Televizyon Programları – Suriye Uydu Kanalı – Televizyon Dersleri – Ders (17-31): İbadetin Hakikati

1995-03-22

Oruç, İslam’ın İbadetlerinden Biridir:

  Saygıdeğer Mümin kardeşlerim, değerli İzleyiciler, Allah’ın selamı, rahmeti ve bereketi üzerinize olsun.
Ramazan orucu, İslam’daki ibadetlerden biridir. Kardeşlerim, ibadetlerin hakikati, Akaid yani inanç ile bağlantı kurmadığınız sürece açıklığa kavuşmayacaktır.

İnsanın Hakikati:

  Neden varım?
  Bu var oluştaki vazifem nedir?
  Öldükten sonra ne olacağım?
  Bunlar büyük ve önemli sorulardır! Bunlar herkesin kendine sorması ve cevapları hakkında iyice düşünmesi gereken sorulardır.
  Sonuçları ne kadar büyük olursa olsun her cahil bağışlanabilir, yeter ki var oluş nedenini, hayattaki gayesini ve yaratılış mesajını bilmek konusunda cahil olmasın.
  Yani kişinin nereden geldiğini, nereye gideceğini ne niçin yaratıldığını bilmesi gerekmektedir.
  En büyük utanç kardeşlerim; İlk yaratılan, değerli kılınan, kendisine akıl ve irade verilen insanın en büyük utanç sebebi, gafil bir şekilde yaşaması, hayvanların yediği gibi yeyip içip, varlığının hakikati ve hayattaki rolünün ne olduğu konusunda hiçbir şey bilmemesidir.
 Allah Teâlâ şöyle buyurmaktadır:

﴿ وَمَنْ يَرْغَبُ عَنْ مِلَّةِ إِبْرَاهِيمَ إِلَّا مَنْ سَفِهَ نَفْسَهُ ﴾

[ سورة البقرة : 130 ]

“Kendini bilmeyenden başka İbrahim’in dininden kim yüz çevirir?”

(Bakara Suresi: 130)

  “Kendini bilmeyen” kişiden maksat, varlığının değerini bilmeyen kişidir.
  İnsanın hikâyesi kardeşlerim, materyalistlerin zannettiği gibi, rahimden meydana gelmek ile yeryüzünün yok olmasından ibaret değildir. Onlara göre insan, doğum çığlığı ile can çekişme sırasındaki acı acı inilti arasında kalan bir varlıktır, ebedilik ve karşılık söz konusu değildir, isteyerek iyilik yapanla, her türlü kötülüğü işleyen kişi eşittir, ömrünü insanlar için şehvetlerine göre geçirenle, arzuları için insanlara göre yaşayan, hak yolunda ömrünü feda edenle, batıl yolda başkalarının hayatını gasp eden kişi arasında bir fark yoktur.
  Ancak Allah Teala buyuruyor ki:

﴿ أَيَحْسَبُ الْإِنْسَانُ أَنْ يُتْرَكَ سُدًى * أَلَمْ يَكُ نُطْفَةً مِنْ مَنِيٍّ يُمْنَى * ثُمَّ كَانَ عَلَقَةً فَخَلَقَ فَسَوَّى * فَجَعَلَ مِنْهُ الزَّوْجَيْنِ الذَّكَرَ وَالْأُنْثَى * أَلَيْسَ ذَلِكَ بِقَادِرٍ عَلَى أَنْ يُحْيِيَ الْمَوْتَى ﴾

[ سورة القيامة : من 36 إلى 40 ]

“İnsan, kendisinin başıboş bırakılacağını mı zanneder. O dökülen meniden ibaret az bir su değil miydi? Sonra bu, bir “alaka” oldu. Derken Allah onu yaratıp güzelce şekillendirdi. Nihayet ondan da erkek ve dişi iki eşi var etti. Şimdi, bunları yapan Allah’ın ölüleri diriltmeye gücü yetmez mi?”

(Kıyame Suresi: 36-40)

﴿ أَفَحَسِبْتُمْ أَنَّمَا خَلَقْنَاكُمْ عَبَثاً وَأَنَّكُمْ إِلَيْنَا لَا تُرْجَعُونَ ﴾

[ سورة المؤمنون : 115 ]

“Sizi boşuna yarattığımızı ve bize tekrar döndürülmeyeceğinizi mi sandınız?”

(Müminun Suresi: 115)

﴿ أَمْ حَسِبَ الَّذِينَ اجْتَرَحُوا السَّيِّئَاتِ أَنْ نَجْعَلَهُمْ كَالَّذِينَ آَمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ سَوَاءً مَحْيَاهُمْ وَمَمَاتُهُمْ سَاءَ مَا يَحْكُمُونَ ﴾

[ سورة الجاثية : 21 ]

“Yoksa kötülük işleyenler, kendilerini, inanıp salih amel işleyenler gibi kılacağımızı; hayatlarının ve ölümlerinin bir olacağını mı sanıyorlar? Ne kötü hüküm veriyorlar!”

(Casiye Suresi: 21)

İnsan Niçin Yaratıldı?

 Değerli izleyiciler, İnsan Allah Teala’ın yeryüzündeki halifesi olarak yaratılmıştır. Nitekim Allah Teâlâ şöyle buyurmaktadır:

﴿ إِنِّي جَاعِلٌ فِي الْأَرْضِ خَلِيفَةً ﴾

[ سورة البقرة : 30 ]

“Ben yeryüzünde bir halife yaratacağım”

(Bakara Suresi: 30)

1- İnsan, Allah’ı bilmek ve O’nu tanımak için yaratılmıştır:

  Bu halifelikteki en önemli şey, insanın Rabbini bilmesi, O’nu hakkıyla tanımasıdır.
 Allah Teâlâ şöyle buyurmaktadır:

﴿ اللَّهُ الَّذِي خَلَقَ سَبْعَ سَمَوَاتٍ وَمِنَ الْأَرْضِ مِثْلَهُنَّ يَتَنَزَّلُ الْأَمْرُ بَيْنَهُنَّ لِتَعْلَمُوا أَنَّ اللَّهَ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ قَدِيرٌ وَأَنَّ اللَّهَ قَدْ أَحَاطَ بِكُلِّ شَيْءٍ عِلْماً ﴾

[ سورة الطلاق : 12 ]

“Allah, yedi göğü ve yerden bir o kadarını yaratandır. Allah’ın emri bunlar arasından inip durmaktadır ki, Allah’ın her şeye kadir olduğunu ve Allah’ın her şeyi ilmiyle kuşattığını bilesiniz.”

(Talak Suresi: 12)

2- İnsan, Allah’a ibadet etmek için yaratılmıştır:

Bu halifelikteki ikinci önemli şey ise, insanın hakkı ile ibadet etmesidir. Nitekim Allah Teâlâ şöyle buyurmaktadır:

﴿ وَمَا خَلَقْتُ الْجِنَّ وَالْإِنْسَ إِلَّا لِيَعْبُدُونِ ﴾

[ سورة الذاريات : 56 ]

“Ben cinleri ve insanları, ancak bana kulluk etsinler diye yarattım.”

(Zariyat Suresi: 56)

 Su, yeryüzü içindir, yeryüzü bitkiler, bitkiler hayvanlar, hayvanlar da insanlar için yaratılmıştır. Peki, insan ne için vardır? İnsan, Allah için vardır, O’nu tanımak, O’na ibadet etmek ve bu marifet ve ibadet ile mutlu olması için yaratılmıştır. Bu, her hangi bir insana, taşa, ineğe, ağaca, güneşe veya aya kulluk etmek ile elde edilemez. “Ey Âdemoğlu, beni arayın ki bulasınız, Zira beni bulursanız, her şeyi bulmuş olursunuz. Ama beni kaybederseniz, her şeyi kaybetmiş olursunuz. Ben size her şeyden daha sevimliyim.”
  Ya Rabbi, seni kaybeden neyi bulur? Seni bulan neyi kaybeder? Eğer Allah seninleyse, kim karşında durabilir ve Allah seninle değilse, kim yanında kalabilir?
  Allah’ın var olduğunu, bir ve mükemmel olduğunu bilmek ilmin son noktasıdır…
 Allah’a itaat edip O’na yaklaşmak, amelin son noktasıdır…
  Bu iki hakikat, tüm peygamberlerin mesajlarının ortak manası ve özüdür… Allah Teâlâ buyuruyor ki:

﴿ وَمَا أَرْسَلْنَا مِنْ قَبْلِكَ مِنْ رَسُولٍ إِلَّا نُوحِي إِلَيْهِ أَنَّهُ لَا إِلَهَ إِلَّا أَنَا فَاعْبُدُونِ ﴾

[ سورة الأنبياء : 25]

“Senden önce gönderdiğimiz bütün peygamberlere, “Şüphesiz, benden başka hiçbir ilâh yoktur. Öyleyse bana ibadet edin” diye vahyetmişizdir.”

(Enbiya Suresi: 25)

  Allah’ın ulûhiyetini (ilah oluşunu) ve ubudiyetini (ibadet edilecek varlık oluşunu) bilmek, tüm peygamberlerinin risaletlerinin özüdür.

İbadetin Hakikati:

  Kıymetli seyirci kardeşlerim; İbadet, severek, istekli bir şekilde boyun eğmektir.
 İsteksiz bir şekilde boyun eğen, abid (ibadet eden) olamaz…
 Yine sevip isteyen ama boyun eğmeyen de abid olamaz…

Hem Allah’a isyan edecek, hem de onu sevdiğini iddia edeceksin, ömrümde böyle çirkin bir söz görmedim.
Eğer O’na karşı sevginde sadıksan, itaat edersin; Zira seven sevdiğine karşı itaatkârdır.
***

Boyun eğme ve sevgi, insanın fıtratında vardır. Zira Allah Teâlâ şöyle buyurmaktadır:

﴿ فَأَقِمْ وَجْهَكَ لِلدِّينِ حَنِيفاً فِطْرَةَ اللَّهِ الَّتِي فَطَرَ النَّاسَ عَلَيْهَا ﴾

[ سورة الروم : 30 ]

“Hakka yönelen bir kimse olarak yüzünü dine çevir. Allah’ın insanları üzerinde yarattığı fıtrata sımsıkı tutun.”

(Rum Suresi: 30)

Bu yüzden kardeşlerim, ibadet konusunda iki şeye dikkat çekmeliyiz:

Birincisi:

  Allah Azze ve Celle’nin dinine, emirleri ve yasaklarıyla, helalleri ve haramlarıyla sıkı sıkıya bağlanmalıyız. O’nun çizdiği yoldan, dinine uymaktan yüz çeviren kimse Allah’a ne kul olabilir, ne de ibadet eden bir abid olabilir. Ancak Allah’ın yaratıcı ve rızık verici olduğuna inanan, sıkıntılarında O’na dua eden ve zor anlarında Allah’a sığınan kişi, ibadet ve itaat etmiş bir kul sayılabilir.
  Boyun eğmenin aslı kardeşlerim, Allah’a boyun eğmenin temeli şudur:
  Allah Teala’nın varlığını, birliğini, ilmini ve hesaba çekeceğini, her türlü fayda ve zarara, hayra ve şerre, yaratmaya ve öldürmeye kadir olduğunu, her şeyin O’na ait olduğunu, O dilediğinde her şeyin olacağını ve dilemediğinde hiçbir şeyin olmayacağını, her şeyin sonunda Allah’a döneceğini bilinçli bir şekilde hissetmektir. Allah’a ibadet et ve O’na tevekkül et. Allah Teâlâ hükmeder, O’nun hükmüne karşı çıkabilecek hiçbir şey yoktur. O’nun perçeminden yakalayamayacağı hiçbir canlı olamaz.
  Bu bilinçli his, derinlik ve genişlik olarak ne kadar artarsa, kul o kadar Allah’a yönelir, O’na güvenir ve O’na yaklaşmaktan dolayı mutlu olur.

İkincisi:

  Kardeşlerim, ikinci önemli nokta, bu bağlılığın Allah’ı seven bir kalpten meydana gelmiş olmasıdır. Kul için varlıklar içinde bu sevgiye daha layık bir varlık yoktur. O (c.c.), fazilet ve ihsan sahibidir, insanı henüz anılır bir şey değilken yaratmış, yeryüzündeki her şeyi onun için var etmiştir. Nimetlerini ona gizli veya açıktan bol bol vermiş, insanı en güzel surette yaratmıştır. Onu değerli kılmış, âlemlere onu üstün kılmıştır, onu güzel yiyeceklerle rızıklandırmış, kendine yaklaşmakla onu mutlu etmiş, yeryüzünün halifesi kılmış, ona ruhundan üflemiş, meleklerine insana secde etmelerini emretmiştir. Allah’ı tanıyan O’nu tanıdığı kadar sever, sevgisinin derecesi Allah’ı tanıması ile bağlantılıdır. Bu yüzden insanlar içinde Allah Teâlâ’yı en çok seven Peygamber Efendimizdir (s.a.v.). Çünkü O, Allah’ı en iyi tanıyandır. Allah ile kalbi arasında direk bağlantıya sebep olan namaz, O’nun gözünün nurudur. Nitekim Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: “İçinizde en akıllınız, Allah’ı en çok seveninizdir”
  Kardeşlerim, oruç ibadettir. Bu ibadetin gereksinimlerinden biri de, kişinin Allah’ın emirlerine her zaman boyun eğmesi ve onun için Allah ve Resulü’nün onlardan başka her şeyden daha sevimli olmasıdır.
  Allahım, bizi cehalet ve şüphelerin karanlıklarından, marifet ve ilim nuruna çıkar, arzularımızın çukurundan alıp cennetine ulaştır. Oruçlarımızı ve namazlarımızı sana ihlâslı bir şekilde eda edebilmeyi nasip et.
  İzleyici kardeşlerim, beni dinlediğiniz için teşekkür ederim, daha sonra görüşmek üzere hoşçakalın.
 Allah’ın selamı, rahmeti ve bereketi üzerinize olsun.