derin bir şekilde ilerler ki ahirette her türlü kazancı elde edersiniz. Biz ancak çaba ve Allah yolunda harcamak ile yükselecek bir topluluğuz. Bu mübarek bir beldedir. Bizim olgunlaşmış bir bilince ihtiyacımız vardır ve bunun yolu da Kuran ve Sünnettir.

Allah Temiz Bir Kalbi Kabul Eder, Gösteriş Ve Nifak Dolu Olanı Değil:

Hepinizin Allah Teâlâ’ya kavuşturacak ameller işlemenizi Cenab-ı Allah’tan niyaz ediyorum. Allah sizleri ihlâslı kılsın. Ebu Hureyre’den nakledilen bir kutsi hadiste Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyuruyor:

(( أَنَا أَغْنَى الشُّرَكَاءِ عَنْ الشِّرْكِ مَنْ عَمِلَ عَمَلًا أَشْرَكَ فِيهِ مَعِي غَيْرِي تَرَكْتُهُ وَشِرْكَهُ ))

(صحيح مسلم)

“Ben şirk koşanların şirk koştuklarından uzağım. Kim şirk içeren bir amel işlerse, onu şirki üzerine bırakır, terk ederim.”

(Müslim, Sahih)

Şirk koşan bir kalbi kabul etmem, şirk içeren ameli de kabul etmem. Birisi şöyle dese: “Ben insanlara çok hizmet ediyorum, neden? Çünkü her yerde bana da hizmet edecek birisini bırakmış oluyorum” Bu kişi asla ahirette bir ecir alamayacaktır. Bu yaptığı zekicedir, şöyle bir söz vardır: “Bugün ben sana, yarın sen bana” Bu sözün Allah katında bir değeri yoktur. Bir insana yardım ediyorsan, sadece Allah rızası için yapmalısın. “Rabbim, senin yolunda sana hizmet ederim, sadece senden karşılık beklerim.” İşte bu Allah katında makbul olandır.

Salih Amel İşleyen Müminin Değeri:

﴾ وَالْعَمَلُ الصَّالِحُ يَرْفَعُهُ ﴿

( سورة فاطر الآية: 10 )

“Salih ameli de güzel sözler yükseltir.”

(Fatır Suresi: 10)

Salih amel değerinizi yükseltir. Allah rızası için salih amel işleyen herkes Allah’a verdiği sözü tutmuş olur. Birimiz geceleri namaz kılıyorsa, bunu insanlara asla söylememelidir. O zaman bu kişiye şeytan “Sen münafıksın.” diyebilir mi? Asla! Sadaka veren kişi bunu söylememelidir. Aynı şekilde bu kişiye şeytan “Sen münafıksın.” diyebilir mi? Asla!

Eğer nefsinden korkuyorsan, amelini gizli yap. Diğerlerine örnek olmak istiyorsan da buna bir engel yoktur. Tüm vaktini Allah’a hizmet etmekle geçirirsen, Allah da sana öldüğünde bile sona ermeyecek, hatta asıl ölümle başlayacak nimetler bahşeder.

 

Alemlerin Rabbi Olan Allah’a Hamdolsun