Radyo Semineri – Şam Radyosu – Çeşitli Seminerler – Seminer 14: Kadir Gecesi

2003-11-05

Kardeşlerim; Allah Teala’nın selamı, rahmeti ve bereketi üzerinize olsun. Bu buluşmamızda, bu mübarek gecelerde faziletli Şeyh Doktor Muhammed Ratib Nabulsi’yi ağırlamaktan mutluluk duyuyoruz. Faziletli Şeyh Doktor Allah Teala’nın selamı, rahmeti ve bereketi üzerinize olsun.

Doktor Ratib: Allah Teala’nın selamı, rahmeti ve bereketi sizin de üzerinize olsun. 
Spiker: Fazliletli Şeyh, Ezher Üniversitesi’nin Şam kolunda Bilimsel İcaz dalında hocalık yapmanıza ek olarak Şam Üniversitesi Eğitim Fakültesi’nde öğretim üyesi ve ayrıca Şam mescitlerinde hatip ve öğretmensiniz. Tabi her zaman kıymetli şeyh, mübarek kadir gecesi; Allah ve Rasulü’nü seven mümin kardeşimiz için çok önemli olan bu gece  hakkında güzel ve mükemmel konuşmalar yapılır. Bu mübarek gecenin içeriğinden biz nasıl bahsedebiliriz?

Doktor Ratib: Rahman ve rahim olan Allah’ın adıyla. Alemlerin Rabbi olan Allah’a hamdolsun. Salat ve selam, sadık ve sözüne güvenilir Efendimiz Muhammed’e (s.a.v.) olsun.
Cemal Bey, kadir gecesi büyük bir gecedir. Allah katında bin aydan daha hayırlıdır ve gerçekte Allah (c.c.) ile buluşma, O’na yönelme, O’nunla barışma, mağfiret ve tevbe gecesidir. Allah katında bin aydan daha hayırlıdır. Allah’a gerçek hakkını verirsen her şeye ulaşmış olursun. 

Ey Ademoğlu! Beni iste ki bulasın. Beni bulursan her şeyi bulursun. Beni kaçırırsan her şeyi kaçırırsın. Ben sana her şeyden daha sevgiliyim. Peki insan Allah Azze ve Celle’ye nasıl ulaşır?
Şüphesiz nefsine Allah’ı hatırlatması gerekir. Büyük İmam Ebu Hamid el-Gazali (Allah rahmet eylesin) konuşan ve susan iki beliğ vaize işaret ederek içindeki nefsine hitap etmiştir. Konuşan vaiz Kur’an-ı Kerim, susan vaiz ise ölümdür ki, ikisinde de öğüt alan herkes için yeterli şey vardır. İmam Gazali şöyle der: “Sen ey nefis! Kur’an’ın konuşan vaiz olduğunu tasdik ediyorsun. Allah Teala Kitab’ında şöyle buyuruyor: 

﴿مَنْ كَانَ يُرِيدُ الْحَيَاةَ الدُّنْيَا وَزِينَتَهَا نُوَفِّ إِلَيْهِمْ أَعْمَالَهُمْ فِيهَا وَهُمْ فِيهَا لَا يُبْخَسُونَ (15) أُولَئِكَ الَّذِينَ لَيْسَ لَهُمْ فِي الْآَخِرَةِ إِلَّا النَّارُ وَحَبِطَ مَا صَنَعُوا فِيهَا وَبَاطِلٌ مَا كَانُوا يَعْمَلُونَ (16)﴾

 

[ سورة هود ]

 

( Kim yalnız dünya hayatını ve onun zinetini isterse, biz onlara yaptıklarının karşılığını orada tastamam öderiz. Orada onlar bir eksikliğe uğratılmazlar. İşte onlar, kendileri için ahirette ateşten başka bir şey olmayan kimselerdir.(Dünyada) yaptıkları şeyler, orada boşa gitmiştir. Zaten bütün yapmakta oldukları da boş şeylerdir. )

 

(Hud Suresi/15-16)


Ey nefis! Dünya isteği ve sevgisine karşı Allah seni cehennemle tehdit ediyor. Ölümden sonra yanında götüremeyeceğin her şey de dünyalıktır. Eğer bir doktor seni en lezzetli yemeklere karşı hastalıkla tehdit etmiş olsaydı onlardan sakınıp uzak dururdun. Ey nefis! Doktor senin için Allah’tan daha mı doğru sözlü? Eğer öyleyse, ne kadar da nankörsün! Ve hastalık senin için ateşten daha kötüyse ne kadar da cahilsin! İmam Gazali (Allah rahmet eylesin) nefsine hitap etmeye devam eder ve şöyle der: Sonra susan vaiz olan ölümle ona öğüt vererek şöyle dedim: Konuşan sana vaiz susan vaizden haber veriyor. Nitekim Allah Teala şöyle buyuruyor:

﴿أَفَرَأَيْتَ إِنْ مَتَّعْنَاهُمْ سِنِينَ (205) ثُمَّ جَاءَهُمْ مَا كَانُوا يُوعَدُونَ (206) مَا أَغْنَى عَنْهُمْ مَا كَانُوا يُمَتَّعُونَ (207) ﴾

 

[ سورة الشعراء ]

 

( Ey Muhammed! Ne dersin; biz onları yıllarca (dünya nimetlerinden) yararlandırsak, sonra da kendilerine tehdit edildikleri şey gelse, (halleri nice olurdu?) (Dünyada) yararlandırıldıkları şeyler onlara fayda sağlamadı. )

 

(Şuara Suresi/206-207) 


Efendimiz Ömer b. Abdulaziz hilafetteki görevine girdiğinde bu ayeti okur, sonra da nefsine Nebi’nin (s.a.v.) şu sözünü hatırlatırdı:

(( ألا يا رب نفس طاعمة ناعمة في الدنيا، جائعة عارية يوم القيامة، ألا يا رب نفس جائعة عارية في الدنيا، طاعمة ناعمة يوم القيامة، ألا يا رب مكرم لنفسه و هو لها مهين، ألا يا رب مهين لنفسه و هو لها مكرم، ألا يا رب متخوفض و متنعم ماله عند الله من خلاق، ألا و إن عمل الجنة حزن بربوة، ألا و إن عمل النار سهل بسهوة، ألا يا رب شهوة ساعة أورثت حزناً طويلاً )) 

 

(( Dikkat edin! Dünyada tokluk ve bolluk içinde yaşayan nice kimse vardır ki, kıyamet günü aç ve çıplak (haşrolunacaktır). Dünyada aç ve çıplak olan nice kimse vardır ki kıyamet günü tok ve bolluk içinde olacaktır. Şuna dikkat edin! Nice kendini üstün görüp gururlanan vardır ki şahsiyetini yerle bir etmiştir. Nice kendini aşağı gören vardır ki onun saygınlığı vardır. Nice nimete ve bolluğa dalmış kimse vardır ki Allah katında nasibi yoktur. Dikkat edin! Cennete (götüren) amel tümsek ile engebelenmiştir. Cehenneme (giden) yol ovayla engesizleşmiştir. Dikkat edin! Nice bir anlık şehvet vardır ki geride uzun bir hüzün bırakır. ))


Spiker: Faziletli Şeyh Doktor Muhammed Ratib Nabulsi, Allah Azze ve Celle’den daima bir mükafat vardır. İbadet bir lezzettir. Ancak ibadetin ötesinde bir sevap ve ceza söz konusu. Bu konuyu daha derin nasıl anlatabiliriz? 
Doktor Ratib: Efendimiz Ali b. Ebi Talip’ten daha iyi anlatamayız. Bu büyük imam cezadan daha kötü bir şer, sevaptan daha iyi bir hayır yoktur. Dünyaya dair her şeyi dinlemesi görülmesinden, ahirete dair her şeyi görmesi ise dinlemesinden daha güzeldir. Görmektense duymak, gizli kalmasındansa haber almakla yetinin. Biliniz ki, dünyada eksik olup da ahirette artan şey, ahirette azalıp da dünyada çok olan şeyden daha hayırlıdır. Az verilen nice kimse kazanır da bolca verilen nice kimse kaybeder. Biliniz ki, emredildiğiniz şeyler nehyedildiklerinizden çok daha geniştir. Size helal kılınanlar haram kılınanlardan daha engindir. Çok olan için az olanı, genişletilmiş olan için dar olanı bırakın. Allah sizin için rızkı garanti etti ve çalışmayı da emretti. Garanti edilen sizin için yükümlü tutulduklarınızdan daha üstün olmasın. Hemen çalışmaya başlayın ve ansızın gelen ecelden korkun. 
Rasulullah’ın (s.a.v.) şöyle dediği rivayet edilmiştir:

(( عَنْ أَسْمَاءَ بِنْتِ عُمَيْسٍ الْخَثْعَمِيَّةِ قَالَتْ سَمِعْتُ رَسُولَ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ يَقُولُ بِئْسَ الْعَبْدُ عَبْدٌ تَخَيَّلَ وَاخْتَالَ وَنَسِيَ الْكَبِيرَ الْمُتَعَالِ بِئْسَ الْعَبْدُ عَبْدٌ تَجَبَّرَ وَاعْتَدَى وَنَسِيَ الْجَبَّارَ الْأَعْلَى بِئْسَ الْعَبْدُ عَبْدٌ سَهَا وَلَهَا وَنَسِيَ الْمَقَابِرَ وَالْبِلَى بِئْسَ الْعَبْدُ عَبْدٌ عَتَا وَطَغَى وَنَسِيَ الْمُبْتَدَا وَالْمُنْتَهَى بِئْسَ الْعَبْدُ عَبْدٌ يَخْتِلُ الدُّنْيَا بِالدِّينِ بِئْسَ الْعَبْدُ عَبْدٌ يَخْتِلُ الدِّينَ بِالشُّبُهَاتِ بِئْسَ الْعَبْدُ عَبْدٌ طَمَعٌ يَقُودُهُ بِئْسَ الْعَبْدُ عَبْدٌ هَوًى يُضِلُّهُ بِئْسَ الْعَبْدُ عَبْدٌ رَغَبٌ يُذِلُّهُ )) 

 

[ الترمذي ]

 

(( Esma binti Umeys el Has’amiyye’den rivayetle Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: “Boş hayallere kapılıp da böbürlenen ve Büyük ve Yüce olan Allah’ı unutan kul ne kötü bir kuldur! Zorba ve saldırgan olup da Yüce Cebbar’ı unutan kul ne kötü kuldur! Gaflete dalarak gülüp oynayan, kabirleri ve çürümeyi unutan kul ne kötü kuldur! Taşkınlık eden, kibirlenen, başlangıç ve sonu unutan kul ne kötü kuldur! Şehvetlerle dinini ihlal eden kul ne kötü kuldur! Hırs ve tamahın sürüklediği kul ne kötü kuldur! Heva ve hevesin saptırdığı kul ne kötü kuldur! Zillete sürükleyen bir arzuya kendini kaptıran kul ne kötü kuldur!” ))

 

(Tirmizi)


Değerli kardeşlerim; Efendimiz Hasan b. Ali’den (Allah ikisinden de razı olsun) şöyle dediği rivayet edilmiştir: “Günahını Rabbine yükleyen günah işlemiş olur.” 
Allah’a nefret ederek itaat, zafer (edasıyla) isyan edilmez. İnsanlar itaatle hareket ederlerse Allah onları engellemez. Eğer kötülük yaparlarsa, bunu onlara emreden de O değildir. Onları itaate zorlasaydı sevabı kaldırırdı ve onlara günahı emretseydi cezayı kaldırırdı. Eğer onları ihmal etseydi kudretiyle aciz duruma düşerdi. Eğer itaat ederlerse onlara karşılıksız verir. Eğer isyan ederlerse .


İbni Ataullah İskenderi’nin Hikemü’l-Ataiyye isimli kitabında çok güzel sözler vardır. Bu büyük alim şöyle der: “Kim Allah’ın takdir ettiği (musibetlerde) bir lütuf bulunmadığını zannederse bakışındaki kusurdandır.”  Belki vermesi esirgemek, esirgemesi vermektir. Yaratıcıdan gelen nimet mahrumiyet olabilir ve Allah’tan gelen bir esirgeme de ihsan olabilir. Esirgeme konusunda sana anlayış kapısını açtığı zaman esirgeme bizzat nimete dönüşür. Yarattıklarından bir ürküntü verdiği zaman yakın dostluğundan sana kapı aralar. Oruçta ve namazda bulamadığını belki yoksunluklarında bulursun. O’ndan bir kazanç bekleme, nefsinden istek bekle. Kalbini ağyardan boşaltmadıkça marifet ve sırlarla dolduramazsın. Allah Teala ortak işi sevmediği gibi ortak kalbi de sevmez. Ortak iş ki, Allah’ın sevmediği şirki barındıran iştir. Allah Teala ortak işi sevmediği gibi şirk (karışan) kalbi de sevmez. Şirke (bulaşmış) ameli kabul etmez, şirk (içindeki) kalp de O’na yaklaşamaz.


Bu yüzden Peygamber (s.a.v.) hitaplarından birinde şöyle buyuruyor:

((رغم أنف عبد أدرك رمضان فلم يغفر له إن لم يغفر له فمتى ؟ ))

 

(( Ramazan’a erişip de affedilmeyen kulun burnu yere sürtünsün! (Ramazan’da) bağışlanmazsa ne zaman (bağışlanacak?) ))


Spiker: Kıymetli Şeyh Ratib Nabulsi, size çok teşekkür ediyoruz. Allah’ın selamı, rahmeti ve bereketi üzerinize olsun.
Doktor Ratib: Allah’ın selamı, rahmeti ve bereketi sizin de üzerinize olsun.