Rahman ve Rahim Olan Allah’ın Adıyla

Hamd âlemlerin Rabbi olan Allah’a aittir. Salât ve Selam Hz. Muhammed (s.a.v.)’e, tertemiz ailesine, mübarek ashabına, davetinin emanetçileri ve komutanlarına olsun. Ey Âlemlerin Rabbi, bizlerden ve onlardan razı ol.

Allahım bizi zülüm ve şüphelerin karanlıklarından ilim ve marifet nuruna çıkar, arzularımızın çukurundan alıp cennetine ulaştır.

Dünya Artık Bir Masaüstünden İbaret

Değerli kardeşlerim, Dünya beş kıtaya ayrıldıktan sonra, önce bir kıta oldu, sonra tek bir ülke, sonra tek bir şehir, sonra tek bir köy, tek bir ev, tek bir oda haline geldikten sonra, sonunda bir masaüstüne sığdı.

Dünya artık bir masaüstünden ibaret.

Yani bir düğmeye basarak bunu görebilirsin. Dünyadaki insanlar arasındaki iletişim çok ilginç bir halde. Bu iletişim Allah Azze ve Celle’nin hikmetidir. Rasulullah (s.a.v.) peygamberlerin sonuncusudur. Çünkü o bu iletişimi biliyordu.

Avustralya’nın Melbourne şehrine gitmiştim. Burası dünyanın güneyindeki son şehirdir. Sidney ise Avustralya’nın ikinci üçte birlik kısmına düşer. Melbourne güneydedir ve ondan sonra sadece Güney Kutbu vardır. Bununla birlikte orada camiler ve tebliğ vardır, İslami yayınlar yapılır. Yüce peygamberimizin peygamberliğinin delillerinden olan hadislerinden biri şöyledir:

(( يبلغ هذا الأمر ما بلغ الليل والنهار ))

[ أخرجه الطبراني عن تميم الداري ]

“İslam gece ve gündüzün ulaştığı her yere ulaşacaktır.”

(Taberani, Temim ed-Dari’den nakletmiştir)

Peygamberimiz İslam’ın dünyanın tümüne ulaşacağını haber vermiştir. Ve artık dünya bir masaüstünden ibarettir. Dünyanın herhangi bir yerinde meydana gelen her şeyi duymakla kalmıyor, ekrandan anında gözlerinle görüp izliyorsun. Öyleyse günümüzde marifet bir olaya ulaşıp onun bilgisini almak değildir. Çünkü bu tüm insanların artık ortak paydasıdır. Ancak marifet tüm insanlar için mevcut olan hadiseyi anlayabilmektir. Fakat önemli olan olayı doğru bir şekilde anlamaktır. Bu anlayıştaki farklılığı destekler mahiyette basit bir örnek verelim:

Yetmişlerde Orta Doğu’da bir ülkede iç savaş çıktı. Bu savaşta üç yüz bin kişiden fazlası hayatını kaybetti. Bu olayın Batı açısından bir açıklaması var. Olay meydana geldiğinde bu ülke ilginç bir şekilde ekonomik olarak gelişmişti. Hatta ekonomi merkezleri Batı ile rekabet edecek duruma gelmişti. Tabi ki batı onu batırmak istedi. Bu batı açısından yapılan bir açıklamadır. Bir de kavimsel bir açıklaması var ki, o da şöyledir: Bu ülkede iki toplumsal grup arasında eskiye dayanan bir husumet vardı. Bu kavganın bir sonucu olarak da yaklaşık on beş yıl süren iç savaş meydana geldi ve bu savaş üç yüz bin kişinin hayatını kaybetmesiyle sona erdi. Yine Araplar açısından bir açıklama yapılabilir. Araplar arasındaki bu çatışma alanında her iki tarafta da günümüz tabiriyle Milisler vardı. Diğer yönden de bir rekabet söz konusuydu. Öyleyse Batı açısından ve Araplar açısından da bir yorum getirilmiştir. Beni bağışlayın bir de kadınlar açısından bir açıklama vardır ki bunun da bir hikmeti vardır. Yine Kuran açısından da bir yorum vardır. Asıl olması gereken Kuranî yoruma dayanmaktır:

﴾ وَضَرَبَ اللَّهُ مَثَلاً قَرْيَةً كَانَتْ آَمِنَةً مُطْمَئِنَّةً يَأْتِيهَا رِزْقُهَا رَغَداً مِنْ كُلِّ مَكَانٍ فَكَفَرَتْ بِأَنْعُمِ اللَّهِ فَأَذَاقَهَا اللَّهُ لِبَاسَ الْجُوعِ وَالْخَوْفِ بِمَا كَانُوا يَصْنَعُونَ ﴿

[ سورة النحل الآية:112 ]

“Allah şöyle bir şehri örnek veriyor: Bu şehir güvenlikli ve huzurluydu; her yerden oraya bol rızık geliyordu. Derken ahalisi Allah’ın nimetlerine karşı nankörlük etti, Allah da onlara yapıp ettikleri yüzünden genel bir açlık ve korku felâketini tattırdı.”

(Nahl Suresi: 112)

Yine bu ayeti karşılayan diğer bir ayet de şöyledir:

﴾ الَّذِي أَطْعَمَهُمْ مِنْ جُوعٍ وَآَمَنَهُمْ مِنْ خَوْف ﴿

[ سورة قريش الآية :4 ]

“Ki O, kendilerini açlıktan (kurtarıp) doyuran ve korkudan güvenliğe kavuşturandır.”

(Kureyş Suresi: 4)

İnsan İmtihandadır:

Değerli kardeşlerim, Bu önemli bir hakikattir. İnsan bu dünyada imtihandadır ve belki de bu konuşma daha önce söylediklerimi tamamlıyor.

﴾ وَإِنْ كُنَّا لَمُبْتَلِينَ ﴿

[ سورة المؤمنون الآية :30 ]

“Muhakkak ki biz bunlarla insanları sınarız.”

(Müminun Suresi: 30)

Yani dünyada varlık sebebimiz imtihandır. Sen imanın en yüksek derecesinde olsan dahi, sana verilenlerden ve verilmeyenlerden imtihan edilirsin. Sana verilen maldan iki kez sınanırsın. Mal verilir o verilen maldan imtihan edilirsin. Sağlık verilir, sağlıktan imtihan edilirsin. Güzellik verilir, o güzellikle sınanırsın. Zekâdan, aile ve çocuklarından, seçkin konumundan imtihan edilirsin. Şuna kesinlikle inanmalısın, hayatındaki olumlu olumsuz her şey imtihan vesilesidir. Bu yüzden Efendimiz şöyle dua ederdi:

(( اللهم ما رزقتنا مما نحب ، فاجعله عوناً لنا فيما تحب ، وما زويت عنا ما نحب فاجعله فراغاً لنا فيما تحب ))

“Allahım sevdiklerimizden rızıklandırdığın şeyleri, senin sevdiklerini sevmemize yardımcı kıl. Yine sevdiklerimizden bizden aldığın şeyleri senin sevdiklerin yanında boş ve manasız kıl.”

“Sevdiklerimizden rızıklandırdığın şeyler”, insan malı sever. Helal malı sever. Ve Allah bu mal ile onu rızıklandırır. Dua da bu malın Allah’a yaklaşmakta bir sebep olmasını ifade eder. Sevdiklerimizden rızıklandırdığın şeyleri senin sevdiklerini sevmemize yardımcı kıl. Yine sevdiklerimizden bizden aldığın şeyler…” Diyelim eşiniz umduğunuz gibi olmadı. Bu da bir imtihandır. “bizden aldığın şeyleri senin sevdiklerin yanında boş ve manasız kıl.” Değerli kardeşlerim, Bazı hadis-i şeriflerde şöyle naklediliyor. Said b. Enes (r.a.) şöyle buyuruyor:

(( بينا رسول الله صلى الله عليه وسلم جالس إذ رأيناه ضحك حتى بدت ثناياه فقال له عمر ما أضحكك يا رسول الله بأبي أنت وأمي قال رجلان من أمتي جثيا بين يدي رب العزة فقال أحدهما يا رب خذ لي مظلمتي من أخي فقال الله تبارك وتعالى: " للطالب فكيف تصنع بأخيك ولم يبق من حسناته شيء قال يا رب فليحمل من أوزاري قال وفاضت عينا رسول الله بالبكاء ثم قال إن ذاك اليوم عظيم يحتاج الناس أن يحمل عنهم من أوزارهم ))

[ أخرجه الحاكم عن أنس بن مالك ]

“Bir gün Rasulullah (s.a.v.) otururken gülmeye başladı. Ta ki azı dişleri göründü. Hz. Ömer (r.a.) “Anam babam sana feda olsun Ya Rasulallah, seni böyle güldüren nedir?” diye sordu. Efendimiz de şöyle buyurdu: “Ümmetimden iki adam Allah Teâlâ’nın huzurunda diz çökmüş halde otururlar. Biri diğerini işaret ederek: “Ya Rabbi bundan benim hakkımı al.” der. Allah Teâlâ da ona kardeşinin hakkını ödemesini emreder. “Adam ya Rabbi iyiliklerimden hiçbir şeyim kalmadı. Ne vereyim?” deyince diğeri “Ya Rabbi o halde günahlarımın bir kısmını yüklensin.” der. Sonra Rasulullah’ın gözleri yaşla doldu ve şöyle buyurdu: “İşte o pek büyük bir gündür. O gün insanlar günah ağırlıklarının üstlerinden alınmasına ihtiyaç duyarlar.”

(Hâkim Enes b. Malik’ten nakletmiştir)

Bazı nebevi hadislerde şöyle geçer: Bir anne kıyamet günü oğlunu görür. Çok büyük zorluk içindedir. Der ki: “Oğlum, Sana göğsümü ve karnımı sığınak yaptım. Göğsümü bir pınar kıldım. Sende bugün bana dönecek bir iyilik var mı oğlum?” Oğlu da şöyle der: “Ben de senin şikâyet ettiğin şeyden şikâyetçiyim.”

O yüzden o zor günde insan başkasının ağırlığını taşıyamayacak.

(( إن ذاك اليوم عظيم يحتاج الناس أن يحمل عنهم من أوزارهم فقال الله تعالى للطالب أرفع بصرك فأنظر في الجنان فرفع رأسه فقال يا رب أرى مدائن من ذهب وقصورا من ذهب مكللة باللؤلؤ لأي نبي هذا أو لأي صديق هذا أو لأي شهيد هذا قال عليه الصلاة والسلام هذا لمن أعطى الثمن قال يا رب ومن يملك ذلك قال أنت تملكه قال بماذا قال بعفوك عن أخيك قال يا رب فإني قد عفوت عنه قال الله عز وجل : فخذ بيد أخيك فأدخله الجنة ، لذلك فقال رسول الله عند ذلك اتقوا الله وأصلحوا ذات بينكم فإن الله تعالى يصلح بين المسلمين ))

[ أخرجه الحاكم عن أنس بن مالك ]

O gün insanlar günah ağırlıklarının üstlerinden alınmasına ihtiyaç duyarlar. Sonra şöyle buyurdu: Allah o iki kişiden ilk konuşana “gözünü yukarı kaldır ve cennetlere bak” buyurur. O kişi “Ya Rabbi altından yapılmış şehirler ve incilerle süslenmiş saraylar görüyorum. Bunlar hangi peygamber, hangi sıddık veya hangi şehidindir?” diye sorar. Allah Teâlâ “ücretini verenlerin” buyurur. Adam “Ya Rabbi bunların ücretini vermeye kim güç yetirebilir ki?” der. Allah Teâlâ “sen buna güç yetirebilirsin.” buyurur. Adam “Ya Rabbi ne ile?” der. Allah Teâlâ “kardeşini affetmekle” buyurur. Bunun üzerine adam “kardeşimi affettim.” der. Allah Teâlâ da “kardeşinin elinden tut ve onu cennete girdir.” buyurur. Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyuruyor: “Allah’tan sakının, takvalı olun. Aranızı düzeltin. Ki Allah Teâlâ Müslümanların arasını düzeltir.”

(Hâkim Enes b. Malik’ten nakletmiştir)

Öyleyse:

(( اتقوا الله وأصلحوا ذات بينكم ))

“Allah’tan sakının Aranızdaki anlaşmazlıkları düzeltin.”

Burada ilk anlam şudur: Allah ile aranı düzelt.

İkinci anlam da şudur: Etrafındaki insanlarla aranı düzelt.

Eşin etrafındaki insanlardandır. Onun ailesi etrafındaki insanlardandır.

Ben daima şöyle derim: Senin dünyaya gelmene sebep bir baban var. Seni evlendiren bir baban var ki o da amcandır. Yani amcalarına kötülük yapmakta ustalaşmış akrabalar da vardır. Öyleyse seni dünyaya getiren, evlendiren ve seni Allah’a yönlendiren bir baban var. Yani üç baban var, dünyaya getiren, evlendiren ve Allah’a götüren.

(( قال : اتقوا الله وأصلحوا ذات بينكم فإن الله تعالى يصلح بين المسلمين يوم القيامة ))

Diyor ki: Allah’tan sakının. Aranızı düzeltin. Çünkü Allah Teala kıyamet günü Müslümanların arasını düzeltir.”

Değerli kardeşlerim, Marifet şudur, senin akrabaların, ailen, eşinin ailesi, akrabaları, oğulların, kızların, damatların, gelinlerin var. Bu geniş aile oluşumunda her zaman yapıcı unsur ol. Yıkıcı bir unsur olma. “Benim alakam yok” (deme). Size acı bir şey söyleyeyim: Ehl-i Sünnet, halkın arasından geri çekilmenin bedelini ödedi. Hem de çok ağır ödedi. Çocukluk yaptılar, alakam yok, bir dahlim yok dediler. O zaman damarlarından biri kopmuş oldu. İnsanın halkın içinde çekilip sıyrılması büyük bir günahtır. Bu bizim Arap dünyasında meydana gelen elim hadiselerden alacağımız bir öğüt, bir ibrettir. İmam (Allah ondan razı olsun) bunların hepsine dua etmişti. Doğuda ve batıda olan herkese. Bizler şu anda sıkıntı içerisindeyiz ve bu zorluk ve sıkıntı birçok ülkeye yayıldı; Mısır, Libya, Şam, Yemen, Irak. Devletler sıkıntı üzerine sıkıntıya katlanıyorlar. Allah Subhanehu ve Teâlâ’dan bu sıkıntıların bir ihsana dönüşmesini dileriz. Şu söz bizi mutlu ediyor:

Her sıkıntı ve zorluğun ardından Allah’tan bir lütuf ve ihsan gelir. Tüm zorluklardan sonra Allah’a dönüş olur.

Hamd, âlemlerin Rabbi olan Allah’a aittir

Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla. Âlemlerin Rabbi olan Allah’a hamd olsun. Salât ve Selam Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.v.)’e, tertemiz ailesi ve ashabına olsun. Allah’ım bize ver, mahrum etme, bize ikram et, yasaklama. Bizi üstün kıl. Senden Razı olmamızı nasip eyle ve bizden razı ol. Ümmi olan peygamberimize, âli ve ashabına salât ve selam buyur.

Alemlerin Rabbi Olan Allah’a Hamdolsun