Rahman ve Rahim Olan Allah’ın Adıyla

Hamd, âlemlerin Rabbi olan Allah’a mahsustur. Salât ve Selam dürüst ve sözünün eri olan Hz. Muhammed (s.a.v.)’e olsun.

Kişinin İmanı Arttıkça Rabbine Sadık Olur, O’nu tasdik eder:

Müslim’in Sahihinde Enes (r.a.)’dan Rasulullah (s.a.v.)’in şöyle buyurduğu nakledilmektedir:

يؤتى بأنعم أهل الدنيا من أهل النار ـ أي: من كان في الدنيا من أشد الناس نعيماً؛ حياته, بيته, مركبته, ثيابه, أناقته, بذخه, طعامه, شرابه, حفلاته؛ هناك أشخاص أغنياء جداً, ويعيشون حياة تفوق حدّ الخيال ـ قال: يُؤتى بأنعم أهل الدنيا, من أهل النار يوم القيامة ، فيصْبَغ في النَّار صبغة، ثم يقال: يا بن آدم ، هل رأيتَ خيراً قط ؟ هل مرَّ بك من نعيم قط ؟ فيقول: لا والله يا رب, ـ هذه الدنيا لا شأن لها عند الله, لا تعدل عند الله جناح بعوضة؛ لو أن الإنسان أعطي الدنيا كلها؛ أعطي أموالها, ونساءها, وبيوتها, ومركباتها, وبساتينها, ومركزها, ثم صبغ صبغة في النار ـ ثم يقال: هل رأيت خيراً قط؟ هل مرّ بك من نعيم قط؟ فيقول: لا والله يا رب, ثم يؤتى بأشد الناس بؤساً في الدنيا, ـ أي يكاد يموت من الجوع؛ ليس عليه شيء يستره, يعاني من أمراض لا تحتمل, مات في السجن مثلاً من شدة التعذيب ـ أشد الناس بؤساً في الدنيا، من أهل الجنة, فيصبَغُ صَبْغَة في الجنة، فيقال له : يا بنَ آدمَ ، هل رأيتَ بؤساً قط ؟ هل مرَّ بك مِنّ شدَّة قط؟ فيقول : لا والله يا رب، ما مرَّ بي بُؤس قط، ولا رأيتُ شدِّة قط

[أخرجه مسلم عن أنس بن مالك]

“Cehennemliklerin dünyada en müreffeh olanı getirilecek. -Yani, dünyada en çok nimete sahip olmuş, hayatı, evi, aracı, kıyafeti, dış görünüşü, lüksü, yediği, içtiği, törenleri en gösterişli olanı getirilecek. Ki dünyada çok zengin vardır ve onlar hayal gücünün de ötesinde bir hayat yaşarlar. – Kıyamet gününde cehennem ehlinin en müreffeh hataya sahip olanı getirilecek, bir kez ateşe batırılacak ve denecek ki: “Ey Âdemoğlu, dünyada hiç hayır gördün mü? Orada sana hiç nimet verildi mi?” O da diyecek ki: “Hayır, vallahi görmedim” – Bu dünyanın Allah katında hiçbir değeri yoktur. Öyle ki Allah katında bir sivrisinek kanadı kadar bile değeri olamaz. İnsana tüm dünya verilse, mal, kadın, ev, araba, tarla, makamlar önüne serilse, sonra da cehennem ateşine bir kez batırılıp, “orada hiç nimet gördün mü, sana hayır dokundu mu?” diye sorulsa, “Hayır, vallahi görmedim” der.- Sonra dünyada en çok sıkıntı çekmiş olan kişi getirilir, öyle ki neredeyse açlıktan ölecek kadar fakirdir, üzerini örtecek hiçbir şeyi yoktur, tahammül edilemez hastalıklara maruz kalmıştır, mesela eziyet sebebiyle hapishanede vefat etmiştir. Yani dünyada en çok sıkıntı çekmiş kuldur ve cennet ehlidir. O da cennete bir kez sokulur ve sorulur: “Ey Âdemoğlu, Dünyada hiç sıkıntı çektin mi? Her hangi bir musibet başına geldi mi?” O da der ki: “Hayır, vallahi sıkıntı çekmedim.”

(Müslim Enes b. Malik (r.a.)’dan nakletmiştir)

İnce ve önemli bir nokta vardır: Rabbimiz Azze ve Celle cehennem ehlinin azabını nitelendiriyor. Bu kelamın manasız olması akıl alır bir şey midir? İnsanın imanı arttıkça Rabbine sadık olur. Bunun için Mümin cehennemden korkar, bir hurma parçası kadar bile olsa ateşten sakınır, bunu da Allah’a itaatle yapar. Allah yolunda harcayarak, ilim öğreterek, ilim meclislerine giderek yapar.

Bu neviden Hz. Ali (r.a) buyuruyor ki: “Ey Oğlum! Sonu cehennem olan hayır hayır değildir, sonu cennet olan şer de şer değildir. Cennet dışındaki her nimet onun yanında çok küçüktür. Cehenneme nispetle her bela onun yanında afiyet sayılır.”

Akıllı olan Rabbini tasdik eder. Kuran okur ve “Yüce Allah doğru söyledi” der. Bir hurma parçası kadar da olsa cehennem ateşinden sakınır. Bunu da Allah’a itaatle yapar.

Akıllı Olan Rabbini Tasdik eder ve Cehennem Azabından Sakınır:

Başka bir hadis daha vardır: Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in şöyle buyurduğu naklediliyor:

 إنَّ أهّوَنَ أهّلِ النَّار عذاباً يومَ القيامة رَجُل يُوضَعُ في أخْمَص ))
(( قدَميّهِ جمرتان ، يغلي منهما دماغُهُ, كما يغلي المرْجلُ بالقمقم 

[أخرجه البخاري ومسلم عن النعمان بن البشير]

“Cehennem ehlinin en hafif azap görecek olanının ayaklarının tabanına iki ateş koru koyulacak ve bunlardan dolayı beyni kaynayacaktır. Tıpkı kazanın şişeyi kaynattığı gibi”

(Buhari ve Müslim Numan b. Beşir’den nakletmiştir)

Geçtiğimiz günlerde ülkemize sıcak hava dalgası gelmişti. Gölgede ölçülen sıcaklık 51 derece idi. Güneşte ise 71 dereceye ulaşıyordu. Körfezde, gölgedeki sıcaklık 58 derece iken, güneşte 84 dereceleri buluyordu. Hepinizin bildiği gibi ateş bin yıl yandığında kırmızı, bin yıl daha yandığında beyaz, sonra bin yıl daha yanarsa siyah olur. Cehennem ateşi ise, gece gibi simsiyahtır. Biliyoruz ki güneş kırmızıdır, yüzeyindeki sıcaklık 6000 derecedir, merkezindeki sıcaklık ise 20 milyon dereceye ulaşmaktadır. Sıcaklık 51 derece olduğunda insanlar eve kapanıyorlar, işlerini bırakıyorlar hatta aşırı sıcaktan ölenler oluyor. Yani neredeyse insanlar derilerinden çıkacak gibi oluyorlar. Güneşin yüzeyinde 6000, derinliklerinde ise 20 milyon derece sıcaklık nasıl olur?! Ve bu kızıl güneş beyazlık veya siyahlık derecesine ulaşmamıştır. Bunun yanında cehennem ateşi ise siyahtır. Rabbimiz buyuruyor ki:

﴾ فَمَا أَصْبَرَهُمْ عَلَى النَّارِ ﴿

[سورة البقرة الآية:175]

“Onlar ateşe karşı ne kadar da dayanıklıdırlar(!)”

(Bakara Suresi: 175)

İnsan bir başkası kendisine eziyet etmesin diye tüm mal varlığını feda edebilir. “Her şeyimi al, beni bırak” der. Bir kötülüğü tattığında, eziyete maruz kaldığında böyleyken, Allah Teâlâ’nın şu sözünü duyduğunda nasıl olur: “Elim (acı) bir azap vardır, zelil bir azap, büyük bir azap vardır” Bu sözün zaman zaman söylenmesi gerekir. Peki, ateşin manası nedir? Ateş tahammül edilemez bir azaptır. Şöyle ki:

﴾ ربَّنَا اصْرِفْ عَنَّا عَذَابَ جَهَنَّمَ إِنَّ عَذَابَهَا كَانَ غَرَاماً ﴿

[سورة الفرقان الآية:65]

“Onlar, şöyle diyenlerdir: “Ey Rabbimiz! Bizden cehennem azabını uzaklaştır, gerçekten onun azabı sürekli bir helâktir!”

(Furkan Suresi: 65)

Şöyle demek; “Vallahi Ya Rabbi ben sana cehennemden korktuğum için veya cenneti istediğim için kulluk etmiyorum” Kuran’a ters bir sözdür. Veya bir Allah dostunun şöyle bir sözü vardır: “Ya Rabbi ben cehenneminden korktuğum için ibadet etmiyorum” Yani ben cehennemden korkmuyorum. Fakat peygamberler de cehennemden korkarlar. Kuran’ı Kerim’de de bu korkudan söz edilir. Cehennemden korkmak temel bir şeydir, bu normal bir durumdur. Asıl korkmamak aşırılıktır ve bu aşırılık da kabul edilir bir şey değildir.

﴾ ربَّنَا اصْرِفْ عَنَّا عَذَابَ جَهَنَّمَ إِنَّ عَذَابَهَا كَانَ غَرَاماً ﴿

[سورة الفرقان الآية:65]

“Onlar, şöyle diyenlerdir: “Ey Rabbimiz! Bizden cehennem azabını uzaklaştır, gerçekten onun azabı sürekli bir helâktir!”

(Furkan Suresi: 65)

﴾ إِنَّهَا سَاءَتْ مُسْتَقَرّاً وَمُقَاماً ﴿

[سورة الفرقان الآية:65]

“Şüphesiz, ne kötü bir durak ve ne kötü bir konaktır orası.”

(Furkan Suresi: 66)

Cehennemden Korkmak, Allah’a İtaate Teşvik Edici Etkenlerden Biridir:

Bazen insan başka bir insandan korkar, onu çok önemli görür ve onun için akıl almaz derecede dilini disipline eder ki kardeşinin azabı altında kalmasın. Peki, bu durumda insan Allah Azze ve Celle’nin azabını nasıl umursamaz? Allah Teâlâ buyuruyor ki:

﴾ فَمَا أَصْبَرَهُمْ عَلَى النَّارِ ﴿

[سورة البقرة الآية: 175]

“Onlar ateşe karşı ne kadar da dayanıklıdırlar(!)”

(Bakara Suresi: 175)

Ayet ilginç! Allah tarafından bir şaşkınlık ifadesi gelmiştir. “Ateşe nasıl cüret edebilir!?” Bir davranışta bulunur, cehennemi hak eder ve korkmaz. Fesadı yayar, haram mal yer, zina eder. (Ama korkmaz)

Bugün bir kardeşimizin anlattığına göre o komşu ülkelerden birinde bir genel ev kulübü görüyor. Telefon ediyorlar, görüşmeyi yapan kişi “Benim bir genel evim var” diyerek telefonu açıyor. Kulübün müdürü ile konuştuğunda öğreniyor ki, o bu işi yapmıyor. Bu akıl almaz bir şey! Bu genel evi açan kişi ne yapıyor? Hayat kadınlarının kazandıkları ile refah içinde yaşıyor, onlara da yüzde on, hatta binde on pay veriyor. O’na beş yüz verirken kendine beş bin alıyor. Onun iki, üç, dört hatta beş tane böyle evi var. O nasıl yaşayabiliyor? Kendisi ile nasıl bir denge sağlayabiliyor? En ahmak insan cehennemden korkmayan insandır. Allah’a itaate teşvik edici etkenlerden bir tanesi de cehennemden korkmaktır:

 إنَّ أهّوَنَ أهّلِ النَّار عذاباً يومَ القيامة: رَجُل يُوضَعُ في أخْمَص ))
(( قدَميّهِ جمرتان، يغلي منهما دماغُهُ, كما يغلي المرْجلُ بالقمقم 

[أخرجه البخاري ومسلم عن النعمان بن البشير]

“Cehennem ehlinin en hafif azap görecek olanının ayaklarının tabanına iki ateş koru koyulacak ve bunlardan dolayı beyni kaynayacaktır. Tıpkı kazanın şişeyi kaynattığı gibi”

(Buhari ve Müslim Numan b. Beşir’den nakletmiştir)

Son gelen sıcak hava dalgası bir örnektir  ki neredeyse insanlar derilerinden çıkacak gibi oldular.

﴾ فَمَا أَصْبَرَهُمْ عَلَى النَّارِ ﴿

[سورة البقرة الآية: 175]

“Onlar ateşe karşı ne kadar da dayanıklıdırlar(!)”

(Bakara Suresi: 175)

İnsanların Günahlara Ve Hataya Yönelmesi, Rasulullah (s.a.v.)’ın da Onları Sünneti İle Cehennem Ateşinden Koruması:

Enes (r.a.)’tan Rasulullah (s.a.v.)’in şöyle buyurduğu nakledilmektedir:

 والذي نفس محمد بيده، لو رأيتم ما رأيتُ لضحكتُم قليلاً، ولبَكَيْتم ))
(( كثيراً، قالوا : وما رأيتَ يا رسولَ الله ؟ قال : الجنةَ والنَّارَ 

[أخرجه مسلم والنسائي عن أنس بن مالك]

“Muhammed’in nefsi O’nun elinde olan Allah’a yemin ederim ki, benim gördüklerimi görseydiniz, az güler çok ağlardınız. Dediler ki: “Ne görüyorsunuz Ya Rasulallah?” Buyurdu ki: “Cenneti ve cehennemi görüyorum.”

(Müslim ve Nesai Enes b. Malik’ten nakletmiştir)

Dilerim ki bizden birine şöyle denildiğinde; “Milyonları olan bir şahıs var, bulutların üstünde yaşıyor, hiçbir problemi yok. Kendi hayatını yönetebiliyor, kendisi ve çocukları için kendinden sonra mutlu bir hayat hazırlıyor.” Bunu söylemeden önce, onun Allah katındaki sonunu bir hayal etseniz. Eğer siz o şahsın sonunu düşünmezseniz, denge problemi yaşarsınız, dengeniz bozulur. İstikamet üzere, vera sahibi ama yemeğini temin edemeyen bir kişi bulursunuz. Bir diğeri ise dine söver, ilaha söver, ama mal önünde toprak gibi boldur. Onun için “Ne kadar da şanslı!” deme. Yoksa cahil olursun. Karun kavminin karşısına ziyneti ile çıktığında şöyle denmişti:

﴾ قَالَ الَّذِينَ يُرِيدُونَ الْحَيَاةَ الدُّنْيَا يَا لَيْتَ لَنَا مِثْلَ مَا أُوتِيَ قَارُونُ إِنَّهُ لَذُو حَظٍّ عَظِيم ﴿

[سورة القصص الآية:79]

“Dünya hayatını arzu edenler, “Keşke Karun’a verilen (servet) gibi bizim de (servetimiz) olsaydı. Şüphesiz o büyük bir servet sahibidir” dediler.”

(Kasas Suresi: 79)

﴾ وَقَالَ الَّذِينَ أُوتُوا الْعِلْمَ وَيْلَكُمْ ثَوَابُ اللَّهِ خَيْرٌ لِمَنْ آَمَنَ وَعَمِلَ صَالِحاً وَلَا يُلَقَّاهَا إِلَّا الصَّابِرُون ﴿

[سورة القصص الآية:80]

“Kendilerine ilim verilmiş olanlar ise, “Yazıklar olsun size! İman edip de iyi işler yapanlara Allah’ın vereceği mükâfat daha hayırlıdır. Ona da ancak sabredenler kavuşturulur” dediler.”

(Kasas Suresi: 80)

﴾ فَخَسَفْنَا بِهِ وَبِدَارِهِ الْأَرْضَ ﴿

[سورة القصص الآية:81]

“Sonunda onu da, sarayını da yerin dibine batırdık.”

(Kasas Suresi: 81)

Dünyada insanların yaşadığı azabı görüyorsunuz. Mesela en üst düzey güce sahip insanın her şey önüne serilidir. Der ki: “Bende lenf düğümlenmesi diye bir hastalık var” Her şey elindedir. Dünyadaki tüm doktorlara gitme imkânı vardır. Peki, nedir lenf düğümlenmesi? Kötü bir hastalıktır. O kuvvetli kişi bu hastalığa dûçar oldu ve işi gücü bırakıp bir kenara çekilmek zorunda kaldı. İşte bu, dünyadaki azaptır. Peki, cehennem ehline olan azap nasıldır?

Rasululah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

مثلي ومثلكم: كمثل رجل أوْقَدَ ناراً فَجَعَلَ الجَنَادِبُ والفَرَاشُ يَقَعْنَ ))
(( فيها، وهُوَ يَذُبُّهُنَّ عنها، وأنا آخِذٌ بِحُجَزِكُم عن النار، وأنتم تَفَلَّتُونَ مِن يَدِي

[أخرجه مسلم عن جابر]

“Benimle sizin misaliniz, şu temsile benzer: Bir adam var ateş yakmış. Ateş etrafı aydınlatınca, pervaneler (gece kelebekleri) ve aydınlığı seven bir kısım hayvanlar bu ateşe kendilerini atmaya başlarlar. Adamcağız onları kurtarmaya (mâni olmaya) çalışır. Ancak hayvanlar galebe çalarak çoklukla ateşe atılırlar. Ben (tıpkı o adam gibi) ateşe düşmemeniz için belinizden yakalıyorum, ancak siz ateşe koşuyorsunuz”

(Müslim Cabir’den nakledilmiştir)

İnsanlar hatalara ve günahlara doğru koşarlar. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) de bizi sünneti ile o ateşten korur. Ama insanlar koşmaya devam ederler. En basit şey: Yolda yürü, dağa çık, yoldakilere bir bak, sonra yüzeydekilere bak. Şam’ın nerede olduğunu bilir misin? Orada bir avludan başka bir şey yoktur. Gece boyunca bir duraktan diğerine gidersin ki birçok sapkın durak vardır, namazını bırakan, ibadetini terkeden, Allah’a yönelmeyi bırakan, evinin düzenini bırakan insanlar vardır.

İnsanın Zaman Zaman Allah’ı Sevdiği İçin Nimetlerini, Korktuğu İçin Azabını Hatırlaması:

Diğer bir hadis de şöyledir: Rasulullah (s.a.v.) Kureyş’i çağırdı ve şöyle buyurdu:

يا بني كعبِ بنِ لُؤيّ، أنِقذُوا أنفُسَكم مِنَ النَّارِ، يا بني مُرَّة بنِ ))
كَعبٍ، أنِقذُوا أنفُسَكم مِنَ النَّار، يا بني عبدِ شمسٍ، أنِقذُوا
أنفُسَكم مِنَ النَّارِ، يا بني عبدِ المطلب، أنِقذُوا أنفُسَكم
مِنَ النَّارِ، يا فَاطِمَةُ، أنِقذُي نفُسَكِ مِنَ النَّارِ، فإنّيَ لا أملك
(( لكم من اللّه شيْئاً

[أخرجه البخاري ومسلم والترمذي والنسائي عن أبي هريرة]

“Ey Kab b. Luey oğulları, kendinizi ateşten kurtarın! Ey Mürre b. Kab Oğulları, kendinizi ateşten kurtarın! Ey Abdi’ş-Şems Oğulları kendinizi ateşten kurtarın! Ey Abdü’l-Muttalip oğulları kendinizi ateşten kurtarın! Ey Fatıma kendini ateşten kurtar! zira Allah karında ben bile senin için bir şey yapamam.”

(Buhari, Müslim, Tirmizi ve Nesai Ebu Hureyre’den nakletmiştir)

İnsan zaman zaman korkmaya ihtiyaç duyar. Der ki: “Ya Rabbi biliyorsun ki seni seviyorum, senin sevdiklerini de seviyorum. Peki, yarattıklarına seni nasıl sevdireyim?” Der ki: “Onlara ayetlerimi, nimetlerimi ve belalarımı hatırlat.” Denge olabilmesi için sizinle cennet hakkında da konuşacağım. Cehennem hakkında bir ders yapmamız gerekliydi. İnsan korku ile caydırıcılar ile amel eder. Allah’ı yüceltmesi için ona Allah’ın ayetlerini hatırlatmalısınız, O’nu sevmesi için nimetlerini ve O’ndan korkması için de azabını hatırlatmalı, zikretmelisiniz.

Alemlerin Rabbi Olan Allah’a Hamdolsun