Rahman ve Rahim Olan Allah’ın Adıyla

 Hamd, âlemlerin Rabbi olan Allah’a mahsustur. Salât ve selam dürüst ve sözünün eri olan Muhammed (s.a.v.)’edir.

Dinin En Önemli Konusu Şirk ve Tevhid Meselesidir:

  Değerli kardeşlerim, duanın hakikati değerli kardeşlerimiz nezdinde açık olmalıdır.
  Bir kardeşimiz mesela büyük bir problemle karşılaşıyor. Eğer imanı zayıfsa, zengin veya hoca veyahut da güçlü olan birine yöneliyor. Tüm umudunu o kişiye bağlıyor. Ama burada bir hata vardır. Tüm umudunuzu Allah Azze ve Celle’ye bağlarsanız, Allah’ın buna güç yetirdiğine inanırsanız ve sadece Allah’a yönelirseniz, o zaman sorununuzu çözersiniz.
  Şöyle bir anekdot anlatılır: Şam’da yaşayan bir adamın maddi durumu zorlaşır. Öyle bir hal alır ki, yiyecek yemek bulamaz. Bu kişinin İstanbul’da yetkili makamlarda Hadis Terimleri ofis müdürü olarak çalışan bir akrabası vardır. Yola çıkar ve bu akrabasının ona herhangi bir iş veya makam verebileceği ümidiyle yanına gider. Yanında misafir olur, gayet de iyi karşılanır. Akrabası olan adam, bu kişinin bir işe atanması için hazırladığı kanun belgesini sultanın önüne koyar. Sultan tüm evrakları imzalar ama sözü geçen evrakı imzalamaz. Adam bir, iki, üç, dört gün bekler. Ama hiçbir zaman imza atılmaz. Aslında akrabası bilinçli biridir, durumu yani adamın tüm umudunu kendisine bağladığını hisseder, etrafındakilere, dolaylı olarak da adama bu misafirinin üç gün kalmak için geldiğini ama bir aydır onun evinde kaldığını söyler. Adam bunu duyunca ihanete uğradığını düşünür ve dolaşmak üzere, akrabasını görmeden evinden ayrılır. Akrabası da o evden ayrıldıktan sonra yasa tasarısını tekrar sultana sunar ve anında dosya imzalanır. Şimdi, bunun sırrı nedir? Bu kişi tamamen akrabasına ümit bağladığı sürece yollar tıkanır. Ama akrabası onu evden kovduğunda, tamamen Allah Teâlâ’ya bağlanır. Akrabası o gece nerede kalacağını gösterecek birini gönderir ve ertesi gün sorun çözülür.
  En önemli mesele tevhid ve şirk meselesidir. Tüm umudunuzu insanlara bağlarsanız, tüm yollar kapanır. Değerli bir kardeşimizin büyük bir problemi vardı, bana gelmişti. Ben de ona şöyle dedim: “Allah’a yemin ederim ki ben de senin gibi fakir bir kulum. Sorununun çözümü bende değil Allah’tadır. Ben ancak O’nun kudretinde olan çözüm için seni yönlendirebilirim.” Duada en önemli şey, umudumuzu ne kadar güçlü, zengin, akraba veya arkadaşımız da olsa herhangi bir insana bağlamamak, sadece Allah’ın kudretinde olduğuna inanmaktır.
 “Eğer kullardan kendime dost edinseydim, Ebu Bekir’i dost edinirdim. Fakat Allah katında İslam kardeşliği daha değerlidir.”

 

Allah’tan Başkasına Güvenen Yoldan Sapmıştır:

 Allah’tan başka malına, eşine ve çocuklarına güvenen kişi yoldan sapmıştır. Bir insan tüm umudunu seyahate çıkıp, bir ülkenin vatandaşı olan ve mektup veya telefon ile irtibatı koparan çocuklarına bağlar. Çünkü onlara güvenir. Ama Allah Teâlâ’nın gizli şirk işleyen müşrik kullarını cezalandırma politikası vardır. Şöyle ki, Allah Teâlâ’dan başka bir kula dayanıp güvenen kişinin tüm hayallerini yıkılır, umutları kırılır.
 Yüksek bir mevkide çalışan bir arkadaşınız vardır ve siz ona bel bağlayıp Allah’ı unutursunuz. Yanına gidersiniz ama sizi hoş karşılamaz. Size “Otur” der ama yüzünüze bile bakmaz. Bu üslup tüm umutlarınızı yıkar. İşte bu olay bir tecrübedir. Çünkü Allah’tan başkasına güvenip dayanan her insanın umutları yıkılacaktır. Güvendiğiniz kişinin de bir hatası yoktur. Zira bu durum Allah’ın sizi cezalandırmasıdır. Umutlarınızı sadece Allah’a bağlayın. Onlarca değerli kardeşlerimiz geliyorlar ve problemlerinin çözümünün benim elimde olduğunu düşünüyorlar. Hayır, çözüm bende değildir. Bunun delili de şu ayettir:

 

﴿ قُلْ إِنِّي لَا أَمْلِكُ لَكُمْ ضَرًّا وَلَا رَشَدًا ﴾

[سورة الجن]

“De ki: Doğrusu ben (kendi başıma) size ne zarar verme ne de fayda sağlama gücüne sahibim.”

(Cin Suresi: 21)

Peki, O kimdir? Tüm varlıkların efendisidir. Kâinattaki ilk insandır:

 

﴿ قُلْ لَا أَمْلِكُ لِنَفْسِي نَفْعاً وَلَا ضَرّاً إلا ما شاء الله وَلَوْ كُنْتُ أَعْلَمُ الْغَيْبَ لَاسْتَكْثَرْتُ مِنَ الْخَيْرِ﴾

[ سورة الأعراف الآية: 188 ]

“De ki: “Allah dilemedikçe ben kendime bir zarar verme ve bir fayda sağlama gücüne sahip değilim. Eğer ben gaybı biliyor olsaydım, daha çok hayır elde etmek isterdim”

(Araf Suresi: 188)

  Çünkü ben sizi daha iyi bir seviyeye getirme gücüne sahip değilim. İşte bu tevhid meselesidir.

Yalnızca Allah’a Dua Edilir:

 Ramazan ayı neredeyse semeresi en bol olan, varlıkların en çok Allah’a yöneldiği aydır. Bu yüzden ayette şöyle buyrulmaktadır:

 

﴿ وَإِذَا سَأَلَكَ عِبَادِي عَنِّي فَإِنِّي قَرِيبٌ ﴾

[سورة البقرة]

“Kullarım, beni senden sorarlarsa, (bilsinler ki), gerçekten ben (onlara çok) yakınım”

(Bakara Suresi: 186)


 Doğru bir şekilde oruç tutarlar, oruçları kabul edilir ve ibadetlerinin karşılığını alırlar, sonra da Allah hakkında sorarlar:

 

﴿ وَإِذَا سَأَلَكَ عِبَادِي عَنِّي فَإِنِّي قَرِيبٌ ﴾

“Kullarım, beni senden sorarlarsa, (bilsinler ki), gerçekten ben (onlara çok) yakınım”

  Şu durum beni çok endişelendiriyor: Bir kardeşimiz, probleminin çözümünün filanca kişide olduğunu zannediyor. Hayır! Filanca kişi bir vesiledir veya sorunun çözümündeki meşru vesilelerden sadece biridir. Fakat kişinin gönlüne ilham eden de, kuvvetlendiren de, yardım etme duygusunu kalplere yerleştiren de Allah Teâlâ’dır. Kural şudur: Kişi zengin birine güvenirse, Allah o zenginin gönlüne yardım etmeme düşüncesini yerleştirir. Ama Allah’a güvenirse ve borç istediği kişiyi asıl kaynak olarak değil de çaba harcadığı kapılardan biri yani bir vesile olarak görürse, işte o zaman Yüce Allah zengin olan kişinin gönlüne verme isteğini yerleştirir. Her halükarda;

(( من جلس إلى غني فتضعضع له ذهب ثلثا دينه ))

[ البيهقي في شعب الإيمان عن ابن مسعود]

“Kim ki bir zengine zenginliğinden dolayı hürmet gösterirse, dininin üçte biri gitmiştir”

(Beyhaki, İbn Mesud’dan İmanın Şubeleri bölümünde nakletmiştir)

  Bir zengine güvenerek ve ona bel bağlayarak giden kişinin, dininin üçte biri gider. Bu dua hakkında bir hakikattir. Dua yalnızca Allah’a yapılmalıdır. İnsanlardan bir şey isteme konusuna gelince, bu sebeplerden biri olarak görülmelidir. Zira Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyurmaktadır:

(( ابتغوا الحوائج بعزة الأنفس فإن الأمور تجري بالمقادير))

[ابن عساكر عن عبد الله بن بسر]

“İhtiyaçlarınızı izzet-i nefis ile isteyin. Zira işler miktarınca gerçekleşir”

(İbn Asakir Abdullah b. Busr’dan nakletmiştir)

Yine Rasulullah (s.a.v.) buyuyor ki:

(( لا ينبغي للمؤمن أن يُذِلّ نفسَهُ ))

[أخرجه الترمذي عن حذيفة بن اليمان ]

“Müminin kendini zillete düşürmesi yakışmaz.”

(Tirmizi, Huzeyfe b. El-Yeman’dan nakletmiştir)

Ve yine Peygamber efendimiz Buyuruyor ki:

(( شرف المؤمن قيامه بالليل وعزه استغناؤه عن الناس))

[ورد في الأثر]

“Müminin şerefi gece namazı kılmasında, izzeti ise insanlara muhtaç olmamasındadır.”

(Kaynaklarda mevcuttur)

Rızık Verenin Allah Olduğuna İnanıp O’na Güvenen Kişinin Mal Elde Etmek İçin Aldatma Ve Yalana Başvurması Mümkün Değildir:

  Dua ve dua ile ilgili konulardan devam ediyoruz. Tabii ki uyandık, camiye gittik, yatağa yattık, ilim meclislerine katıldık. Bunlar geçmiş konulardı. Şimdi ise işe, iş yerine, ofise, dükkâna, hastaneye, okula ve eve gidiyoruz.
 Rasulullah (s.a.v.) işimize giderken şu duayı okumamız gerektiğini öğretiyor:

 

(( النَّبِيّ صَلَّى اللَّهم عَلَيْهِ وَسَلَّمَ كَانَ إِذَا خَرَجَ مِنْ بَيْتِهِ قَالَ بِسْمِ اللَّهِ تَوَكَّلْتُ عَلَى اللَّهِ اللَّهُمَّ إِنَّا نَعُوذُ بِكَ مِنْ أَنْ نَزِلَّ أَوْ نَضِلَّ أَوْ نَظْلِمَ أَوْ نُظْلَمَ أَوْ نَجْهَلَ أَوْ يُجْهَلَ عَلَيْنَا ))

[سنن الترمذي عن أم سلمة]

“Nebi (s.a.v.) evinden çıkarken şöyle derdi: “Bismillah, Allah'a tevekkül ettim. Allahım! Sapmaktan, saptırılmaktan, kaymaktan, kaydırılmaktan, haksızlık yapmaktan, haksızlığa uğramaktan, cahilce davranmaktan ve cahillerin davranışlarına muhatap olmaktan Sana sığınırız."

(Tirmizi Sünen’de Ümmü Seleme’den nakletmiştir)

  Hayatın akışında ve işe koyulduğunuzda, alışverişinizde Allah’ın razı olmayacağı şekilde davranmak, faizli işlerle uğraşmak, haram kılınmış malların ticaretini yapmak, yalan söylemek, hile yapmak veya alışveriş esnasında yalan yere yemin etmek suretiyle ayağınızın kayması gibi büyük bir tehlike vardır.
  İnanın kardeşlerim, iş hayatında ayağı kaydıran on binlerce sebep vardır. Neden bir kadının dini hayatı kolaydır? Çünkü beş vakit namazını kılar, orucunu tutar, eşine itaat eder ve kendini muhafaza ederse, Rabbinin cennetine girer. Ama siz erkekler, iş hayatınızda yalan, hile, aldatma, zarar satış ve malı sunarken Allah’ın razı olmayacağı üsluplar kullanmak gibi on binlerce tehlike ile karşılaşırsınız.
  “Ayağımızın kaymasından Sana sığınırız” Öyle ki, kişisel bir hata da yapabiliriz veya bir insan bize hata yaptırabilir, ayağımızın kaymasına sebep olabilir. Bizi sıkabilir, kritik bir duruma sokabilir. Bize zor bir tercih yaptırıp bir kat daha fazla kaymamıza sebep olabilir. Veyahut da daha başında ya da başkalarının baskısıyla ayağımız kayabilir.
 “Allahım kaymaktan veya sapmaktan sana sığınırız.” Çarşıya gidersiniz. Yanınıza komşunuz, arkadaşınız gelir ve insanın aldatmadığı, dolandırmadığı sürece kazanamayacağından bahsederler. Sanki bu yanlış davranışlar para kazanmanın kuralı ve yoluymuş gibi davranırlar. Burada sapabilir, yanlış vehimlere kapılabilirsiniz. İnsan yanlış çıkış noktalarından hareket ederse, yoldan çıkar. Ama rızık verenin, güç verenin Allah olduğuna inanırsanız mal elde etmek için aldatma, yalan ve hileye başvurmanız mümkün değildir. Allah’ın insanları kendi haline bıraktığına, güçlünün zayıfın hakkını yemesine müsaade ettiğine inanırsanız, para kazanmak için her türlü gayri meşru yolları kullanmak zorunda hissedersiniz.

İnsanın Evinden Çıkarken Allah’ın İlminden, Hikmetinden ve Fiillerinden Yardım İstemesi gerekir:

 Asıl yanlış inançtadır. Düşünce ve görüşlerimizde hata vardır. “Allahım kaymaktan, sapmaktan, haksızlık yapmaktan ve haksızlığa uğramaktan sana sığınırız.” Zulümde zorbalık vardır. Fakir ve ihtiyaç sahibi olan bir kişinin ihtiyacı olan malı sömürmek, fiyatını yükseltmekle zulmetmiş, haksızlık etmiş sayılabiliriz. Bu çeşit bir satış yaptığınızda büyük bir zulüm yapmış olursunuz. Veyahut da bizim bir ihtiyacımız vardır ve bu ihtiyacımızı talep ettiğimizde başka biri bizim şah damarımızı keser. Cahilce davranmaktan veya cahillerin davranışlarına muhatap olmaktan da Allah’a sığınırız. Burada cahillik başka bir manadadır. Şair şöyle diyor:

 

Dikkat edin, kimse bize cahillik edemez, çünkü bizim cehaletimiz cahillerinkinden daha fazladır.
***

 Ahmaklık cehalet manasındadır ve böyle insanlar düşüncesizce davranırlar. Bu dua, evden çıktığınızda, camide namaz kılıp eve döndüğünüzde, işinize, okula, eğitime, mühendislik ofisine, bakanlıktaki işinize, dükkânınıza, ofisinize, iş yerinize giderken, hayatın akışı içinde rızkınızı kazanmak için çalışmaya giderken okunacak olan duadır.
 “Allahım! Sapmaktan, saptırılmaktan, kaymaktan, kaydırılmaktan, haksızlık yapmaktan, haksızlığa uğramaktan, cahilce davranmaktan ve cahillerin davranışlarına muhatap olmaktan Sana sığınırız." Allah’ın ilminden, hikmetinden ve fiillerinden, gizli ve aşikar her şeyi bilen, kendisini asla uyuklama ve uyku halinin almadığı Allah Teala’dan yardım istemeliyiz. Bu insanların ettiği bir duadır. Nice insan işine gitmek üzere yola çıktığında bir olay veya büyük bir dolandırıcılık vasıtasıyla perişan olmuştur.
  Biri bana şöyle anlattı: Cuma günü yolda yürüyordu. Bir adam üzgün bir halde yanına geldi, eşinin hastanede olduğunu, Suriye lirasının olmadığını iddia ediyordu. Bu kişiden ona bir miktar para vermesini talep etti, karşılığında da yüksek değerde ona döviz vereceğini söyledi. Adam tereddüt etti. Sonra parayı isteyen adam evine gitti, gözünün önünde belli bir miktar para ile döndü. Adam yüksek miktardaki parayı (dövizi) görünce afalladı. Paraya ihtiyacı olan adam döviz bürosunda çalıştığını söylemişti. Bunun üzerine bu kişi eve gitti ve elindeki tüm parasını ona verdi. Dövizi bozdurmak istediğinde ise aldığı paraya karşılık ona otuz altı bin verdiler, bu da sekiz Suriye lirasından fazla değildi. Cahil davranmış, cahilce davranışlara muhatap olmuştu, sapmış ve saptırılmıştı. İnsan çok zeki olabilir ama üstün derecede zekice bir üslupla aldatılabilir. Öyleyse evden çıkacağınız zaman Allah’tan yardım isteyin, O’nun gücü ve kudretine sığının. Bu dua çok önemlidir.

İnsanın, Yeryüzünün ve Göklerin Tüm Varlıklarına Sahip Olan Allah’a Tevekkül Etmesi Şarttır:

Kardeşlerim, evden çıktınızda şöyle dua edin:

 

(( اللَّهُمَّ إِنَّا نَعُوذُ بِكَ مِنْ أَنْ نَزِلَّ أَوْ نَضِلَّ أَوْ نَظْلِمَ أَوْ نُظْلَمَ أَوْ نَجْهَلَ أَوْ يُجْهَلَ عَلَيْنَا ))

“Allahım! Sapmaktan, ayağımızın kaymasından, haksızlık yapmaktan, haksızlığa uğramaktan, cahilce davranmaktan ve cahillerin davranışlarına muhatap olmaktan Sana sığınırız”

Bu konuda başka bir hadis daha vardır:

(( النَّبِيّ صَلَّى اللَّهم عَلَيْهِ وَسَلَّمَ قَالَ إِذَا خَرَجَ الرَّجُلُ مِنْ بَيْتِهِ فَقَالَ بِسْمِ اللَّهِ تَوَكَّلْتُ عَلَى اللَّهِ لَا حَوْلَ وَلَا قُوَّةَ إِلَّا بِاللَّهِ قَالَ يُقَالُ حِينَئِذٍ هُدِيتَ وَكُفِيتَ وَوُقِيتَ فَتَتَنَحَّى لَهُ الشَّيَاطِينُ فَيَقُولُ لَهُ شَيْطَانٌ آخَرُ كَيْفَ لَكَ بِرَجُلٍ قَدْ هُدِيَ وَكُفِيَ وَوُقِيَ ))

[سنن أبي داود عن أنس بن مالك]

“Rasulullah (s.a.v) şöyle buyurdu: ‘kişi evden çıkacağı zaman şöyle dua ederse: ‘Bismillah, Allah’a tevekkül ettim. Allah’ın güç ve kudreti üzerine başka güç ve kudret yoktur.’ ona şöyle denir: ‘Sen hidayet üzeresin, bu dua sana kâfidir ve sen korunacaksın.” Şeytanlar da ondan uzaklaşır. Diğer bir şeytan da ona şöyle der: ‘Sen nasıl bir adamsın ki, hidayete ermiş, kendine yeterli hale gelmiş ve korunmuşsun.”

(Ebu Davud Süneni’nde Enes b. Malik’ten nakletmiştir)

  Kime tevekkül ederiz? Göklerin ve yeryüzünün yaratıcısına, hiçbir şeyin kendisine gizli kalmadığı varlığa, göklerin ve yeryüzünün tüm varlıklarının sahibi olan, her şeyden haberdar olan Allah Teala’ya tevekkül eder, O’na güveniriz.

(( بِسْمِ اللَّهِ تَوَكَّلْتُ عَلَى اللَّهِ لَا حَوْلَ وَلَا قُوَّةَ إِلَّا بِاللَّهِ قَالَ يُقَالُ حِينَئِذٍ هُدِيتَ وَكُفِيتَ وَوُقِيتَ))

“Bismillah, Allah’a tevekkül ettim. Allah’ın güç ve kudreti üzerine başka güç ve kudret yoktur.’ Bu duayı edene şöyle denir: ‘Sen hidayet üzeresin, bu dua sana kâfidir ve sen korunacaksın.”

 İşe giderken okunacak üçüncü bir dua daha vardır. O da şöyledir:

(( اللهم لا سهل إلا ما جعلته سهلاً ))

[أخرجه ابن حبان عن أنس بن مالك ]

“Allahım senin kolay kıldığından başka kolay bir iş yoktur.”

(İbn Hibban Enes b. Malik’ten nakletmiştir)

 İnsan bazen motorun montajını beğenmez. Kendisinin bu konuda tecrübe sahibi olduğunu iddia eder. Ama bir parçayı unutur ve ilk aşamaya geri dönmek zorunda kalır. Bu sebeple dört veya on saat boşa geçer, heder olur. Bazen bilgisayarda ufak bir hata oluşur ve tüm dosyalar silinir.

((للهم لا سهل إلا ما جعلته سهلا وأنت تجعل الحزن سهلاً إذا شئت))

“Allahım senin kolay kıldığından başka kolay bir iş olmaz. Sen dilersen üzüntüyü bile kolaylaştırırsın.”

  Rasul (s.a.v.) Bazen de şöyle dua ederdi: “Allahım önemsediğim ve önemsemediğim şeylerden sana sığınırım.” İnsan bazen ufacık bir hatadan dolayı bir şeyi kaybedebilir. Arabasında yaptığı küçük bir hata ile hayatı sona erer. Evde minicik bir kıvılcımla yangın çıkar. Zira büyük musibetler, çok küçük sebeplerle oluşabilir.

((للهم لا سهل إلا ما جعلته سهلا وأنت تجعل الحزن سهلاً إذا شئت))

“Allahım senin kolay kıldığından başka kolay bir iş olmaz. Sen dilersen üzüntüyü bile kolaylaştırırsın.”

İşte başarı, kolaylık ve korunma budur.

 

Allah’ın Kaderinden ve Kudretinden Razı Olduğunun Alameti, Allah’ın Acele Ettiği İşi Ertelemeyi, Ertelediği İşte De Aceleci Davranmayı Sevmemendir:

Evden çıkarken okunacak diğer bir dua daha vardır. Bizler şu anda yaşam savaşı veriyoruz:

(( بسم الله على نفسي ومالي وديني ))

[ الديلمي عن ابن عمر]

“Kendim, malım ve dinim üzerine Allah’ın adını okurum.”

 Kendime sıhhat için, malıma yaşam gücü için ve dinim için Allah’ın adını anarım.
  Şöyle dua edilir: “Allah'ım, işimi koruyan dinimi ıslah et, geçimimi sağlayan dünyamı ıslah et, dönüp varacağım yer olan ahiretimi ıslah et.”
  Kimi insan vardır, hayatı boyunca hoşnutsuz ve şikâyetçidir. İşi ile ilgili söylenir ama başka işte de ıslah olmaz. Nişanlanır, evlenir, eşinden şikâyet eder. Eşinden şikayet eder ama başka biriyle evlenseydi de yine şikayet edecekti. İşinden dolayı söylenir ama başka bir işte çalışsaydı da yine söylenecekti.

((اللهم رضني بقضائك وبارك لي فيما قدر لي حتى لا أحب تعجيل ما أخرت ولا تأخير ما عجلت))

[ابن السنى فى عمل يوم وليلة عن ابن عمر]

Allahım beni takdir ettiğin kaderinden razı et, bana verdiğin kaderi de bereketlendir ki, senin acele ettiğin şeyi ertelemeyi, ertelediğin şeyde de aceleci davranmayı sevmeyeyim.”

(İbn Sünni, Gece ve Gündüz Amelleri Bölümünde İbn Ömer’den nakletmiştir)

 İnsan Allah’ın yazdığı kaza ve kaderden memnun değilse, Allahın hemen verdiği bir şeyi ertelemeyi, ertelediği şeye de hemen sahip olmayı ister. Allah’ın kaderine razı olmanın alameti, Allah’ın hemen verdiği bir şeyi ertelemeyi, ertelediği şeyde de acele etmeyi sevmemektir.

 

((...حتى لا أحب تعجيل ما أخرت ولا تأخير ما عجلت))

[ابن السني في عمل يوم وليلة عن ابن عمر]

“Senin acele ettiğin şeyi ertelemeyi, ertelediğin şeyde de aceleci davranmayı sevmeyeyim.”

(İbn Sünni, Gece ve Gündüz Amelleri Bölümünde İbn Ömer’den nakletmiştir)

 Bir adam Rasulullah (s.a.v.)’e keyifsizlikten, yalnızlıktan ve kederden şikayet ediyor. Efendimiz de şöyle buyuruyor:

 

((قل: سبحان الملك القدوس رب الملائكة والروح جللت السماوات والأرض بالعزة والجبروت ))

[ المعجم الكبير عن البراء بن عازب]

“Deki: Subhan, Meleklerin ve Cebrail’in Rabbi Melik ve Kuddûs olan Allah’ım, Sen göklere ve yeryüzüne izzet ve ceberûtunla tecelli ettin.”

(Mucemu’l-Kebir’de Bera b. Azib’ten nakledilmiştir)

Mümin Allah’a Sevgi Besler:

 İnsanlara karşı aşırı sevgi beslemek, iflasın habercisidir. Mümin Allah’a karşı sevgi besler ama müminin hali tuhaftır. İnsanlarla beraberken en üst düzeyde sevgi doludur, incedir, güler yüzü ve neşelidir. Fakat insanlar ondan uzaklaştığında Allah’a yakınlık duymaya başlar. Hiçbir insan olmadan Allah ile yetinebilir. Ancak insanlara kaba saba ve sert muamelede bulunmaz. Aksine yumuşak huylu ve sevgi doludur. İnsanlar kendisinden uzaklaştıklarında o, Allah’a aşırı sevgi besler. Müminin bir saat Allah ile beraber olması kaçınılmazdır. Bu saat dua, Allah’a yönelme ve yakarış ile zenginleştirilirse, insan ilişkileri ile olan güçlü bağ ile yetinebilir. Fakat o insanlara karşı edeplidir. Rasulullah (s.a.v) küçük, güçsüz, dul her insana samimi davranırdı. İlişki kurduğu herkes O’nu severdi. Onu görenler huşu hissederdi. Ama insanlar O’ndan uzaklaştıklarında mutluluğun zirvesine çıkardı: “Beni doyuran ve su içiren Rabbim ile geceledim.” buyururdu.

 

Kaza Ve Kader Başka Bir şeydir, İnsanın İhmalkârlığının Cezası Başka Bir Şeydir:

İnsan bir problemle karşılaştığı zaman:

 

(( النَّبِيّ صَلَّى اللَّهم عَلَيْهِ وَسَلَّمَ قَضَى بَيْنَ رَجُلَيْنِ فَقَالَ الْمَقْضِيُّ عَلَيْهِ لَمَّا أَدْبَرَ حَسْبِيَ اللَّهُ وَنِعْمَ الْوَكِيلُ فَقَالَ النَّبِيُّ صَلَّى اللَّهم عَلَيْهِ وَسَلَّمَ إِنَّ اللَّهَ يَلُومُ عَلَى الْعَجْزِ وَلَكِنْ عَلَيْكَ بِالْكَيْسِ فَإِذَا غَلَبَكَ أَمْرٌ فَقُلْ حَسْبِيَ اللَّهُ وَنِعْمَ الْوَكِيلُ ))

[سنن أبي داود عن عوف بن مالك]

“Resulullah (sav) iki kişi arasında bir hükümde bulunmuştu. Hasımlar ayrıldıkları vakit, aleyhine hükmedilen kimse: "Hasbiyallahu ve nime’l-vekil (Allah bana yeterlidir, O ne iyi vekildir)!" dedi. (Bu sözü işiten) Rasulullah: "Allah Teala Hazretleri acizliği kötüler. Zira sana akıllı olmak düşer. Ama bir şey sana galip gelecek olursa o zaman "hasbiyallahu ve nime’l-vekil" de!" buyurdular.”

(Ebu Davud Süneni’nde Avf b. Malik’ten nakletmiştir)

 Şöyle açıklayalım: Bir öğrenci çalışmıyor ve sınavda başarısız oluyor, “Allah bana yeter, O ne güzel vekildir diyor. Hayır! Başarısızlık eksikliğin cezasıdır. Eğer ders çalışsaydı ama sınav günü bir hastalığa yakalansaydı o zaman “ Allah bana yeter, O ne güzel vekildir” derdi, böylece kurtulurdu. Bu cümleyi eksikliğinizin cezasını çektiğinizde söylemeyin. Çünkü bu Müslümanların sorunlarının çözümü için söylenen bir sözdür. İhmal, eksiklik ve zayıflık nedeniyle yapılmayan görevler, kadere isnat edilmektedir. Allah’ın düzeni böyledir. “Allah bana yeter, O ne güzel vekildir!” “Bu söz haktır ama onunla batıl murad edilmiştir”
  Düşmanlarımıza karşı tüm gücümüzle hazırlık yaptığımız halde kurtulamazsak, o zaman bu cümleyi sarf ederiz.
  İnsan araştırmadan ve fiyatları incelemeden hızlıca alışveriş yapar. Sonra da aldığı malı satamaz. Sora da Allah’tan başka güç ve kudret sahibi yoktur. Allah bana yeter, O ne güzel vekildir” der. Hayır! Çalıştığınız, çarşıdaki mallar hakkında kapsamlı bir inceleme yaptığınızda, fiyatları, kaynakları ve rekabeti öğrendiğinizde, sonra da mal için anlaştığınızda, ama bunlara rağmen satış yapamadığınızda “Allah bana yeter, O ne güzel vekildir” dersiniz.
  Sizin eksikliğinizden dolayı Allah’ın ceza olarak verdiği şey ile, bilmediğiniz bir hikmetle Allah’ın size verdiği şey arasında büyük bir fark vardır.
  Yukarıda diyor ki: “Allah acizliği kötüler.” Çünkü elinizde çözüm kalmadığında, her şey bittiğinde teslim olmalısınız.
  Kişi bir süre sonra teslim etme niyetiyle ticari bir dükkan açar, sabretmelidir çünkü hayatın kanunlarını anlaşılmaz. Böyle bir kuruluşun uzun zamana ihtiyacı vardır. Eğer işler sarpa sararsa o zaman “Allah bana yeter, O ne güzel vekildir” demelidir.

Kim Allah İçin Bir Şeyi Terk Ederse, Allah Terk ettiği Şeyin Yerine Ona Kat Kat Fazlasını verir:

Bugünün bir diğer duası da şudur:

 

((عَنْ عَلِيٍّ رَضِي اللَّهم عَنْهم أَنَّ مُكَاتَبًا جَاءَهُ فَقَالَ: إِنِّي قَدْ عَجَزْتُ عَنْ كِتَابَتِي فَأَعِنِّي قَالَ أَلَا أُعَلِّمُكَ كَلِمَاتٍ عَلَّمَنِيهِنَّ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّهم عَلَيْهِ وَسَلَّمَ لَوْ كَانَ عَلَيْكَ مِثْلُ جَبَلِ صِيرٍ دَيْنًا أَدَّاهُ اللَّهُ عَنْكَ قَالَ قُلِ اللَّهُمَّ اكْفِنِي بِحَلَالِكَ عَنْ حَرَامِكَ، وَأَغْنِنِي بِفَضْلِكَ عَمَّنْ سِوَاكَ ))

[سنن الترمذي عن علي]

“Hz. Ali (r.a.)’a efendisine para vererek azat olmak isteyen bir köle geldi ve “Taksitimi veremedim: Bana yardım et” dedi. O da: “Sana bir dua öğreteyim; onu bana Resulullah (s.a.v.) öğretmişti. Senin Uhud dağı kadar borcun olsa, onları ödeme imkânını bulursun.” Şöyle de: “Allah’ım helalinden bana yetecek kadar vererek beni haramından koru. Lütfunla beni senden başkasına muhtaç etme.”

(Tirmizi Süneni’nde Hz. Ali’den nakletmiştir)

 Allah’tan korktuğu için bir şeyi terk ettiğinizde Allah’ın onun yerine size daha fazlasını vermemesi imkânsızdır. “Allah’ım helalinden bana yetecek kadar vererek beni haramından koru.”
 Bir kez daha söylüyorum: Şu ağacın üzerinde duran elma filancaya aittir. Ama ona ulaşmanın yolu kişinin tercihine kalmıştır. Onu satın alarak da yiyebilir, misafir olarak, hediye olarak, çalarak veya sahibini araştırarak da yiyebilir. Bu beş yoldan birini seçin. Her türlü sonuçta elma sizin olacaktır.

Alemlerin Rabbi Olan Allah’a Hamdolsun