Karanlık Mod
06-07-2026
Logo
?Fetva: 4– “ed-Dar” isminin Esmaü’l-Hüsna’dan biri olmadığı doğru mudur
   
 
 
Rahman ve Rahim Olan Allah’ın Adıyla  
 

Soru:

Saygıdeğer hocam Muhammed Ratıb en-Nablusi,
Allah’ın selamı, rahmeti ve bereketi üzerinize olsun.
“ed-Dar” isminin Esmaü’l-Hüsna’dan biri olmadığı doğru mudur?
Allah sizden razı olsun.

Cevap:

Rahman ve Rahim Olan Allah’ın Adıyla, Salât ve Selam dürüst ve sözünün eri olan Hz. Muhammed (s.a.v.)’in üzerine olsun. Şöyle ki;
Kıymetli kardeşim,
Allah’ın selamı, rahmeti ve bereketi üzerinize olsun.
Sorunuzun cevabı şu şekildedir: 
Ed-Dar (Zarar veren) isminin Esmaü’l-Hüsna’dan olduğuna dair sahih bir delil sabit olmamıştır ancak bu isim Allah’ın isimlerinin sayıldığı meşhur bir hadiste mevcuttur. Hadis Tirmizi ve diğerleri tarafından nakledilen zayıf bir hadistir. 
Alimler tarafından kabul edilmiş olan bilgi Esmaü’l-Hüsna’nın tevkifi olduğu yani ancak Kitap ve Sünnet ile sabit olacağıdır.
Bir isim bu şekilde sabit değilse ama manası sahih yani doğruysa Yüce Allah’ı tanımlamak için kullanılması caizdir. Denir ki: “Allah Teala (ed-Dar) zarar veren ve (en-Nafi) fayda verendir.” Çünkü ihbar yani Allah Teala’yı tanımlayan, O’nunla ilgili haber veren isimler Esmaü’l-Hüsna’dan daha geniş ve kapsamlıdır. Fakat bu isimle ibadet edilmez. Ve bir kişiye ed-Dar’ın kulu veya en-Nafi’nin kulu denmez. Çünkü esma olduğu sabit değildir. 
Ed-Dar isminin anlamı: ed-Dar zarar vermeye kadir olan ve yarattığı kullarından dilediğine zarar verendir.
Hayır da şer de Allah’tandır. Allah Teala’nın da buyurduğu gibi;

﴾ وَنَبْلُوكُمْ بِالشَّرِّ وَالْخَيْرِ فِتْنَةً وَإِلَيْنَا تُرْجَعُونَ ﴿

[ الأنبياء- 35 ]

 “Denemek için sizi kötü ve iyi durumlarla imtihan ederiz. Sonunda bize geleceksiniz.”  

[ Enbiya Suresi: 35 ]

Yine şöyle buyrulur:

﴾ وَإِنْ يَمْسَسْكَ اللَّهُ بِضُرٍّ فَلا كَاشِفَ لَهُ إِلا هُوَ وَإِنْ يَمْسَسْكَ بِخَيْرٍ فَهُوَ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ قَدِيرٌ ﴿

[ الأنعام- 17 ]

“Eğer Allah seni bir zarara uğratırsa onu kendisinden başka giderecek yoktur; ve eğer sana bir hayır verirse bilesin ki O her şeye kādirdir.” 

[ Enam Suresi: 17 ]

﴾ وَلَئِنْ سَأَلْتَهُمْ مَنْ خَلَقَ السَّمَاوَاتِ وَالأَرْضَ لَيَقُولُنَّ اللَّهُ قُلْ أَفَرَأَيْتُمْ مَا تَدْعُونَ مِنْ دُونِ اللَّهِ إِنْ أَرَادَنِيَ اللَّهُ بِضُرٍّ هَلْ هُنَّ كَاشِفَاتُ ضُرِّهِ أَوْ أَرَادَنِي بِرَحْمَةٍ هَلْ هُنَّ مُمْسِكَاتُ رَحْمَتِهِ قُلْ حَسْبِيَ اللَّهُ عَلَيْهِ يَتَوَكَّلُ الْمُتَوَكِّلُونَ ﴿

[ الزمر-38 ]

“Gerçek şu ki onlara, “Gökleri ve yeri kim yarattı?” diye soracak olsan, tereddüt etmeden “Allah” derler. De ki: “O halde söyler misiniz, Allah’ı bırakıp da taptığınız şu şeyler, Allah bana bir zarar vermek istese, O’nun vereceği zararı önleyebilirler mi? Yahut O bana bir rahmet dilese, onun rahmetini durdurabilirler mi?” De ki: “Allah bana yeter! Hakkıyla tevekkül edenler yalnız O’na güvenip dayanırlar.” 

[ Zümer Suresi: 38 ]

Tirmizi şöyle bir hadis nakletmektedir:

(( عن عُثْمَانَ بْنِ عَفَّانَ رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُ قال: قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: مَا مِنْ عَبْدٍ يَقُولُ فِي صَبَاحِ كُلِّ يَوْمٍ وَمَسَاءِ كُلِّ لَيْلَةٍ: بِسْمِ اللَّهِ الَّذِي لا يَضُرُّ مَعَ اسْمِهِ شَيْءٌ فِي الأَرْضِ وَلا فِي السَّمَاءِ وَهُوَ السَّمِيعُ الْعَلِيمُ ثَلاثَ مَرَّاتٍ لَمْ يَضُرَّهُ شَيْءٌ ))

“Osman b. Affân (r.a.)’den rivayet edildiğine göre, Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: “Bir kimse her gün ve her gece üç kere: "Bismillahillezi lâ yadurru mea ismini şey'un fil ardi velâ fissemai ve huvessemîu'l alîm (İsmi anılıp O’nun adına hareket edildikçe yerde ve gökte hiçbir şeyin zarar veremediği her şeyi duyan ve bilen Allah adıyla…) derse hiçbir şey ona zarar veremez.” 

Yine Tirmizi’den nakledilen bir hadis te şöyledir:

(( عَنْ ابْنِ عَبَّاسٍ قَالَ: كُنْتُ خَلْفَ رَسُولِ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ يَوْمًا فَقَالَ: يَا غُلَامُ إِنِّي أُعَلِّمُكَ كَلِمَاتٍ احْفَظْ اللَّهَ يَحْفَظْكَ احْفَظْ اللَّهَ تَجِدْهُ تُجَاهَكَ إِذَا سَأَلْتَ فَاسْأَلْ اللَّهَ وَإِذَا اسْتَعَنْتَ فَاسْتَعِنْ بِاللَّهِ وَاعْلَمْ أَنَّ الأُمَّةَ لَوْ اجْتَمَعَتْ عَلَى أَنْ يَنْفَعُوكَ بِشَيْءٍ لَمْ يَنْفَعُوكَ إِلا بِشَيْءٍ قَدْ كَتَبَهُ اللَّهُ لَكَ وَلَوْ اجْتَمَعُوا عَلَى أَنْ يَضُرُّوكَ بِشَيْءٍ لَمْ يَضُرُّوكَ إِلا بِشَيْءٍ قَدْ كَتَبَهُ اللَّهُ عَلَيْكَ رُفِعَتْ الأَقْلامُ وَجَفَّتْ الصُّحف ))

“İbn Abbas (r.a) 'dan rivayet edildiğine göre, o şöyle demiştir: Bir gün Rasulullah –(s.a.v.)'in bineğinin terkisinde oturuyordum. «Ey çocuk! Sana birkaç kelime öğreteceğim. Sen Allah’ı (dinini) koru ki, Allah da seni korusun; sen Allah’ı (dinini) koru ki, Allah’ı yanında bulursun. İstediğin zaman Allah’tan iste, yardım dilediğin zaman Allah’tan yardım dile. Bil ki, bütün insanlar eğer sana bir şeyle fayda vermek üzere toplansa, sana ancak Allah’ın senin lehine yazdığı şey ile fayda verebilirler ve eğer sana bir şey ile zarar vermek üzere toplansa ancak Allah’ın senin aleyhine yazdığı şeyle sana zarar verebilirler. Kalemler kaldırıldı ve sahifeler kurudu.”  

Alimler diyor ki: Bu gerçek manada sadece Allah’ın insana fayda verebileceğinin ve O’nun dışında kimsenin zarar veremeyeceğinin bir delilidir.
Allah Teala’nın ed-Dar yani zarar veren olarak nitelenmesi sanki Allah’a bir eksiklik atfedilmiş gibi bir algı yarattığından alimler bu sıfatın Allah’ın ancak en-Nafi yani iyilik veren sıfatı ile birlikte nitelenmesi gerektiğini söylemişlerdir. Yani Allah Subhanehu ve Teala hem zarar hem de fayda verendir. Tıpkı el-Kabıd, el-Basit ve el-Afuv, el-Müntakim isimlerinde olduğu gibi.
İbn Kayyım (Allah ona rahmet etsin) diyor ki: Allah’ın isimleri arasında tek başına kullanılanlar ve bir de diğer bir isimle birlikte kullanılanlar vardır. Mesela el-Kadir, es-Semi’, el-Basir, el-Aziz ve el-Hakim, bu isimlerle hem tek olarak hem de diğerleriyle birlikte dua edilebilir. “Ya aziz, ya halim, ya gafur, ya rahim” denilebilir. Her isim tek başına zikredilir. Aynı şekilde Allah’ı överken de O’nunla ilgili niteleme yaparken de tek ya da birden fazla esma bir arada kullanılabilir. 
Yani bazı isimler tek başına kullanılırken bazıları zıttı ile birlikte kullanılır. Tıpkı el-Mani, ed-Dar ve el-Müntakim isimlerinde olduğu gibi. Bu isimlerin karşıtı olmaksızın tek kullanılmaları caiz olmaz. Bu isimler el-Muti, en-Nafi ve el-Afuv isimleriyle birlikte kullanılırlar. Allah Teala el-Muti (Vreren), el-Mani (engelleyen), ed-Dar (zarar veren), en-Nafi (fayda veren), el-Müntakim (intikam alan), el-Afuv (Affeden), el-Muiz (izzetli kılan), el-Muzil (zelil eden)’dir. Çünkü bu isimler birlikte kullanıldığında her şey tamamlanmış olur. Vermek ve men etmek, fayda ve zarar vermek, affetmek ve intikam almak. Çünkü bu O’nun benzersiz bir Rab olduğunu, yaratılışı düzenleyen ve yöneten olduğunu ifade etmek içindir. Allah Teala tek olarak men etmek, intikam almak, zarar vermek gibi sıfatlarla övülmemelidir. Bu isimler birlikte kullanılan isimlerdir ve harfleri ayrılmayan tek bir isim gibi işlev görürler. Bu yüzden bu sıfatlar tek başına kullanılmaz, ancak diğer bir isimle kullanılır. “Ya Muzil, ya Dar, ya Mani” der ve Allah Teala hakkında bir bilgi verirseniz bu şekilde Allah Teala’yı övmüş ya da O’na hamd etmiş olmazsınız. (Bedaiu’l-Fevaid)
Allah Teala’nın zarar ve fayda veren olduğu yani aslında fayda vermek için zarar verdiği rivayet edilmiştir. Bu İbn Teymiye’nin de içinde bulunduğu alimler tarafından nakledilen bir görüştür:
Rab olan Allah Teala her şeyin yaratıcısı ve yöneticisidir. Veren de alan da O’dur, O zarar da verir fayda da verir. Alçaltıp yüceltendir, izzetli kılan da zelil eden de O’dur. Her kim verenin veya alanın, zarar ya da fayda verenin, izzetli kılıp zelil edenin Allah’tan başka biri olduğunu söylüyorsa Allah’ın rab sıfatına şirk koşmuş olur. Ancak bu şirkten kurtulmak isterse mesela ilk verene yönelsin ve ona ilk olarak nimetleri verene şükretsin. Kendisine iyilik yapan kişiye ise bakıp onu mükâfatlandırsın. Çünkü nimetlerin hepsi Allah’tandır. Allah Teala şöyle buyuruyor:

﴾ وَمَا بِكُمْ مِنْ نِعْمَةٍ فَمِنَ اللَّهِ ﴿

[ النحل – 53 ]

 “Elinizde nimet olarak ne varsa Allah’tandır.”  

[ Nahl Suresi: 53 ]

Allah Teala şöyle buyuruyor:

﴾ كُلّاً نُمِدُّ هَؤُلَاءِ وَهَؤُلَاءِ مِنْ عَطَاءِ رَبِّكَ ﴿

[ الإسراء – 20 ]

 “Hepsine, bunlara da ötekilere de rabbinin ihsanından kesintisiz veririz.”  

[ İsra Suresi: 20 ]

Allah Subhanehu ve Teala gerçekten asıl verendir. Rızkı yaratan, onu takdir eden ve dilediği kuluna veren Allah’tır. El-Muti kuluna veren ve kalbi de başkalarına vermeye sevk edendir. O hem ilk hem de sondur. Rububiyetin gereklilikleri hakkında bahsettiklerimizin hepsi budur.  
Bu yüce yolu izleyen kişi varlıklara kulluk etmekten ve onlara yönelmekten kurtulur, başkalarını kınamaktan ve onların kınamalarından arınır. Kalbinde sadece tevhid kalır, imanı güçlenir, göğsü ferahlar, kalbi nurlanır. Allah’a tevekkül ederse Allah ona yeter. 
Bu yüzden Faysal b. İyaz diyor ki “İnsanları tanıyan huzur bulur -Allah en iyisini bilir- Onların kendisine ne bir fayda ne de bir zarar veremeyeceğini bilir.”

Dr. Muhammed Ratıb en-Nablusi

Metni indir

نص الدعاة

Mevcut Diller

Resmi Gizle